Faizden Vazgeçmemek: Allah’a ve Resulü’ne Savaş İlanıdır
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
Elbette, Kur’an-ı Kerim Bakara Suresi 279. Ayeti’ni,
Kur’an-ı Kerim Bakara Suresi 279. Ayeti
1. Ayetin Arapça Metni:
فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا فَأْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ۚ وَاِنْ تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُؤُ۫سُ اَمْوَالِكُمْۚ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ
2. Ayetin Türkçe Meali (Elmalılı Hamdi Yazır):
Yok eğer yapmazsanız Allah ve Resulünden bir harbe hazır olun (harbe i’zan edin), ve eğer tevbe ederseniz sermayeleriniz yine sizindir, ne zulmedersiniz ne de zulme uğrarsınız.
3. Ayetin Detaylı Tefsiri:
Canım Kardeşim,
Bir önceki ayet-i kerimede Rabbimiz, “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve eğer gerçekten müminlerseniz geri kalan faizi bırakın!” buyurmuştu. Bu çok net ve kesin bir emirdi. Peki, ya bu emre uyulmazsa? Ya mümin olduğunu söyleyen kişi, Allah’ın bu çağrısına kulak tıkar ve faiz alacağında ısrar ederse ne olur? İşte Bakara Suresi’nin bu 279. ayeti, bu sorunun cevabını veriyor ve müminleri derinden sarsacak, tüyler ürpertecek bir uyarıyla başlıyor.
“Fe in lem tef’alû…” (Yok eğer yapmazsanız…) Yani, eğer Allah’ın emrettiği gibi, kalan faiz alacaklarınızı terk etmezseniz, bu büyük günahta ısrar ederseniz… İşte o zaman ne olacağını Rabbimiz şöyle bildiriyor: “…fe’żenû bi harbin mina’llâhi ve resûlihî!” (…Allah ve Resulü’nden (size karşı açılmış) bir harbe hazır olun/bunu böylece bilin!)
Düşünebiliyor musunuz? Allah ve Resulü ile savaş! Kur’an-ı Kerim’de başka hiçbir günah için bu kadar açık, bu kadar dehşet verici bir tehdit kullanılmamıştır. Bu ifade, faizde ısrar etmenin Allah katında ne kadar büyük bir cürüm, ne kadar dehşetli bir suç olduğunu gözler önüne seriyor. Kimdir ki Allah ile, O’nun Peygamberi ile harbe tutuşmaya cüret edebilsin? Kimdir ki böyle bir savaştan galip çıkabilsin? Bu, aciz bir kulun, Kâinatın Yaratıcısı’na ve O’nun en sevgili elçisine başkaldırması, düşman kesilmesi demektir. Bu tehdit, sadece ahiretteki bir savaşı değil, aynı zamanda dünyadaki ilahi gazabı, bereketsizliği, huzursuzluğu ve toplumsal çalkantıları da içerebilir. Faiz yiyenler, Allah’ın ve Resulü’nün düşmanlığını kazanmış olurlar. Onların himayesinden, rahmetinden mahrum kalırlar. Bu, ne büyük bir kayıp, ne korkunç bir akıbettir!
Bu “savaş ilanı”, faizin sadece bireysel bir günah olmadığını, aynı zamanda Allah’ın kurduğu adalet ve merhamet düzenine karşı bir başkaldırı olduğunu da gösterir. Faizde ısrar edenler, Allah’ın ekonomik ve sosyal hayata dair hükümlerini hiçe saymış, O’nun iradesine karşı çıkmış olurlar.
Ancak, Rabbimizin rahmeti gazabını geçmiştir. Bu kadar ağır bir tehdidin hemen ardından, O, kullarına bir çıkış yolu, bir kurtuluş kapısı gösteriyor: “Ve in tubtum…” (Ve eğer tövbe ederseniz…) Evet, ne kadar büyük bir günah işlemiş olursanız olun, ne kadar dehşetli bir tehditle yüz yüze kalmış olursanız olun, samimi bir tövbe ile Rabbimize yöneldiğimizde O’nun rahmet kapısı ardına kadar açıktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) ne güzel müjdeler: “Günahından (samimiyetle) tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.” (İbn Mâce, Zühd, 30). Tövbe, pişman olmak, o günahtan derhal vazgeçmek, bir daha işlememeye kesin karar vermek ve eğer kul hakkı varsa onu ödemektir. Faiz konusunda tövbe etmek de, faiz almaktan tamamen vazgeçmek, daha önce alınan haksız faiz kazançlarını sahiplerine iade etmek (eğer mümkünse) veya hayır yolunda sarf etmekle olur.
Peki, tövbe edenler ne yapacaklar? Faizden vazgeçtiler, ana paraları ne olacak? Rabbimiz bu konuda da adaletin en güzel ölçüsünü koyuyor: “…felekum ruûsu emvâlikum.” (…sermayeleriniz (ana paranız) yine sizindir.) Yani, borç verdiğiniz ana paranızı geri alma hakkınız vardır. Faizi terk ettiğiniz için ana paranızdan da vazgeçmeniz gerekmez. İslam, kimsenin hakkının kaybolmasına izin vermez.
Ve bu adaletin temel prensibini de hemen ardından açıklıyor: “Lâ tażlimûne ve lâ tużlemûn.” (Ne zulmedersiniz ne de zulme uğrarsınız.) Bu, İslam’ın altın kurallarından biridir!
- “Lâ tażlimûn” (Ne zulmedersiniz): Yani, borçluya faiz uygulayarak, onun zor durumundan faydalanarak ona haksızlık etmiş, zulmetmiş olmazsınız.
- “Ve lâ tużlemûn” (Ne de zulme uğrarsınız): Yani, ana paranızı alarak kendi hakkınızdan mahrum kalmış, bir zarara uğramış, zulme maruz kalmış olmazsınız.
Bu ilke, “Ne aldatan olun ne de aldanan” prensibiyle de örtüşür. İslam, ekonomik hayatta ve tüm beşeri ilişkilerde adaleti, hakkaniyeti ve dengeyi esas alır. Hiçbir tarafın diğerini sömürmesine, mağdur etmesine izin vermez. Hz. Ömer’in (r.a.) faiz şüphesi taşıyan şeylerden bile sakınma konusundaki hassasiyeti, bu ayetlerin ruhunu ne güzel yansıtır.
Bu “Ne zulmedin ne de zulme uğrayın” prensibi, sadece faiz için değil, hayatın her alanında geçerlidir. Ticarette, ailede, komşulukta, yönetimde… Her zaman adaleti gözetmek, kimseye haksızlık yapmamak ve kendi hakkımızı da meşru yollarla korumak, müminlerin şiarı olmalıdır. Nitekim bir kudsi hadiste Rabbimiz şöyle buyurur: “Ey kullarım! Ben zulmü kendime haram kıldığım gibi, onu sizin aranızda da haram kıldım. Öyleyse birbirinize zulmetmeyiniz.” (Müslim, Birr, 55).
Canım Kardeşim, bu ayet-i kerime bizlere çok önemli mesajlar veriyor. Faizde ısrar etmenin Allah ve Resulü ile savaşmak gibi ne kadar dehşetli bir suç olduğunu anlamalıyız. Ama aynı zamanda, en büyük günahlardan sonra bile samimi bir tövbenin Rabbimiz katında makbul olduğunu ve O’nun rahmetinin ne kadar geniş olduğunu da bilmeliyiz. Ve her işimizde, her ilişkimizde “Ne zulmetmek ne de zulme uğramak” ilkesini kendimize rehber edinmeliyiz.
Rabbim bizleri, emirlerine uyan, yasaklarından kaçınan, tövbe kapısını her daim açık bilen ve adalet üzere bir hayat süren kullarından eylesin.
4. Özet:
Bu ayet-i kerime, faiz almaktan vazgeçmeyenlerin Allah ve Resulü tarafından kendilerine karşı açılmış bir savaşla yüz yüze gelecekleri konusunda şiddetle uyarılmakta; ancak tövbe etmeleri durumunda, ne kimseye haksızlık ederek ne de kendileri haksızlığa uğrayarak sadece ana paralarını alabilecekleri bildirilmektedir.
5. İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı:
Bakara Suresi’nin 279. ayeti, Medine döneminde, faiz yasağının kesinleştiği bir süreçte, bir önceki ayet olan 278. ayetteki “faizden kalanı terk etme” emrine uymayanlara yönelik çok ciddi bir uyarı ve sonuç bildirimi olarak nazil olmuştur.
6. İcma:
İslam âlimleri, faizde ısrar etmenin Allah ve Resulü’ne savaş açmak anlamına geldiği şeklindeki ayette geçen tehdidin ciddiyeti ve bu günahın büyüklüğü konusunda ittifak etmişlerdir. Aynı şekilde, faizden tövbe eden bir kimsenin alacaklı olduğu kişiden sadece verdiği borcun ana parasını (sermayesini) talep edebileceği, bunun üzerindeki herhangi bir fazlalığın (faizin) haram olduğu ve “Ne zulmedin ne de zulme uğrayın” ilkesinin İslami mali muamelelerde temel bir prensip olduğu hususunda da icma bulunmaktadır.