Ey İman Edenler! Faizden Kalan Alacaklarınızı Terk Edin
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
Kur’an-ı Kerim Bakara Suresi 278. Ayeti
1. Ayetin Arapça Metni:
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَذَرُوا مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبٰٓوا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ
2. Ayetin Türkçe Meali (Elmalılı Hamdi Yazır):
Ey o bütün iman edenler! Allah’tan korkun ve riba hesabından kalanı bırakın, eğer müminlerseniz.
3. Ayetin Detaylı Tefsiri:
Canım Kardeşim,
Bakara Suresi’nin bu 278. ayet-i kerimesi, müminlere yönelik son derece net, kesin ve bir o kadar da sarsıcı bir çağrıyla başlıyor. Rabbimiz, bir önceki ayette iman edip salih amel işleyen, namazı kılıp zekâtı verenlere vaat ettiği o eşsiz mükâfatların ve “korkusuz, hüzünsüz” bir hayatın hemen ardından, bu ayetle adeta imanımızın samimiyetini test eden bir talepte bulunuyor. Gelin, bu ilahi çağrının derinliklerine inelim ve Rabbimizin bizden ne istediğini, bunun imanımızla nasıl bir bağlantısı olduğunu anlamaya çalışalım.
Ayetimiz, o tanıdık ve bir o kadar da sorumluluk yükleyen hitapla başlıyor: “Yâ eyyuhâlleżîne âmenû!” (Ey iman edenler!). Ne zaman Kur’an’da bu çağrıyı duysak, kalbimiz bir an duraksamalı, “Buyur ya Rabbi, emrin başım üstüne!” diyerek kulak kesilmeliyiz. Çünkü bu hitabın ardından ya çok önemli bir emir ya da çok sakınılması gereken bir yasak gelecektir. Burada da öyle oluyor. Rabbimiz, iman ettiğini söyleyen bizlere iki temel emir veriyor:
“İttekûllâh!” (Allah’tan korkun/sakının!): Takva! Kur’an’ın dilinde ne kadar da merkezi bir kavram. Takva, sadece korkmak değil, bir sevgi ve saygıya dayalı bir sakınmadır. Allah’ın büyüklüğünü idrak edip O’nun emirlerine karşı gelmekten, gazabını celbedecek davranışlardan titizlikle kaçınmaktır. Kalkanla korunmak gibi, Allah’ın yasaklarından ve azabından korunmaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) ne güzel buyuruyor: “Nerede olursan ol Allah’a karşı takva sahibi ol; bir kötülük işlediğinde ardından hemen bir iyilik yap ki onu silsin. İnsanlara da güzel ahlâkla muamele et.” (Tirmizî, Birr, 55). İşte Rabbimiz, faiz gibi büyük bir günahı terk etme emrinden önce bizden bu takva bilincini kuşanmamızı istiyor. Çünkü ancak Allah’tan hakkıyla sakınan bir kalp, nefsinin ve şeytanın aldatmacalarına karşı koyabilir, maddi çıkarlarından Allah rızası için vazgeçebilir.
“Ve żerû mâ bekiye mine’r-ribâ” (Ve ribadan (faizden) arta kalanı bırakın!): İşte o can alıcı emir! Rabbimiz, faiz yasağı kesinleştikten sonra, daha önceki faizli işlemlerden dolayı hâlâ tahsil edilmeyi bekleyen, zimmetlerde kalmış olan faiz alacaklarının tamamının terk edilmesini istiyor. “Ne kadar kalmışsa, ne birikmişse hepsini bırakın, almayın!” diyor. Düşünebiliyor musunuz, o dönemin ekonomik şartlarında, belki de büyük umutlar bağlanmış alacaklar… Ama ilahi emir geldiğinde, müminin tavrı “işittik ve itaat ettik” olmalıdır. Bu emir, faizin hiçbir türüne, hiçbir miktarına müsamaha olmadığını gösteriyor. Nitekim bazı rivayetlere göre, bu ayetler özellikle Sakîf kabilesinden Müslüman olan bazı kişilerin, Cahiliye döneminden kalma faiz alacaklarını istemeleri veya Taif’teki Benî Muğîre gibi henüz Müslüman olmamış borçlularından faiz talep etmeleri üzerine inmiştir. Örneğin, Amr b. Umeyr oğulları ile Muğîre oğulları arasında böyle bir faiz anlaşmazlığı vardı ve bu durum Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) intikal etmişti. İşte bu ayet, bu tür tüm tereddütleri ortadan kaldırıyor ve kesin bir çizgi çiziyordu.
Peki, bu ağır gelen emrin hemen ardından gelen ifadeye dikkat ettiniz mi? “İn kuntum mu’minîn” (Eğer gerçekten müminlerseniz). Bu şart ifadesi, emrin ciddiyetini kat kat artırıyor. Adeta diyor ki: “Eğer ‘iman ettik’ sözünüzde samimiyseniz, eğer kalbinizdeki iman gerçek bir imansa, o zaman bu faiz alacaklarını bırakırsınız. Bu sizin için bir iman testidir, bir samimiyet göstergesidir.” Bu, müminin vicdanına yönelik ne güçlü bir çağrıdır! İman, sadece bir iddia değil, bir ispat gerektirir. İşte faizden vazgeçmek, o gün için böyle bir ispat vesilesiydi.
Bu ayet bize gösteriyor ki iman, hayatımızın her alanını kuşatmalı, özellikle de ekonomik ilişkilerimizi. Allah’ın helal kıldığı ticaret ve meşru kazanç yolları varken, sömürüye dayalı, Allah’ın “mahvettiği” faize yönelmek, bir müminin iman iddiasıyla çelişir. Rabbimiz, bu ayetle bizden sadece faizden uzak durmamızı değil, aynı zamanda takva bilinciyle Allah’ın emirlerine sıkı sıkıya sarılmamızı ve imanımızın gereğini pratik hayatta göstermemizi istiyor.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) de Veda Hutbesi’nde yüz bini aşkın sahabeye hitap ederken bu konuya özellikle değinmiş ve şöyle buyurmuştur: “Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım faiz de amcam -bin Abdülmuttalib’in faizidir.” (Müslim, Hac, 147). Kendi ailesinden başlayarak bu yasağı uygulaması, O’nun bu konudaki kararlılığının ve samimiyetinin en büyük delilidir. Sahabe-i Kiram da bu emirlere büyük bir teslimiyetle uymuş, cahiliye döneminden kalma faiz alacaklarından vazgeçmişlerdir. Çünkü onlar biliyorlardı ki, Allah’ın rızası, geçici dünya menfaatlerinden çok daha hayırlı ve kalıcıdır.
Bu ayet, aynı zamanda İslam’ın adil bir ekonomik düzen kurma hedefini de gösteriyor. Faiz, zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan, sermayenin belli ellerde toplanmasına ve toplumsal adaletsizliğin artmasına yol açan bir sömürü aracıdır. İslam ise, bunun yerine yardımlaşmayı, karz-ı haseni (güzel borç), meşru ticareti ve zekâtı teşvik ederek adil ve merhametli bir toplum yapısı oluşturmayı hedefler.
Rabbim bizleri, takva sahibi, imanının gereğini yerine getiren ve O’nun yasakladığı her türlü haksız kazançtan uzak duran kullarından eylesin.
4. Özet:
Bu ayet-i kerime, iman edenlere Allah’tan sakınmaları (takva) ve şayet iddialarında samimi iseler mevcut tüm faiz alacaklarını kesin olarak terk etmeleri yönünde güçlü bir ilahi emir içermektedir.
5. İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı:
Bakara Suresi’nin 278. ayeti, Medine döneminde, faiz yasağının kademeli olarak indirilmesinin son aşamalarında, yasağın kesinleştirilip uygulamaya konulduğu bir zamanda nazil olmuştur. Özellikle, bazı Müslümanların Cahiliye döneminden kalma faiz alacaklarını tahsil etme konusundaki tereddütleri ve girişimleri üzerine indiği rivayet edilmektedir.
6. İcma:
İslam âlimleri, bu ayetin nüzulüyle birlikte, daha önceden akdedilmiş faizli işlemlerden doğan ve henüz tahsil edilmemiş olan faiz alacaklarının da kesin olarak haram hükmüne dâhil olduğu ve terk edilmesi gerektiği hususunda ittifak (icma) etmişlerdir. Ayetin bu emrinin kesinliği ve tüm müminler için bağlayıcılığı üzerinde genel bir kabul vardır.