Zikir Sadakadır: Hüdhüd’ün Teslimiyetiyle İlahi Dergâha Kabul Niyazı
“Bismillahirrahmanirrahim.
İlahi Ya Rabbi! Huzuruna noksanlarımızla, hatalarımızla ve isyanlarımızla geldik. Bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz tüm günahlarımızdan, dilimizin sürçmelerinden, kalbimizin kaymalarından istiğfar ediyoruz. ‘Estağfirullah el-Azîm ve etûbü ileyh’. Sen bizleri bağışla, bizi temizle, kapından boş çevirme.
Hamd, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mutlak Hâkimi olan, zerrelerden kürelere her mevcudatı kendi lisanınca konuşturan, mülkün yegâne sahibi Yüce Allah’a mahsustur. Ey celal ve ikram sahibi Rabbimiz! Sen kusurlardan münezzehsin, şanın ne yücedir. Göktekilerin ve yerdekilerin zikirleri adedince Sana hamd olsun. Sen, kullarının küçük niyetlerini büyük lütuflarla ödüllendiren, merhametlilerin en merhametlisisin.
Salât ve selam; kelamın en güzelini söyleyen, âlemlerin rahmeti, yolumuzun rehberi, iki cihan güneşi Hazreti Muhammed Mustafa’nın (sallallahu aleyhi ve sellem), O’nun tertemiz Ehl-i Beyt’inin ve ashabının üzerine olsun. Ya Rabbi, bu aciz kelamımızı O’nun nurlu şefaati hürmetine dergâhında makbul eyle.
Ya Rabbi! Rehberimiz Peygamber Efendimizin o nurlu nasihatlerine sımsıkı tutunarak huzuruna geldik. O Habibin ki bizlere; altını, gümüşü, malı mülkü olmayanlar için ‘Her tesbih (Sübhanallah) bir sadakadır, her tekbir (Allahu Ekber) bir sadakadır, her tahmid (Elhamdülillah) bir sadakadır, her tehlil (Lâ ilâhe illallah) bir sadakadır; emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker bir sadakadır’ buyurarak, zikrin ve niyetin ne muazzam bir infak olduğunu müjdelemiştir. Bizler de bugün dilimizde zikrimiz, kalbimizde teslimiyetimizle bu manevi sadakamızı Senin dergâh-ı izzetine arz ediyoruz.
Allah’ım! Senin lütfunla rüzgâra, cinlere ve hayvanlara hükmeden, haşmetli peygamberin Hazreti Süleyman (aleyhisselam) Efendimizin o muazzam ordusu içinde küçücük cüssesiyle yer alan, fakat taşıdığı tevhid davasıyla yüreklerimizde, idrakimizde ve Kuran-ı Kerim’in ayetlerinde kıyamete kadar sönmeyecek bir eser, devasa bir iz bırakan Hüdhüd kuşunun o halisane çabasına, o derin sadakatine hürmeten yalvarıyoruz.
Hüdhüd’ün Süleyman aleyhisselama getirdiği o haber, Sebe ülkesinden taşıdığı o hakikat, onun en büyük sadakasıydı. O küçücük kuş, güneşe tapanları gördüğünde kalbindeki tevhid gayretiyle çırpınmış, o büyük peygamberin huzuruna boynu bükük ama niyetinden emin, hakikatin elçisi olarak çıkmıştı. Onun bu eşsiz sadakası, Senin katında öyle bir kabul gördü ki, onu ayetlerinle ebedileştirdin, bizlerin kalbinde her okuduğumuzda canlanan, titreyen bir teslimiyet eseri kıldın.
İlahi Ya Rabbi! Bizler de tıpkı o Hüdhüd kuşu gibi cüssemizle, acziyetimizle, günahlarımızla çok küçüğüz; lakin dilimizde taşıdığımız zikrin, kalbimizde taşıdığımız tevhidin ağırlığı ve umudu çok büyüktür. Nasıl ki Hüdhüd’ün o küçük gayreti, Hazreti Süleyman’ın o muhteşem sarayında yaraşır ve yakışır bir kabul gördüyse, bizim bu naçiz zikirlerimizi, tesbihlerimizi ve dualarımızı da Senin o sonsuz ve eşsiz şanına, Uluhiyetine yakışır bir sadaka olarak kabul eyle!
Ya Rabbi! Bu zikir sadakamızı kendi yüce katında öyle makbul, öyle bereketli eyle ki; dünya ve ahiret hayatımızda karşılaşacağımız hiçbir darlıkta, hiçbir imtihanda, hiçbir afette ve hiçbir hesap anında ihtiyacımızdan az bir sadaka olmasın. Onu bizim için her türlü belayı defeden, her türlü düğümü çözen, mizanımızı ağırlaştıran eksiksiz, noksansız ve taşkın bir rahmet vesilesi kıl.
Bizim eksik kelimelerimizi, tıpkı Hüdhüd’ün lisanını Hazreti Süleyman’a anlattığın gibi anla ve kabul eyle. Zikrimizi sadakamız, sadakamızı kalkanımız, niyetimizi Hüdhüd’ün teslimiyeti gibi halis eyle. Bu manevi sadakanın verilmesini de, Senin yüce dergâhında öncelikli, yaraşır ve layıkıyla kabul görmesini de bizlere lütfeyle. Şüphesiz Sen, dualara en güzel icabet edensin.
“Sübhanallahi ve bihamdihi, sübhanallahil azim, estağfirullah. Estağfirullah el-Azîm, estağfirullah el-Azîm, estağfirullah el-Azîm el-Kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hû, el-hayyel-kayyûme ve etûbü ileyh. Allah’ım! Seni tüm noksan sıfatlardan tenzih eder, kemal sıfatlarınla överim. Bilerek veya bilmeyerek, gizli veya aşikâr işlediğim tüm günahlardan dolayı Sana sığınıyor, yüce katından af diliyorum. Tövbe kapılarını lütfunla aç ve beni mağfiret eyle.”
“Eûzü billahi mineşşeydanirracîm. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil Âlemîn. Kovulmuş şeytanın şerrinden, Rahman ve Rahîm olan Allah’a sığınır, O’nun yüce adıyla başlarım. Yerin, göğün ve ikisi arasındakilerin Rabbi, mülkün yegâne sahibi, sonsuz kudret ve merhamet sahibi Yüce Allah’ım! Sana, Zâtının yüceliğine ve saltanatının azametine yaraşır, mahlukatının adedince, bitip tükenmeyen sonsuz hamd ve senalar olsun.”
“Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed. Allah’ım! Kendi katından, Senin şanına lâyık bir rahmetle, Habîbin, iki cihan güneşi Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa’ya (Sallallâhu aleyhi ve sellem.) ve O’nun tertemiz âline, Ehl-i Beytine ve ashabına sonsuz salât ve selâm eyle.”
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَـٰنِ الرَّحِيمِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ الرَّحْمَـٰنِ الرَّحِيمِ مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ
“Yâ Rabbi! Senin rızan için okuduğum Fatiha-i Şerife’yi yüce dergâhına arz ediyorum. Bu Fatiha Suresi’nden hasıl olacak sevabı; evvel bizzat Peygamber Efendimiz’in (Sallallâhu aleyhi ve sellem) mübarek ruhlarına, ardından Hüd Hüd Kuşuna hediye eyledim, Sen vasıl eyle. Bu okuyuşu; benim hakkımda dünyevî ve uhrevî hayırlara, manevi ferahlığa ve maddi berekete vesile kıl.
Bu acizane hediyeyi ve niyeti; Zâtının yüceliğine, Habîbin Resûlullah’ın (Sallallâhu aleyhi ve sellem) Senin katındaki yüksek kadr ü kıymetine yaraşır bir şekilde, kusurlarımızı lütfunla örterek; vaktiyle Hüd Hüd kuşunun, ailesinin, dostlarının ve yoldaşlarının Senin yolunda ortaya koyduğu o eşsiz manevi sadakayı örnek alarak ve onların o halis niyetinin sırrına iştirak ederek sunduğumuz bu sevabı, dergâh-ı izzetinde ahsen-i kabul ile kabul eyle. Âmin, yâ Muîn, bi hürmeti Tâhâ ve Yâsîn, velhamdülillahi Rabbil Âlemîn.”