Bakara Suresi AyetleriKur'an-ı Kerim

Borçluya Mühlet Vermek: Darlıkta Kolaylık Göstermek

Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim

Elbette, Kur’an-ı Kerim Bakara Suresi 280. Ayeti’ni

Kur’an-ı Kerim Bakara Suresi 280. Ayeti

1. Ayetin Arapça Metni:

وَاِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ اِلٰى مَيْسَرَةٍۜ وَاَنْ تَصَدَّقُوا خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

2. Ayetin Türkçe Meali (Elmalılı Hamdi Yazır):

Ve eğer borçlu sıkıntıda ise o halde bir kolaylığa çıkıncıya kadar bir mühlet (vermek var); bununla beraber tasadduk etmeniz sizin için daha hayırlıdır, eğer bilirseniz.

3. Ayetin Detaylı Tefsiri:

Canım Kardeşim,

Bir önceki ayet-i kerimede Rabbimiz, faizden tövbe edenlerin ana paralarını alabileceklerini, böylece ne zulmetmiş ne de zulme uğramış olacaklarını bildirmişti. Bu, adaletin temel bir ilkesiydi. Peki, ya borçlu olan kişi gerçekten zor durumdaysa, ödeme gücü yoksa ne olacak? İşte bu 280. ayet, Rabbimizin sonsuz merhametinin ve şefkatinin bir tecellisi olarak karşımıza çıkıyor ve bizlere borç ilişkilerinde nasıl bir incelik, nasıl bir fedakârlık göstermemiz gerektiğini öğretiyor.

Ayetimiz şöyle başlıyor: “Ve in kâne żû ‘usratin…” (Ve eğer (borçlu) darlık içindeyse/zorluktaysa…) “Usrah” (عُسْرَةٍ) kelimesi, darlık, sıkıntı, fakirlik, geçim zorluğu, ödeme güçlüğü gibi anlamlara gelir. Rabbimiz, borçlunun böyle bir durumda olabileceğini kabul ediyor ve alacaklıya bu durumda nasıl davranması gerektiğini hemen bildiriyor: **”…fenazaratun ilâ meysarah.” (…o halde bir kolaylığa çıkıncaya kadar bir mühlet (vermek var).) ** “Nazirah” (نَظِرَةٌ), beklemek, ertelemek, mühlet vermek demektir. “Meysarah” (مَيْسَرَةٍ) ise, genişlik, bolluk, kolaylık, ödeme imkânına kavuşmak anlamına gelir. Yani Rabbimiz diyor ki, “Eğer borçlunuz gerçekten darda ise, ona baskı yapmayın, onu daha da sıkıntıya sokmayın. Sabredin, ona borcunu ödeyebileceği bir zamana, bir genişliğe çıkıncaya kadar mühlet verin.” Bu, sadece bir tavsiye değil, alacaklı üzerine bir sorumluluktur. Bu, İslam toplumunda dayanışmanın, kardeşliğin ve merhametin ne kadar önemli olduğunu gösterir.

Düşünün ki, bir insan zaten borç yükü altında eziliyor, bir de alacaklısı sürekli kapısına dayanıp onu taciz ederse, o insanın hali nice olur? İşte İslam, bu tür insanlık dışı davranışları yasaklıyor ve alacaklıya, borçlusunun durumunu gözetme, ona anlayış gösterme ve kolaylık sağlama görevini yüklüyor.

Ancak ayet burada durmuyor, Rabbimiz bizleri daha da ulvi bir davranışa, daha büyük bir fedakârlığa davet ediyor: “Ve en tesaddakû hayrun lekum…” (Ve (borcu) tasadduk etmeniz/sadaka olarak bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır…) Evet, mühlet vermek güzel bir davranış, bir sorumluluk. Ama bundan daha güzeli, daha hayırlısı var: Eğer gücünüz yetiyorsa, o zor durumdaki borçlunun borcunun tamamını veya bir kısmını ona sadaka olarak bağışlamak! Bu ne büyük bir cömertlik, ne yüce bir ahlaktır! Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu konuda bizleri o kadar güzel teşvik ediyor ki… Mesela bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyorlar: “Kim bir müslümanın dünya sıkıntılarından bir sıkıntısını giderirse, Allah da onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim darda kalana kolaylık gösterirse, Allah da ona dünyada ve ahirette kolaylık gösterir. Kim bir müslümanın ayıbını örterse, Allah da onun dünya ve ahiretteki ayıplarını örter. Kul, kardeşinin yardımında olduğu müddetçe, Allah da kulunun yardımındadır.” (Müslim, Zikr, 38; Ebû Dâvûd, Edeb, 60). Bir başka hadiste ise, kıyamet gününde Arş’ın gölgesinde gölgelenecek yedi sınıf insandan birinin de, “zor durumdaki borçluya mühlet veren veya onun borcunu bağışlayan kimse” olabileceği müjdelenir (Benzer manada rivayetler bulunmaktadır, örneğin Tirmizî, Büyû’, 67).

Düşünsenize, bir kardeşinizin üzerindeki ağır bir yükü kaldırıyorsunuz, onu büyük bir sıkıntıdan kurtarıyorsunuz. Bunun Allah katındaki değeri ne kadar büyük olabilir! Rabbimiz boşuna “sizin için daha hayırlıdır” demiyor. Bu hayır, sadece ahiretteki büyük ecirlerle sınırlı değil. Dünyada da kalbe huzur verir, topluma sevgi ve güven aşılar, malda berekete vesile olur.

Ve ayetin sonunda Rabbimiz, bu fedakârlığın hikmetini ve değerini anlamamız için bizlere sesleniyor: “…in kuntum ta’lemûn.” (…eğer (bunun sizin için ne kadar hayırlı olduğunu) gerçekten biliyorsanız.) Yani, eğer bu yapılan iyiliğin, bu fedakârlığın Allah katındaki karşılığını, size hem bu dünyada hem de ahirette getireceği hayırları gerçekten bilseydiniz, bunu yapmaktan asla çekinmezdiniz, hatta bu fırsatı kaçırmamak için can atardınız! İlim, işte burada devreye giriyor. Allah’ın vaatlerini bilmek, O’nun rızasının nelerde olduğunu idrak etmek, insanı böyle yüce davranışlara sevk ediyor.

Sahabe-i Kiram’ın hayatında bu ayetin ne güzel yansımaları vardır. Örneğin, Hz. Ebû Katâde’nin (r.a.) bir borçlusu vardı. Borçlu, ödeme vakti geldiğinde Ebû Katâde’den saklanıyordu. Bir gün Ebû Katâde onu buldu. Adam, “Gerçekten çok zor durumdayım, ödeme imkânım yok” dedi. Ebû Katâde, “Allah adına yemin eder misin?” diye sordu. Adam yemin edince, Ebû Katâde ağladı ve dedi ki: “Resûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu işittim: ‘Kim, kendisini Allah’ın kıyamet gününün sıkıntılarından kurtarmasının hoşuna gideceği bir kimse varsa, ya zor durumdaki borçluya mühlet versin ya da alacağından vazgeçsin (onu bağışlasın).’ (Müslim, Müsâkât, 32)”. Sonra da borç senedini yırttı ve alacağını bağışladı. İşte bilen ve bildiğiyle amel eden müminin davranışı!

Canım Kardeşim, bu ayet-i kerime, İslam ahlakının zirvelerinden birini bize gösteriyor. Sadece faiz gibi zulümleri yasaklamakla kalmıyor, meşru alacaklarda bile merhameti, şefkati, kolaylaştırmayı ve hatta fedakârlığı emrediyor. Ne mutlu bu ahlakla ahlaklanabilenlere!

Rabbim bizleri, zor durumda olan kardeşlerimize kolaylık gösteren, onların yükünü hafifleten ve bu davranışın Allah katındaki değerini bilen cömert kullarından eylesin.

4. Özet:

Bu ayet-i kerime, ödeme güçlüğü çeken borçluya, durumu düzelene kadar mühlet verilmesi gerektiğini emretmekte; daha da hayırlı olanın ise, eğer alacaklılar bunun kendileri için ne büyük bir hayır olduğunu biliyorlarsa, alacaklarını sadaka olarak bağışlamaları olduğunu bildirmektedir.

5. İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı:

Bakara Suresi’nin 280. ayeti, Medine döneminde, faizle ilgili hükümlerin ve borç ilişkilerinin düzenlendiği bir bağlamda nazil olmuştur. Özellikle bir önceki ayetlerde faizin kesin yasaklanması ve ana paranın alınması ilkesi belirtildikten sonra, borçlunun zor durumda olması halinde ona nasıl muamele edileceğine dair merhamet ve kolaylık esaslarını getirmektedir.

6. İcma:

İslam âlimleri arasında, ödeme güçlüğü içerisinde bulunan (mu’sir) bir borçluya, ödeme imkânına kavuşuncaya kadar mühlet vermenin alacaklı için vacip (farz) olduğu konusunda genel bir kabul (icma) bulunmaktadır. Alacaklının bu durumdaki borçlusundan alacağını sadaka olarak bağışlamasının ise mendup (teşvik edilen, sevaplı bir davranış) olduğu ve ayette de belirtildiği gibi daha faziletli ve hayırlı kabul edildiği hususunda da ittifak vardır.

ALPER

"İslam Bilimleri ve Tefsir araştırmacısı olan Alper, Kur'anî kavramlar ve Hadis ilmi üzerine derinlemesine çalışmalar yürütmektedir. Akademik perspektifi manevi derinlikle harmanlayarak okuyucularına rehberlik etmeyi amaçlar."

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu