Genel Konular
Afiyet Esastır: Düşmanla Karşılaşmak İstenmez İlkesinin Hikmetleri
Nebevi İlke ve Temel Felsefe: Afiyet Esastır
İslam’ın barış, mücadele ve kriz yönetimi anlayışındaki en temel ilkelerden biri, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) “Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin; Allah’tan afiyet dileyin. Karşılaştığınız zaman ise sabredin” (Buhârî, Cihâd 112; Müslim, Cihâd 20) buyruğunda özetlenmiştir. Bu ilke; çatışmayı, husumeti veya gerilimi bir ilk tercih ya da arzu kaynağı olarak görmeyi kesin bir dille reddeder. İnsan hayatının muhafazası, toplumsal huzurun ve emniyetin tesisi ana hedeftir. Düşmanla karşılaşmayı arzulamamak bir zafiyet veya korkaklık değil; aksine canın, malın, huzurun ve adaletin kıymetini bilen yüksek bir basiret göstergesidir.
Barış ve Sükûneti Muhafaza Etmek
- Güç Gösterisinden ve Kibirden Sakınmak: Güç ve imkânlar, başkalarını tahrik etmek veya böbürlenmek için değil, caydırıcılığı sağlamak için vardır. Kibir ve üstünlük taslama, insanı ve toplumları telafisi imkânsız çatışmaların içine sürükler.
- Tahriklere ve Fitneye Kapılmamak: Husumeti körükleyen söylemlerden, kışkırtıcı dilden ve fevri davranışlardan uzak durulmalıdır. Kriz anlarında sağduyuyu korumak en büyük erdemdir.
- Afiyetin Kıymetini Bilmek: Barışın ve huzurun sunduğu afiyet ortamı, çatışmanın getireceği yıkımdan her zaman daha hayırlıdır. İnsanlığın ihyası ve gelişimi ancak emniyet ikliminde mümkündür.
Çatışmayı İstememek Zafiyet Değildir: Tedbir ve Hazırlık
- Daima Hazırlıklı Olmak: Düşmanla karşılaşmak istenmez; fakat kaçınılmaz bir durumla karşılaşıldığında hezimete uğramamak için maddi, manevi, teknolojik ve zihinsel yönden daima en üst düzeyde tedbir alınmalıdır.
- Caydırıcı Güç İnşası: En büyük stratejik zafer, çatışmaya meydan vermeyecek kadar güçlü ve caydırıcı olmaktır. Eksiksiz bir hazırlık, karşı tarafın kötü niyetini henüz fiile dökülmeden engeller.
- Tehlikeyi Hafife Almamak: Muhtemel tehditleri, karşı tarafın imkânlarını veya niyetlerini asla küçümsememek; tedbiri hiçbir zaman elden bırakmamak gerekir.
Kaçınılmaz Anlarda Sebat, Sabır ve Kararlılık
- Tereddüt Etmeden Duruş Sergilemek: Çatışmadan kaçınmak için tüm meşru yollar denendiği hâlde mücadele kaçınılmaz hale geldiyse, artık tereddüt ve yılgınlığa yer yoktur. O an, tam bir kararlılık ve duruş gösterme günüdür.
- Disiplin ve İtaat: Zorlu anlarda başarı; anlık heyecanlarla değil, yüksek bir disiplin, sevk ve idareye tam uyum ve planlı hareket etmekle elde edilir.
- Manevi Direnç: Baskı ve zorluklar karşısında sabır göstermek, zihinsel ve manevi direnci muhafaza etmek, fiziki güçten çok daha belirleyici bir unsurdur.
Duygusal Öfkeyi Değil, Stratejik Aklı Hâkim Kılmak
- Ortak Akıl ve İstişare: Öfke, intikam veya fevri duygularla alınan kararlar yıkım getirir. Atılacak her adım istişare, soğukkanlılık ve ortak akıl süzgecinden geçirilmelidir.
- Meşruiyet ve Hukuk Sınırlarında Kalmak: Zorunlu kalınan bir mücadelede dahi adalet, hukuk ve insani değerlerden sapılmamalıdır. Haksızlık yapmak veya meşru sınırları aşmak, haklı olunan bir davayı mağlubiyete dönüştürür.
İç Cepheyi Sağlam Tutmak ve Toplumsal Birlik
- Birlik ve Beraberliği Muhafaza Etmek: Dışarıdan gelebilecek her türlü tehdit karşısında en güçlü siper, bünyedeki birlik ve beraberliktir. İç çekişmeler, ayrışmalar ve nifak, karşı tarafın yararlanacağı en büyük zaaftır.
- Karşılıklı Güven İklimi: Toplumun tüm fertleri arasında dayanışma, güven ve yardımlaşma duygusunu canlı tutmak, krizlere karşı toplumsal direnci doğrudan artırır.
Çatışma Sonrası Adalet ve İtidal
- Barışa ve Uzlaşıya Açık Olmak: Tehdit bertaraf edildiğinde veya karşı taraf barış ve adalet zeminine yanaştığında, intikam hissiyle hareket etmeyip barış iklimine geri dönmeyi bilmek olgunluğun gereğidir.
- Ders Çıkarmak ve Geleceği İnşa Etmek: Yaşanan süreçlerden gerekli ibretleri çıkararak geleceğe yönelik daha basiretli, tedbirli ve güçlü bir yapı kurmak esastır.
- Düşmanla Karşılaşmayı İstememek: İslam’da Kriz Yönetimi ve Sabır
- Hz. Peygamber’in Uyarıları: Düşmanla Karşılaşmak Neden İstenmez?
- İslam’da Barış ve Savaş Hukuku: Düşmanla Karşılaşmak İstenmez Hadisi
- Afiyet Esastır: Düşmanla Karşılaşmak İstenmez İlkesinin Hikmetleri
- Düşmanla Karşılaşınca Ne Yapılmalı? Hadislerle Nebevi Tavsiyeler
- Zafiyet Değil Tedbir: İslam’da Düşmanla Karşılaşmak Neden İstenmez?
Düşmanla karşılaşmak istenmez hadisinin kaynağı nedir?
Bu nebevi ilke, başta Sahih-i Buhârî (Cihâd 112) ve Sahih-i Müslim (Cihâd 20) olmak üzere muteber hadis kaynaklarında geçmektedir. Hz. Muhammed (s.a.v.), ümmetine barışı öncelemeyi ve çatışmadan uzak durmayı öğütlemiştir.
Peygamberimiz neden düşmanla karşılaşmayı yasaklamıştır?
İslam’da insan hayatının muhafazası, toplumsal huzurun tesisi ve afiyet esastır. Savaş ve çatışma yıkım getirdiği için, mecbur kalınmadıkça güce başvurulması ve krizin arzulanması yasaklanmıştır.
Düşmanla karşılaşınca ne yapılmalıdır?
Hadis-i şerifte açıkça belirtildiği üzere, düşmanla karşılaşmak kaçınılmaz olduğunda sabretmek, sebat göstermek ve düşmana karşı geri adım atmamak gerekmektedir. Kaçınılmaz durumda kararlılık esastır.
Düşmanla karşılaşma anında okunacak dua hangisidir?
Düşmanla veya zorlu bir krizle karşılaşıldığında, “Allahümme innâ nec’alüke fî nuhûrihim ve ne’ûzü bike min şürûrihim” (Allah’ım! Onların yüreklerine korku salmanı diler, kötülüklerinden sana sığınırız) duası okunabilir.
Afiyet istemek ne anlama gelir?
Afiyet istemek; bedensel, ruhsal ve toplumsal hastalıklardan, belalardan ve çatışmalardan uzak, huzur ve güven içinde bir yaşam sürmeyi Allah’tan talep etmektir. Kriz yerine barışı dilemektir.
Savaş istememek korkaklık mıdır?
Hayır, savaş veya çatışma istememek korkaklık değil, yüksek bir basiret ve stratejik akıl göstergesidir. Gerçek güç, gücü tahrik için değil, caydırıcılık ve barışı korumak için kullanmaktır.
İslam’da kriz yönetimi nasıl olmalıdır?
İslam’da kriz yönetimi; tahriklere kapılmamayı, fevri kararlar almamayı, istişare ile hareket etmeyi ve her zaman hukuki, ahlaki meşruiyet zemininde kalmayı gerektirir.
İslam’da caydırıcı güç olmanın önemi nedir?
Savaşı önlemenin ve barışı tesis etmenin en etkili yolu, düşmanın saldırmaya cesaret edemeyeceği kadar maddi, teknolojik ve manevi bir donanıma (caydırıcı güce) sahip olmaktır.
Fitne ve kışkırtmalara karşı nasıl davranılmalıdır?
Fitne anlarında sağduyu korunmalı, öfkeyle değil stratejik akılla hareket edilmelidir. Toplumsal birliği bozacak söylemlerden uzak durularak iç cephe sağlam tutulmalıdır.
Düşmanla çatışma anında sabretmek ne demektir?
Sabretmek; pasif bir bekleyiş değil, zorluklar ve baskılar karşısında inancını, disiplinini, fiziksel direncini ve ahlaki duruşunu bozmadan mücadeleye devam etmektir.
Barış ve sükûneti korumanın toplumsal faydaları nelerdir?
Barış ortamı; nesillerin emniyet içinde yetişmesini, ilmi ve ekonomik kalkınmayı, adaletin tesisini ve toplumun refah seviyesinin artmasını sağlayan yegâne temeldir.
Savaş hukukunda itidal ve adalet nasıl sağlanır?
Zorunlu bir çatışma anında dahi masumlara, yaşlılara, çocuklara ve doğaya zarar verilmemesi, haddi aşmamak ve sadece düşmanlık edenlere karşı meşru müdafaa sınırlarında kalmakla sağlanır.
Kur’an-ı Kerim Bakara Suresi 36. Ayeti
Ayetin Arapça Metni
فَاَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَاَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فٖيهِ وَقُلْنَا اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّۚ وَلَكُمْ فِى الْاَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ اِلٰى حٖينٍ
Türkçe Okunuşu:
Fe ezellehumaş şeytanu anha fe ahracehuma mimma kana fih, ve kulnahbitu ba’dukum li ba’din aduvv, ve lekum fil ardı mustekarrun ve metaun ila hin.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
Derken Şeytan onların ayaklarını oradan kaydırdı da onları içinde bulundukları nimetten çıkardı. Biz de: “Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Size yeryüzünde bir zamana kadar yerleşmek ve bir nasib almak var.” dedik.
Bakara Suresi’nin 36. Ayeti Işığında Duası
“Ey bizi topraktan yaratan ve yeryüzüne bir imtihan için indiren Rabbimiz! Şeytanın adımlarına uyup birbirimize düşman olmaktan, kardeşlik bağlarımızı kibir ve cehaletle koparmaktan sana sığınırız. Bizleri hakiki düşmanımız olan iblisin tuzaklarına karşı uyanık kıl. İlmimizle kibre düşmekten, makamımızla zulmetmekten, gafletimizle ebedi yurdumuzu unutmaktan bizleri muhafaza eyle. Rabbimiz; yerdeki insanlara, yerin altındakilere ve göktekilere rahmet eyle; bu merhamet nuruyla yeryüzündeki tüm kinleri ve düşmanlıkları muhabbete tebdil eyle.”
Bakara Suresi’nin 36. Ayeti Işığında Hadisler
Hz. Peygamber (s.a.v.), insanların asıl düşmanı unutup birbirlerine düşman olmalarının getireceği yıkımı şu şekilde haber vermiştir:“Birbirinize kin tutmayınız, haset etmeyiniz, sırt dönmeyiniz ve ilginizi kesmeyiniz. Ey Allah’ın kulları, kardeş olunuz!” (Buhârî, Edeb 57) “Şeytan, Arap yarımadasında namaz kılanların kendisine ibadet etmesinden ümidini kesmiştir. Fakat onların aralarını bozmakta (birbirlerine düşürmekte) ümitlidir.” (Müslim, Münâfikîn 65)
Bakara Suresi’nin 36. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye
Resulullah (s.a.v.), şeytanın insanlar arasına ektiği düşmanlık tohumlarını kurutmak için daima affı, uzlaşmayı ve nefis muhasebesini öncelemiştir. “Kim bir kardeşinin ayıbını örterse, Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter” buyurarak, kusur arayan ve düşmanlık üreten bir toplum yerine merhamet ve setr (örtme) ahlakını inşa etmiştir. Evs ve Hazrec kabileleri arasındaki yüz yıllık kan davasını ve düşmanlığı İslam’ın kardeşlik hamuruyla yoğurup barıştırması, bu ayetteki yeryüzü düşmanlığının panzehrinin nebevi sünnet olduğunu gösteren en büyük örnektir.
Ayetin Detaylı Tefsiri
Bu ayet, insanlık tarihinin en büyük trajedisinin, en sarsıcı kırılma anının fermanıdır: “Birbirinize düşman olarak inin…” Allah, Hz. Âdem’e, Hz. Havva’ya ve İblis’e yeryüzüne inmelerini emrederken, bu inişin sıradan bir mekân değişikliği olmadığını, çetin bir savaşın başlangıcı olduğunu ilan etmiştir. Yüce Yaratıcı’nın buradaki “düşmanlık” uyarısı temelde insan ile şeytan arasındadır. Fakat insanoğlu bu ilahi ikazı unutmuş, asıl düşmanı olan şeytanı bırakıp kendi türüne, kendi kardeşine düşman kesilmiştir. Günümüzde bu ayetin yankılarını; toplumun her katmanında, her sokağında, her ekranında acı bir şekilde görmekteyiz.
Ey cahiller; hakikati bilmeden, araştırmadan, sadece duyduklarıyla hüküm kesenler! Bugün cehalet, sosyal medyanın yankı odalarında bir silaha dönüşmüştür. Bilmediği konularda kesin inançlı olan, tanımadığı insanlara klavye başında iftiralar atıp linç kültürünü besleyenler, tam da “birbirinize düşman olarak inin” fermanındaki şeytani düşmanlığın yeryüzündeki en ucuz askerleri haline gelmiştir. Cehalet, asıl düşmanın ekmeğine sürülen en yağlı lokmadır.
Ey bildiğini zannedenler; yarım yamalak bilgisiyle toplumu bölenler, okuduğu iki satırla kendini hakikatin yegâne temsilcisi sananlar! Sizler, kibir dağlarında gezinirken aslında şeytanın “Ben ondan hayırlıyım” kibrini kuşanıyorsunuz. Kendi doğrularınızı mutlaklaştırıp, sizin gibi düşünmeyen herkesi tekfir ederek, ötekileştirerek veya aşağılayarak yeryüzündeki huzuru paramparça ediyorsunuz. Yarım bilgiyle dindarlık taslayanların İslam’a verdiği zararı bugün dışarıdaki hiçbir düşman verememektedir.
Ey alimler; ilim emanetini omuzlarında taşıyan ancak o ilmi makam, şöhret ve dünyalık menfaatler için eğip bükenler! Zulüm karşısında susan, zalimin sofrasında oturup mazlumun ahına sağır kalan alimler, ilmin izzetini yere düşürmüşlerdir. İnsanları Allah’ın rahmetine çağırmak yerine, kendi cemaatinin, meşrebinin taassubuna hapsedenler, ümmetin arasına örülen düşmanlık duvarlarının asıl mimarlarıdır. İlim, insanı kibirden arındırıp secdeye götürmelidir; kibre ve ayrımcılığa götüren ilim, şeytani bir istidractır.
Ey zalimler; yeryüzünde iktidar, para ve güç uğruna dünyayı cehenneme çevirenler! “Size yeryüzünde bir zamana kadar yerleşmek ve bir nasib almak var” ayetindeki o “geçici nasibi (metaı)” ebedi sanıp, doymak bilmeyen hırslarınızla tabiatı katleden, mazlumların kanı üzerinden servet inşaa eden küresel ve yerel firavunlar! Sizler, Adem’i cennetten çıkaran o vesvesenin bugünkü vücut bulmuş hallerisiniz. Masum çocukların üzerine yağan bombalar, emekçinin alın terini çalan sömürü çarkları, şeytanın en büyük zafer çığlıklarıdır.
Ey gaflet sahipleri; uyuşturulmuş kitleler! Tüketim çılgınlığıyla, markalarla, lüksle, bitmek bilmeyen gösteriş yarışıyla uyuşanlar… Siz asıl düşmanınızı unuttunuz. Ebedi olan yurdu unutup, yeryüzünün geçici “meta”sına öylesine daldınız ki, birbirinizi makamınız, arabanız, giydiğiniz kıyafet üzerinden tartıyorsunuz. Gaflet, şeytanın sizi savaşmadan esir aldığı görünmez zindandır.
Ve ey arifler; hakikatin perdesini aralayanlar! Köşelerinize çekilip sadece kendi kurtuluşunuzu düşünme vakti değildir. İnsanlık şeytanın düşmanlık ateşinde kavrulurken, sizin hikmetinize, merhametinize ve rehberliğinize her zamankinden daha çok ihtiyaç vardır.
Bu ayet bize haykırıyor: Bizim birbirimizle savaşacak lüksümüz yok. Biz, bizi cennetten çıkaran o kadim düşmanla, yani içimizdeki kibirle, nefsimizle ve şeytanla savaşmak zorundayız. Öyle bir şuur kuşanmalıyız ki, yeryüzündeki tüm bu yapay düşmanlıklar son bulsun; yerdeki insanlara, yerin altındakilere ve göktekilere rahmet olsun.
İcma:
İslam alimlerinin (müfessirlerin) büyük çoğunluğu, ayetteki “Birbirinize düşman olarak inin” (İhbitû ba’dukum liba’din aduvv) hitabındaki düşmanlığın, temelde Âdem ile İblis ve onların soyları arasındaki ebedi savaşı ifade ettiği konusunda icma etmişlerdir. Ancak bu düşmanlığın, şeytanın vesveselerine uyan insanların birbirleriyle girdiği savaşlar ve zulümler şeklinde tecelli ettiği de tefsir usulünde kabul edilen bir hakikattir.
Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler
- Asıl Düşmanı Tanımak: İnsanın yeryüzündeki en büyük hatası, asıl düşmanı olan şeytanı unutup kendi türüne, kardeşine, komşusuna düşman olmasıdır.
- Geçici Dünyaya Aldanmamak: Ayette geçen “metâun ilâ hîn” ifadesi, dünyadaki makamın, paranın, gücün ve statünün geçici olduğunu; bunlar için husumet üretmenin akılsızlık olduğunu vurgular.
- Kibrin Bedeli: Şeytanın cennetten kovulmasına ve insanın yeryüzüne inmesine sebep olan şey kibridir. Cehaletten, yarı-bilgiden veya ilimden kaynaklanan her türlü kibir, ilahi rahmetten uzaklaşma sebebidir.
- Tevbenin Kapısı Açıktır: Dünyaya bir “sürgün” yeri olarak değil, hatayı telafi edip Allah’a dönülecek bir “imtihan” yurdu olarak bakılmalıdır.
İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı:
Bakara Suresi, hicretten hemen sonra Medine döneminin ilk yıllarında nazil olmuştur. Müslümanların yeni bir devlet ve toplum inşa ettiği bu dönemde, geçmiş ümmetlerin (ve insanın yaratılışının) kıssaları üzerinden onlara yeryüzünde nasıl adil ve uyanık duracaklarının rehberliği yapılmıştır.
Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı:
Önceki ayetlerde Hz. Âdem’in yaratılışı, meleklerin secdesi ve şeytanın kibri anlatılır. Bu ayet ise kibrin ve yasağı çiğnemenin sonucunu (yeryüzüne iniş) bildirir. Sonraki ayet (37. ayet) ise Hz. Âdem’in Rabbinden kelimeler alıp tövbe etmesini anlatarak, düşmanlık yurdunda bile Allah’ın rahmet kapısının ardına kadar açık olduğunu müjdeler.
Özet:
Allah, insanı yeryüzüne gönderirken asıl düşmanının şeytan olduğunu bildirmiş; dünyanın geçici nimetlerine (meta) aldanıp birbirlerine düşman olmamaları ve bu kısa süreli imtihanı rahmetle, adaletle ve uhuvvetle tamamlamaları gerektiği konusunda insanoğlunu uyarmıştır.
Sonuç:
“Birbirinize düşman olarak inin” hitabı bir ceza fermanı gibi görünse de, içinde derin bir uyarı barındıran büyük bir rahmettir. İnsan, düşmanının kim olduğunu, yeryüzündeki varlığının geçiciliğini ve asıl yurdunu bildiği sürece bu savaşı kazanabilir. Bu bilinçle, zulmü ve cehaleti yeryüzünden silmek, kibri ayaklar altına almak en büyük gayemiz olmalıdır ki yerdeki insanlara, yerin altındakilere ve göktekilere rahmet olsun.
Bakara Suresi 36. ayette kastedilen “düşmanlık” kimler arasındadır?
Bu ayetteki temel düşmanlık, Hz. Âdem (ve soyu) ile İblis (ve soyu) arasındadır. Ancak insanlar şeytanın vesveselerine boyun eğdikçe, bu düşmanlık ne yazık ki insanlar arasında savaş, kin, haset ve haksızlıklar olarak yeryüzüne yansımaktadır.
İnsanların birbirine düşman olması ayetin emrettiği bir zorunluluk mudur?
Hayır, bu bir emir veya kader zorunluluğu değil, bir durum tespitidir. İnsanların nefislerine ve şeytana uydukları takdirde birbirlerine nasıl düşman olacaklarının ilahi bir ikazıdır. Kur’an, bu düşmanlığı bitirip barışı (İslam’ı) emreder.
Ayette geçen “bir zamana kadar yerleşmek” ne anlama gelmektedir?
“Mustekarrun” kelimesi, yeryüzünün geçici bir yerleşim yeri olduğunu, ebedi bir yurt olmadığını belirtir. İnsanın ömrünün ve dünyanın süresinin kıyametle son bulacak geçici bir durak olduğunu ifade eder.
“Bildiğini zannedenlerin” kibri şeytani düşmanlığa nasıl hizmet eder?
Yarım bilgisiyle hakikati tekelinde sanıp, ötekileştirici ve yargılayıcı bir dil kullananlar, toplumsal kardeşliği zedeleyerek insanların arasına şeytanın en sevdiği tohum olan fitne ve ayrılığı ekerler.
Günümüz dünyasındaki ekonomik sömürü ve savaşlar bu ayetle nasıl ilişkilendirilir?
Ayetteki “metâun ilâ hîn” (geçici faydalanma) kavramını ebedi zanneden zalimler ve küresel güçler, daha fazla dünya malı ve gücü için savaşlar çıkarır, doğayı tahrip eder ve yoksulluk üretirler. Bu, şeytani kibrin modern tezahürüdür.
Alimlerin toplumsal düşmanlıklar karşısındaki sorumluluğu nedir?
Alimlerin asıl görevi, ilmi makam veya menfaat için kullanmak değil, Hakk’ı haykırmaktır. Zulüm ve yozlaşma karşısında susmayan, toplumu birleştiren ve insanlara asıl düşmanları olan şeytanı ve nefsi hatırlatan bir rehberlik yapmalıdırlar.
Sosyal medyadaki linç ve cehalet kültürü ayetteki düşmanlık kavramına girer mi?
Kesinlikle. Cehaletle, araştırmadan ve sırf nefsi tatmin için başkalarına saldırmak, yalan haber yaymak ve kin üretmek, şeytanın insanlar arasındaki düşmanlığı körüklemesinin günümüzdeki en yaygın ve yıkıcı yöntemlerinden biridir.
Ariflerin ve hikmet sahiplerinin bu çatışmadaki rolü nasıl olmalıdır?
Arifler, köşelerine çekilip izole olmak yerine, topluma inerek merhamet, ahlak ve irfan aşılamalıdır. İnsanlara asıl vatanlarının cennet olduğunu hatırlatarak, dünyevi hırsların anlamsızlığını yaşantılarıyla göstermelidirler.
Şeytan insanı cennetten nasıl çıkarmıştır?
Şeytan, onlara yalan söyleyip Allah’ın yasağını çiğneterek, sonsuzluk ve saltanat vaadiyle (vesvese vererek) ayaklarını kaydırmış ve içinde bulundukları o sonsuz nimet ve huzur ortamından çıkmalarına sebep olmuştur.
İnsanların dünyevi hırsları asıl düşmanı unutturur mu?
Evet, gafletin en büyük sebebi budur. İnsanlar marka, statü, ev, araba ve siyasi güç kavgalarına o kadar dalarlar ki, asıl imtihanı ve ebedi düşmanları olan şeytanı unutarak birbirlerini parçalamaya başlarlar.
Bakara Suresi 36. ayetten kendi hayatımıza çıkaracağımız en net ders nedir?
Dünyanın geçici olduğunu idrak edip, hiçbir dünyevi makam, para veya tartışma için bir kalbi kırmamak, kardeşliğe zarar vermemek ve içimizdeki kibirle/nefisle mücadele etmektir.
Kur’an’ın bu düşmanlığa karşı sunduğu çözüm nedir?
Kur’an’ın çözümü takva, adalet, merhamet ve tövbedir. Tıpkı Hz. Âdem’in hemen ardından tövbe etmesi gibi, insanın hatasında ısrar etmeyip Allah’a dönmesi ve insanlar arası ilişkilerde affedici olmasıdır.