Her şeyin En Doğrusunu Allah Bilir (Allâhu A’lem)
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
Herşeyin En Doğrusunu Allah Bilir (Allâhu A’lem): Tevekkül, Teslimiyet ve İlahi Hikmete İman
Giriş
“Herşeyin en doğrusunu Allah bilir” veya Arapça ifadesiyle “Allâhu a’lem” (اللهُ أَعْلَمُ), bir Müslümanın dilinde ve kalbinde sıkça yer bulan, derin manalar içeren bir teslimiyet ve iman ikrarıdır. Bu ifade, sadece bir sözden ibaret olmayıp, Allah Teâlâ’nın sonsuz ve her şeyi kuşatan ilmine, mutlak hikmetine ve şaşmaz takdirine olan sarsılmaz bir güveni yansıtır. Hayatın karmaşası içinde karşılaştığımız olayların, imtihanların ve anlayamadığımız durumların ardındaki nihai gerçeğin ve en doğru bilginin yalnızca Allah katında olduğunu kabul etmek, müminin kalbine huzur, aklına sükûnet ve davranışlarına bir denge getirir. Bu teslimiyet, kibir ve cehaletten arınmanın, gereksiz tartışmalardan uzak durmanın ve her durumda Allah’ın iradesine rıza göstermenin anahtarıdır. Bu sunumda, “Herşeyin en doğrusunu Allah bilir” prensibinin Kur’an-ı Kerim’deki temellerini, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) hayatındaki ve öğretilerindeki yansımalarını, dualardaki yerini ve İslam alimlerinin bu konudaki derinlikli açıklamalarını ele alacağız.
1. Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın Sonsuz İlmi ve Hikmeti
Kur’an-ı Kerim, Allah Teâlâ’nın ilminin her şeyi kuşattığını ve O’nun bilgisi dışında hiçbir şeyin olamayacağını birçok ayetinde vurgular:
Bakara Suresi, 216. Ayet (Bir Kısmı): Arapça Okunuşu: …وَعَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـًٔا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ وَعَسٰٓى اَنْ تُحِبُّوا شَيْـًٔا وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ۟
Türkçe Okunuşu: “…Ve ‘asâ en tekrahû şey-en ve huve ḫayrun lekum, ve ‘asâ en tuḥibbû şey-en ve huve şerrun lekum, va-llâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn(e).”
Elmalılı Hamdi Yazır Meali: “…Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlı olur ve olur ki sevdiğiniz bir şey de sizin için şer olur. Allah bilir de siz bilmezsiniz.”
Kısa Bir Açıklama: Bu ayet, insanın bilgi ve idrakinin sınırlı olduğunu, bazen kötü zannettiği şeylerin hayır, iyi zannettiği şeylerin ise şer olabileceğini belirtir. Nihai ve en doğru bilginin Allah katında olduğu vurgulanarak, O’nun takdirine teslim olmanın önemi hatırlatılır. “Allah bilir, siz bilmezsiniz” ifadesi, “Herşeyin en doğrusunu Allah bilir” prensibinin temelini oluşturur.
Lokmân Suresi, 34. Ayet (Bir Kısmı): Arapça Okunuşu: اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِۚ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَۚ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْاَرْحَامِۜ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَدًاۜ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ بِاَيِّ اَرْضٍ تَمُوتُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ Türkçe Okunuşu: “İnna-llâhe ‘indehu ‘ilmu-ssâ’ah(ti), ve yunezzilu-lġayś(e), ve ya’lemu mâ fi-l-erḥâm(i), ve mâ tedrî nefsun mâżâ teksibu ġadâ(n), ve mâ tedrî nefsun bi-eyyi arḍin temût(u), inna-llâhe ‘alîmun ḫabîr(un).”
Elmalılı Hamdi Yazır Meali: “Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi şüphesiz yalnızca Allah katındadır. Yağmuru O indirir, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilmez. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.” Kısa Bir Açıklama: Bu ayet, gaybın (bilinmeyenin) anahtarlarının sadece Allah katında olduğunu, insanın geleceği ve kaderi hakkındaki kesin bilginin O’na ait olduğunu belirtir. Bu da, her şeyin en doğrusunu Allah’ın bildiği hakikatini pekiştirir.
Mülk Suresi, 14. Ayet: Arapça Okunuşu: اَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَۜ وَهُوَ اللَّط۪يفُ الْخَب۪يرُ
Türkçe Okunuşu: “Elâ ya’lemu men ḫalak(a), ve huve-llaṭîfu-lḫabîr(u).”
Elmalılı Hamdi Yazır Meali: “Yaratan bilmez mi? O, en gizli şeyleri bilir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır.”
Kısa Bir Açıklama: Bu ayet, yaratanın yarattığını en iyi bileceği mantıksal gerçeğini ortaya koyar. Mademki her şeyi yaratan Allah’tır, o halde her şeyin iç yüzünü, hakikatini ve en doğrusunu da ancak O bilir. O’nun ilmi “Latîf” (en ince ayrıntılara kadar nüfuz eden) ve “Habîr”dir (her şeyden haberdar olan).
2. Hadis-i Şeriflerde “Allâhu A’lem” Prensibi
Peygamber Efendimiz (s.a.v) de birçok durumda, özellikle gaybî konularda veya hikmeti tam olarak anlaşılamayan meselelerde “Allâhu a’lem” diyerek bilginin nihai kaynağının Allah olduğunu ifade etmiş ve ashabına da bu edebi öğretmiştir.
Bilgiyi Allah’a Tevekkül Etmek: Rivayet edildiğine göre, Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) ruh hakkında soru sorulduğunda, ona şu ayet vahyolunmuştur: “Sana ruhtan sorarlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ise ilimden pek az bir şey verilmiştir.” (İsrâ 17/85). Bu, insanın bilgisinin sınırlı olduğunu ve bazı konuların bilgisinin sadece Allah katında olduğunu gösterir. Böyle durumlarda “Allâhu a’lem” demek en doğru tavırdır.
Kader Konusunda Derinleşmekten Sakındırma: Peygamber Efendimiz (s.a.v) kader gibi derin ve insanın idrakini aşan konularda aşırı tartışmaya girmekten sakındırmıştır. Çünkü bu tür konuların hakikatini en iyi bilen Allah’tır. Bir keresinde ashâbını kader hakkında tartışırken görünce yüzü kızarmış ve şöyle buyurmuştur: “Siz bununla mı emrolundunuz, yoksa ben size bununla mı gönderildim? Şüphesiz sizden önceki ümmetler, bu konuda peygamberleriyle ihtilaf ettikleri ve kitapları hakkında ayrılığa düştükleri için helak oldular.” (Tirmizî, Kader, 1; İbn Mâce, Mukaddime, 9). Bu, bilginin sınırlarını tanımak ve her şeyi en iyi bilenin Allah olduğunu kabul etmek gerektiğini öğretir.
Peygamberin (s.a.v) Bilmediği Konularda “Allah Bilir” Demesi: Peygamber Efendimiz (s.a.v), kendisine sorulan her soruya hemen cevap vermez, bilmediği konularda vahiy bekler veya “Allah bilir” anlamına gelecek şekilde sükût ederdi. Bu, O’nun ilminin de Allah’tan geldiğini ve O’nun bildirdiğiyle sınırlı olduğunu gösterir.
3. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Sünnetinde İlahi Takdire Teslimiyet
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) tüm hayatı, Allah’ın ilmine, hikmetine ve takdirine tam bir teslimiyet örneğidir.
- Hudeybiye Antlaşması: Hudeybiye Antlaşması’nın şartları görünüşte Müslümanların aleyhine gibiydi ve bazı sahabeler bu duruma üzülmüştü. Ancak Peygamber Efendimiz (s.a.v), bunun Allah’ın bir emri ve hikmeti olduğuna inanarak antlaşmayı kabul etmiş ve sabretmiştir. Daha sonra bu antlaşmanın büyük bir fethe (Mekke’nin fethine) kapı araladığı anlaşılmıştır. Bu, bazen hikmeti hemen anlaşılamayan olayların ardında Allah’ın bildiği büyük hayırların olabileceğini gösterir.
- Kişisel İmtihanlara Sabrı: Efendimiz (s.a.v), evlat acısı, iftira, eziyet gibi birçok kişisel imtihanla karşılaşmış, ancak her birinde Allah’ın takdirine razı olmuş, sabretmiş ve “Herşeyin en doğrusunu Allah bilir” şuurunu yansıtmıştır.
- Sebeplere Sarılmakla Birlikte Sonucu Allah’a Bırakmak: O, her işinde sebeplere en güzel şekilde sarılır, tedbirini alır, ancak sonucun Allah’ın takdirinde olduğunu bilir ve O’na tevekkül ederdi. Bu da, insanın elinden geleni yaptıktan sonra gerisini en iyi bilenin Allah olduğunu kabul etmektir.
4. Dualarda Allah’ın İlmine ve Hikmetine Sığınma
Müminin duaları, Allah’ın her şeyi en iyi bildiği ve her yaptığında bir hikmet olduğu inancını yansıtmalıdır.
İstihâre Duası: Bir iş hakkında tereddüde düşüldüğünde yapılan istihâre namazı ve duası, tam da “Herşeyin en doğrusunu Allah bilir” prensibinin bir uygulamasıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu duayı ashabına Kur’an’dan bir sure öğretir gibi öğretirdi. Duanın bir bölümü şöyledir: “Allah’ım! Senin ilminle Senden hayır dilerim. Kudretinle Senden güç isterim. Senin büyük lütfundan talep ederim. Çünkü Sen güç yetirirsin, ben güç yetiremem. Sen bilirsin, ben bilmem. Ve Sen gaybları çok iyi bilensin. Allah’ım! Eğer bu işin (işin adını söyler) benim dinim, yaşayışım ve işimin sonucu (veya dünya ve ahiretim) için hayırlı olduğunu biliyorsan, onu bana takdir et, onu bana kolaylaştır, sonra da onu benim için bereketli kıl. Eğer bu işin benim dinim, yaşayışım ve işimin sonucu (veya dünya ve ahiretim) için şerli olduğunu biliyorsan, onu benden, beni de ondan uzaklaştır. Ve hayır nerede ise onu bana takdir et, sonra da beni onunla razı kıl.” (Buhârî, Teheccüd, 25; De’avât, 48; Tirmizî, Vitr, 15). Bu dua, kulun kendi bilgisinin sınırlılığını itiraf ederek, en hayırlı olanı bilen Allah’ın seçimine ve takdirine sığınmasıdır.
Genel Teslimiyet Duaları: Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) “Allah’ım! İşimi sana tevekkül ettim…” (Buhârî, Deavât, 7) gibi duaları, her durumu en iyi bilenin Allah olduğu ve O’na güvenip dayanmak gerektiği inancını yansıtır.
5. Alimlerin Açıklamaları ve “Sohbet”lerde Bu Konunun Ele Alınışı
Alimlerin Aktardıkları: İslam alimleri, “Allâhu a’lem” prensibinin tevhidin ve imanın temel bir unsuru olduğunu vurgularlar.
- Allah’ın İlim Sıfatı: Allah’ın ilmi sonsuzdur, ezelî ve ebedîdir. Geçmişi, şimdiyi ve geleceği, gizliyi ve açığı, her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilir. İnsanın ilmi ise sınırlı, eksik ve sonradan kazanılmıştır. Bu yüzden, insanın bilmediği veya anlayamadığı konularda “Allah bilir” demek, hem bir edep hem de bir hakikatin ifadesidir.
- Kader ve Hikmet: Başa gelen olayların, özellikle de hoşa gitmeyenlerin ardındaki hikmeti her zaman anlamak mümkün olmayabilir. Böyle durumlarda “Herşeyin en doğrusunu Allah bilir” diyerek O’nun adaletine, rahmetine ve hikmetine sığınmak, mümini isyandan ve ümitsizlikten korur.
- Tefviz ve Teslimiyet: Alimler, “Allâhu a’lem” demenin, işleri Allah’a tevekkül etme (tefviz) ve O’nun hükmüne razı olma (teslimiyet) anlamına geldiğini belirtirler. Bu, kulun acziyetini ve Rabbine olan ihtiyacını ikrar etmesidir.
“Sohbet”lerdeki Yansımaları: Dini sohbetlerde ve nasihatlerde “Allâhu a’lem” ifadesi sıkça kullanılır ve dinleyenlere şu mesajlar verilir:
- Tevazu: Bilmediğimiz konularda kesin konuşmaktan, ahkâm kesmekten sakınmalıyız. “Allah bilir” demek, ilmi kibirlenmeden Allah’a nispet etmektir.
- Sabır ve Sükûnet: Anlayamadığımız veya değiştiremediğimiz durumlar karşısında “Allah bilir” demek, sabretmemize ve iç huzurumuzu korumamıza yardımcı olur. O’nun her şeyi bir hikmetle yarattığına ve bir hayır murad ettiğine inanırız.
- Fitneden Korunma: Özellikle gaybî konularda, kıyamet alametleri gibi meselelerde veya insanların iç niyetleri hakkında spekülasyon yapmaktan ve gereksiz tartışmalara girmekten kaçınmak için “Allah bilir” demek en doğru yoldur.
- Ümitvar Olma: Zorluklar ve imtihanlar karşısında, “Allah en iyisini bilir, muhakkak bir hayır vardır” düşüncesi, müminin ümidini canlı tutar.
Sonuç
“Herşeyin en doğrusunu Allah bilir” (Allâhu a’lem) ilkesi, bir Müslümanın hayat felsefesinin merkezinde yer alan, derin bir iman, teslimiyet ve tevekkül ifadesidir. Bu söz, sadece bir bilgi eksikliğinin itirafı değil, aynı zamanda Allah’ın sonsuz ilmine, mutlak hikmetine ve şaşmaz adaletine olan sarsılmaz bir güvenin de ilanıdır. Kâinatın sırlarından günlük hayatın en basit olaylarına kadar her şeyde O’nun ilminin ve iradesinin tecelli ettiğini bilmek, müminin kalbine huzur ve sükûnet verir. Bu bilinçle yaşayan bir kul, başına gelen her olayda bir hayır arar, sabreder, şükreder ve Rabbine olan teslimiyetini her daim taze tutar. Zira bilir ki, her ne olursa olsun, her şeyin en doğrusunu bilen ve en hayırlısını takdir eden yalnızca Allah Azze ve Celle’dir.