Yüz Yıl Sonra Diriliş: Allah’ın Ölüleri Diriltme Kudreti
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
أَوْ كَالَّذِي مَرَّ عَلَىٰ قَرْيَةٍ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَىٰ عُرُوشِهَا قَالَ أَنَّىٰ يُحْيِي هَٰذِهِ اللَّهُ بَعْدَ مَوْتِهَا ۖ فَأَمَاتَهُ اللَّهُ مِائَةَ عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُ ۖ قَالَ كَمْ لَبِثْتَ ۖ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ ۖ قَالَ بَل لَّبِثْتَ مِائَةَ عَامٍ فَانظُرْ إِلَىٰ طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْ ۖ وَانظُرْ إِلَىٰ حِمَارِكَ وَلِجَعَلَكَ آيَةً لِّلنَّاسِ ۖ وَانظُرْ إِلَى الْعِظَامِ كَيْفَ نُنشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًا ۚ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ قَالَ أَعْلَمُ أَنَّ اللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Kur’an-ı Kerim Bakara Suresi 259. Ayeti
Türkçe Okunuşu: Ev kelleżî merra ‘alâ qaryetin ve hiye ḫâviyetun ‘alâ ‘urûşihâ qâle ennâ yuḥyî hâżihi-llâhu ba‘de mevtihâ, feemâtehu-llâhu miete ‘âmin śümme be‘aśeh(û). Qâle kem lebiśt(e). Qâle lebiśtu yevmen ev ba‘ḍa yevm(in). Qâle bel lebiśte miete ‘âmin fenẓur ilâ ṭa‘âmike ve şerâbike lem yetesenneh, venẓur ilâ ḥimârik(e), ve lice‘aleke âyeten linnâs(i), venẓur ile-l‘iẓâmi keyfe nünşizuhâ śümme neksûhâ laḥmâ(n). Felemmâ tebeyyene lehû qâle a‘lemu enna-llâhe ‘alâ kulli şey’in qadîr(un).
Elmalılı Hamdi Yazır Meali: Yahut o kimse gibi ki, bir kasabaya uğramıştı, altı üstüne gelmiş, ıssız yatıyordu. “Allah, bunu ölümünden sonra nasıl diriltecek?” demişti. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra diriltti. “Ne kadar kaldın?” dedi. “Bir gün veya bir günden daha az kaldım” dedi. Allah buyurdu ki: “Hayır, yüz yıl kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış. Bir de merkebine bak! (Bu) hem seni insanlara bir ibret kılalım diye, hem de kemiklere bak nasıl birleştirip yerli yerine koyuyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz.” diye (yaptık). Durum kendisine apaçık belli olunca: “Biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir” dedi.
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Bakara Suresi’nin 259. Ayeti Işığında Duası: Bu ayet-i kerime, Allah Teâlâ’nın ölümden sonra diriltme kudretini apaçık bir şekilde gösteren, ibret dolu bir hadiseyi anlatır. Bir şahsın (bazı rivayetlerde Üzeyir (a.s) veya başka bir salih zat olduğu belirtilir) yıkık bir kasaba karşısında Allah’ın kudretini tefekkür etmesi, ardından yüz yıl ölü kalıp diriltilmesi ve bu mucizeye şahit olması anlatılır. Bu ayetin ruhuyla Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) dualarında ve öğretilerinde şu temalar öne çıkar:
Allah’ın Kudretine Tam İman ve Yakîn İsteme Duası: Ayetin sonunda, durumu anlayan zatın “Biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir” demesi, ilme’l-yakînden ayne’l-yakîne geçişi ifade eder. Peygamber Efendimiz (s.a.v) de Allah’tan sarsılmaz bir iman ve yakîn (kesin bilgi ve inanç) istemiştir. “Allah’ım! Senden faydalı ilim, kabul olunmuş amel ve (şüpheden arınmış) yakîn üzere bir iman dilerim.” (Bu genel bir yakarıştır, Efendimiz’in (s.a.v) faydalı ilim ve sarsılmaz iman taleplerinden esinlenilmiştir.) Ayrıca, Allah’ın kudretini tefekkür edip O’na olan imanı artırmak için şu dua da önemlidir: “Allah’ım! Beni, Seni çok zikreden, Sana çok şükreden, Senden çok korkan, Sana çok itaat eden, Sana karşı içi saygı ve ürperti dolu olan, Sana yönelen ve tövbe eden bir kul eyle.” (Tirmizî, De’avât, 114)
Ölümden Sonra Dirilişe Kesin İman Duası: Kıssanın ana teması ölümden sonra diriliştir. Ahirete ve yeniden dirilişe iman, İslam’ın temel esaslarındandır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu konuda ümmetini eğitmiş ve dualarında bu imanı pekiştirecek ifadeler kullanmıştır. “Allah’ım! Ölülerimizi dirilteceğin günde azabından bizi koru. Bizi, o günün dehşetinden emin kıl ve hesabımızı kolaylaştır.” (Bu genel bir yakarıştır.)
Allah’ın Ayetlerinden İbret Alma ve Hidayet Üzere Olma Duası: Kıssadaki zatın diriltilmesi ve eşeğinin yeniden canlandırılması, insanlar için bir “ayet” (ibret, delil) kılınmıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) de Allah’ın ayetlerini anlayıp onlardan ibret alabilmek için dua ederdi: “Allah’ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et. Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan sakınmayı nasip et. Bizi, ayetlerinden ibret alan ve hidayet üzere olan kullarından eyle.” (Mecmû’âtü’l-Ahzâb, I, 582 gibi dua mecmualarında geçen bir duadır.)
Bakara Suresi’nin 259. Ayeti Işığında Hadisler: Bu ayet-i kerime, Allah’ın ölümden sonra diriltme kudretini, zamanın izafiyetini ve ilahi hikmetleri çarpıcı bir şekilde ortaya koyar. Bu konularla ilgili bazı Hadis-i Şerifler şunlardır:
Allah’ın Diriltme Kudreti ve Ahiret İnancı: Ayet, Allah’ın ölüleri nasıl dirilteceğine dair bir soruya verilmiş canlı bir cevaptır. Ebû Rezin el-Ukaylî (r.a) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resûlü! Allah mahlûkatı (öldükten sonra) nasıl yeniden diriltir? Bunun dünyadaki bir misali var mıdır?” diye sordum. Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kavminin kuraklıktan kırılmış, çoraklaşmış vadisinden hiç geçmedin mi? Sonra (bir müddet sonra) yemyeşil bir halde ona uğramadın mı?” Ben: “Evet (uğradım yâ Resûlallah!)” dedim. Bunun üzerine: “İşte Allah, ölüleri böyle diriltir. Bu, O’nun (diriltme) kudretinin dünyadaki bir misalidir.” buyurdu. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 11; İbn Mâce, Mukaddime, 13; Hâkim, el-Müstedrek, II, 313. Hadis sahihtir.) Bu hadis, ayetteki diriltme mucizesinin bir benzerini tabiat olaylarıyla açıklayarak tefekkürü teşvik eder.
Kıssadaki Şahsın Kimliği (Üzeyir a.s. İddiası): Ayette ismi verilmeyen bu zatın Üzeyir (a.s) olduğuna dair bazı rivayetler ve tefsir yorumları bulunmaktadır. Ancak bu kesin değildir. Peygamber Efendimiz’den (s.a.v) doğrudan bu ayetteki şahsın Üzeyir (a.s) olduğuna dair sahih ve açık bir hadis bulunmamakla birlikte, Üzeyir (a.s) hakkında şu hadis rivayet edilmiştir: Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Yahudiler, ‘Üzeyir Allah’ın oğludur’ dediler…” (Tevbe Suresi 9/30 ayetine atıf). Bu hadis, Üzeyir (a.s)’ın Yahudiler nezdindeki konumuna işaret eder, ancak doğrudan Bakara 259’daki kıssayla bağlantısını kurmaz. Kıssadaki asıl amaç, şahsın kimliğinden ziyade Allah’ın kudretini göstermektir.
Allah’ın Her Şeye Kadir Olduğuna İman: Kıssanın sonunda zatın “Biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir” sözü, imanın ve teslimiyetin en güzel ifadesidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) de dualarında ve sözlerinde Allah’ın bu mutlak kudretini sıkça vurgulamıştır. Örneğin, her namazdan sonra okunan tesbihatta “Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr.” (Allah’tan başka ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’nadır ve O her şeye hakkıyla gücü yetendir.) denilir. (Buhârî, Ezân 155, De’avât 18; Müslim, Mesâcid 139)
Bakara Suresi’nin 259. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye: Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) hayatı ve öğretileri, Bakara Suresi 259. ayette anlatılan kıssadan çıkarılacak dersleri ve hikmetleri pekiştirir:
Yeniden Dirilişe Sarsılmaz İman ve Tebliği: Peygamber Efendimiz (s.a.v), ölümden sonra dirilişe (ba’s ba’de’l-mevt) kesin bir şekilde iman etmiş ve bu imanı ashabına da en güçlü şekilde telkin etmiştir. Ahiret hayatının varlığı, hesap, cennet ve cehennem O’nun tebliğinin temel direklerindendi. Bu kıssa da, dirilişin mümkün ve Allah için çok kolay olduğunu gösteren bir delildir.
Allah’ın Kudret Delilleri Üzerinde Tefekkür: Peygamber Efendimiz (s.a.v), ashabını sık sık Allah’ın kâinattaki ve kendi nefislerindeki yaratılış delilleri (ayetleri) üzerinde düşünmeye (tefekkür etmeye) teşvik etmiştir. Ayetteki zatın yiyeceğinin bozulmaması, eşeğinin çürüyüp sonra diriltilmesi gibi mucizeler, Allah’ın kudretinin sonsuzluğunu gösteren delillerdir. Sünnet, bu tür delilleri görerek veya tefekkür ederek imanı güçlendirmeyi öğretir.
Sabır ve İlahi Hikmete Teslimiyet: Kıssadaki zatın yüz yıl ölü kalması ve sonra diriltilmesi, zamanın ve olayların Allah’ın kontrolünde olduğunu gösterir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) de karşılaştığı zorluklarda sabretmiş ve her olayın ardındaki ilahi hikmete teslim olmuştur. Allah’ın planlarının insanın idrakini aşabileceği, ancak her zaman bir hayır ve hikmet barındırdığı Sünnet’in temel öğretilerindendir.
İnsanlara İbret Olma Sorumluluğu: Ayet, diriltilen zatın “insanlar için bir ibret (ayet)” kılınacağını belirtir. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) hayatı da baştan sona insanlık için en güzel örnek ve ibretlerle doludur. Müminlerin de yaşantılarıyla, imanlarıyla ve ahlaklarıyla başkalarına güzel örnek (bir nevi “ayet”) olmaları, Sünnet’in teşvik ettiği bir durumdur.
Özet: Bu ayet-i kerime, ya da (bir önceki kıssada geçen Nemrud gibi) altı üstüne gelmiş, ıssız bir kasabaya uğrayan ve “Allah burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek?” diye düşünen bir kimsenin ibretlik hikayesini anlatır. Allah, o kişiyi yüz yıl süreyle öldürmüş, sonra diriltmiş ve ona ne kadar süre kaldığını sormuştur. Kişi “bir gün veya daha az” deyince, Allah yüz yıl kaldığını bildirmiş; bozulmayan yiyecek ve içeceğine, (çürüyüp sonra diriltilen) merkebine ve kemiklerin nasıl birleştirilip et giydirildiğine bakmasını istemiştir. Bütün bunlar, o kişiyi insanlara bir delil kılmak için yapılmıştır. Durum kendisine apaçık belli olunca, o zat, “Artık biliyorum ki Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir” demiştir.
İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı: Bakara Suresi’nin bir parçası olan bu ayet, Medine döneminde nazil olmuştur. Bir önceki ayette (Bakara 258) Hz. İbrahim’in (a.s) Nemrud ile olan ve Allah’ın diriltip öldürme kudretine değinilen tartışması anlatılmıştı. Bu 259. ayet, Allah Teâlâ’nın diriltme ve öldürme kudretini daha somut ve çarpıcı bir örnekle gözler önüne sererek bu temayı devam ettirir. Medine’de, ölümden sonra diriliş konusunda şüpheleri olan veya bu konuyu sorgulayan Ehl-i Kitap mensupları ve müşrikler bulunmaktaydı. Bu kıssa, hem Müslümanların imanını pekiştirmek hem de inkârcılara ve şüphede olanlara Allah’ın sonsuz kudretini göstermek amacıyla nazil olmuştur. Allah’ın sadece diriltmekle kalmayıp, zamanı ve çürümeyi de kontrol ettiğini (yiyeceğin bozulmaması gibi) göstererek, O’nun her şeye kadir olduğunu vurgular.
Ayetin Detaylı Tefsiri: Bu ayet-i kerime, Allah’ın ölümden sonra diriltme (ihyâ) kudretini canlı bir örnekle anlatmaktadır:
أَوْ كَالَّذِي مَرَّ عَلَىٰ قَرْيَةٍ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَىٰ عُرُوشِهَا(Ev kelleżî merra ‘alâ qaryetin ve hiye ḫâviyetun ‘alâ ‘urûşihâ): “Yahut (misali) o kimse gibi ki, bir kasabaya uğramıştı, o (kasaba) ise tavanları (veya duvarları) çatıları üzerine çökmüş (yani baştan aşağı yıkılmış, harabe olmuş) idi.”أَوْ(Ev): “Veya, yahut.” Bir önceki kıssaya (Hz. İbrahim ve Nemrud) bir başka örnek ekler.كَالَّذِي(kelleżî): “O kimse gibi ki.” İsmi verilmeyen bir şahsa işaret eder.مَرَّ عَلَىٰ قَرْيَةٍ(merra ‘alâ qaryetin): “Bir kasabaya/köye uğradı.”وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَىٰ عُرُوشِهَا(ve hiye ḫâviyetun ‘alâ ‘urûşihâ): “O ise altı üstüne gelmişti.”خَاوِيَة(ḫâviyeh), boş, ıssız, yıkık demektir.عُرُوش(‘urûş),arşkelimesinin çoğulu olup, tavan, çatı, asma gibi anlamlara gelir. Bu ifade, kasabanın tamamen harabeye döndüğünü, duvarlarının ve çatılarının birbirine girdiğini anlatır.
قَالَ أَنَّىٰ يُحْيِي هَٰذِهِ اللَّهُ بَعْدَ مَوْتِهَا(qâle ennâ yuḥyî hâżihi-llâhu ba‘de mevtihâ): “(O kimse) dedi ki: ‘Allah, bunu (bu kasabayı ve ahalisini) ölümünden sonra nasıl diriltecek?'”أَنَّىٰ(ennâ): “Nasıl, ne şekilde, nereden?” Hayret, teaccüb veya tam olarak kavrayamama ifadesidir. Bir inkâr sorusu değil, Allah’ın kudretinin bu tecellisini anlama arzusudur.يُحْيِي هَٰذِهِ اللَّهُ(yuḥyî hâżihi-llâhu): “Allah bunu diriltir.”هَٰذِهِ(hâżihi) kasabaya veya ahalisine işaret eder.
فَأَمَاتَهُ اللَّهُ مِائَةَ عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُ(feemâtehu-llâhu miete ‘âmin śümme be‘aśeh): “Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü bıraktı (öldürdü), sonra onu diriltti.”فَأَمَاتَهُ اللَّهُ(feemâtehu-llâhu): “Allah onu öldürdü.”مِائَةَ عَامٍ(miete ‘âmin): “Yüz yıl.”ثُمَّ بَعَثَهُ(śümme be‘aśehu): “Sonra onu diriltti (yeniden hayata döndürdü).”
قَالَ كَمْ لَبِثْتَ(qâle kem lebiśt): “(Diriltince Allah veya bir melek ona) dedi: ‘Ne kadar süre (ölü) kaldın?'”لَبِثْتَ(lebiśte): “Kaldın, bekledin, durdun.”
قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ(qâle lebiśtu yevmen ev ba‘ḍa yevm): “(O kimse) dedi: ‘Bir gün veya bir günün bir kısmı kadar kaldım.'”- Uyandığındaki duruma göre bir tahminde bulunmuştur.
قَالَ بَل لَّبِثْتَ مِائَةَ عَامٍ(qâle bel lebiśte miete ‘âmin): “(Allah) dedi: ‘Hayır, (tam) yüz yıl kaldın.'”فَانظُرْ إِلَىٰ طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْ(fenẓur ilâ ṭa‘âmike ve şerâbike lem yetesenneh): “Şimdi yiyeceğine ve içeceğine bak, üzerinden uzun zaman geçmesine rağmen bozulmamış.”لَمْ يَتَسَنَّهْ(lem yetesenneh): “Bozulmadı, değişmedi, üzerinden yıllar geçmedi (gibi taze duruyor).”سنة(sene – yıl) kelimesiyle ilişkilidir.
وَانظُرْ إِلَىٰ حِمَارِكَ(venẓur ilâ ḥimârik): “Ve merkebine bak!”- Merkebin ise çürüyüp kemiklerinin kaldığı, sonra da diriltildiği anlaşılır.
وَلِجَعَلَكَ آيَةً لِّلنَّاسِ(ve lice‘aleke âyeten linnâs): “Ve (bunu) seni insanlar için bir ibret/delil (âyet) kılalım diye (yaptık).”- Bu olay, hem o şahsın kendisi için hem de daha sonra bunu öğrenen insanlar için Allah’ın kudretine bir delildir.
وَانظُرْ إِلَى الْعِظَامِ كَيْفَ نُنشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًا(venẓur ile-l‘iẓâmi keyfe nünşizuhâ śümme neksûhâ laḥmâ): “Ve (özellikle merkebinin) kemiklerine bak, onları nasıl birleştirip kaldırıyoruz (yeniden oluşturuyoruz), sonra da onlara et giydiriyoruz.”نُنشِزُهَا(nünşizuhâ):أَنْشَزَ(enşeze) fiilinden “Onları kaldırırız, dikeriz, birleştirip düzenleriz.” Kemiklerin toplanıp iskelet haline getirilmesi.نَكْسُوهَا لَحْمًا(neksûhâ laḥman): “Onlara et giydiririz.” İskeletin etle kaplanması. Bu, dirilişin aşamalarını gözle görülür bir şekilde anlatır.
فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ قَالَ أَعْلَمُ أَنَّ اللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ(felemmâ tebeyyene lehû qâle a‘lemu enna-llâhe ‘alâ kulli şey’in qadîr): “Durum kendisine (bu delillerle) apaçık belli olunca, dedi ki: ‘(Artık şüphesiz) biliyorum ki Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.'”فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ(felemmâ tebeyyene lehû): “Ona (hakikat) açıkça belli olunca.”قَالَ أَعْلَمُ(qâle a‘lemu): “Dedi ki: Biliyorum.” Bu bilgi, artık tefekküri bir bilgi olmaktan çıkmış, müşahadeye dayalı kesin bir bilgi (ilme’l-yakîn veya ayne’l-yakîn) haline gelmiştir.
Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler: Bu ibretlik kıssa, müminlere pek çok ders ve hikmet sunmaktadır:
- Allah’ın Ölüleri Diriltme Kudretinin Kesinliği: Ayet, en temel mesaj olarak Allah’ın ölüleri diriltmeye muktedir olduğunu ve bunun O’nun için çok kolay olduğunu gösterir.
- İlahi Kudret Karşısında İnsan Aklının Sınırları: Bazen insan aklı, Allah’ın kudretinin bazı tecellilerini hemen kavrayamayabilir. Ancak Allah, dilediği kuluna delillerini göstererek onu kesin imana ulaştırır.
- Mucizevi Olaylarla İmanın Pekiştirilmesi: Allah Teâlâ, kullarının imanını pekiştirmek için bazen olağanüstü olaylar (mucizeler, kerametler) yaratabilir. Yiyeceğin bozulmaması ve eşeğin diriltilmesi bu türden mucizelerdir.
- Zamanın İzafiliği ve Allah’ın Kontrolü: Yüz yıllık bir sürenin bir gün gibi algılanması, zamanın Allah katındaki ve insanın algısındaki farklılığına işaret edebilir. Her şey O’nun kontrolündedir.
- Her Şeyde Bir İbret (Ayet) Olması: Yaşanan bu olay, hem o şahıs için hem de tüm insanlar için Allah’ın varlığına, birliğine ve kudretine dair bir ayettir. Kâinattaki her şeyde de düşünenler için ayetler vardır.
- Bilgiden Kesin İmana (Yakîn) Geçiş: Gözlem ve tecrübe ile elde edilen bilgi, insanın imanını ve Allah’a olan teslimiyetini artırır. Kıssadaki zatın son sözü (“Biliyorum ki Allah her şeye kadirdir”) bu durumu ifade eder.
- Allah’ın Her Şeye Gücü Yettiği Hakikati: Hayat vermek, öldürmek, rızık vermek, korumak, zamanı ve maddeyi kontrol etmek gibi her türlü fiil, Allah’ın sonsuz kudretinin bir tecellisidir.
Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı: Önceki Ayet (Bakara 258): Bu ayette Hz. İbrahim’in (a.s) Nemrud ile tartışması ve Rabbinin “diriltip öldürdüğü” yönündeki delili anlatılmıştı. Nemrud ise bunu laf cambazlığıyla geçiştirmeye çalışmıştı. Bakara 259. ayet, Allah’ın diriltme ve öldürme kudretini çok daha somut, kişisel bir tecrübe üzerinden ve inkâr edilemeyecek bir şekilde ortaya koyarak bir önceki ayetteki temayı güçlendirir. Sonraki Ayet (Bakara 260): “Hani İbrahim de, ‘Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster’ demişti. (Allah) ‘Yoksa inanmadın mı?’ deyince, ‘Hayır (inandım), fakat kalbimin mutmain olması (iyice yatışması) için’ demişti…” Bu ayet, yine diriltme temasına devam eder. Bu sefer, Allah’ın Halîl’i (dostu) olan Hz. İbrahim’in (a.s) kendisi, kalbinin tam bir tatmine ulaşması için Allah’tan ölüleri nasıl dirilttiğini göstermesini talep eder. Bu, 259. ayetteki şahsın tecrübesinden sonra, bir peygamberin yakîn arayışını göstererek konuyu daha da derinleştirir.
Sonuç: Bakara Suresi 259. ayeti, Allah Teâlâ’nın ölümden sonra diriltme kudretini, zaman ve madde üzerindeki mutlak hakimiyetini ve kullarına olan sonsuz lütfunu gözler önüne seren, derin hikmetler ve ibretlerle dolu bir kıssadır. İnsanın Allah’ın kudreti karşısındaki acziyetini ve O’na olan ihtiyacını hatırlatırken, iman edenlerin kalplerini kesin bilgi ve teslimiyetle doldurur. Bu ayet, ölümden sonraki hayatın bir hayal değil, Allah’ın “Ol!” demesiyle gerçekleşecek kesin bir hakikat olduğunu vurgular.