Bakara Suresi AyetleriKur'an-ı Kerim

İbrahim ve Nemrut: Rab Hakkında Küstahça Tartışma

Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim

Arapça Okunuşu:

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِي حَاجَّ إِبْرَاهِيمَ فِي رَبِّهِ أَنْ آتَاهُ اللَّهُ الْمُلْكَ إِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّيَ الَّذِي يُحْيِي وَيُمِيتُ قَالَ أَنَا أُحْيِي وَأُمِيتُ ۖ قَالَ إِبْرَاهِيمُ فَإِنَّ اللَّهَ يَأْتِي بِالشَّمْسِ مِنَ الْمَشْرِقِ فَأْتِ بِهَا مِنَ الْمَغْرِبِ فَبُهِتَ الَّذِي كَفَرَ ۗ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

Kur’an-ı Kerim Bakara Suresi 258. Ayeti

Türkçe Okunuşu:

Elem tera ile-lleżî ḥâcce İbrâhîme fî rabbihî en âtâhu-llâhu-lmulk(e), iż qâle İbrâhîmu rabbiye-lleżî yuḥyî ve yumît(u), qâle ene uḥyî ve umît(u). Qâle İbrâhîmu feinna-llâhe ye’tî bişşemsi mine-lmeşriqi fe’ti bihâ mine-lmaġribi fe buhite-lleżî kefer(a). Va-llâhu lâ yehdi-lqavme-ẓẓâlimîn(e).

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

Allah kendisine mülk (hükümdarlık) verdiği için şımarıp Rabbi hakkında İbrahim’le tartışmaya giren kimseyi görmedin mi? Hani İbrahim, “Benim Rabbim diriltir ve öldürür” demişti. O da, “Ben de diriltir ve öldürürüm” demişti. İbrahim, “Şüphesiz Allah güneşi doğudan getirir, sen de onu batıdan getir” deyince, o kâfir şaşırıp kaldı. Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Bakara Suresi’nin 258. Ayeti Işığında Duası: Bu ayet-i kerime, Hz. İbrahim (a.s) ile kendisine Allah tarafından mülk verilmesiyle şımarıp Rablık iddiasında bulunan Nemrud arasındaki ibretlik tartışmayı anlatır. Hz. İbrahim’in (a.s) tevhid mücadelesi ve Allah’ın zalimleri hidayete erdirmeyeceği hakikati bu kıssada tecelli eder. Bu bağlamda Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) dualarında ve öğretilerinde şu temalar öne çıkar:

  1. Hidayet ve Doğru Yolda Sebat İsteme Duası: Ayetin sonunda “Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez” buyrulması, hidayetin ne kadar büyük bir nimet olduğunu ve zalimlerin bundan mahrum kalacağını gösterir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) daima Allah’tan hidayet ve bu hidayet üzere kalmayı dilemiştir: “Allah’ım! Senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği dilerim.” (Müslim, Zikir, 72) Hz. İbrahim (a.s) gibi, hak yolda sabit kalmak ve zalimlerin saptırmalarından korunmak için Allah’a sığınmak esastır.

  2. Şirk ve Zulümden Allah’a Sığınma Duası: Nemrud’un mülküyle şımarıp Rablık iddiasında bulunması, şirkin ve zulmün en bariz örneklerindendir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) şirkten ve zulümden Allah’a sığınmıştır: “Allah’ım! Kasten şirk koşmaktan Sana sığınırım ve bilmeden (işlediğim şirk) için de Senden bağışlanma dilerim.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 403; Buhârî, el-Edebü’l-Müfred, No: 716) “Allah’ım! Zulmetmekten ve zulme uğramaktan Sana sığınırım.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 110) Bu dualar, Nemrud’un düştüğü duruma düşmemek, kibir ve şirke kapılmamak için birer niyazdır.

  3. Hakikati Savunurken Allah’tan Yardım ve Basiret Dileme Duası: Hz. İbrahim (a.s), Nemrud karşısında büyük bir basiret ve hikmetle deliller sunmuştur. Peygamber Efendimiz (s.a.v) de tebliğ görevinde Allah’tan yardım ve doğru söz söyleme kabiliyeti dilemiştir: “Rabbim! Göğsüme genişlik ver, işimi kolaylaştır, dilimdeki düğümü çöz ki sözümü anlasınlar.” (Tâhâ Suresi 20/25-28 ayetlerindeki Hz. Musa’nın duası, tebliğde bulunan her peygamber ve davetçi için bir örnektir.) Hakikati savunurken, Hz. İbrahim gibi delillerle konuşabilmek ve karşı tarafı susturacak hikmete sahip olmak için Allah’a dua etmek önemlidir.

Bakara Suresi’nin 258. Ayeti Işığında Hadisler: Bu ayet-i kerime, Hz. İbrahim’in (a.s) tevhid mücadelesi, kibir ve zulmün sonu gibi önemli temaları işler. Bu konularla ilgili bazı Hadis-i Şerifler şunlardır:

  1. Hz. İbrahim’in (a.s) Tevhid Mücadelesi ve Sabrı: Hz. İbrahim (a.s), Kur’an’da “Halîlullah” (Allah’ın dostu) olarak anılır ve tevhid mücadelesinin en önemli sembollerindendir. Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “İbrahim (a.s) (hicret ederken hanımı) Sâre ile birlikte (zalim bir kralın memleketine) geldi… Krala Sâre’nin güzelliğinden bahsedildi… (Kral Sâre’ye el uzatmak isteyince) Sâre kalkıp abdest aldı, namaz kıldı ve şöyle dua etti: ‘Allah’ım! Eğer ben Sana ve Resûlüne (yani İbrahim’e peygamber olarak) iman etmişsem ve iffetimi kocamdan başkasına karşı korumuşsam, benim üzerime bu kâfiri musallat etme!’ Bunun üzerine kral (bir nevi felç geçirip) horlamaya başladı…” (Buhârî, Büyû’, 100; Enbiyâ, 8) Bu hadis, Hz. İbrahim ve ailesinin tevhid yolunda karşılaştıkları zorlukları ve Allah’ın onlara olan yardımını gösterir. Ayetteki Nemrud kıssası da bu mücadelenin bir parçasıdır.

  2. Kibir ve Zulmün Akıbeti: Nemrud’un Allah’ın verdiği mülkle şımarıp Rablık iddiasında bulunması, kibrin ve nankörlüğün bir sonucudur. Ayetin sonu, Allah’ın zalimleri hidayete erdirmeyeceğini belirtir. Abdullah İbni Mes’ûd (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre, Nebî (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan kimse cennete giremez. Kalbinde hardal tanesi kadar iman bulunan kimse de cehenneme (ebedi olarak) girmez.” (Müslim, Îmân, 147; Tirmizî, Birr, 61) Kibir, hakikati kabul etmeye en büyük engeldir ve Nemrud’un Hz. İbrahim karşısındaki tutumu bunun bir örneğidir.

  3. Allah’ın Kudret Delilleri Karşısında Acziyet: Hz. İbrahim’in (a.s) güneşi batıdan getirme teklifi karşısında Nemrud’un şaşırıp kalması (febuhite-lleżî kefer), Allah’ın mutlak kudreti ve kâinat üzerindeki tasarrufu karşısında insanın acziyetini gösterir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) de sık sık Allah’ın kudretine ve yaratılıştaki harikalara dikkat çekerek insanları tefekküre davet etmiştir. Allah’ın varlığına ve birliğine dair deliller apaçıktır.

Bakara Suresi’nin 258. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye: Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) hayatı ve uygulamaları, Bakara Suresi 258. ayette anlatılan kıssadan çıkarılacak derslerin en güzel örneklerini sunar:

  1. Tevhidi Anlatmada Hikmet ve Basiret: Peygamber Efendimiz (s.a.v), tıpkı Hz. İbrahim (a.s) gibi, insanları Allah’ın birliğine davet ederken muhataplarının durumuna göre hikmetli ve basiretli bir üslup kullanmıştır. O, müşriklere, Ehl-i Kitab’a ve diğer kesimlere Kur’an’ın apaçık ayetleriyle ve akli delillerle tebliğde bulunmuş, onları düşünmeye ve hakikati görmeye çağırmıştır.

  2. Mülk ve İktidarın Geçiciliği ve Aldatıcılığı: Nemrud’un Allah’ın verdiği mülkle şımarıp O’na karşı gelmesi, dünya nimetlerinin insanı nasıl aldatabileceğine dair bir uyarıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) ise kendisine dünya mülkleri sunulduğunda, “bir gün aç kalıp sabreden, bir gün tok olup şükreden bir kul peygamber” olmayı tercih etmiş, dünya malına ve iktidarına asla aldanmamıştır. Sünneti, gerçek zenginliğin takvada ve Allah’a kullukta olduğunu öğretir.

  3. Zalimler ve Kâfirlerle Mücadelede Sabır ve Kararlılık: Hz. İbrahim’in (a.s) Nemrud gibi zalim bir hükümdar karşısında hakikati haykırması, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) de Mekke müşriklerinin ve diğer düşmanlarının eziyetlerine karşı gösterdiği sabır ve kararlılıkla benzerlik taşır. Sünnet, hak yolda mücadele ederken zorluklar karşısında yılmamayı, Allah’a güvenerek sabırla direnmeyi öğretir.

  4. Allah’ın Hidayetinin Zulme Kapalı Olması: Ayetin sonunda belirtilen “Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez” ilkesi, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) tebliğinde de önemli bir yer tutar. O, herkese hidayet çağrısında bulunmuş ancak kalpleri mühürlenmiş, kibir ve zulümde ısrar edenlerin bu çağrıya kulak vermeyeceğini de bilmiştir. Sünnet, hidayetin Allah’tan olduğunu ancak kulun da buna layık olması için zulümden, kibirden ve günahta ısrardan kaçınması gerektiğini öğretir.

Özet: Bu ayet-i kerime, Allah Teâlâ’nın kendisine hükümdarlık vermesiyle şımararak Rabbi hakkında Hz. İbrahim (a.s) ile tartışmaya girişen (ve Nemrud olduğu rivayet edilen) kişinin durumuna dikkat çeker. Hz. İbrahim, Rabbinin diriltip öldürdüğünü söyleyince, kral da kendisinin diriltip öldürdüğünü (mecazi olarak) iddia eder. Bunun üzerine Hz. İbrahim, Allah’ın güneşi doğudan getirdiğini, kendisinin de batıdan getirmesini isteyince, o kâfir şaşırıp kalır ve cevap veremez. Ayet, Allah’ın zalimler topluluğunu hidayete erdirmeyeceği gerçeğiyle son bulur.

İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı: Bakara Suresi’nin bir parçası olan bu ayet Medine döneminde nazil olmuştur. Bir önceki ayette (Bakara 257) Allah’ın iman edenlerin velisi olup onları karanlıklardan aydınlığa çıkardığı, kâfirlerin velilerinin ise Tâğût olup onları aydınlıktan karanlıklara sürüklediği belirtilmişti. Bu 258. ayet, Tâğût’un somut bir örneği olarak, Allah’ın verdiği nimetlerle şımarıp O’na karşı gelen ve peygamberiyle tartışan zalim bir hükümdarın (Nemrud) kıssasını anlatarak, bir önceki ayetteki soyut prensipleri tarihi bir olayla örneklendirir. Bu kıssa, Medine’deki Müslümanlara, hak ile batıl mücadelesinde Allah’ın peygamberlerine nasıl yardım ettiğini, zalimlerin ve kâfirlerin deliller karşısında nasıl aciz kaldığını göstermekte ve onlara moral vermektedir. Aynı zamanda, iktidar ve güç sahibi olmanın insanı Allah’a karşı nankörlüğe ve kibre sürükleyebileceği konusunda da bir uyarı niteliğindedir.

Ayetin Detaylı Tefsiri: Bu ayet-i kerime, Hz. İbrahim (a.s) ile devrinin zalim hükümdarı arasındaki çarpıcı bir diyaloğu ve sonucu aktarır:

  • أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِي حَاجَّ إِبْرَاهِيمَ فِي رَبِّهِ (Elem tera ile-lleżî ḥâcce İbrâhîme fî rabbih): “Görmedin mi (veya bilmez misin, dikkat et o kimseye ki) Rabbi hakkında İbrahim ile tartıştı/çekişti?”

    • أَلَمْ تَرَ (Elem tera): “Görmedin mi?” Hitap Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) veya genel olarak her muhatabadır. Bir olaya dikkat çekmek, hayret veya ibret uyandırmak için kullanılan bir soru üslubudur.
    • الَّذِي (elleżî): “O kimse ki.” İsm-i mevsul olup, Nemrud olduğu rivayet edilen krala işaret eder.
    • حَاجَّ إِبْرَاهِيمَ (ḥâcce İbrâhîme): “İbrahim ile tartıştı/mücadele etti.” حَاجَّ (ḥâcce) kelimesi, delil getirme iddiasıyla yapılan çekişmeli tartışmayı ifade eder.
    • فِي رَبِّهِ (fî rabbihî): “Rabbi hakkında.” Tartışmanın konusu, İbrahim’in (a.s) Rabbi olan Allah Teâlâ’nın varlığı, birliği ve sıfatlarıdır.
  • أَنْ آتَاهُ اللَّهُ الْمُلْكَ (en âtâhu-llâhu-lmulk): “Allah kendisine mülk (hükümranlık ve zenginlik) verdiği için (bununla şımararak).”

    • أَنْ (en): Sebebiyet bildiren أَنْ (en el-masdariyye) olabilir. Yani, Allah’ın ona mülk vermesi, onun şımarıp tartışmaya girmesine sebep oldu.
    • آتَاهُ اللَّهُ الْمُلْكَ (âtâhu-llâhu-lmulk): “Allah ona mülk verdi.” الْمُلْك (el-mulk), hükümdarlık, saltanat, geniş imkânlar demektir.
  • إِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّيَ الَّذِي يُحْيِي وَيُمِيتُ (iż qâle İbrâhîmu rabbiye-lleżî yuḥyî ve yumît): “O vakit İbrahim demişti: ‘Benim Rabbim O’dur ki, hayat verir ve öldürür.'”

    • إِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ (iż qâle İbrâhîmu): “Hani İbrahim demişti.”
    • رَبِّيَ الَّذِي يُحْيِي وَيُمِيتُ (rabbiye-lleżî yuḥyî ve yumît): “Benim Rabbim, hayat veren ve öldürendir.” Hz. İbrahim, Rabbinin en belirgin sıfatlarından biri olan hayat verme (ihyâ) ve öldürme (imâte) kudretini delil olarak sunar.
  • قَالَ أَنَا أُحْيِي وَأُمِيتُ (qâle ene uḥyî ve umît): “(Kral) dedi: ‘Ben de hayat veririm ve öldürürüm.'”

    • Kralın bu cevabı, demagojik bir saptırmadır. Rivayetlere göre, iki mahkûmdan birini serbest bırakıp “hayat verdiğini”, diğerini ise öldürüp “öldürdüğünü” iddia etmiştir. Bu, gerçek anlamda hayat vermek ve almak değildir.
  • قَالَ إِبْرَاهِيمُ فَإِنَّ اللَّهَ يَأْتِي بِالشَّمْسِ مِنَ الْمَشْرِقِ فَأْتِ بِهَا مِنَ الْمَغْرِبِ (qâle İbrâhîmu feinna-llâhe ye’tî bişşemsi mine-lmeşriqi fe’ti bihâ mine-lmaġrib): “İbrahim dedi: ‘Şüphesiz Allah güneşi doğudan getirir; haydi sen de onu batıdan getir!'”

    • Hz. İbrahim, kralın laf cambazlığı yapamayacağı, herkesin gözü önünde cereyan eden ve ilahi kudreti açıkça gösteren bir delile geçer. Kâinat nizamı ve güneşin hareketi, Allah’ın mutlak kudretinin bir tecellisidir.
  • فَبُهِتَ الَّذِي كَفَرَ (febuhite-lleżî kefer): “Bunun üzerine o kâfir (kral) şaşırıp donakaldı (söyleyecek söz bulamadı).”

    • فَ (fe): Sonuç bildirir.
    • بُهِتَ (buhite): Meçhul (edilgen) fiil olup, “hayrete düşürüldü, şaşkına çevrildi, dili tutuldu, mağlup oldu” anlamlarına gelir. Kâfir kral, bu kesin delil karşısında aciz kalmıştır.
    • الَّذِي كَفَرَ (elleżî kefer): “O kâfir olan kimse.” Kralın küfrü bu ifadeyle tescillenir.
  • وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ (va-llâhu lâ yehdi-lqavme-ẓẓâlimîn): “Ve Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.”

    • Bu, ilahi bir kanundur. Zulümde (şirk, küfür, haksızlık, kibir) ısrar eden ve hidayeti talep etmeyen kimseleri Allah doğru yola iletmez. Onları kendi tercihleriyle baş başa bırakır.

Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler: Bu kıssa, müminlere yol gösteren pek çok ders ve hikmetle doludur:

  1. Nimetlerin Kibre Sürükleme Tehlikesi: Allah’ın verdiği mülk, güç ve zenginlik gibi nimetler, insanı şükre sevk etmesi gerekirken, bazen Nemrud örneğinde olduğu gibi kibre, nankörlüğe ve hatta Rablık iddiasına kadar götürebilir.
  2. Tevhid Davetinde Hikmet ve Akli Deliller: Hz. İbrahim (a.s), muhatabını ikna etmek için önce hayat ve ölüm gibi temel bir gerçekten başlamış, onun saptırması üzerine herkesin kabul edeceği daha kesin ve karşı konulamaz bir delil (güneşin hareketi) sunmuştur. Bu, tebliğde akli delillerin ve hikmetli bir üslubun önemini gösterir.
  3. Batılın Deliller Karşısındaki Acizliği: Ne kadar güçlü ve kibirli olursa olsun, batıl ehli, hakikatin apaçık delilleri karşısında eninde sonunda aciz kalmaya ve susmaya mahkûmdur.
  4. Zulmün Hidayete Engel Olması: Allah Teâlâ, adaletlidir ve hidayeti dileyene verir. Ancak zulümde, kibirde ve inkârda ısrar eden kimseler, kendi tercihleriyle hidayet kapılarını kendilerine kapatmış olurlar.
  5. Peygamberlerin Cesareti ve Kararlılığı: Hz. İbrahim (a.s), devrinin en zalim hükümdarı karşısında bile tevhid inancını cesaretle savunmuş ve hakikati haykırmaktan çekinmemiştir. Bu, müminler için bir örnektir.
  6. Allah’ın Mutlak Kudreti: Diriltme, öldürme ve kâinatı yönetme gibi fiiller yalnızca Allah’a mahsustur. O’nun kudreti sonsuz ve sınırsızdır.

Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı: Önceki Ayet (Bakara 257): “Allah, iman edenlerin velisidir (dostu ve yardımcısıdır). Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velileri ise Tâğût’tur. O da onları aydınlıktan karanlıklara (sürükleyip) çıkarır. İşte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalacaklardır.” Bu ayette Allah’ın müminlerin, Tâğût’un ise kâfirlerin velisi olduğu belirtilmişti. 258. ayet, bu durumu somut bir örnekle açıklar: Hz. İbrahim (a.s) Allah’ın velayeti altında O’nun nurunu temsil ederken, Nemrud Tâğût’un velayeti altında karanlığı ve kibri temsil eder. Tartışmanın sonucu da bu velayetlerin neticesini gösterir. Sonraki Ayet (Bakara 259): “Yahut (görmedin mi) o kimseyi ki, duvarları çatıları üzerine çökmüş, ıssız kalmış bir kasabaya uğramıştı da, ‘Allah, ölümünden sonra bunları nasıl diriltecek acaba?’ demişti. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra diriltti…” Bu ayet, bir önceki ayette Hz. İbrahim’in (a.s) “Rabbim diriltir ve öldürür” sözüyle gündeme gelen Allah’ın diriltme ve öldürme kudretini başka bir kıssayla daha detaylı bir şekilde örneklendirir. Allah’ın kudretine dair deliller sunulmaya devam edilir.

Sonuç: Bakara Suresi 258. ayeti, Hz. İbrahim (a.s) ile Nemrud arasındaki tarihi tartışmayı aktararak, Allah’ın verdiği nimetlerle şımaran kibirli bir yöneticinin hakikat karşısındaki acizliğini ve ilahi kudretin üstünlüğünü gözler önüne serer. Tevhid inancının sağlam delillerle nasıl savunulacağını gösterirken, zulüm ve kibirde ısrar edenlerin Allah’ın hidayetinden mahrum kalacağı gerçeğini de bir kez daha teyit eder. Bu kıssa, her çağdaki müminler için imanlarında sebat etme, hakikati cesaretle dile getirme ve zalimler karşısında Allah’a güvenme konusunda önemli bir örnektir.

ALPER

"İslam Bilimleri ve Tefsir araştırmacısı olan Alper, Kur'anî kavramlar ve Hadis ilmi üzerine derinlemesine çalışmalar yürütmektedir. Akademik perspektifi manevi derinlikle harmanlayarak okuyucularına rehberlik etmeyi amaçlar."

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu