Peygamber ve Müminler Mallarıyla Canlarıyla Cihad Edince Ne Kazanırlar?
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
Öneri SEO Başlığı: İmanın Zirvesi ve Kurtuluş: Peygamber ve Müminler Mallarıyla Canlarıyla Cihad Edince Ne Kazanırlar?
Kur’an-ı Kerim Tevbe Suresi 88. Ayeti
Türkçe Okunuşu:
Lâkinir resûlu vellezîne âmenû meahu câhedû bi emvâlihim ve enfusihim, ve ulâike lehumul hayrâtu ve ulâike humul muflihûn(muflihûne).
1.) Ayetin Arapça Metni:
لٰكِنِ الرَّسُولُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ جَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ الْخَيْرَاتُۘ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
2.) Ayetin Türkçe Meali (Elmalılı Hamdi Yazır):
“Fakat Peygamber ve onunla beraber iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. Bütün hayırlar işte onlarındır ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır!”
Ayetin Detaylı Tefsiri
Tevbe Suresi’nin 88. ayeti, karanlık bir nifak tablosunun ardından doğan muazzam bir iman güneşidir. Surenin önceki ayetlerinde, cihad emri geldiğinde mallarından ve canlarından korkarak bahaneler üreten, evde kadınlarla ve hastalarla oturmaya razı olan ve kalpleri mühürlenen münafıkların o sefil hâlleri anlatılmıştı. Bu ayet ise, söze çok güçlü bir “Lâkin” (Fakat/Ancak) edatıyla başlayarak, o korkak zihniyetin tam karşısına, tarihin şahit olduğu en cesur, en cömert ve en fedakâr yiğitleri, yani Peygamber Efendimiz’i ve ashabını yerleştirir.
Ceyşü’l-Usre (Zorluk Ordusu) ve Eşsiz Fedakârlık
Sohbet üslubuyla o destansı günlere gidelim: Tebük Seferi, “Ceyşü’l-Usre” yani Zorluk Ordusu olarak bilinirdi. Kavurici bir yaz sıcağı, kıtlık ve devasa bir Bizans ordusu tehlikesi vardı. Münafıklar “Bu sıcakta sefere çıkılmaz” deyip geride kalırken; ayetin “Peygamber ve onunla beraber iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler” diyerek övdüğü o kutlu nesil muazzam bir destan yazıyordu. Hz. Ebubekir (r.a.) evindeki bütün malını getirip peygamberimizin önüne dökmüş, “Ailene ne bıraktın?” sorusuna “Allah ve Resulünü bıraktım” cevabını vermişti. Hz. Ömer malının yarısını getirmiş, Hz. Osman (r.a.) ordunun üçte birini tek başına donatmıştı. Kadınlar kollarındaki bilezikleri, küpeleri cihad ordusuna bağışlamıştı. İşte ayette “mallarıyla cihad” ifadesinin “canlarıyla” ifadesinden önce gelmesinin hikmeti de budur; zira canı feda etmeden önce, kişiyi dünyaya bağlayan en güçlü bağ olan malı feda etmek (orduyu donatmak) o anın en büyük ihtiyacı ve sınavıydı.
“Bütün Hayırlar Onlarındır” (Ulâike Lehumu’l-Hayrât)
Allah Teâlâ, canını ve malını sakınmadan veren bu fedakâr yiğitlerin mükafatını muazzam bir ifadeyle ilan eder: “Bütün hayırlar işte onlarındır.” Buradaki “hayrât”, dünyada izzet, şeref, onur, zafer ve fetihleri; ahirette ise cenneti, hurileri, rızıkları ve en önemlisi “Cemalullah”ı (Allah’ın cemalini görmeyi) kapsayan, sınırı çizilemeyecek kadar geniş bir lütuf paketidir. Münafıklar mallarını koruduklarını sanıp dünyada üç günlük sefil bir hayatı kazanmışken; müminler her şeylerini feda ederek dünyadaki ve ahiretteki “bütün iyi ve güzel şeylerin” yegâne varisleri olmuşlardır.
Mutlak Kurtuluş: “Ulâike Humu’l-Muflihûn”
Ayetin finali, şüpheye yer bırakmayan bir zafer ilanıdır: “Ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır!” (Muflihûn). Felah; arzulanan her şeye kavuşmak ve korkulan her şeyden ebediyen emin olmak demektir. Dünyanın kavurucu sıcağında ter dökenler, cehennemin ateşinden kurtulmuşlar; mallarını infak edenler, ahiretin bitmez tükenmez hazinelerine ulaşmışlardır. Ayet, felahın (kurtuluşun) yan gelip yatarak, sorumluluktan kaçarak elde edilemeyeceğini; ancak bedel ödeyerek, elini taşın altına koyarak kazanılabileceğini tüm kâinata ilan etmektedir.
İcma
İslam akâid ve tefsir âlimleri; “Başta Hulefâ-yi Râşidîn (Dört Halife) olmak üzere, Tebük Seferi’ne katılan ve Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad eden bütün sahabelerin (Ashab-ı Kiram’ın) Allah’ın övgüsüne mazhar oldukları, cennetle müjdelendikleri ve ahirette kesin kurtuluşa (felaha) erecekleri” hususunda Ehl-i Sünnet vel Cemaat olarak mutlak icma (görüş birliği) etmişlerdir. Bu ayet, sahabelerin adaletini ve üstünlüğünü ispat eden en kesin Kur’ani delillerden biridir.
Tevbe Suresi’nin 88. Ayeti Işığında Duası
“Allah’ım! Sen, kendi yolunda malını ve canını feda edenleri ebedi kurtuluşla ve bütün hayırlarla müjdeleyen yüce Rabbimizsin. Bizleri, senin davan uğruna ter dökmekten kaçınmayan, cimrilikten ve korkaklıktan arınmış, ‘İşittik ve itaat ettik’ diyen o kutlu sahabelerin ahlakıyla ahlaklandır. Rabbimiz! Bize lütfettiğin malı ve sıhhati, senin yolunda infak edecek ve cihad edecek bir şuurla kullanmayı nasip et. Bizleri, geride kalan acizlerden değil; peygamberinle aynı safta yer alıp kurtuluşa erenlerden (Muflihûn) eyle. Amin.”
Tevbe Suresi’nin 88. Ayeti Işığında Hadisler
“Cennette yüz derece vardır ki, Allah onları kendi yolunda cihad edenler için hazırlamıştır. İki derece arasındaki mesafe, gökle yer arasındaki mesafe kadardır.” (Buhari, Cihad).
“Malıyla, canıyla, diliyle müşriklere (İslam düşmanlarına) karşı cihad ediniz.” (Ebu Davud).
“Kim Allah yolunda (cihad için) bir infakta bulunursa, o kimseye harcadığının yedi yüz katı sevap yazılır.” (Tirmizi, Nesâî).
“Cihadın en faziletlisi, kişinin kendi nefsiyle ve hevasıyla (istekleriyle) Allah’a itaat uğrunda yaptığı cihaddır.” (Tirmizi).
Tevbe Suresi’nin 88. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye
Peygamber Efendimiz (s.a.v), sadece emir veren bir komutan değil, “onunla beraber iman edenler” ifadesinin de gösterdiği gibi, cihadın tam merkezinde ter döken bir liderdi. Tebük Seferi’nde Sünnet-i Seniyye’nin fedakârlık zirvesi yaşanmıştır. Peygamberimiz (s.a.v) Medine’nin en sıcak günlerinde konforunu terk etmiş, günlerce aç ve susuz kalmayı göze almış, sıradan bir asker gibi yorgunluk çekmiştir. Kendisine sunulan imkânları önce ashabına dağıtmış, malıyla (ganimetlerden payına düşenle orduyu donatarak) ve canıyla ordunun en önünde yürümüştür. Sünnet-i Seniyye; davanın yükünü başkalarının omuzlarına yıkıp geriden izlemek değil; en büyük bedeli bizzat ödeyerek ümmete “Kurtuluşa erenler” şuurunu yaşayarak öğretmektir.
Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler
İmanın İspatı: İman sadece kalpteki bir his değil; malı ve canı Allah yolunda riske atabilme iradesidir. Cihad, samimiyetin mihenk taşıdır.
Malın Can Öncesi Zikredilmesi: Orduların harekete geçmesi donanıma (ekonomiye) bağlıdır. Malından vazgeçemeyenin canından vazgeçmesi beklenemez; malını feda eden, canını zaten Allah’a adamış demektir.
Kötülükle Zıtlaşma: Ayet, münafıkların “oturanlar” zilletine karşılık, müminlerin “harekete geçenler” izzetini vurgulayarak İslam’ın dinamik (aktif) bir din olduğunu gösterir.
Gerçek Kurtuluş: Felah (kurtuluş), dünyada para biriktirip rahat etmek değil, Allah yolunda o parayı harcayarak ebedi cenneti ve ilahi rızayı kazanmaktır.
Özet:
Savaştan kaçan münafıkların aksine; Peygamber Efendimiz ve onunla beraber saf tutan müminlerin Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettikleri, dünyadaki ve ahiretteki bütün hayırların onlara ait olduğu ve gerçek kurtuluşa erenlerin ancak onlar olduğu müjdelenmektedir.
İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı:
Hicretin 9. yılında, Tebük Seferi esnasında veya sefer dönüşünde nazil olmuştur. Geride kalıp cihadı terk eden, bu durumu bir kurnazlık sanan münafıkların o sefil tabloları çizildikten sonra; bütün zorluklara, sıcağa ve yokluğa rağmen Resulullah ile birlikte 1000 kilometrelik çöl yolculuğunu göze alan fedakâr sahabelerin hakkını teslim etmek, onları onurlandırmak ve mükafatlarını ilan etmek için inmiştir.
Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı:
Surenin 86. ve 87. ayetlerinde münafıkların savaştan izin isteyip geride kalan kadınlarla oturmaya razı oldukları ve bu yüzden kalplerinin mühürlendiği anlatılmıştı. 88. ayet, bu karanlık duruma “Lâkin” (Fakat) diyerek itiraz etmiş ve sahabelerin destansı cihadını ön plana çıkarmıştır. Hemen peşinden gelen 89. ayet ise bu “bütün hayırların ve kurtuluşun” detayını verecek ve: “Allah onlar için, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş budur!” diyerek, mallarıyla ve canlarıyla yapılan ticaretin o muazzam ahiret kârını gözler önüne serecektir.
Sonuç:
Canını ve malını Allah’a borç bilip o borcu cihad meydanlarında ödeyenler, kâinatın bütün hazinelerini ve cennetin sonsuz bahçelerini satın almış asil ruhlardır.
Sıkça Sorulan Sorular
1. Ayetteki “Lâkini” (Fakat/Ancak) edatı neye işaret eder?
Bu edat, önceki ayetlerde anlatılan münafıkların savaştan kaçan, tembel ve korkak tutumlarına karşı kesin bir itirazı ve zıtlığı ifade eder. “Onlar kaçtı ve rezil oldu, fakat Peygamber ve müminler böyle yapmadı, onlar fedakârca savaştı” anlamını pekiştirir.
2. Peygamber ve müminlerin cihadı münafıklarınkinden nasıl ayrılır?
Münafıklar mal ve canlarını kaybetmekten korkarak mazeret üretip evde oturdular. Müminler ise Allah’ın rızasını, dünya mallarına ve kendi hayatlarına tercih ederek en sıcak ve zor günlerde bile Peygamber’in etrafında kenetlendiler.
3. Neden “mallarıyla” cihad, “canlarıyla” cihaddan önce zikredilmiştir?
Çünkü o dönemde (ve her dönemde) savaşın hazırlığı, silah ve erzak temini ciddi bir finansman gerektirir. Malı infak etmeden orduyu yola çıkarmak mümkün değildir. Ayrıca insanoğlu için mala kıymak, çoğu zaman cana kıymaktan daha zorlu bir nefis imtihanıdır.
4. Tebük Seferi’nde mallarıyla cihad edenlere en büyük örnek kimlerdir?
Tüm malını getiren Hz. Ebubekir, malının yarısını getiren Hz. Ömer ve “Zorluk Ordusu”nun (Ceyşü’l-Usre) devasa bir bölümünü tek başına kendi cebinden donatan Hz. Osman (r.a.) bu ayetin en canlı örnekleridir.
5. Ayette geçen “Hayrât” (Bütün hayırlar) neleri kapsar?
Hem dünyevi hem uhrevi lütufları kapsar. Dünyada; izzet, şeref, devlet, ganimet ve vicdan huzuru demektir. Ahirette ise; cennet köşkleri, huriler, sayısız nimetler ve Allah’ın rızasına (Cemalullah’a) kavuşmaktır. Her türlü iyilik bu kelimenin içindedir.
6. “Muflihûn” (Kurtuluşa erenler) kelimesinin İslami anlamı nedir?
Felah; korkulan her türlü beladan (cehennem, azap, rezillik) tamamen kurtulup güvende olmak ve arzulanan her türlü nimete (cennet, rıza) ebediyen kavuşmak demektir. Gerçek zafer ve başarının Kur’ani adıdır.
7. Cihad sadece eline kılıç alıp savaşmak mıdır?
Hayır, savaşmak cihadın sadece bir (kıtal) boyutudur. Ayette malların da dâhil edilmesi cihadın genişliğini gösterir. Kalemle, ilimle, ekonomiyle, iyiliği yayıp kötülüğü engellemekle İslam davasına verilen her türlü destek “cihad” kapsamındadır.
8. Peygamber Efendimiz kendisi de bizzat cihad etmiş midir?
Kesinlikle. Ayet doğrudan “Resul ve onunla beraber iman edenler” diyerek, Peygamberimizin orduları sadece uzaktan yönetmediğini, bizzat ordunun başında en büyük zorlukları ve tehlikeleri göğüslediğini açıkça belirtir.
9. Bu ayet sahabelerin faziletini nasıl ispatlar?
Kur’an, Resulullah’ı yalnız bırakmayıp onunla mallarını ve canlarını paylaşan o neslin (Sahabe-i Kiram’ın) “gerçek kurtuluşa erenler” olduğunu bizzat Allah’ın kelamıyla ilan etmiştir. Bu da Ehl-i Sünnet’in sahabeye duyduğu derin sevginin Kur’ani temelidir.
10. Dünyadaki mal ve can fedakarlığı ahirette nasıl karşılık bulur?
Allah Teâlâ, kulun geçici dünyada feda ettiği fani malı ve ömrü, ebedi olan cennetle takas eder. Ayet, bu ticaretin sonunda elde edilecek kârın, kurtuluş (felah) ve sonsuz hayırlar olduğunu garanti etmektedir.
11. Münafıkların oturmaları ile müminlerin cihadı arasındaki en belirgin zıtlık nedir?
Münafıklar “hayatta kalmak ve konforlarını bozmamak” için zilleti (kadınlarla oturmayı) seçip kalplerini karartırken; müminler konforlarını bozup şehadeti (ölümü) göze alarak şerefi, izzeti ve ebedi kurtuluşu elde etmişlerdir.
12. Günümüzde bir Müslüman bu ayetin mesajını kendi hayatına nasıl uygulayabilir?
Günümüz Müslümanı; dinine, vatanına ve mazlumlara bir saldırı olduğunda veya İslam’ın tebliği için ekonomik bir destek gerektiğinde, bahaneler üretip kaçmak yerine; elindeki imkânları (vaktini, parasını, yeteneğini) cömertçe seferber ederek “kurtuluşa erenlerden” olmaya çalışmalıdır.