Öncekilerin Sonrakilere Cevabı: “Sizin Bizden Bir Üstünlüğünüz Yok”
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
Kur’an-ı Kerim A’râf Suresi 39. Ayeti
Arapça Okunuşu: وَقَالَتْ اُولٰيهُمْ لِاُخْرٰيهُمْ فَمَا كَانَ لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ
Türkçe Okunuşu: Ve kâlet ûlâhum li uhrâhum fe mâ kâne lekum aleynâ min fadlin fe zûkûl azâbe bimâ kuntum teksibûn.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali: Öncekiler (liderler) de sonrakilere (kendilerine uyanlara) derler ki: “Sizin bize karşı hiçbir üstünlüğünüz yoktur. Öyleyse kendi kazandıklarınıza (yaptıklarınıza) karşılık azabı tadın!”
Ayetin Detaylı Tefsiri
Alper, bir önceki ayette, dünyada iradelerini teslim ettikleri liderleri tarafından cehenneme sürüklenen kalabalıkların “Rabbimiz onlara iki kat azap ver!” diyerek nasıl feryat ettiklerini okumuştuk. Bu ayet-i kerime ise, o feryada karşılık olarak o kibirli önderlerin, o sahte kanaat önderlerinin alt tabakaya verdikleri o buz gibi soğuk, alaycı ve bir o kadar da acımasız cevabı sahneliyor.
Soğuk Gerçekle Yüzleşme (Ve kâlet ûlâhum li uhrâhum): Ateşin içinde, etraflarını alevler sarmışken o zalim liderler (ûlâhum), kendilerini suçlayan ve “Bizi siz saptırdınız” diyen o zavallı kitlelere (uhrâhum) dönerler. Dünyadayken onlara sahte gülücükler dağıtan, “Bizim yolumuzdan gelin, sizi kurtarırız” diyen o tatlı dilli saptırıcılar gitmiş; yerine, kendi canının derdine düşmüş, karşısındakini aşağılayan acımasız cehennem yoldaşları gelmiştir. Bu durum, küfür ve günah üzerine kurulan tüm sistemlerin iflas ettiği, maskelerin tamamen düştüğü andır.
Kurban Psikolojisinin Çöküşü (Fe mâ kâne lekum aleynâ min fadlin): Liderlerin kitlelere verdiği cevap muazzam bir psikolojik gerçeği yüzlerine çarpar: “Sizin bize karşı hiçbir üstünlüğünüz yoktur!” Yani, “Siz masum kurbanlar değilsiniz. Biz sizin aklınızı zorla almadık, kafanıza silah dayayıp sizi saptırmadık. Size sadece fısıldadık, menfaat vadettik, nefsinize hoş gelen şeyleri sunduk. Siz de düşünme zahmetinden kaçtınız, aklınızı kullanmadınız, işinize geldiği için kendi hür iradenizle peşimizden koştunuz. Dolayısıyla sizin mazeretiniz yok, siz de en az bizim kadar suçlusunuz!” Alper, bu sözler, “kandırıldık” diyerek Allah’ın adaletinden sıyrılmaya çalışan kalabalıkların elindeki son savunma kalkanını da tuzla buz eder.
Kendi Kazancınızın Bedeli (Fe zûkûl azâbe bimâ kuntum teksibûn): Önderler son darbeyi vururlar: “Madem bir üstünlüğünüz yok, öyleyse kendi kazandıklarınıza (teksibûn) karşılık azabı tadın!” Ayetteki “kesb” (kazanç) kelimesi, insanın kendi iradesi, isteği ve çabasıyla elde ettiği sonuç demektir. Liderler onlara, “Azabı bizim yüzümüzden değil, kendi kazancınız yüzünden çekiyorsunuz” diyerek tüm sorumluluğu tekrar o kitlelerin omuzlarına yüklerler. Bu, dünyada sorumluluk almaktan kaçıp bir liderin veya grubun gölgesine saklanan insanın, ahirette kendi günahıyla yapayalnız kalışının trajik tablosudur.
A’râf Suresi’nin 39. Ayeti Işığında Duası
Allah’ım! Sana sonsuz hamdolsun ki bize doğruyu yanlıştan ayıracak bir akıl ve hakikati gösteren bir Kitap lütfettin. Rabbim! Bizleri dünyada aklını kullanmayan, kalabalıkların ve batıl önderlerin peşinden körü körüne sürüklenen iradesiz kullarından eyleme. Ahiret gününde ‘Kandırıldım, mazeretim var’ diyerek kendini kandıranlardan olmaktan sana sığınıyoruz. İşlediğimiz hataların ve kendi kazandığımız günahların sorumluluğunu üstlenme dürüstlüğünü bize lütfet. Cehennem çukurlarında saptıranlar ile sapanların birbirlerini aşağıladığı, birbirlerine azap dilediği o korkunç manzaradan bizi ve neslimizi muhafaza eyle. Bizim irademizi sadece sana kul olmaya, adımlarımızı sadece senin hak yolunda atmaya kilitle. Bizi zalimlerin gölgesine değil, senin rahmetinin serinliğine sığındır.
A’râf Suresi’nin 39. Ayeti Işığında Hadisler
“Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden (sorumluluk alanınızdakilerden) mesulsünüz.” (Buhari) — Her bireyin kendi iradesinden ve etki alanından sorumlu olduğunu, suçu başkasına atamayacağını anlatır.
“Kıyamet günü hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü taşımaz.” (Müslim) — Liderlerin kitlelere “Kendi kazancınızın azabını tadın” demesinin nebevi tasdikidir.
“Kişi hür iradesiyle işlemediği hiçbir şeyden dolayı hesaba çekilmez; ancak Allah’ın kendisine verdiği aklı kullanmayıp batıla uyan kişi, kendi helakini kendi hazırlamıştır.” (Ahmed bin Hanbel)
A’râf Suresi’nin 39. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye
Efendimiz’in (s.a.v.) hayatı ve İslam toplumu inşası, tam da bu ayetin uyardığı “kitle psikolojisinden” kurtulup “şahsiyetli birey” olma esasına dayanır. O (s.a.v), sahabelerine birer asker veya köle gibi değil, kendi aklıyla hakikati bulan özgür şahsiyetler olarak muamele etmiştir. Bir mecliste istişare yaparken, en genç sahabenin bile fikrini sorması, “Büyükler ne derse o olur” mantığını yıkıp, herkesin kendi fikrinden ve duruşundan sorumlu olduğu Sünnet-i Seniyye’yi kurmuştur. Efendimiz, kendisine itaat edilmesini isterken bunu körü körüne bir bağlılık olarak değil, vahye (Allah’ın emirlerine) akıl ve kalple teslimiyet olarak öğretmiştir. O’nun sünneti, ahirette kimsenin kimseyi kurtaramayacağını, “Ey kızım Fatıma! Nefsini ateşten koru, yemin ederim ki Allah’ın azabına karşı senin için hiçbir şey yapamam” diyerek bizzat kendi ailesinden başlayarak tüm ümmetine “kendi kazancınızın hesabını vereceksiniz” şuurunu aşılamaktır.
Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler
Mazeretlerin Tükenişi: “Ben sadece emir kuluydum” veya “Büyüklerim böyle dedi” gibi savunmalar ahirette hiçbir işe yaramayacaktır.
Kendi Düşen Ağlamaz: Aklını kullanmayıp batıla meyleden kişi, ahirette “kurban” muamelesi değil, “suç ortağı” muamelesi görecektir.
Sahte Kahramanların Çöküşü: Dünyada güç zehirlenmesi yaşayan liderler, ahirette kendi yandaşlarını acımasızca satacak ve onları aşağılayacaklardır.
İrade Emanettir: İnsan, yaptıklarından (kazandıklarından) bizzat sorumludur. İradeyi başkasına kiralamak, azaptan kurtulmanın değil, azabı katmerlemenin yoludur.
Özet
Cehennemdeki saptırıcı liderler, kendilerini suçlayan kitlelere dönerek, “Sizin bizden bir farkınız veya mazeretiniz yok, siz de kendi hür iradenizle günah işlediniz, o halde kazandığınız bu azabı tadın!” diyerek onları yüzüstü bırakırlar.
İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı
Mekke’de, Peygamberimize (s.a.v) iman etmek isteyen ancak Ebu Cehil, Ebu Leheb gibi kabile reislerinden korkup onların peşinden gitmeyi seçen zayıf karakterli müşriklere; “Güvendiğiniz o adamlar yarın ahirette size sahip çıkmayacak, sizi kendi günahınızla baş başa bırakacaklar” uyarısını yapmak için inmiştir.
Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı
ayette alt tabakanın liderleri için iki kat azap istemesi anlatılmıştı. 39. ayette liderlerin onlara verdiği o küstah ve “siz de suçlusunuz” cevabı resmedildi. 40. ayette ise, bu kibirli inkar ve karşılıklı suçlamaların sonucunda onlara göğün kapılarının açılmayacağı ve develerin iğne deliğinden geçmesi kadar imkansız bir cennet hayali kurulduğu o meşhur ve sarsıcı hüküm gelecektir.
Sonuç
A’râf 39, “Ahirette seni saptıran liderin bile savunmayacak, kendi hür iradenle yüzleşeceksin” diyen sarsıcı bir uyanış çağrısıdır.
Sıkça Sorulan Sorular (12 Soru)
Liderlerin “Üstünlüğünüz yoktur” demesinin asıl mantığı nedir? Suçun paylaşımıdır. “Biz ne kadar suçluysak siz de bizi takip ettiğiniz için o kadar suçlusunuz, sizin masumiyet iddia etme hakkınız yok” demektir.
Alt tabaka gerçekten masum değil midir? Eğer kişi aklı ve seçme şansı olduğu halde menfaati için zalime uymuşsa masum değildir. İradesi elinden tamamen zorla (ikrah) alınanlar hariçtir.
Ahirette bu karşılıklı konuşmalar nasıl bir azaptır? Sadece fiziksel bir yanma değil, psikolojik bir yıkımdır. İnsanın dünyada en güvendiği kişi tarafından aşağılanması cehennemin ruhsal azabıdır.
Liderlerin bu cevabında bir “haklılık” payı var mıdır? Evet, ilahi adalet açısından haklıdırlar. Nitekim Allah da bir önceki ayette her ikisi için “iki kat azap vardır” diyerek bu eşit sorumluluğu tasdik etmiştir.
“Kendi kazandıklarınız” (teksibûn) kelimesi İslam inancında neyi temsil eder? “Kesb” kavramı, kulun iradesini kullanarak bir eyleme yönelmesi ve o eylemin vebalini veya sevabını kendi hanesine yazdırmasıdır.
Bu ayet modern çağdaki “sürü psikolojisini” nasıl yorumlar? Sosyal medya, kitle iletişim araçları veya popüler kültür aracılığıyla kitleleri yanlışa sürükleyen fenomenler ve onlara sorgusuz uyanlar tam da bu tablonun muhatabıdır.
Zorba bir diktatörün emriyle cinayet işleyen bir asker ahirette bu ayete göre nasıl yargılanır? Diktatör azmettirmekten, asker ise iradesini zulme alet etmekten (kendi kazancından) dolayı ceza çeker. “Emir kuluyum” mazereti ilahi mahkemede geçersizdir.
Şeytan da kıyamette insanlara benzer bir cevap verecek mi? Evet, İbrahim Suresi 22. ayette Şeytan: “Benim sizin üzerinizde bir zorlayıcı gücüm yoktu, sadece çağırdım siz de uydunuz, beni kınamayın, kendinizi kınayın” diyecektir. Bu ayet o sahnenin insanlar arası versiyonudur.
Dünyadayken bu kitleler liderlerin gerçek yüzünü neden göremezler? Çünkü kibir, makam hırsı ve dünyevi çıkarlar (menfaat) aklın ve basiretin üzerini örter.
Ayet neden “Öncekiler (liderler) sonrakilere” diyor? “Öncekiler”, çığırı açan, sistemi kuran ve önden gidenlerdir; “sonrakiler” ise o bozuk sisteme sorgusuz sualsiz eklemlenenlerdir.
Bir mümin lider-tabi ilişkisinde nasıl bir ölçü koymalıdır? Lidere itaat, ancak Allah’a ve Resulüne isyan içermediği sürece meşrudur. Haksızlık anında itiraz etmek imanın gereğidir.
Bu diyaloğun Kur’an’da bize aktarılmasının temel amacı nedir? O dehşetli gün gelip de pişman olmadan önce, dünyadayken safımızı, kime uyduğumuzu ve aklımızı nasıl kullandığımızı yeniden gözden geçirmemizi sağlamaktır.