Kuran’ı Kerim Okuyun
Şuara Suresi - Sayfa: 8/18
وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ﴿٩٢﴾
92. (92-93) Onlara, «Allah´ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?» denilir. Okunuşu: Ve kîle lehum eyne mâ kuntum ta’budûn(ta’budûne).
مِن دُونِ اللَّهِ هَلْ يَنصُرُونَكُمْ أَوْ يَنتَصِرُونَ﴿٩٣﴾93. (92-93) Onlara, «Allah´ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?» denilir. Okunuşu: Min dûnillâh(dûnillâhi), hel yensurûnekum ev yentesırûn(yentesırûne).
فَكُبْكِبُوا فِيهَا هُمْ وَالْغَاوُونَ﴿٩٤﴾94. Ve arkasından hep onlar (putlar ve azgınlar) o cehennemin içine fırlatılmaktadırlar. Okunuşu: Fe kubkıbû fîhâ hum vel gâvun(gâvune).
وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ﴿٩٥﴾95. (95-96) Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki: Okunuşu: Ve cunûdu iblîse ecmeûn(ecmeûne).
قَالُوا وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ﴿٩٦﴾96. (95-96) Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki: Okunuşu: Kâlû ve hum fîhâ yahtesımûn(yahtesımûne).
تَاللَّهِ إِن كُنَّا لَفِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ﴿٩٧﴾97. «Vallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.» Okunuşu: Tallâhi in kunnâ le fî dalâlin mubîn(mubînin).
إِذْ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ الْعَالَمِينَ﴿٩٨﴾98. «Çünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk.» Okunuşu: İz nusevvîkum bi rabbil âlemîn(âlemîne).
وَمَا أَضَلَّنَا إِلَّا الْمُجْرِمُونَ﴿٩٩﴾99. «Ve bizi hep o günahkarlar saptırdı.» Okunuşu: Ve mâ edallenâ illel mucrimûn(mucrimûne).
فَمَا لَنَا مِن شَافِعِينَ﴿١٠٠﴾100. «Bak bizim için ne şefaatçiler var,» Okunuşu: Fe mâ lenâ min şâfiîn(şâfiîne).
وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍ﴿١٠١﴾101. «Ne de yakın bir dost.» Okunuşu: Ve lâ sadîkın hamîm(hamîmin).
فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ﴿١٠٢﴾102. «Ah keşke (dünyaya) bir kere daha dönebilsek de, müminlerden olabilseydik.» Okunuşu: Fe lev enne lenâ kerraten fe nekûne minel mu’minîn(mu’minîne).
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ﴿١٠٣﴾103. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır; oysa çokları iman etmiş değillerdir. Okunuşu: İnne fî zâlike le âyeh(âyeten), ve mâ kâne ekseruhum mu’minîn(mu’minîne).
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ﴿١٠٤﴾104. Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. Okunuşu: Ve inne rabbeke le huvel azîzur rahîm(rahîmu).
صَدَقَ اللّهُ العَظِيمُ