Kuran’ı Kerim Okuyun
Şuara Suresi - Sayfa: 5/18
فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ﴿٥٣﴾
53. Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi: Okunuşu: Fe ersele fir’avnu fîl medâini hâşirîn(hâşirîne).
إِنَّ هَـٰؤُلَاءِ لَشِرْذِمَةٌ قَلِيلُونَ﴿٥٤﴾54. «Esasen bunlar, sayıları azar azar, bölük pörçük bir cemaattır.» Okunuşu: İnne hâulâi le şirzimetun kalîlûn(kalîlûne).
وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَائِظُونَ﴿٥٥﴾55. «(Böyle iken) hakkımızda çok gayz (öfke) besliyorlar.» Okunuşu: Ve innehum lenâ le gâizûn(gâizûne).
وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَاذِرُونَ﴿٥٦﴾56. «Biz ise, elbette uyanık (ve tekvücut) bir cemaatız.» (diyor ve dedirtiyordu.) Okunuşu: Ve innâ le cemîun hâzirûn(hâzirûne).
فَأَخْرَجْنَاهُم مِّن جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ﴿٥٧﴾57. Ama (sonunda) biz, onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden, pınarlardan, Okunuşu: Fe ahracnâhum min cennâtin ve uyûn(uyûnin).
وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ﴿٥٨﴾58. Hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Okunuşu: Ve kunûzin ve makâmin kerîm(kerîmin).
كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَاهَا بَنِي إِسْرَائِيلَ﴿٥٩﴾59. Ve onlara İsrail oğullarını mirasçı yaptık. Okunuşu: Kezâlik(kezâlike), ve evresnâhâ benî isrâîl(isrâîle).
فَأَتْبَعُوهُم مُّشْرِقِينَ﴿٦٠﴾60. Derken (Firavun ve adamları) güneş doğmuştu ki, onların ardına düştüler. Okunuşu: Fe etbeûhum muşrikîn(muşrikîne).
فَلَمَّا تَرَاءَى الْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَابُ مُوسَىٰ إِنَّا لَمُدْرَكُونَ﴿٦١﴾61. İki topluluk birbirini görünce, Musa´nın adamları «Eyvah, yakalandık! dediler. Okunuşu: Fe lemmâ terâel cem’âni kâle ashâbu musâ innâ le mudrakûn(mudrakûne).
قَالَ كَلَّا ۖ إِنَّ مَعِيَ رَبِّي سَيَهْدِينِ﴿٦٢﴾62. Musa: «Hayır, aslâ! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yolunu gösterecektir.» Okunuşu: Kâle kellâ, inne maiye rabbî seyehdîn(seyehdîni).
فَأَوْحَيْنَا إِلَىٰ مُوسَىٰ أَنِ اضْرِب بِّعَصَاكَ الْبَحْرَ ۖ فَانفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ﴿٦٣﴾63. Bunun üzerine Musa´ya «Vur asân ile denize» diye vahyettik; vurunca bir infilak etti, her bölük koca bir dağ gibi oluverdi, Okunuşu: Fe evhaynâ ilâ mûsâ enıdrib bi asâkel bahr(bahra), fenfeleka fe kâne kullu firkın ket tavdil azîm(azîmi).
وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ الْآخَرِينَ﴿٦٤﴾64. Ötekilerini de buraya yanaştırıvermiştik. Okunuşu: Ve ezlefnâ semmel âharîn(âharîne).
وَأَنجَيْنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُ أَجْمَعِينَ﴿٦٥﴾65. Musa ve beraberindekilerin hepsini kurtardık, Okunuşu: Ve enceynâ mûsâ ve men meahû ecmaîn(ecmaîne).
صَدَقَ اللّهُ العَظِيمُ