Kuran’ı Kerim Okuyun
Şuara Suresi - Sayfa: 4/18
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ إِن كَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ﴿٤٠﴾
40. «Üstün gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız» dediler. Okunuşu: Leallenâ nettebius seharate in kânû humul gâlibîn(gâlibîne).
فَلَمَّا جَاءَ السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ الْغَالِبِينَ﴿٤١﴾41. Sihirbazlar geldiklerinde Firavun´a «Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır, değil mi?» dediler. Okunuşu: Fe lemmâ câes seharatu kâlû li fir’avne e inne lenâ le ecran in kunnâ nahnul gâlibîn(gâlibîne).
قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًا لَّمِنَ الْمُقَرَّبِينَ﴿٤٢﴾42. Firavun cevaben: «Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden olacaksınız» dedi. Okunuşu: Kâle neam ve innekum izen le minel mukarrabîn(mukarrabîne).
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰ أَلْقُوا مَا أَنتُم مُّلْقُونَ﴿٤٣﴾43. Musa onlara «Atın, ne atacaksanız» dedi. Okunuşu: Kâle lehum mûsâ elkû mâ entum mulkûn(mulkûne).
فَأَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ﴿٤٤﴾44. Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve «Firavun´un kudreti hakkı için şüphesiz elbette bizler galip geleceğiz» dediler. Okunuşu: Fe elkav hıbâlehum ve ısıyyehum ve kâlû bi izzeti fir’avne innâ le nahnul gâlibûn(gâlibûne).
فَأَلْقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ﴿٤٥﴾45. Ardından Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor! Okunuşu: Fe elkâ mûsâ asâhu fe izâ hiye telkafu mâ ye’fikûn(ye’fikûne).
فَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِدِينَ﴿٤٦﴾46. Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar. Okunuşu: Fe ulkıyes seharatu sâcidîn(sâcidîne).
قَالُوا آمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَمِينَ﴿٤٧﴾47. «İman ettik, dediler, Âlemlerin Rabbine» Okunuşu: Kâlû âmennâ bi rabbil âlemîn(âlemîne).
رَبِّ مُوسَىٰ وَهَارُونَ﴿٤٨﴾48. «Musa ve Harun´un Rabbine!» Okunuşu: Rabbi mûsâ ve hârûn(hârûne).
قَالَ آمَنتُمْ لَهُ قَبْلَ أَنْ آذَنَ لَكُمْ ۖ إِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ الَّذِي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَافٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ﴿٤٩﴾49. Firavun (kızgınlık içinde) dedi ki: «Ben size izin vermeden O´na iman ettiniz ha! Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim!» Okunuşu: Kâle âmentum lehu kable en âzene lekum, innehu le kebîrukumullezî allemekumus sıhr(sıhra), fe le sevfe ta’lemûn(ta’lemûne), le ukattıanne eydiyekum ve erculekum min hılâfin ve le usallibennekum ecmaîn(ecmaîne).
قَالُوا لَا ضَيْرَ ۖ إِنَّا إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ﴿٥٠﴾50. «Zararı yok dediler nasıl olsa biz Rabbimize döneceğiz.» Okunuşu: Kâlû lâ dayra innâ ilâ rabbinâ munkalibûn(munkalibûne).
إِنَّا نَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَايَانَا أَن كُنَّا أَوَّلَ الْمُؤْمِنِينَ﴿٥١﴾51. «Herhalde biz müminlerin evveli olduğumuzdan dolayı, Rabbimizin bize mağfiret buyuracağını ümit ederiz» Okunuşu: İnnâ natmeu en yagfira lenâ rabbunâ hatâyânâ en kunnâ evvelel mu’minîn(mu’minîne).
وَأَوْحَيْنَا إِلَىٰ مُوسَىٰ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِي إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ﴿٥٢﴾52. Biz, Musa´ya: «Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz» diye vahyettik. Okunuşu: Ve evhaynâ ilâ mûsâ en esri bi ıbâdî innekum muttebeûn(muttebeûne).
صَدَقَ اللّهُ العَظِيمُ