Kuran’ı Kerim Okuyun
Şuara Suresi - Sayfa: 16/18
وَإِنَّهُ لَفِي زُبُرِ الْأَوَّلِينَ﴿١٩٦﴾
196. O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardı. Okunuşu: Ve innehu lefî zuburil evvelîn(evvelîne).
أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ آيَةً أَن يَعْلَمَهُ عُلَمَاءُ بَنِي إِسْرَائِيلَ﴿١٩٧﴾197. İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir âyet (delil) değil midir? Okunuşu: E ve lem yekun lehum âyeten en ya’lemehu ulemâu benî isrâîl(isrâîle).
وَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلَىٰ بَعْضِ الْأَعْجَمِينَ﴿١٩٨﴾198. (198-199) Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi. Okunuşu: Ve lev nezzelnâhu alâ ba’dıl a’cemîn(a’cemîne).
فَقَرَأَهُ عَلَيْهِم مَّا كَانُوا بِهِ مُؤْمِنِينَ﴿١٩٩﴾199. (198-199) Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi. Okunuşu: Fe karaehu aleyhim mâ kânû bihî mu’minîn(mu’minîne).
كَذَٰلِكَ سَلَكْنَاهُ فِي قُلُوبِ الْمُجْرِمِينَ﴿٢٠٠﴾200. (200-201) Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (Okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler. Okunuşu: Kezâlike seleknâhu fî kulûbil mucrimîn(mucrimîne).
لَا يُؤْمِنُونَ بِهِ حَتَّىٰ يَرَوُا الْعَذَابَ الْأَلِيمَ﴿٢٠١﴾201. (200-201) Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (Okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler. Okunuşu: Lâ yu’minûne bihî hattâ yeravul azâbel elîm(elîme).
فَيَأْتِيَهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ﴿٢٠٢﴾202. İşte bu (azab) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir. Okunuşu: Fe ye’tîyehum bagteten ve hum lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
فَيَقُولُوا هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ﴿٢٠٣﴾203. O zaman «Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba?...» diyeceklerdir. Okunuşu: Fe yekûlû hel nahnu munzarûn(munzarûne).
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ﴿٢٠٤﴾204. (Oysa dünyada iken) Onlar bizim azabımızı çarçabuk istiyorlardı. Okunuşu: E fe bi azâbinâ yesta’cilûn(yesta’cilûne).
أَفَرَأَيْتَ إِن مَّتَّعْنَاهُمْ سِنِينَ﴿٢٠٥﴾205. Gördün ya artık onlara senelerce zevk ettirsek, Okunuşu: E fe raeyte in metta’nâhum sinîn(sinîne).
ثُمَّ جَاءَهُم مَّا كَانُوا يُوعَدُونَ﴿٢٠٦﴾206. Sonra kendilerine vaad edilen (azab) gelip çatarsa, Okunuşu: Summe câehum mâ kânû yûadûn(yûadûne).
مَا أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا يُمَتَّعُونَ﴿٢٠٧﴾207. O yaşadıkları zevkin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır. Okunuşu: Mâ agnâ anhum mâ kânû yumetteûn(yumetteûne).
وَمَا أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ﴿٢٠٨﴾208. Bununla birlikte, biz hangi memleketi helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur. Okunuşu: Ve mâ ehleknâ min karyetin illâ lehâ munzirûn(munzirûne).
صَدَقَ اللّهُ العَظِيمُ