Kuran’ı Kerim Okuyun
Şuara Suresi - Sayfa: 14/18
فَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ أَجْمَعِينَ﴿١٧٠﴾
170. Biz de onu ve ailesinin tamamını kurtardık, Okunuşu: Fe necceynâhu ve ehlehû ecmaîn(ecmaîne).
إِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِرِينَ﴿١٧١﴾171. Ancak (geride) bir yaşlı kadın kaldı. Okunuşu: İllâ acûzen fîl gâbirîn(gâbirîne).
ثُمَّ دَمَّرْنَا الْآخَرِينَ﴿١٧٢﴾172. Sonra geridekilerin hepsini helak ettik. Okunuşu: Summe demmernel âharîn(âharîne).
وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًا ۖ فَسَاءَ مَطَرُ الْمُنذَرِينَ﴿١٧٣﴾173. Ve üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, (uyarılanların) o yağmuru ne kötü bir yağmurdu! Okunuşu: Ve emtarnâ aleyhim matara(mataran), fe sâe matarul munzerîn(munzerîne).
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ﴿١٧٤﴾174. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir. Okunuşu: İnne fî zâlike le âyeh(âyeten), ve mâ kâne ekseruhum mu’minîn(mu’minîne).
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ﴿١٧٥﴾175. Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. Okunuşu: Ve inne rabbeke le huvel azîzur rahîm(rahîmu).
كَذَّبَ أَصْحَابُ الْأَيْكَةِ الْمُرْسَلِينَ﴿١٧٦﴾176. Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla itham etti. Okunuşu: Kezzebe ashâbul eyketil murselîn(murselîne).
إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ﴿١٧٧﴾177. Hani Şuayb onlara şöyle demişti: «Siz Allah´tan korkmaz mısınız?» Okunuşu: İz kâle lehum şuaybun e lâ tettekûn(tettekûne).
إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ﴿١٧٨﴾178. «Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.» Okunuşu: İnnî lekum resûlun emîn(emînun).
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ﴿١٧٩﴾179. «Gelin, Allah´tan korkun ve bana itaat edin.» Okunuşu: Fettekullâhe ve etîûn(etîûni).
وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ الْعَالَمِينَ﴿١٨٠﴾180. «Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan yalnız âlemlerin Rabbidir.» Okunuşu: Ve mâ es’elukum aleyhi min ecr(ecrin), in ecriye illâ alâ rabbil âlemîn(âlemîne).
أَوْفُوا الْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُخْسِرِينَ﴿١٨١﴾181. «Ölçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın.» Okunuşu: Evfûl keyle ve lâ tekûnû minel muhsirîn(muhsirîne).
وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ﴿١٨٢﴾182. «Ve doğru terazi ile tartın.» Okunuşu: Vezinû bil kıstâsil mustekîm(mustekîmi).
صَدَقَ اللّهُ العَظِيمُ