Kuran’ı Kerim Okuyun
Şuara Suresi - Sayfa: 13/18
فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا نَادِمِينَ﴿١٥٧﴾
157. Derken onu kestiler; fakat pişman da oldular. Okunuşu: Fe akarûhâ fe asbahû nâdimîn(nâdimîne).
فَأَخَذَهُمُ الْعَذَابُ ۗ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ﴿١٥٨﴾158. Çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir. Okunuşu: Fe ehazehumul azâb(azâbu), inne fî zâlike le âyeh(âyeten), ve mâ kâne ekseruhum mu’minîn(mu’minîne).
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ﴿١٥٩﴾159. Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. Okunuşu: Ve inne rabbeke le huvel azîzur rahîm(rahîmu).
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ الْمُرْسَلِينَ﴿١٦٠﴾160. Lût (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti. Okunuşu: Kezzebet kavmu lûtınil murselîn(murselîne).
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ﴿١٦١﴾161. Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: «Siz Allah´tan kormaz mısınız?» Okunuşu: İz kâle lehum ehûhum lûtun e lâ tettekûn(tettekûne).
إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ﴿١٦٢﴾162. «Haberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.» Okunuşu: İnnî lekum resûlun emîn(emînun).
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ﴿١٦٣﴾163. «Gelin artık, Allah´tan korkun ve bana itaat edin.» Okunuşu: Fettekullâhe ve etîûn(etîûni).
وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ الْعَالَمِينَ﴿١٦٤﴾164. «Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir.» Okunuşu: Ve mâ es’elukum aleyhi min ecr(ecrin), in ecriye illâ alâ rabbil âlemîn(âlemîne).
أَتَأْتُونَ الذُّكْرَانَ مِنَ الْعَالَمِينَ﴿١٦٥﴾165. «İnsanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz?» Okunuşu: E te’tûnez zukrâne minel âlemîn(âlemîne).
وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُم مِّنْ أَزْوَاجِكُم ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ﴿١٦٦﴾166. «Bırakıyorsunuz da sizler için yarattığı eşleri! Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz!» Okunuşu: Ve tezerûne mâ halaka lekum rabbukum min ezvâcikum, bel entum kavmun âdûn(âdûne).
قَالُوا لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَا لُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمُخْرَجِينَ﴿١٦٧﴾167. Onlar şöyle dediler: «Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bilki, sürülenlerden olacaksın.» Okunuşu: Kâlû le in lem tentehi yâ lûtu le tekûnenne minel muhracîn(muhracîne).
قَالَ إِنِّي لِعَمَلِكُم مِّنَ الْقَالِينَ﴿١٦٨﴾168. Lût «Doğrusu ben, dedi, sizin bu işinize buğzedenlerdenim.» Okunuşu: Kâle innî li amelikum minel kâlîn(kâlîne).
رَبِّ نَجِّنِي وَأَهْلِي مِمَّا يَعْمَلُونَ﴿١٦٩﴾169. «Yâ Rabbi! Beni ve ailemi onların yapageldiklerin(in vebalin)den kurtar.» Okunuşu: Rabbi neccinî ve ehlî mimmâ ya’melûn(ya’melûne).
صَدَقَ اللّهُ العَظِيمُ