Yeryüzüne Yerleştirilmeniz ve Geçimlikler: Ne Kadar Az Şükrediyorsunuz
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
Şimdi, ahiretteki o sarsıcı mizan ve hüsran tablosundan sonra; Rabbimiz bizi tekrar dünyaya, ayaklarımızın bastığı toprağa ve elimizdeki imkanlara bakmaya davet ediyor. Bu ayet, insanın yeryüzündeki iktidarını ve buna karşılık sergilediği o hazin nankörlüğü ilan eder:
Kur’an-ı Kerim A’râf Suresi 10. Ayeti
Arapça Okunuşu: وَلَقَدْ مَكَّنَّاكُمْ فِي الْاَرْضِ وَجَعَلْنَا لَكُمْ ف۪يهَا مَعَايِشَۜ قَل۪يلاً مَا تَشْكُرُونَ
Türkçe Okunuşu: Ve lekad mekkennâkum fîl ardı ve cealnâ lekum fîhâ meâyiş, kalîlen mâ teşkurûn.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali: Doğrusu Biz sizi yeryüzünde yerleştirdik, orada size geçim vasıtaları verdik. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!
Ayetin Detaylı Tefsiri
Bu ayet-i kerime, insanın yeryüzündeki varlık sebebini ve ona sunulan muazzam imkanlar galerisini hatırlatan bir “nimet ve sitem” ayetidir.
Yeryüzünde İktidar ve Yerleşme (Mekkennâkum): “Temkin” kökünden gelen bu ifade, sadece bir yerde bulunmayı değil; orada söz sahibi olmayı, orayı imar etme gücünü ve yerleşme imkanını anlatır. Alper, Allah insanı yeryüzüne rastgele fırlatmamış; orayı insanın yaşamasına müsait kılmış, yerçekiminden atmosferine, suyundan toprağına kadar her şeyi insanın “mekân” tutabileceği bir kıvamda yaratmıştır. İnsan, yeryüzünün sadece bir misafiri değil, orayı yönetme yetkisiyle donatılmış bir emanetçisidir.
Geçim Kaynakları (Meâyiş): “Meâyiş” kelimesi, hayatın devamı için gerekli olan her şeyi kapsar. Toprağın bitirdiği ekinlerden denizin bağrındaki nimetlere, zanaatlerden ticarete, akıl ve teknolojiyle üretilen her türlü rızık kapısına kadar her şey bu kelimenin içindedir. Allah, yeryüzünü devasa bir sofra gibi önümüze sermiştir. Bu, insanın biyolojik ve sosyal ihtiyaçlarının ilahi bir lütuf olarak karşılandığının tescilidir.
Şükrün Azlığı (Kalîlen mâ teşkurûn): Ayetin sonu, insanın en zayıf damarına dokunur: Nankörlük. Şükür, sadece dille “Elhamdülillah” demek değildir; nimetin sahibini bilmek ve o nimeti sahibinin rızasına uygun kullanmaktır. İnsan, sahip olduğu “temkin” (güç) ve “meâyiş” (imkan) içinde boğulunca, bunları kendi başarısı sanma gafletine düşer. “Ne kadar da az şükrediyorsunuz” sitemi, imkanların büyüklüğü karşısında insanın sergilediği ilgisizliğe ve vefasızlığadır.
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) A’râf Suresi’nin 10. Ayeti Işığında Duası
“Allah’ım! Beni yeryüzünde yerleştiren, bana güç ve kudret veren, rızık kapılarını önüme açan sensin. Senin verdiğin nimetleri yine senin yolunda harcamayı, her bir nefesimde seni anmayı ve verdiğin her imkana şükürle karşılık vermeyi bana nasip eyle. Rabbim! Beni, nimetin içinde boğulup da Nimet Sahibi’ni unutanlardan, güce aldanıp kibirlenenlerden eyleme. ‘Az şükredenler’ zümresinden olup senin sitemine muhatap kalmaktan sana sığınırım. Kalbimi şükürle ziynetlendir; azalarımı senin rızan için koştur. Yeryüzünde bana verdiğin bu geçici iktidarı, ebedi hayatımı kazanmak için bir vesile kıl. Ey Kerem Sahibi! Verdiklerin için hamd olsun, vereceklerin için şükürler olsun.”
A’râf Suresi’nin 10. Ayeti Işığında Hadisler
“Yemek yiyip şükreden kimse, oruç tutup sabreden kimse gibidir.” (Tirmizi) — Şükrün sadece bir söz değil, bir hal ve ibadet olduğunu gösterir.
“İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da şükretmez.” (Ebu Davud)
“Allah bir kula bir nimet verdiğinde, o nimetin eserini kulunun üzerinde görmeyi sever.” (Tirmizi) — Nimetin şükrünün, onu meşru dairede kullanarak gösterilmesine işarettir.
A’râf Suresi’nin 10. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye
Efendimiz’in (s.a.v.) hayatında bu ayet, “Aktif bir Şükür Hayatı” olarak yaşanmıştır. O (s.a.v), bazen bir hurma ve bir yudum su ile yetindiği günlerde bile, o nimetin sahibine olan borcunu ödemek için geceleri ayakları şişene kadar namaz kılardı. Hz. Aişe “Neden bu kadar yoruluyorsun?” diye sorduğunda; “Şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurarak şükrün bedensel ve ruhsal bir eylem olduğunu göstermiştir. Sünnet-i Seniyye; yeryüzündeki imkanları (meâyiş) israf etmeden, doğaya ve canlıya zarar vermeden kullanmak ve her nimeti bir “tesbih” gibi Rabbine döndürmektir. Efendimiz, gücü eline geçirdiğinde (Mekke’nin fethi gibi) kibre düşmemiş, aksine devesinin üzerinde başını secde edercesine eğerek “temkin” nimetinin şükrünü eda etmiştir.
Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler
Evren İnsan İçin: Kainattaki hassas ayarların ve yeryüzündeki düzenin merkezinde insanın huzuru ve imtihanı vardır.
Mülk Allah’ındır: Yerleşme ve iktidar gücü bize ait bir yetenek değil, Allah tarafından verilmiş (mekkennâ) bir imkandır.
Şükür Borcu: Yaşadığımız her an ve kullandığımız her rızık, arkasında muazzam bir ilahi planı barındırır ve şükür gerektirir.
Özeleştiri: Ayetin sonundaki sitem, bizi kendi hayatımızı sorgulamaya; “Acaba ben ne kadar şükrediyorum?” demeye davet eder.
İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı
Mekke’de, refah içinde yaşayan müşriklerin bu zenginliği kendi dehalarına veya sahte ilahlarına bağladıkları bir ortamda; asıl kudretin Allah’ta olduğunu ve bu imkanların birer imtihan aracı olduğunu hatırlatmak için nazil olmuştur.
Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı
ayette ayetlere haksızlık edenlerin hüsranı anlatılmıştı. 10. ayet bu hüsranın temelinde “nimetlere karşı nankörlük” olduğunu gösterdi. 11. ayetten itibaren ise bu nankörlüğün ve kibrin tarihsel kökenine inilerek; Hz. Adem’in yaratılışı ve İblis’in ilk “şükürsüzlük” ve “kibir” isyanı anlatılmaya başlanacaktır.
Sonuç
A’râf 10, bir “vefa” hatırlatmasıdır. Üzerinde yürüdüğümüz toprak ve yediğimiz rızık, bizi sahibine götürmelidir.
Sıkça Sorulan Sorular
“Yeryüzüne yerleştirmek” (temkin) ne anlama gelir? Sadece dünyada yaşamak değil; toprağı işleme, medeniyet kurma, bilim ve sanat üretme gibi insana özgü tüm uygulama kabiliyetlerini ifade eder.
Neden “Ne kadar da az şükrediyorsunuz” deniliyor? Çünkü insanoğlu genellikle nimeti elindeyken fark etmez, ancak kaybettiğinde değerini anlar. Ayrıca sahip olduğu başarıları Allah’a değil, kendi nefsine nispet eder.
“Meâyiş” (geçim kaynakları) sadece yiyecek içecek midir? Hayır; rızık için gerekli olan akıl, sağlık, teknoloji, doğal kaynaklar ve sosyal düzenin tamamı bu kavramın içindedir.
Şükür nasıl “az” veya “çok” olur? Dille söylenen bir hamd, şükrün en alt basamağıdır. Nimeti Allah yolunda kullanmak, onu harama alet etmemek ve nimetin içindeki ilahi sanatı tefekkür etmek şükrü çoğaltır.
Bu ayet çevre bilinciyle nasıl ilişkilendirilir? Madem ki yeryüzü bize “temkin” ve “geçim” için emanet edilmiştir; o halde orayı tahrip etmek, Allah’ın bu büyük ikramına karşı yapılan en büyük nankörlüklerden biridir.
Neden bu hatırlatmadan hemen sonra Hz. Adem ve İblis kıssasına geçiliyor? Çünkü İblis’in asıl hedefi, insanı “şükretmeyen bir varlık” haline getirmektir. (İlerleyen ayetlerde “Onların çoğunu şükredenlerden bulamayacaksın” diyecektir).