Peygambere İnananlar ve İnsanları Ondan Alıkoyanların Sonu
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
Bu ayet, bir önceki ayetteki tarihi hatırlatmanın bir devamı ve sonucudur. Allah Teâlâ, geçmişte İbrahim ailesine verilen büyük nimetlere (Kitap, hikmet, saltanat) rağmen, onların tamamının iman etmediğini, içlerinden bir kısmının bu nimete iman ederken, bir kısmının da inatla ondan yüz çevirdiğini bildirir. Bu tarihi gerçek üzerinden, günümüzdeki Yahudilerin Peygamber Efendimize (s.a.v) karşı sergiledikleri tavrın yeni bir şey olmadığı, aksine atalarının yolunu takip eden tarihi bir tekerrür olduğu vurgulanır. Ayet, bu yüz çevirmenin ve inkârın karşılığı olarak, Cehennem’in alevli ateşinin tek başına yeterli bir ceza olduğunu belirterek sona erer.
Ayet-i Kerime
Arapça Okunuşu: فَمِنْهُمْ مَنْ اٰمَنَ بِه۪ وَمِنْهُمْ مَنْ صَدَّ عَنْهُؕ وَكَفٰى بِجَهَنَّمَ سَع۪يرًا
Türkçe Okunuşu: Feminhum men âmene bihi veminhum men ṣadde ‘anh(u)(c) vekefâ bicehenneme sa’îrâ(n)
Elmalılı Hamdi Yazır Meali: “Onlardan kimi ona (İbrahim’e veya Peygamber’e) iman etti, kimi de ondan yüz çevirdi. (İnkâr edenlere) alevli bir ateş olarak Cehennem yeter.”
Nisa Suresi’nin 55. Ayeti Işığında Duası
Bu ayet, hidayetin tamamen Allah’ın lütfu olduğunu, en şerefli soydan gelmenin veya en büyük nimetlere mazhar olmanın bile iman için bir garanti olmadığını gösterir. Mü’minin duası, bu tarihi hatalardan ders almak, iman edenlerin yolunu seçmek ve Cehennem’in alevli ateşinden Allah’a sığınmaktır.
İman Üzere Sebat Duası: “Ya Rabbi! Bizi, kendilerine hakikat geldiğinde, ondan yüz çevirenlerin (sadd) değil, ona gönülden iman edenlerin yolundan ayırma. Atalarımızın veya toplumumuzun hatalarını körü körüne takip etmekten bizi koru. Bize, hakikati kimden gelirse gelsin kabul eden bir kalp ve teslimiyet nasip eyle.”
Cehennemden Sığınma Duası: “Allah’ım! Bizi ve sevdiklerimizi, alevli bir ateş olan Cehennem’den (sa’îr) muhafaza eyle. Biliyoruz ki, Senin azabın olarak o tek başına yeterlidir. Bizi, gazabından ve azabından rahmetine ve affına sığınan, bu dünyada imanı seçerek o korkunç sondan kendini kurtaran bahtiyar kullarından eyle.”
Nisa Suresi’nin 55. Ayeti Işığında Hadisler
Ayette bahsedilen “iman edenler” ve “yüz çevirenler” şeklindeki bölünme, hadis-i şeriflerde ümmetlerin imtihanı olarak sıkça zikredilmiştir.
Ümmetlerin Fırkalara Ayrılması: Peygamber Efendimiz (s.a.v), bu bölünmenin sadece geçmiş ümmetlere özgü olmadığını, kendi ümmetinde de yaşanacağını haber vermiştir: “Yahudiler yetmiş bir fırkaya (gruba) ayrıldı, Hristiyanlar yetmiş iki fırkaya ayrıldı. Benim ümmetim ise yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Biri hariç hepsi ateştedir.” Ashab, “O kurtulan fırka hangisidir, yâ Resûlallah?” diye sorunca, şöyle buyurdu: “Benim ve ashabımın yolu üzere olanlardır.” (Tirmizî, Îmân, 18). Bu hadis, ayetin işaret ettiği gibi, bir topluluğa mensup olmanın değil, hakikate (peygamberin yoluna) tabi olmanın kurtuluş için esas olduğunu gösterir.
Cehennemin Dehşeti: Ayette geçen “Cehennemin yeterli olması” ifadesinin ne anlama geldiğini, Peygamberimizin Cehennem hakkındaki uyarıları daha iyi anlamamızı sağlar: “Sizin (dünyada) yaktığınız bu ateş, cehennem ateşinin yetmiş cüz’ünden (parçasından) sadece bir cüz’üdür.” (Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 10; Müslim, Cennet, 30). Bu, ayetin sonundaki uyarının ne kadar dehşet verici bir hakikate işaret ettiğini gösterir.
Nisa Suresi’nin 55. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Medine’deki tecrübesi, bu ayetin canlı bir örneğidir.
İman Edenler ve Yüz Çevirenler: Peygamberimiz, Medine’deki Ehl-i Kitap’a İslam’ı tebliğ ettiğinde, onlardan Abdullah bin Selâm gibi ilmine sadık olanlar hemen iman ederken, Huyey bin Ahtab gibi liderler ve onlara uyanlar, haset ve kibirleri yüzünden yüz çevirmişlerdir. Peygamberimizin hayatı, bu iki grubun dünyadaki ve ahiretteki akıbetlerinin ne kadar farklı olduğunun bir ispatıdır. Hidayetin Allah’tan Olması: Sünnet, hidayetin soya veya bilgiye değil, Allah’ın lütfuna bağlı olduğunu öğretir. Peygamberimizin öz amcası Ebû Leheb inkâr ederken, Habeşistanlı bir köle olan Bilal veya İranlı Selman iman etmiştir. Bu, ayetteki bölünmenin, Allah’ın, kalplerdeki samimiyete göre tecelli eden adaletinin bir sonucu olduğunu gösterir. Uyarı Görevi: Peygamberimiz, insanların yüz çevirmesine rağmen tebliğden vazgeçmemiştir. O, “Cehennem yeter!” hakikatini bildiği için, insanları o ateşe düşmekten kurtarmak adına son ana kadar çabalamıştır.
Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler
Bu ayet, insanlık tarihinin değişmez bir yasasını ortaya koyar:
- Tarihin Tekerrürü: Ayet, Medine’deki Yahudilerin Peygamberimize karşı tavrının yeni ve şaşırtıcı olmadığını, aksine, kendi atalarının da kendilerine gelen peygamberlere ve kitaplara karşı aynı şekilde ikiye bölündüklerini hatırlatır. Bu, hem Peygamberimize ve mü’minlere bir teselli verir (“Bu sadece sizin başınıza gelmiyor”), hem de inkârcıların mazeretlerini ortadan kaldırır (“Siz, atalarınızın isyankâr yolunu seçiyorsunuz”).
- Nimete Karşı İmtihan: İlahi nimetler (Kitap, peygamber, mülk vb.), aynı zamanda birer imtihandır. Bu nimetler, insanları ya şükredip iman etmeye ya da nankörlük edip yüz çevirmeye sevk eder. Nimetin kendisi değil, ona karşı takınılan tavır, insanın akıbetini belirler.
- “Sadd” Fiilinin Anlamı: Ayette, inkâr için sadece “kefere” (inkâr etti) değil, “sadde” (yüz çevirdi, engelledi) fiili kullanılır. Bu daha güçlü bir ifadedir. Çünkü “sadd”, sadece kişinin kendisinin yüz çevirmesini değil, aynı zamanda başkalarını da o yoldan alıkoymaya çalışmasını, bir engel oluşturmasını ifade eder. Bu, daha aktif ve daha büyük bir cürümdür.
- Ceza Olarak Cehennemin Yeterliliği: “Alevli bir ateş olarak Cehennem yeter” (vekefâ bicehenneme sa’îrâ) ifadesi, son derece güçlü bir ifadedir. Bu, Allah’ın hakikatinden ve peygamberlerinden yüz çevirme suçunun o kadar büyük olduğunu belirtir ki, bu suç için başka bir ceza aramaya veya cezanın adaletini sorgulamaya gerek yoktur. Cehennem, bu suç için tam, adil ve yeterli bir karşılıktır.
Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı
- Önceki Ayet (Nisa Suresi 54. Ayet): 54. ayet, Allah’ın geçmişte İbrahim ailesine de büyük nimetler verdiğini hatırlatmıştı. Bu 55. ayet ise, o hatırlatmanın sonucunu bildirir: “İşte o nimetlere karşı bile onlardan kimi iman etti, kimi de yüz çevirdi.” Bu, günümüzdeki hasetçilerin, aslında kendi atalarının isyankâr damarını sürdürdüklerini gösterir.
- Sonraki Ayet (Nisa Suresi 56. Ayet): Bu 55. ayet, “Cehennem yeter!” diyerek genel bir hüküm vermişti. Bir sonraki 56. ayet ise, o Cehennem azabının ne kadar dehşet verici ve kesintisiz olacağına dair tüyler ürpertici bir detaya girer: “Ayetlerimizi inkâr edenleri ateşe atacağız. Derileri yanıp piştikçe, azabı (sürekli) tatsınlar diye, onlara başka deriler vereceğiz.” Yani, 55. ayet mahkemeyi bitirip hükmü açıklarken, 56. ayet o hükmün infazının nasıl olacağını tasvir eder.
Özet:
Nisa Suresi’nin 55. ayetinde, Allah’ın geçmişte İbrahim ailesine lütfettiği büyük nimetlere rağmen, o toplumun da kendi içinde bölündüğü; bir kısmının kendilerine gelen hakikate iman ettiği, bir kısmının ise ondan yüz çevirip (başkalarını da) engellediği anlatılır. Ayet, bu şekilde hakikatten yüz çevirenler için, ceza olarak alevli Cehennem ateşinin yeterli olduğu uyarısıyla sona erer.
İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı:
Medine döneminde, bir önceki ayetlerin devamı olarak, Peygamber Efendimizin davetine karşı çıkan Ehl-i Kitap mensuplarının bu tavrının tarihi kökenlerine işaret etmek ve bu yolun sonunun ne olacağını kesin bir dille bildirmek amacıyla nazil olmuştur.
İcma:
İlahi davet karşısında insanlığın tarih boyunca iman edenler ve inkâr edip yüz çevirenler olarak ikiye ayrıldığı ve inkâr üzere ölenlerin cezasının Cehennem olduğu, İslam inancının temel esaslarındandır ve bu konuda tam bir icma (görüş birliği) vardır.
Sonuç:
Bu ayet-i kerime, hidayetin ve imanın, soy, ırk veya geçmişte lütuflara mazhar olmakla kazanılan otomatik bir hak olmadığını, her neslin ve her bireyin kendi iradesiyle yapması gereken bir tercih olduğunu gösteren tarihi bir derstir. O, mü’minlere, hakikate karşı çıkanların bu tavırlarının yeni olmadığını hatırlatarak teselli verirken, inkârcılara da, atalarının isyankâr yolunu takip etmenin sonunun, onlar gibi, “yeterli bir ceza olan Cehennem” olacağı yönünde net bir uyarıda bulunur.