Emzirme Süresi ve Aile Sorumlulukları
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
1. Arapça Okunuşu:
وَٱلَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَٰجًا يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا ۖ فَإِذَا بَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا فَعَلْنَ فِىٓ أَنفُسِهِنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ ۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
2. Kur’an-ı Kerim Bakara Suresi 234. Ayeti
3. Türkçe Okunuşu:
Velleżîne yuteveffevne minkum ve yeżerûne ezvâcen yeterabbaṣne bi enfusihinne erbeʿate eşhurin ve ʿaşrâ. Fe iżâ belaġne ecelehunne felâ cunâḥa ʿaleykum fîmâ feʿalne fî enfusihinne bilmaʿrûf. Vallâhu bimâ taʿmelûne ḫabîr.
4. Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
“İçinizden vefat edip de geride eşler bırakanların kadınları, kendi kendilerine dört ay on gün beklerler. Sürelerini (iddetlerini) tamamladıklarında, kendi haklarında meşru bir şekilde (örfe uygun olarak) yaptıklarından dolayı size bir sorumluluk yoktur. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”
5. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Bakara Suresi’nin 234. Ayeti Işığında Duası:
Bu ayet-i kerime, kocası vefat eden bir kadının beklemesi gereken iddet müddetini ve bu süre sonrasındaki haklarını belirleyerek, hem kadının hukukunu korumakta hem de toplumsal bir düzen sağlamaktadır. Böyle zor bir durumda olan mümin bir kadın için Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) öğretilerinden ve genel dua anlayışından ilhamla şu manevi sığınaklar düşünülebilir:
Sabır ve Teslimiyet Duası: Eş kaybı, büyük bir imtihandır. Bu durumda olan bir mümin, her şeyden önce Allah’tan sabır dilemelidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v), zorluklar karşısında sabredenlerin Allah katında büyük ecirleri olduğunu müjdelemiştir. Ümmü Seleme (r.anha) annemiz, eşi Ebû Seleme (r.a) vefat ettiğinde Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) öğrettiği şu duayı okumuştur: “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn. Allahümme’curnî fî musîbetî veahlif lî hayran minhâ.” (Biz şüphesiz Allah’a aitiz ve şüphesiz O’na döneceğiz. Allah’ım, bu musibetimde bana ecir ver ve bana bunun ardından daha hayırlısını nasip et.) (Müslim, Cenâiz, 3). Nitekim Ümmü Seleme annemiz bu duanın bereketiyle daha sonra Peygamber Efendimiz (s.a.v) ile evlenme şerefine nail olmuştur. Bu dua, vefat iddetindeki bir kadın için hem bir teselli hem de geleceğe dair bir umut kapısıdır.
Merhum Eş İçin Mağfiret Duası: Vefat eden eş için dua etmek, geride kalan eşin en güzel vefasıdır. Peygamberimiz (s.a.v) cenaze namazlarında ve diğer zamanlarda ölüler için mağfiret dilemeyi öğretmiştir. Şöyle dua edilebilir: “Allah’ım, onu bağışla, ona merhamet et, ona afiyet ver, onu affet. Ona ikramda bulun, kabrini genişlet. Onu suyla, karla ve doluyla yıka. Beyaz elbiseyi kirden arındırdığın gibi onu da günahlardan arındır. Ona dünyadaki evinden daha hayırlı bir ev, ailesinden daha hayırlı bir aile, eşinden daha hayırlı bir eş nasip et. Onu cennete koy, kabir azabından ve cehennem azabından koru.” (Müslim, Cenâiz, 86).
Gelecek İçin Hayır ve Rehberlik Duası: İddet süresi bittikten sonra kadın, meşru sınırlar içinde kendi hayatıyla ilgili kararlar alacaktır. Bu süreçte Allah’tan hayırlı bir gelecek ve doğru kararlar için yardım istenebilir: “Allah’ım! İşlerimin sonucunu güzel eyle, beni dünyanın rezilliğinden ve ahiret azabından koru.” (Ahmed bin Hanbel, Müsned, IV, 181 – Genel bir dua). Veya, “Rabbim, hakkımda hayırlı olanı bana kolaylaştır ve şerli olanı benden uzaklaştır.”
Peygamber Efendimiz (s.a.v), dul kadınların ve yetimlerin haklarına son derece önem vermiş, onların korunup gözetilmesini ümmetine miras bırakmıştır. Dolayısıyla, bu ayetin ruhu, sadece bir bekleme süresini değil, aynı zamanda toplumun bu durumdaki kadınlara karşı şefkatli ve destekleyici olmasını da içerir.
6. Bakara Suresi’nin 234. Ayeti Işığında Hadisler:
Bu ayet-i kerimede belirtilen vefat iddeti ve buna bağlı hükümler, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) hadis-i şeriflerinde daha da açıklığa kavuşturulmuştur:
İddet Süresinin Kesinliği: Zeyneb bint Cahş (r.anha) validemizin bir yakını vefat ettiğinde, kadınlar toplanmış, bir kadın cahiliye dönemindeki bir yıllık yas uygulamasından bahsetmiştir. Zeyneb (r.anha) şöyle demiştir: “Ben Resûlullah (s.a.v)’den işittim, şöyle buyuruyordu: ‘Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, bir ölü için üç günden fazla yas tutması helâl değildir. Ancak kocası için dört ay on gün müstesna. (Bu süre içinde) boyalı elbise giymez, sürme çekmez, koku sürünmez…'” (Buhârî, Talâk, 46; Müslim, Talâk, 59). Bu hadis, ayette belirtilen süreyi teyit etmekte ve cahiliye adetlerini ortadan kaldırmaktadır.
Yas Tutmanın Sınırları: Ümmü Atiyye el-Ensâriyye (r.anha) şöyle rivayet etmiştir: “Bizlere, bir ölü için üç günden fazla yas tutmamız neh_y_edildi (yasaklandı). Ancak koca müstesna; onun için dört ay on gün (yas tutulur). Bu süre içinde sürme çekmezdik, koku sürünmezdik, boyalı elbise giymezdik; ancak boyanmamış sade kumaştan elbise giyebilirdik…” (Buhârî, Talâk, 48; Müslim, Talâk, 58). Bu hadisler, yasın meşruiyetini kabul etmekle birlikte, sürme, koku ve gösterişli giysilerden kaçınma gibi bazı kısıtlamalar getirerek aşırılığı önler.
İddetin Geçirileceği Yer: Fürey’a bint Mâlik (r.anha) anlatıyor: Kocası, kaçan kölelerini ararken öldürülmüştü. Fürey’a, ailesinin yanına dönmek için Resûlullah’a (s.a.v) danıştı. Peygamber Efendimiz (s.a.v) önce izin verir gibi oldu, sonra onu geri çağırıp sordu ve durumu öğrenince şöyle buyurdu: “Kocanın vefat haberini aldığın evde iddetini tamamlayıncaya kadar kal.” Fürey’a der ki: “Ben de orada dört ay on gün iddetimi tamamladım.” (Tirmizî, Talâk, 17; Ebû Dâvûd, Talâk, 43). Bu hadis, vefat iddetinin genellikle kocanın evinde geçirilmesi gerektiğini gösterir.
İddet Sonrası Kadının Serbestiyeti: Ayette geçen “kendi haklarında meşru bir şekilde (örfe uygun olarak) yaptıklarından dolayı size bir sorumluluk yoktur” ifadesi, kadının iddet sonrası kendi hayatı hakkında karar verme özgürlüğünü vurgular. Bu, onun yeniden evlenmesi veya başka meşru tercihlerde bulunması olabilir. Toplumun onu bu konuda kınamaması veya baskı yapmaması gerekir.
7. Bakara Suresi’nin 234. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye:
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) hayatı ve öğretileri, Bakara Suresi 234. ayetinin pratik yansımalarını ve ruhunu ortaya koyar:
Dul Kadınların Haklarının Gözetilmesi: Resûlullah (s.a.v), dul kadınların ve yetimlerin haklarına büyük önem vermiş, onların ihtiyaçlarının karşılanması ve korunup kollanması için Müslümanları teşvik etmiştir. “Dul kadınların ve yoksulların işleriyle meşgul olan kimse, Allah yolunda cihad eden veya gündüzleri oruç tutup geceleri ibadet eden kimse gibidir” (Buhârî, Nafakât, 1; Müslim, Zühd, 41) hadisi bu hassasiyeti gösterir.
Yasta İtidal ve Sabır: Sünnet, yas tutmada aşırılıktan kaçınmayı, cahiliye dönemindeki gibi saçını başını yolma, ağıtlar yakma gibi taşkınlıkları yasaklamıştır. Bunun yerine sabır, metanet ve Allah’ın takdirine rıza gösterme tavsiye edilmiştir. İddet süresince kadının sade bir hayat yaşaması, süslenmekten kaçınması bu itidalin bir parçasıdır.
Toplumsal Destek ve Sorumluluk: İslam toplumu, vefat iddetindeki bir kadına manevi destek sağlamakla yükümlüdür. Onun ihtiyaçlarının giderilmesi, yalnız bırakılmaması, iddet sonrası hayatını kurarken ona yardımcı olunması sünnetin ruhuna uygundur.
Nesebin Korunması: İddet süresinin belirlenmesindeki hikmetlerden biri de nesebin korunmasıdır. Kadının hamile olup olmadığının kesinleşmesi, doğacak çocuğun nesebinin doğru bir şekilde babasına bağlanmasını sağlar. Sünnet, nesep konusundaki hassasiyeti daima vurgulamıştır.
Yeniden Evliliğe Teşvik (İddet Sonrası): İslam, iddetini tamamlayan dul kadınların veya boşanmış kadınların yeniden evlenmelerine olumlu bakar ve bunu teşvik eder. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bizzat dul kadınlarla evlenmiş ve ashabına da bu konuda yol göstermiştir. Bu, kadının sosyal hayata yeniden katılımını ve iffetinin korunmasını sağlar.
8. Özet:
Bakara Suresi 234. ayeti, eşleri vefat eden kadınların dört ay on gün süreyle iddet (bekleme süresi) beklemeleri gerektiğini hükme bağlar. Bu sürenin sonunda, kadınların İslam’ın ve örfün meşru gördüğü şekilde kendi gelecekleri hakkında karar vermelerinde ve hareket etmelerinde bir sakınca olmadığı, bu kararlarından dolayı da topluma bir sorumluluk yüklenmeyeceği belirtilir. Allah Teâlâ’nın yapılan her şeyden haberdar olduğu vurgulanarak, bu süreçte dürüstlük ve Allah’ın sınırlarına riayet çağrısı yapılır.
9. İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı:
Bu ayet Medine döneminde nazil olmuştur ve Bakara Suresi’ndeki aile hukukuna dair bir dizi ayetin devamı niteliğindedir. Cahiliye Arapları arasında ve İslam’ın ilk dönemlerinde kocası ölen kadının iddeti konusunda farklı uygulamalar (örneğin bir yıl bekleme gibi) mevcuttu. Bu ayet, bu süreyi kesin ve net olarak “dört ay on gün” şeklinde standardize etmiştir. Bu sürenin belirlenmesinde, kadının hamile olup olmadığının anlaşılması (rahmin temizlenmesi), eşinin vefatı dolayısıyla duyduğu üzüntüyü yaşaması ve yasını tutması, ayrıca bu dönemin ardından yeni bir hayata adım atabilmesi için psikolojik olarak hazırlanması gibi hikmetler gözetilmiştir.
10. Ayetin Detaylı Tefsiri:
- “وَٱلَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنكُمْ” (Velleżîne yuteveffevne minkum): “İçinizden vefat ettirilenler/ölenler sizden (olan erkekler).” “Yuteveffevne” fiili, “tam olarak almak, ruhunu kabzetmek” anlamına gelen “tevfî” kökünden türemiş edilgen bir fiildir; yani “vefat ettirilenler, ruhları alınanlar.” Bu, ölümün Allah’ın takdiriyle olduğunu ifade eder.
- “وَيَذَرُونَ أَزْوَٰجًا” (ve yeżerûne ezvâcen): “ve geride eşler (dullar) bırakanlar.” “Yeżerûne” fiili “terk etmek, bırakmak” demektir. “Ezvâc” kelimesi burada kadın eşler (dullar) anlamındadır.
- “يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ” (yeterabbaṣne bi enfusihinne): “(O kadınlar) kendi kendilerine beklerler / kendilerini (evlilikten ve süslenmekten) alıkoyarlar.” “Terabbus” kelimesi, sabırla beklemek, durumu gözetmek, bir sürenin geçmesini beklemek anlamlarına gelir. Kadınların bu süreyi kendi nefislerini kontrol altında tutarak geçirmeleri gerektiğini ifade eder.
- “أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا” (erbeʿate eşhurin ve ʿaşrâ): “Dört ay ve on (gün).” Bu, vefat iddetinin kameri takvime göre belirlenmiş süresidir. “Aşran” kelimesi “on gün” anlamına gelir.
- “فَإِذَا بَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ” (fe iżâ belaġne ecelehunne): “Nihayet (iddet) sürelerinin sonuna ulaştıklarında.” “Belaġne” fiili “ulaşmak, varmak,” “ecel” ise “belirlenmiş süre, müddet” demektir.
- “فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ” (felâ cunâḥa ʿaleykum): “O zaman size bir günah/sorumluluk/vebal yoktur.” Hitap burada genel olarak Müslümanlara, toplum yöneticilerine veya kadının velilerine yöneliktir.
- “فِيمَا فَعَلْنَ فِىٓ أَنفُسِهِنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ” (fîmâ feʿalne fî enfusihinne bilmaʿrûf): “Kendileri hakkında meşru ve örfe uygun bir şekilde yaptıkları şeylerde.” Yani, iddetlerini tamamladıktan sonra, kadınların evlenmek için hazırlanmaları, süslenmeleri, evlenme tekliflerini değerlendirmeleri veya evlenmeleri gibi şeriatın ve akl-ı selimin uygun gördüğü davranışlarda bulunmaları kastedilir. “Bi’l-ma’rûf” kaydı, bu fiillerin dinin ve toplumun genel ahlak kurallarına uygun olması gerektiğini vurgular.
- “وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ” (Vallâhu bimâ taʿmelûne ḫabîr): “Ve Allah, yapmakta olduklarınızdan tamamıyla haberdardır.” Bu, hem iddet bekleyen kadınların hem de onlarla ilgili muamelede bulunan toplumun bütün davranış ve niyetlerinden Allah’ın haberdar olduğunu belirten, hem bir müjde hem de bir uyarı içeren kapsamlı bir ifadedir. Allah’ın Habîr ismi, O’nun her şeyin iç yüzünü, gizli ve açık her yönünü bildiğini ifade eder.
11. Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler:
- Kadının İnsan Olarak Değeri ve Hakları: İslam, kocası ölen kadını sahipsiz bırakmamış, onun için belirli bir iddet süresi koyarak hem nesebin korunmasını hem de kadının yasını tutup yeni bir hayata hazırlanmasını temin etmiştir. Cahiliye dönemindeki bazı aşırı ve kadını aşağılayan uygulamalara son vermiştir.
- Nesebin Korunması: Dört ay on günlük süre, kadının hamile olup olmadığının kesin olarak anlaşılması için yeterli bir zamandır. Bu, doğacak çocuğun nesebinin şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenmesini sağlar.
- Eşe Saygı ve Vefa: İddet süresi, bir yönüyle vefat eden eşin hatırasına saygı ve evlilik birliğine verilen değerin bir ifadesidir.
- Kadının Hürriyeti: İddet bittikten sonra, “bil-ma’rûf” (meşru ve örfe uygun) olmak kaydıyla kadının kendi geleceği hakkında karar verme ve hareket etme özgürlüğü tanınmıştır. Toplumun veya akrabaların ona baskı yapma hakkı yoktur.
- Yasta Ölçü: İslam, yas tutmayı doğal bir insani duygu olarak kabul eder ancak bunun sınırlarını ve şeklini belirler. Aşırıya kaçan, isyana varan veya cahiliye adetlerini yansıtan yas şekilleri yasaklanmıştır.
- Toplumsal Barış ve Düzen: İddet gibi hükümler, aile ve toplum hayatında karışıklıkların önlenmesine, hakların korunmasına ve adil bir düzenin sağlanmasına hizmet eder.
- Allah Bilinci (Takva): Ayetin sonunda Allah’ın her şeyden haberdar olduğunun belirtilmesi, müminleri bu hükümlere riayet etme ve her türlü davranışlarında Allah’ın rızasını gözetme konusunda bilinçlendirir.
12. Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı:
- Önceki Ayetler (2:226-233): Boşanma, îlâ (yaklaşmamaya yemin), emzirme, nafaka gibi çeşitli aile hukuku konularını ele almıştır. Bu ayet de bu silsilenin bir devamı olarak vefat iddeti konusunu işlemektedir.
- Sonraki Ayet (2:235): Bu ayette genel olarak vefat iddeti ve iddet sonrası kadının durumu ele alınırken, bir sonraki ayet olan Bakara 2:235’te, vefat iddeti bekleyen bir kadına evlenme teklifinin nasıl (üstü kapalı olarak) yapılabileceği, ancak nikah akdinin iddet bitmeden kesinlikle yapılamayacağı gibi daha spesifik detaylara girilir. Dolayısıyla bu iki ayet birbirini tamamlar.
13. Sonuç:
Bakara Suresi 234. ayeti, İslam aile hukukunun önemli bir parçasını teşkil eden vefat iddetini düzenlemektedir. Kocası vefat eden kadınlar için dört ay on günlük bir bekleme süresi öngörerek, bu süre zarfında hem vefat eden eşin hatırasına saygı gösterilmesini hem de kadının hamilelik durumunun netleşmesini ve yeni bir hayata hazırlanmasını amaçlar. İddet süresi sonunda ise kadına, şeriatın ve örfün çizdiği meşru daire içerisinde kendi hayatıyla ilgili kararları alma ve uygulama özgürlüğü tanır. Allah’ın her şeyi en ince detayına kadar bildiği (Habîr) vurgusuyla, bu hükümlere titizlikle uyulması gerektiği hatırlatılır.