Kâfirler Cehennemden Çıkmak İsteyecekler Ama Çıkamayacaklar
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
Kur’an-ı Kerim Mâide Suresi, 37. Ayet-i Kerimede Anlatılmak İstenenler
Bu ayet, bir önceki ayette (Mâide 36) inkâr edenlerin ahiretteki acı azabından kurtulmak için fidye veremeyecekleri hükmünün bir devamıdır. Ayet, cehennemliklerin çekeceği azabın sürekli ve kalıcı olduğunu vurgular. Cehennem ateşinden çıkmak isteyecekler, ancak bu istekleri asla gerçekleşmeyecek ve onlar için devamlı bir azap takdir edilmiştir. Bu, inkârın ve Allah’ın ayetlerini yalanlamanın ne denli geri dönülemez ve ebedi bir hüsrana yol açtığını gösterir.
Ayet-i Kerime
Arapça Okunuşu: يُرِيدُونَ أَن يَخْرُجُوا مِنَ النَّارِ وَمَا هُم بِخَارِجِينَ مِنْهَا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ مُّقِيمٌ
Elmalılı Hamdi Yazır Meali: Cehennem ateşinden çıkmak isterler. Ama oradan çıkacak değillerdir. Onlar için devamlı bir azap vardır.
Türkçe Okunuşu: Yurîdûne en yahrucû minen nâri ve mâ hum bi hâricîne minhâ, ve lehum azâbun mukîm(mukîmun).
Mâide Suresi’nin 37. Ayeti Işığında Dualar
Bu ayet, müminin ahiret azabından ve ebedi hüsrandan korunmak için Allah’a sığınma duygusunu pekiştirir. Bu ayetten ilhamla şu dualar edilebilir:
- “Ya Rabbî! Bizi cehennemin ateşinden ve o can yakıcı azabından muhafaza eyle. Bizlere bu dünyada Sana itaat eden ve rızanı arayan bir hayat nasip et ki, ahirette azabından kurtuluş bulalım. Bizi, cehennem ateşinden çıkmak isteyip de çıkamayanlardan eyleme.”
- “Allah’ım! Bize, o can yakıcı azabı yaşatacak günahlardan uzak durma gücü ver. Sonsuz rahmetinle bizleri bağışla ve bizleri, ebedi azapla cezalandırılanlardan değil, ebedi cennetinle mükafatlandırdığın kullarından eyle.”
Hadisler ve Sahabe Uygulamaları Bölümü
Hz. Peygamber (s.a.v), cehennem azabının dehşetini ve kalıcılığını anlatan birçok hadisinde bu ayetin ruhunu yansıtmıştır. Bir hadiste, “En hafif azapla cezalandırılan, ayaklarına ateşten bir nalın giydirilen kimsedir ki, beyni kaynar” buyurulmuştur. Bu ve benzeri hadisler, cehennem azabının boyutlarını anlamamızı sağlar ve dünyevi mal ile ahiretin azabının karşılaştırılamayacağını pekiştirir. Sahabeler bu uyarılar karşısında dünyevileşmekten korkmuş, mallarını Allah yolunda harcayarak kendilerini ahiret azabından korumaya çalışmışlardır.
İcma Bölümü
İslam alimleri, Allah’ın inkâr edenler için hazırladığı cehennem azabının sürekli ve ebedi olacağı konusunda icma etmiştir. Başlangıçta azaba çarptırılanlar için bu azabın bir sonu yoktur ve ayette belirtildiği gibi, oradan çıkma istekleri boşa çıkacaktır. Bu, ilahi adaletin bir tecellisi olarak görülür ve ebedi azabın, ebedi inkârın karşılığı olduğu kabul edilir.
Sünnet-i Seniyye Bölümü
Peygamber Efendimiz’in hayatı, cehennem azabından korunmak için daima Allah’a sığınmak ve O’nun rızasını kazanacak ameller işlemeyi öğütlemekle geçmiştir. O, kendisi için dahi, her namazın sonunda “Allah’ım! Cehennem azabından sana sığınırım” diye dua ederdi. Bu durum, Müslümanlara, ilahi azabın ciddiyetini ve bu azaptan korunmak için sürekli bir manevi çaba içinde olmanın gerekliliğini gösterir.
Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler
- Azabın Sürekliliği: Ayet, cehennem azabının kalıcı ve devamlı olduğunu vurgulayarak, bu durumun, inkârcılığın ve itaatsizliğin en acı sonuçlarından biri olduğunu belirtir.
- Dünyanın Aldatıcılığı: Bu ayet, dünyadaki mal ve mülkün, hatta tüm yeryüzündeki varlığın dahi, ahiretteki azaptan kurtuluş için bir araç olamayacağını gösterir. Bu, dünya hayatının geçici ve aldatıcı bir meta olduğu gerçeğini pekiştirir.
- Hüsranın Doruk Noktası: Cehennemliklerin azaptan kurtulmak için çaresizce çaba göstermeleri, ancak bu çabalarının boşa çıkması, hüsranın en doruk noktasını temsil eder.
- Hakiki Tevbe Fırsatı: Ayet dolaylı olarak, tevbenin ve imanın ancak bu dünyada geçerli olduğunu, ahirette ise bu türden bir kurtuluş fırsatının kalmayacağını hatırlatır.
Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı Bölümü
Bu ayet, bir önceki ayet (Mâide 36) ile doğrudan ilişkilidir ve kâfirlerin dünya malıyla azaptan kurtulma teşebbüslerinin neden başarısız olacağını açıklar. Önceki ayet fidye teklifini reddederken, bu ayet bu reddin nedenini, yani azabın kalıcı ve ebedi olduğunu belirtir. Bu ayetin ardından gelen Mâide 38. ayet ise, hırsızlık suçunun dünyevi cezasını (el kesme) anlatmaya başlayarak, Kur’an’ın hem uhrevi hem de dünyevi cezalarla toplumsal düzeni nasıl koruduğunu gösterir.
Sıkça Sorulan Sorular
- Ayetteki “azabun mukîm” (devamlı azap) ifadesi ne anlama gelir? “Azabun mukîm”, sürekli, kalıcı ve hiç bitmeyecek olan azap anlamına gelir. Bu, inkârcılığın ve şirkin cezasının sonsuzluğunu vurgular.
- Cehennemden çıkmak istemelerine rağmen neden çıkamazlar? Ayette “Ama oradan çıkacak değillerdir” denilerek, cehennemin bir imtihan yeri değil, amellerin karşılığının görüldüğü nihai bir ceza yurdu olduğu belirtilir.
- Bu ayet, Habil-Kabil kıssası ile nasıl bir ilişki kurar? Habil-Kabil kıssasında Kabil’in cinayeti ve pişmanlığı ele alınırken, bu ayet Kabil gibi büyük bir günah işleyenlerin ve tevbe etmeyenlerin cehennemdeki kalıcı azabını genel bir ilke olarak ortaya koyar.
- Ayet, dünyevi ve uhrevi cezalar arasında nasıl bir ilişki kurar? Ayetteki “dünyadaki rezillik” ve “ahiretteki büyük azap” ifadeleri, ilahi adaletin hem bu dünyada hem de ahirette tecelli edeceğini gösterir.
- Kâfirler, cennetten bahsedildiğinde neden fidye teklifinde bulunuyorlar? Kâfirler, dünya hayatında malın her kapıyı açtığına inandıkları için, ahiretteki azaptan kurtulmak için de benzer bir fidye teklifinde bulunacaklarını düşünürler. Ancak bu dünyevi mantık, ahirette işe yaramaz.
- “Kâfir” ve “zalim” kavramları bu ayette nasıl kullanılmıştır? Bu ayetlerde “kâfir”, Allah’ın birliğini ve ayetlerini inkâr eden; “zalim” ise bu inkârın bir sonucu olarak haksızlık ve zulümde bulunan kimseler için kullanılır. İnkâr, zulmün temelidir.
- Bu ayet, tevbenin önemini nasıl vurgular? Ayette, tevbe etme fırsatının sadece dünyada, yani yetkililer tarafından yakalanmadan önce olduğu belirtilerek, tevbenin ne kadar kıymetli bir fırsat olduğu ve kaçırılmaması gerektiği vurgulanır.
- Bu ayet, bir peygamberin tebliğ metoduna nasıl bir ışık tutar? Peygamberler, insanları Allah’ın gazabından ve ahiret azabından korkutarak uyarıcı (nezir) rolünü yerine getirmişlerdir. Bu ayet, bu uyarının ne kadar gerçekçi ve ciddi olduğunu gösterir.
- Cehennem azabının “can yakıcı” (elîm) olarak nitelendirilmesi neyi ifade eder? “Can yakıcı”, sadece bedensel bir acı değil, aynı zamanda manevi ve ruhsal bir azabı da içeren, şiddeti yüksek bir acı türüdür.
- İslam alimlerine göre, cehennem azabının ebedi olmasının hikmeti nedir? İslam alimleri, Allah’ın azabının sonsuz olmasının, O’nun adaletinin bir tecellisi olduğunu ve inkârın da sonsuz bir suç olduğunu belirtir.
- “Onlar, yaptıkları amellerin karşılığını görüyorlar” ifadesiyle bir bağlantısı var mı? Evet, bu ayet, Mâide suresinin önceki ayetlerindeki gibi, insanların ahirette sadece kendi yaptıkları amellerden sorumlu tutulacağını ve hiç kimseye haksızlık yapılmayacağını pekiştirir.
- Bu ayet, bir toplumun zenginliğinin onların kurtuluşunu garantilemeyeceğini nasıl gösterir? Ayette, yeryüzündeki tüm varlık ve bir o kadarının dahi azaptan kurtulmaya yetmeyeceği belirtilerek, maddi zenginliğin manevi kurtuluş için bir ölçüt olmadığı açıkça vurgulanır.
- Bu ayet, müminlere ne gibi bir moral verir? Müminler için bu ayet, dünyevi hayatın geçici zorlukları ve imtihanları karşısında moral verir. Zira bu dünya hayatı ne kadar zor olursa olsun, imansızların ahirette çekeceği azap daha çetindir.