Şehvetine Uyanlar Sizi Nasıl Saptırmak İster?
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
Kur’an-ı Kerim, Nisa Suresi, 27. Ayet-i Kerime
Arapça Okunuşu: وَاللّٰهُ يُر۪يدُ اَنْ يَتُوبَ عَلَيْكُمْۘ وَيُر۪يدُ الَّذ۪ينَ يَتَّبِعُونَ الشَّهَوَاتِ اَنْ تَم۪يلُوا مَيْلًا عَظ۪يمًا
Türkçe Okunuşu: Va(A)llâhu yurîdu en yetûbe ‘aleykum(c) veyurîdu-lleżîne yettebi’ûne-şşehevâti en temîlû meylen ‘aẓîmâ(n)
Elmalılı Hamdi Yazır Meali: “Allah sizin tövbenizi kabul etmek ister. Şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapkınlığa düşmenizi isterler.”
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Nisa Suresi’nin 27. Ayeti Işığında Duası
Bu ayet, mü’minin hayat yolculuğundaki iki temel çekim merkezini ortaya koyar: Bir yanda, kulunun arınmasını ve tövbesini kabul etmeyi “isteyen” (yurîd) merhametli bir Allah. Diğer yanda ise, mü’minin “büyük bir sapkınlığa” düşmesini “isteyen” ve şehvetlerinin peşinden giden bir güruh. Ayet, mü’mini, hangi iradeye tabi olacağı konusunda net bir seçim yapmaya davet eder. Mü’minin duası, Allah’ın iradesine sığınmak ve şehvetlere uyanların çağrısından korunmaktır.
İlahi İradeye Tabi Olma Duası: “Ya Rabbi! Biz, Senin iradenin bizim için daima rahmet ve tövbe olduğunu biliyoruz. Bizi, Senin iradene tabi olanlardan eyle. Şehvetlerine uyanların, bizi ‘büyük bir sapkınlığa’ düşürme yönündeki iradelerinden ve çağrılarından sana sığınırız. Kalplerimizi, onların süslü gösterdiği yollara karşı sabit kıl.”
Nefsten ve Kötü Çevreden Korunma Duası: “Allah’ım! Bizi, nefsimizin ve dışımızdaki insanların şehvetlerine uymaktan muhafaza eyle. Bizi, haramı ve ahlaksızlığı normalleştirmeye çalışan, bizi Senin yolundan saptırmak isteyen kötü arkadaşlardan ve çevrelerden koru. Gözümüzü, kulağımızı ve kalbimizi, onların ‘büyük sapkınlık’ olarak isimlendirdiğin çağrılarına karşı kapat.”
Nisa Suresi’nin 27. Ayeti Işığında Hadisler
Ayette bahsedilen “şehvetlere uymak” ile Allah’ın yoluna uymak arasındaki zıtlık, hadis-i şeriflerde cennet ve cehennemin tabiatıyla açıklanmıştır.
Cennet ve Cehennemin Etrafını Saran Şeyler: Peygamber Efendimiz (s.a.v), Allah’ın yolunun sabır ve nefse karşı mücadele gerektirdiğini, şehvetlerin yolunun ise zahiren çekici ama sonunun felaket olduğunu şöyle ifade etmiştir: “Cennet, (nefse hoş gelmeyen) zorluklarla ve meşakkatlerle kuşatılmıştır. Cehennem ise, (nefsin arzu ettiği) şehvetlerle kuşatılmıştır.” (Buhârî, Rikâk, 28; Müslim, Cennet, 1). Bu hadis, ayetin bir tefsiri gibidir. Allah’ın iradesi, zorluklarla çevrili olan cennete, yani ebedi kurtuluşa yöneliktir. Şehvetlerine uyanların iradesi ise, çekici görünen ama sonu cehennem olan yola doğrudur.
Arkadaşın Etkisi: Ayetteki “şehvetlerine uyanlar” ifadesi, kötü arkadaş ve çevrenin tehlikesine de işaret eder. Peygamberimiz (s.a.v) bu konuda şöyle uyarmıştır: “Kişi, dostunun dini (yaşayış tarzı) üzeredir. Öyleyse her biriniz, kiminle dostluk kurduğuna dikkat etsin.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 16; Tirmizî, Zühd, 45). Bu, şehvetlerine uyanlarla birlikte olmanın, kişiyi kaçınılmaz olarak “büyük bir sapkınlığa” sürükleyeceğini gösterir.
Nisa Suresi’nin 27. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) hayatı, Allah’ın iradesini seçmek ile şehvetlerin iradesini reddetmek arasındaki mücadelenin en kâmil örneğidir.
Tavizsiz Duruş: Mekke müşrikleri, Peygamberimize defalarca kez makam, zenginlik ve kadın vaat ederek, onu davasından “birazcık” saptırmaya çalıştılar. Bu, şehvet ehlinin, mü’mini “saptırma iradesinin” en bariz örneğiydi. Peygamberimizin, “Güneşi sağ elime, Ay’ı da sol elime verseler, bu davadan vazgeçmem” şeklindeki kararlı duruşu, Allah’ın iradesine tam bir teslimiyetin nasıl olacağını gösterir. İffetli Toplum Modeli: Peygamberimiz, Medine’de, şehvetlerin peşinde koşan bir toplum yerine, Allah’ın sınırlarına riayet eden, iffeti ve takvayı esas alan bir toplum inşa etmiştir. Evliliği kolaylaştırması, zinaya giden yolları kapatması ve kamu ahlakını koruması, onun, şehvetlerin iradesine karşı ilahi iradeyi nasıl tesis ettiğinin uygulamalarıdır. Nefis Terbiyesi: Sünnet, nefsin bitmek bilmeyen arzularına (şehvetlerine) karşı sürekli bir mücadele (cihad-ı ekber) içinde olmayı öğretir. Peygamberimizin oruçları, nafile ibadetleri ve dünyaya karşı olan zühdü, nefsi kontrol altına almanın ve onu şehvetlerin esiri olmaktan kurtarmanın yollarını gösterir.
Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler
Bu ayet, hayatın temelindeki manevi mücadeleyi özetler:
- İki Zıt Proje: Ayet, önümüze iki proje koyar. Allah’ın projesi, insanı tövbe ile arındırmak, temizlemek ve yüceltmektir. Şehvet ehlinin projesi ise, insanı günaha batırmak, saptırmak ve alçaltmaktır. Her insan, yaptığı seçimlerle bu iki projeden birine hizmet eder.
- Kötülüğün Bulaşıcılığı: Ayet, önemli bir psikolojik gerçeğe işaret eder: Günah işleyen ve şehvetlerinin esiri olan insanlar, genellikle başkalarının da kendileri gibi olmasını isterler. Çünkü etraflarındaki dürüst ve ahlaklı insanlar, onlara kendi sefaletlerini hatırlatır ve vicdanlarını rahatsız eder. Bu rahatsızlıktan kurtulmak için, herkesi kendi seviyelerine çekerek, günahı normalleştirmeye çalışırlar.
- Hedef: “Büyük Bir Sapkınlık”: Şehvet ehlinin hedefi, mü’minin küçük bir hata yapması değildir. Onların istediği, “meylen azîmâ” yani tam, köklü ve geri dönülemez “büyük bir sapkınlık”tır. Onlar, mü’minin sadece ayağının kaymasını değil, uçuruma yuvarlanmasını isterler. Bu, tehlikenin boyutunu anlamak açısından önemlidir.
- Allah’ın Rahmet Dolu İradesi: Ayetin, “Allah sizin tövbenizi kabul etmek ister” diye başlaması, mü’minin kalbine büyük bir güç ve ümit verir. Mü’min bilir ki, kendisi tövbe etmek istediğinde, bu isteği, zaten kendisinin tövbesini kabul etmeyi isteyen Allah’ın iradesiyle buluşacaktır. Bu, tövbeye giden yolda en büyük teşviktir.
Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı
- Önceki Ayet (Nisa Suresi 26. Ayet): 26. ayet, “Allah, size açıklamak, sizi öncekilerin yollarına iletmek ve tövbenizi kabul etmek ister” diyerek, ilahi iradenin üç pozitif yönünü belirtmişti. Bu 27. ayet, o üç maddeden en önemlisi olan “tövbenizi kabul etmek ister” kısmını tekrar ederek Allah’ın rahmetini vurgular ve hemen ardından, bu ilahi iradenin tam zıddı olan “şehvet ehlinin iradesini” ortaya koyarak çarpıcı bir tezat oluşturur.
- Sonraki Ayet (Nisa Suresi 28. Ayet): Bu 27. ayet, iki zıt iradeyi karşılaştırdı. Bir sonraki 28. ayet ise, Allah’ın iradesinin neden rahmet ve kolaylık yönünde olduğunun gerekçesini sunar: “Allah sizden (yükünüzü) hafifletmek ister; zira insan zayıf yaratılmıştır.” Bu, Allah’ın, insanın zayıflığını bildiği için ona merhametle muamele etmek istediğini, şehvet ehlinin ise bu zayıflığı istismar ederek onu felakete sürüklemek istediğini gösterir. 26-27-28. ayetler, bu konuda tam bir bütünlük arz eder.
Özet:
Nisa Suresi’nin 27. ayeti, Allah’ın, kullarının tövbesini kabul ederek onlara rahmetle muamele etmek istediğini belirtir. Buna karşılık, kendi nefsani arzularının ve şehvetlerinin peşinden gidenlerin ise, mü’minlerin dosdoğru yoldan tamamen ve büyük bir şekilde sapmalarını arzu ettiklerini bildirir.
İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı:
Medine döneminde, aile ve toplum ahlakıyla ilgili hükümlerin ardından, bu hükümlere uymanın aslında hangi iki irade arasında bir seçim yapmak anlamına geldiğini açıklamak üzere nazil olmuştur.
İcma:
Allah’ın iradesinin insanlar için her zaman hayır, rahmet ve hidayet olduğu; şehvetlere uymanın ise sapkınlığa ve ziyana götürdüğü konusunda İslam ümmetinin tam bir icmaı (görüş birliği) vardır.
Sonuç:
Bu ayet-i kerime, hayatı, iki büyük iradenin çarpıştığı bir arena olarak resmeder. Bir yanda, insanı arındırmak ve kurtarmak isteyen Allah’ın rahmet dolu iradesi; diğer yanda ise, insanı saptırmak ve çürütmek isteyen şehvetlerin yıkıcı iradesi. Ayet, mü’mini, kendisine uzatılan bu iki elden hangisini tutacağını seçmeye davet eder. Bu, sadece bir anlık bir seçim değil, ömür boyu süren bir sadakat ve duruş meselesidir. Allah’ın iradesini seçmek, O’nun rahmetine sığınmak; diğerini seçmek ise “büyük bir sapkınlığa” doğru yuvarlanmaktır.