Kuran’ı Kerim Okuyun
Saffat Suresi - Sayfa: 13/14
فَأْتُوا بِكِتَابِكُمْ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ﴿١٥٧﴾
157. O halde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı. Okunuşu: Fe’tû bi kitâbikum in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًا ۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ﴿١٥٨﴾158. Onlar, Allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir. Okunuşu: Ve cealû beynehu ve beynel cinneti nesebâ(neseben), ve lekad alimetil cinnetu innehum le muhdarûn(muhdarûne).
سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ﴿١٥٩﴾159. Allah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir. Okunuşu: Subhânallâhi ammâ yasifûn(yasifûne).
إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ﴿١٦٠﴾160. Fakat Allah´ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah´ı böyle şirk ile vasıflamazlar). Okunuşu: İllâ ibâdallâhil muhlasîn(muhlasîne).
فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ﴿١٦١﴾161. (161-163) Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah´a karşı kandırıp, saptıramazsınız. Okunuşu: Fe innekum ve mâ ta’budûn(ta’budûne).
مَا أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِنِينَ﴿١٦٢﴾162. (161-163) Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah´a karşı kandırıp, saptıramazsınız. Okunuşu: Mâ entum aleyhi bi fâtinîn(fâtinîne).
إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَحِيمِ﴿١٦٣﴾163. (161-163) Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah´a karşı kandırıp, saptıramazsınız. Okunuşu: İllâ men huve sâlil cahîm(cahîmi).
وَمَا مِنَّا إِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ﴿١٦٤﴾164. (164-166) (Melekler): «Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!» derler. Okunuşu: Ve mâ minnâ illâ lehu makâmun ma’lûm(ma’lûmun).
وَإِنَّا لَنَحْنُ الصَّافُّونَ﴿١٦٥﴾165. (164-166) (Melekler): «Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!» derler. Okunuşu: Ve innâ le nahnus sâffûn(sâffûne).
وَإِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ﴿١٦٦﴾166. (164-166) (Melekler): «Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!» derler. Okunuşu: Ve innâ le nahnul musebbihûn(musebbihûne).
وَإِن كَانُوا لَيَقُولُونَ﴿١٦٧﴾167. (167-169) (Müşrikler) şöyle diyorlardı: «Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah´ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk.» Okunuşu: Ve in kânû le yekûlûn(yekûlûne).
لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنَ الْأَوَّلِينَ﴿١٦٨﴾168. (167-169) (Müşrikler) şöyle diyorlardı: «Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah´ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk.» Okunuşu: Lev enne indenâ zikren minel evvelîn(evvelîne).
لَكُنَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ﴿١٦٩﴾169. (167-169) (Müşrikler) şöyle diyorlardı: «Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah´ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk.» Okunuşu: Le kunnâ ibâdallâhil muhlasîn(muhlasîne).
صَدَقَ اللّهُ العَظِيمُ