“Allah Bize Servet Verirse Kesin Sadaka Veririz” Diyenlerin Asıl Yüzü Nedir?
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
Servet Vaadi ve İmtihan: “Allah Bize Servet Verirse Kesin Sadaka Veririz” Diyenlerin Asıl Yüzü Nedir?
Kur’an-ı Kerim Tevbe Suresi 75. Ayeti
Türkçe Okunuşu:
Ve minhum men âhedallâhe le in âtânâ min fadlihî le nassaddekanne ve le nekûnenne mines sâlihîn(sâlihîne).
1.) Ayetin Arapça Metni:
وَمِنْهُمْ مَنْ عَاهَدَ اللّٰهَ لَئِنْ اٰتَانَا مِنْ فَضْلِه۪ لَنَصَّدَّقَنَّ وَلَنَكُونَنَّ مِنَ الصَّالِح۪ينَ
2.) Ayetin Türkçe Meali (Elmalılı Hamdi Yazır):
“İçlerinden kimi de Allah’a şöyle kesin söz vermişlerdi: ‘Eğer bize lütfundan verirse, yemin olsun ki muhakkak sadaka (zekât) vereceğiz ve kesinlikle salihlerden (iyi kimselerden) olacağız.'”
Ayetin Detaylı Tefsiri
Tevbe Suresi’nin 75. ayeti, insan fıtratının o ezeli zayıflığını, parayla imtihanın ne kadar çetin olduğunu ve “fakirken kurulan büyük hayallerin, zenginleşince nasıl bir nankörlüğe dönüştüğünü” anlatan sarsıcı bir psikolojik analizdir. Çoğu insan darlık ve fakirlik içindeyken kendini çok dindar, çok cömert sanır ve “Eğer param olsaydı herkese yardım ederdim” diyerek büyük laflar eder. Ancak servet, kalbin gerçek rengini ortaya çıkaran acımasız bir turnusol kâğıdıdır.
Mescid Kuşu Sa’lebe’nin İmtihanı
Sohbet üslubuyla, tefsirlerde bu ayetin nüzul sebebi olarak gösterilen o meşhur ve ibretlik “Sa’lebe bin Hâtıb” olayına gidelim. Sa’lebe, Medine’de Mescid-i Nebevi’den hiç çıkmayan, sürekli ibadet eden, bu yüzden kendisine “Mescid Kuşu” denilen fakir bir sahabeydi. Ancak içinde dayanılmaz bir zengin olma hırsı vardı. Bir gün Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) geldi ve “Ey Allah’ın Elçisi! Allah’a dua et de bana çok mal versin” dedi.
Efendimiz (s.a.v), o muazzam ferasetiyle ona şu tarihi uyarıyı yaptı: “Ey Sa’lebe! Şükrünü eda edebileceğin az mal, şükrünün altından kalkamayacağın çok maldan daha hayırlıdır.”
Ancak Sa’lebe durmadı. Başka bir gün tekrar geldi, Peygamberimiz ona, “Allah’ın Resulü senin için güzel bir örnek değil mi? Ben isteseydim şu dağlar altın olarak arkamdan yürürdü” diyerek kanaati tavsiye etti. Sa’lebe hırsından vazgeçmedi ve bu ayette ifade edilen o büyük ve tehlikeli yemini etti: “Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, eğer Allah bana servet verirse, kesinlikle her hak sahibine hakkını vereceğim ve mutlaka salihlerden olacağım!”
Servetin Getirdiği Körlük ve Nankörlük
Peygamberimiz onun bu ısrarı üzerine dua etti ve Sa’lebe koyun sürülerine sahip oldu. Sürüler o kadar hızlı çoğaldı ki, vadilere sığmaz oldu. Malı artan Sa’lebe, sürülerine otlak bulmak için yavaş yavaş Medine’nin dışına taşınmaya başladı. Önce beş vakit cemaati terk etti, sadece Cuma’ya gelmeye başladı. Sonra malı o kadar çoğaldı ki, çöllere açıldı ve Cuma namazlarını da tamamen bıraktı. O “Mescid Kuşu”, artık paranın ve sürülerinin esiri olmuştu.
Zamanı gelip Peygamber Efendimiz (s.a.v) zekât tahsildarlarını ona gönderdiğinde ise, nifakın o çirkin yüzü tamamen ortaya çıktı. Tahsildarlar ondan zekât (sadaka) isteyince, Sa’lebe yüzünü ekşiterek o korkunç cümleyi kurdu: “Bu benden istediğiniz şey, haraçtan veya cizyeden (gayrimüslimlerden alınan vergiden) başka bir şey değildir! Gidin, ben sonra düşünürüm.” Zengin olduğunda sadaka vereceğine dair Allah’a yemin eden o adam, servete kavuşunca zekâtı devlete verilen bir “haraç” olarak görmeye başlamış ve kibre boğulmuştu. İşte bu ayet, insanın makam veya servet elde edene kadar taktığı o “salih insan” maskesinin, dünyalıklar ele geçtiğinde nasıl bir nankörlüğe ve ihanete (nifaka) dönüştüğünü tüm insanlığa ilan etmiştir.
İcma
İslam fıkıh ve tefsir âlimleri; “Kişinin Allah’a (mal verirse sadaka vereceğine dair) kesin bir ahidde/yeminde bulunmasının fıkhen bir ‘Adak’ (Nezir) hükmünde olduğu ve bu sözün yerine getirilmesinin farz/vacip kılındığı; Allah’a verilen bu ahdi zenginleşince bozmanın ve özellikle zekât vermeyi cizye/haraç gibi görerek reddetmenin kişiyi kalbinde kalıcı bir nifakla baş başa bırakan büyük bir günah (ve inkar durumunda küfür) olduğu” hususunda icma (görüş birliği) etmişlerdir.
Tevbe Suresi’nin 75. Ayeti Işığında Duası
“Allah’ım! Sen zenginliğin de fakirliğin de mutlak sahibi olan, kullarını nimetle de darlıkla da imtihan eden Rabbimizsin. Bizleri, darlıktada sana sığınan eyle, varlıkta ise kibre kapılıp sana verdiğimiz sözleri unutan nankörlerden ve münafıklardan eyleme. Rabbimiz! Bize şükrünü eda edemeyeceğimiz, bizi ibadetten ve senin yolundan alıkoyacak, kalbimizi dünyaya bağlayacak bir servet verme. Bize kanaat edebileceğimiz helal bir rızık lütfet ve bizleri her hâlükârda sözünde duran, infak eden sadık kullarından eyle. Bizi kendi hırsımızla baş başa bırakma. Amin.”
Tevbe Suresi’nin 75. Ayeti Işığında Hadisler
“Ey Âdemoğlu! Kendi ihtiyacından arta kalanı (Allah yolunda) harcaman senin için hayırlıdır; onu elinde sıkı sıkıya tutman ise senin için şerdir. İhtiyacın olan kadarına (kanaat etmenden) dolayı asla kınanmazsın.” (Müslim).
“Şüphesiz her ümmetin bir fitnesi (sınanma aracı) vardır; benim ümmetimin fitnesi (en büyük imtihanı) ise maldır.” (Tirmizi).
“İnsanoğlunun iki vadi dolusu malı (altını) olsa, mutlaka bir üçüncüsünü de ister. Onun doymak bilmeyen gözünü (ihtirasını) ancak (kabirdeki) toprak doyurur.” (Buhari, Müslim).
Tevbe Suresi’nin 75. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye
Peygamber Efendimiz (s.a.v), servetin getirdiği körlüğe karşı Sünnet-i Seniyye olarak hayatı boyunca “Zühd” (dünyaya kalben bağlanmama) ahlakını benimsemiş ve ashabına bunu öğretmiştir. O, Medine devletinin başkanı olmasına ve ganimetlerin beşte biri elinden geçmesine rağmen, vefat ettiğinde evinde aydınlanmak için kandiline konacak yağ bile yoktu; çünkü eline geçen her serveti aynı gün fakirlere dağıtırdı. Efendimiz (s.a.v), Allah’a verdiği sözü tutmayıp zekâtı reddeden Sa’lebe olayı ortaya çıktığında, onun getirdiği zekâtı reddederek muazzam bir ilahi izzet (vakar) sergilemiştir. Sünnet-i Seniyye; zenginliğe düşman olmak değil, malın esiri olmamak, imkânlar arttığında kulluğun kalitesini düşürmemek ve Allah’a verilen sözü servet uğruna satmamaktır.
Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler
Şartlı Dindarlık Tehlikesi: “Eğer zengin olursam şunu yaparım, eğer kazanırsam şöyle iyi olurum” diyerek Allah ile pazarlık yapmak, sağlam bir iman değil, sinsi bir nifak belirtisidir. İman, şu anki hâline şükretmektir.
Malın Turnusol Etkisi: Fakirlik, insanın gerçek ahlakını gizleyebilir çünkü isyan etmeye imkânı yoktur. İnsanın asıl ahlakı ve cömertliği, eline büyük bir güç ve servet geçtiğinde ortaya çıkar.
Nankör Fıtrat: İnsan zorluktayken Allah’a çok yakındır, sözler verir. Ancak işi görülüp rahata kavuştuğunda, o nimetin asıl sahibini unutacak kadar bencil ve nankör olmaya çok müsaittir.
Azın Şükrü: Peygamberimizin buyurduğu gibi, hakkı verilemeyen dağlar kadar servettir ise, şükrü eda edilen küçücük bir rızık çok daha bereketli ve hayırlıdır.
Özet:
Münafıkların, “Allah bize lütfundan zenginlik verirse mutlaka sadaka vereceğiz ve çok iyi insanlar olacağız” diye Allah’a kesin söz verdikleri, ancak bu vaatlerinde samimi olmadıkları ve nankör bir fıtrata sahip oldukları bildirilmektedir.
İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı:
Hicretin 9. yılı civarında nazil olmuştur. Medine’de yaşayan ve fakirlikten kurtulmak için Peygamber Efendimizin Söylediği Emre İstinaden “Zengin olursam mutlaka sadaka vereceğim” diye yemin ederek dua ettiren Sa’lebe bin Hâtıb’ın, zengin olduktan sonra ibadetleri terk etmesi ve zekât memurlarını kovararak zekâtı haraç/cizye gibi görüp reddetmesi üzerine, bu karaktersizliği ifşa etmek için inmiştir.
Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı:
74. ayette münafıkların, Allah’ın lütfuyla zenginleştikleri hâlde nankörlük yapıp Peygambere suikast düzenlemeye kalkıştıkları anlatılmıştı. 75. ayet, bu nankörlüğün somut bir örneğini (Sa’lebe vakasını) vererek, onların Allah’a nasıl yalan vaatlerde bulunduklarını gösterdi. Hemen peşinden gelen 76. ve 77. ayetler ise bu hikâyenin sonunu bağlayacak ve: “Nihayet Allah onlara lütfundan verince, onda cimrilik ettiler ve yüz çevirip döndüler. Allah’a verdikleri sözden döndükleri ve yalan söyledikleri için Allah da kalplerine kıyamete kadar sürecek bir nifak (ikiyüzlülük) soktu” diyerek o dehşetli faturayı kesecektir.
Sonuç:
Servet, kalbi Allah’a bağlayan bir köprü değilse, insanı kibre ve nifaka sürükleyen altından bir uçurumdur; fakirken verilen sözler, zenginken tutulmuyorsa, o kalpteki iman çoktan iflas etmiştir.
Sıkça Sorulan Sorular
1. Ayette anlatılan “Allah’a söz veren” kişi kimdir?
Tefsir kitaplarında çoğunlukla bu kişinin “Sa’lebe bin Hâtıb” adında bir sahabe olduğu belirtilir. Mescitten hiç çıkmadığı için önceleri “Mescid Kuşu” olarak bilinirken, içindeki aşırı zenginlik hırsı onu yemin etmeye itmiş, sonrasında ise nifaka düşürmüştür.
2. Sa’lebe’nin Peygamberimizden ısrarla isteği neydi?
Fakir olduğu için her gün Peygamber Efendimize gelerek, “Ey Allah’ın Resulü, dua et de Allah bana çokça mal ve servet versin” diyordu. Peygamberimizin kanaat etmesini söylemesine rağmen o, zengin olursa herkese hakkını vereceğine dair yemin ederek dua istemekte ısrar etti.
3. Zenginlik her zaman bir nimet midir?
Hayır, zenginlik (servet) başlı başına bir nimet değildir, çok ağır bir “imtihan” aracıdır. Eğer kişi Hz. Osman veya Hz. Abdurrahman bin Avf gibi malı Allah yolunda harcayacak bir iman ve ahlaka sahipse nimettir; aksi hâlde kibre ve isyana sürükleyen bir beladır.
4. “Allah’a söz vermek” (Ahdetmek) İslam fıkhında ne anlama gelir?
“Eğer şu işim olursa, Allah için şu kadar sadaka vereceğim” demek, İslam hukukunda “Adak” (Nezir) yapmaktır. Adak, kişinin kendi kendine vacip kıldığı bir ibadettir ve şart gerçekleştiğinde yerine getirilmesi dinen zorunludur. Yerine getirilmemesi büyük bir günah ve hıyanettir.
5. Sa’lebe zenginleşince ilk olarak hangi ibadetleri terk etmiştir?
Sürülerine otlak bulmak için vadilere açılmış, önce vakit namazları için cemaate gelmeyi bırakmış, sonrasında Cuma namazlarını ve nihayetinde cenaze namazlarına katılmayı dahi tamamen terk etmiştir. Mal hırsı onu sosyal ve manevi hayattan koparmıştır.
6. Sa’lebe zekat memurlarına ne demiştir?
Devletin zekât memurları sürülerinden zekât (sadaka) almak için geldiklerinde onlara, “Bu istediğiniz haraçtır, gayrimüslimlerden alınan cizyeden farksızdır. Gidin, ben düşüneceğim” diyerek Allah’ın kesin farzını vergi/haraç gibi görüp aşağılamıştır.
7. Zekatı cizye ile kıyaslamanın itikadi tehlikesi nedir?
Cizye, gayrimüslimlerin İslam devletine can ve mal güvenliği karşılığında verdiği bir vergidir. Zekât ise Müslümanın malındaki fakirin “ilahi hakkı” ve bir arınma ibadetidir. Zekâtı cizye ile kıyaslamak, ibadeti dünyevi bir külfet gibi görmek ve Allah’ın hükmüne isyan (küfür) etmek demektir.
8. Neden Peygamberimiz daha sonra Sa’lebe’nin zekatını kabul etmedi?
Bu ayetler inip nifakı tescillenince Sa’lebe paniğe kapılmış ve zekâtını getirmesine rağmen Peygamber Efendimiz (s.a.v), “Allah bana senin zekâtını almamı yasakladı” diyerek onu reddetmiştir. Bu, dinin onurunu satıp sonra korkuyla geri dönenlerin reddedilişidir.
9. Peygamberimizden sonraki halifeler Sa’lebe’nin zekatını aldı mı?
Hayır. Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman (r.a.) dönemlerinde de Sa’lebe malını getirmiş ancak hiçbir halife, “Resulullah’ın almadığı malı biz nasıl alırız” diyerek onu kabul etmemiştir. Sa’lebe, Hz. Osman döneminde o reddedilen servetinin içinde ölüp gitmiştir.
10. İnsanın fıtratındaki nankörlük bu ayette nasıl görülür?
Zor ve aciz durumdayken Allah’a sığınan, en cömert insan olacağını iddia eden insanın; eline imkân, güç ve para geçtiğinde anında kibrine yenilmesi, cimrileşmesi ve kendine o imkânı veren Allah’ı unutması insan fıtratının en nankör ve tehlikeli yüzüdür.
11. “Salihlerden olacağız” vaadi neden gerçekleşmedi?
Çünkü onların kalbinde “salih (iyi)” olma niyeti Allah rızasına değil, dünyalık elde etmeye endeksliydi. Rüşvet verir gibi, “Sen bana mal ver, ben de iyi olayım” mantığı nifaktır. Gerçek salih insan, fakirken de zenginken de aynı teslimiyeti gösterendir.
12. İmtihan olarak servet, fakirlikten daha mı zordur?
Tasavvuf ve ahlak âlimlerine göre servet imtihanı fakirlik imtihanından daha zordur. Fakirliğin imtihanı “sabır” ile geçilirken, servetin imtihanı çok daha karmaşık olan “şükür, kanaat, kibirden korunma, infak ve adalet” ile geçilir ki, nefsine yenik düşen çoğu insan servet eline geçince yoldan çıkar.