Allah İstedikleri Zenginliği Verince Neden Cimrileşip Yüz Çevirdiler?
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
Zenginliğin İmtihanı: Allah İstedikleri Zenginliği Verince Neden Cimrileşip Yüz Çevirdiler?
Kur’an-ı Kerim Tevbe Suresi 76. Ayeti
Türkçe Okunuşu:
Fe lemmâ âtâhum min fadlihî behılû bihî ve tevellev ve hum mu’ridûn(mu’ridûne).
1.) Ayetin Arapça Metni:
فَلَمَّٓا اٰتٰيْهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ بَخِلُوا بِه۪ وَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ
2.) Ayetin Türkçe Meali (Elmalılı Hamdi Yazır):
“Nihayet (Allah) onlara lütfundan verince, onda cimrilik ettiler ve yüz çevirerek dönüp gittiler.”
Ayetin Detaylı Tefsiri
Tevbe Suresi’nin 76. ayeti, bir önceki ayette (75. ayet) “Zengin olursam kesinlikle sadaka vereceğim ve çok iyi bir insan olacağım” diyerek büyük yeminler eden karakterin (Sa’lebe gibilerin), servete kavuştuktan sonra geçirdiği o korkunç ahlaki çöküşü ve nankörlüğü resmeder. İnsanoğlunun parayla girdiği imtihanda nasıl da kolayca aslına döndüğünü, kibre kapıldığını ve en büyük vaatleri bile nasıl bir çırpıda unuttuğunu anlatan eşsiz bir psikolojik tahlildir.
Lütfun Gelişi ve Değişen Kalpler: “Fe Lemmâ Âtâhum”
Sohbet üslubuyla bu ahlaki kırılma anına odaklanalım: Ayet, “Fe lemmâ âtâhum min fadlihî” (Nihayet Allah onlara kendi lütfundan verince) diye başlar. Dikkat ederseniz, Allah Teâlâ o malı “kendi lütfundan, fazlından” verdiğini belirtir. Yani o servet, adamın kendi zekâsının, üstün yeteneğinin veya ticari dehasının bir ürünü değil; tamamen Allah’ın ona bir imtihan olarak sunduğu bir lütuftu. Ancak servet insanın eline geçtiği an, kalpteki o sinsi “Firavunlaşma” eğilimi başlar. Fakirken “Allah verdi” diyen dil, zenginleşince “Ben kendi aklımla kazandım” demeye başlar (Tıpkı Karun’un dediği gibi). Servet, kalpteki iman zafiyetini ortaya çıkaran en acımasız turnusol kâğıdıdır.
Cimriliğin Pençesi: “Behılû Bihî”
O muazzam çöküşün ilk adımı cimriliktir: “Behılû bihî” (O malda cimrilik ettiler). Neden cimrileştiler? Çünkü fakirken para sadece bir “hayal”di ve hayalde cömert olmak çok kolaydır. Ancak altınlar, gümüşler veya sürüler fiziksel olarak ellerine geçtiğinde, şeytan onlara fakirlik korkusu (vesvese) verdi. O malın eksilmesinden, zekât verirlerse servetlerinin azalacağından ölesiye korktular. Dünyaya o kadar bağlandılar ki, o malı verene (Allah’a) güvenmek yerine, malın kendisine güvenmeyi tercih ettiler. Cimrilik, malı sevmekten ziyade, Allah’ın Rezzak (rızık veren) sıfatına itimatsızlığın ve ahirete olan inançsızlığın bir sonucudur.
Yüz Çeviriş ve Kronik Kaçış: “Tevellev ve Hum Mu’ridûn”
Ayetin finali, nifakın beden dilini ve karakterini ortaya koyar: “Ve tevellev ve hum mu’ridûn” (Yüz çevirerek dönüp gittiler). Sa’lebe örneğinde olduğu gibi; malı artınca önce cemaati terk etti, sonra Cuma namazlarını, en sonunda da “Bu benden istediğiniz haraçtır” diyerek zekât memurlarını kovdu. Yani sadece malında cimrilik etmekle kalmadı, aynı zamanda Allah’a verdiği sözden, dini yükümlülüklerinden ve İslam toplumundan sırtını dönüp gitti. Ayetin sonundaki “mu’ridûn” kelimesi, bu yüz çevirmenin anlık bir hata olmadığını; artık haktan, hakikatten ve cömertlikten tamamen nefret eden, doğruyu duymaktan bile kaçan (kronikleşmiş) bir karakter bozukluğuna dönüştüğünü ifade eder. İstediğini alana kadar kapıdan ayrılmayan, alınca da arkasına bakmadan kaçan nankör fıtratın ilahi deşifresidir.
İcma
İslam fıkıh, akâid ve tefsir âlimleri; “Kişinin Allah’a ibadet veya sadaka hususunda verdiği kesin sözü (adağı), eline imkân (servet) geçtiği hâlde kasten, cimrilik yaparak ve o emri küçümseyerek (yüz çevirerek) yerine getirmemesinin büyük günahlardan olduğu; özellikle zekât gibi kesin bir farzı cimrilikle reddetmenin kişiyi kalıcı bir nifaka (ve dahi küfre) sürükleyeceği” hususunda icma (görüş birliği) etmişlerdir. Ehl-i Sünnet inancına göre, malın sevgisini Allah sevgisinin ve farzların önüne koymak, kalpteki imanı ifsad eden en tehlikeli manevi hastalıklardan (buhl ve şuh) biridir.
Tevbe Suresi’nin 76. Ayeti Işığında Duası
“Allah’ım! Sen lütfu ve keremi sonsuz olan, kullarını darlıkla da varlıkla da imtihan edensin. Bizleri; senin fazlından ve lütfundan bir nimete kavuştuğunda kibre kapılan, cimrilik edip sana verdiği sözden yüz çeviren nankörlerin ahlakından muhafaza eyle. Rabbimiz! Kalbimize, zenginliğin kibrini ve malın esaretini değil; elindeki nimetleri senin yolunda cömertçe paylaşan, infak ehli sadık kullarının şuurunu lütfet. Bize verdiğin rızkı hidayetimize ve ahiret saadetimize vesile kıl; bizleri haktan yüz çevirip giden (mu’ridûn) kimselerden eyleme. Amin.”
Tevbe Suresi’nin 76. Ayeti Işığında Hadisler
“Cimrilikten şiddetle sakının! Çünkü cimrilik, sizden öncekileri helak etmiş; onları birbirlerinin kanlarını dökmeye ve Allah’ın haram kıldığı şeyleri helal saymaya sevk etmiştir.” (Müslim, Birr).
“İki haslet vardır ki, asla bir müminde (gerçek anlamda) bir arada bulunmaz: Cimrilik ve kötü ahlak.” (Tirmizi).
“Allah bir kula nimet verdiğinde, o nimetin eserinin kulunun üzerinde görülmesini sever.” (Tirmizi – Nimeti Allah yolunda kullanma bağlamında).
“Kıyamet gününde mal, sahibinin boynuna zehirli, kel ve iki gözünün üstünde iki siyah nokta bulunan korkunç bir yılan olarak dolanacak ve: ‘Ben senin malınım, ben senin hazinenim!’ diyecektir.” (Buhari – Zekâtını vermeyenlerin akıbeti).
Tevbe Suresi’nin 76. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye
Peygamber Efendimiz (s.a.v), servetin insanı yoldan çıkaran bu tehlikesine karşı Sünnet-i Seniyye olarak hayatı boyunca “İnfak ve Cömertlik” ahlakını kuşanmıştır. O’na (s.a.v) ganimetler, hediyeler ve büyük servetler geldiğinde, bunlara asla sımsıkı sarılmamış (behılû bihî yapmamış); aksine o malları bekletmeden ashabına, fakirlere ve hatta kalplerini İslam’a ısındırmak istediği kişilere aynı gün içinde dağıtmıştır. Bir gün kendisine çok miktarda altın gelmiş, o gece hepsini dağıtamadığı için sabaha kadar uyuyamamış, ertesi gün kalanı da dağıtınca “İşte şimdi huzur buldum” buyurmuştur. Sünnet-i Seniyye; Allah lütfundan verdiğinde yüz çevirip kaçmak veya kasalara kilit vurmak değil; o lütfu anında Allah’ın rızasına dönüştürecek cömertliği sergilemektir.
Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler
Zenginliğin Maske Düşürücü Etkisi: Fakirlik, çoğu zaman insanın gerçek niyetini gizler. İnsanın asıl ahlakı, gücü ve parayı eline geçirdiğinde ortaya çıkar. Para, karakteri değiştirmez; sadece içteki gizli karakteri açığa çıkarır.
Cimriliğin Kökeni: “Ben kazandım” kibri, malı Allah’ın lütfu olarak görmemenin sonucudur. Allah’ın verdiğini idrak eden kişi cimrilik yapamaz; cimrilik, mülkiyeti sahiplenme hastalığıdır.
Sözünden Dönmenin Ağırlığı: Allah’a zor zamanlarda verilen sözler, rahatlık zamanlarında tutulmadığında, bu sadece ahlaki bir zafiyet değil, kalbe vurulacak nifak mührünün ön hazırlığıdır.
Kaçış Psikolojisi: “Yüz çevirerek döndüler” ifadesi, haksız olduğunu içten içe bilen insanın, hakikatle yüzleşmekten korktuğu için ibadetten ve dindar ortamlardan giderek uzaklaşmasını ifade eder.
Özet:
Fakirken “Allah zenginlik verirse kesin sadaka vereceğiz” diyen o münafıkların, Allah onlara kendi lütfundan zenginlik verdiğinde hemen cimrileştikleri, verdikleri sözden döndükleri ve haktan yüz çevirerek kaçtıkları bildirilmektedir.
İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı:
Hicretin 9. yılı civarında nazil olmuştur. Zengin olursam mutlaka zekât vereceğim diye yemin eden Sa’lebe’nin (ve onun zihniyetindeki münafıkların), Allah onlara mal, sürü ve refah verince cemaati terk edip, zekât memurlarını “bu bir haraçtır” diyerek kapıdan kovmaları; büyük sözler veren o insanların servet karşısındaki bu korkunç dönekliğini ve cimriliğini ümmete ibret olarak göstermek için inmiştir.
Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı:
75. ayette bu kişilerin “zengin olursak sadaka vereceğiz” şeklindeki yalan ve gösterişli vaatleri anlatılmıştı. 76. ayet, imtihanın (servetin) gelmesiyle bu vaadin nasıl çöktüğünü, yerini cimriliğe ve yüz çevirmeye bıraktığını gösterdi. Hemen peşinden gelen 77. ayet ise bu ahlaksızlığın ahirete yansıyacak o feci cezasını açıklayacak ve: “Nihayet Allah’a verdikleri sözden döndükleri ve yalan söyledikleri için, Allah da O’nunla karşılaşacakları (kıyamet) gününe kadar onların kalplerine nifak (ikiyüzlülük) soktu” diyerek, cimriliğin ve dönekliğin insanı nasıl geri dönülmez bir münafıklığa hapsettiğini ilan edecektir.
Sonuç:
Verdiği sözü paraya ve servete satan bir insanın satın aldığı tek şey, ahiretteki o kaçınılmaz ve ebedi yalnızlığıdır.
Sıkça Sorulan Sorular
1. Ayette bahsedilen “Lütfundan verince” ifadesi ne anlama gelir?
Bu ifade, münafıkların elde ettiği servetin kendi üstün becerileriyle değil, sırf imtihan edilmeleri için Allah’ın onlara karşılıksız bir ikramı ve lütfu (fazlı) olduğunu hatırlatır. Kibrin ne kadar yersiz olduğuna dair bir vurgudur.
2. Münafıklar neden istedikleri zenginliği alınca cimrileştiler?
Çünkü onların kalplerinde ahiret inancı ve tevekkül yoktu. Fakirken cömertlik yapmak bedavadır (çünkü verecek bir şey yoktur). Ancak mal ellerine geçince, şeytan onlara “verirsen fakirleşirsin” korkusunu aşıladı. Ahirete inanmadıkları için dünyalık malı yegâne güvence olarak gördüler ve ona sımsıkı sarıldılar.
3. “Behılû bihî” (Cimrilik ettiler) kelimesi İslam ahlakında neyi ifade eder?
Buhl (cimrilik), kişinin kendi elindeki malı (zekât, sadaka, nafaka gibi) dini veya ahlaki yollardan harcamaktan şiddetle kaçınmasıdır. Şuhh (aşırı cimrilik) ise başkasının elindekine de göz dikerek hiçbir şey vermek istememektir. Cimrilik, imanın zayıflığının en net göstergelerinden biridir.
4. Sa’lebe olayı bu ayetle nasıl örtüşmektedir?
Sa’lebe bin Hâtıb, “Zengin olursam her hak sahibine hakkını (zekâtı) vereceğim” diye yemin etmiş, ancak sürüleri çoğalınca cemaati terk etmiş ve zekât vermekten kaçınarak “Bu cizyeden başka bir şey değildir” demiştir. Bu durum, ayetteki “cimrileştiler ve yüz çevirdiler” tarifinin birebir tarihi yaşanmışlığıdır.
5. “Tevellev” (Yüz çevirdiler) ne anlama gelir?
Sadece malı vermemekle kalmayıp, Allah’a verdikleri sözden caymaları, İslam’ın ibadet ortamından (Mescid’den, cemaatten, peygamberin meclisinden) uzaklaşmaları ve dini yükümlülüklerine bilerek arkalarını dönüp kaçmaları demektir.
6. Ayetin sonundaki “Mu’ridûn” (Yüz çeviren kimselerdir) ifadesinin “Tevellev”den farkı nedir?
“Tevellev” geçmişte yaptıkları bir eylemi (arkalarını dönüp gittiklerini) ifade ederken; “Mu’ridûn” kelimesi onların bu eylemi bir kereliğine yapmadıklarını, haktan kaçmayı ve hakikati dinlemeye tahammül edememeyi kronik bir karakter özelliği (hâl) edindiklerini gösterir.
7. Zenginlik insanı dinden uzaklaştırır mı?
Zenginlik kendi başına kötü değildir, ancak zayıf karakterli insanları yoldan çıkaran çok güçlü bir sınavdır. Kalbi Allah’a bağlı olan kişi (Hz. Ebubekir, Hz. Abdurrahman bin Avf gibi) servetiyle cenneti kazanırken; kibre ve dünyaya bağlanan kişi (Karun, Sa’lebe gibi) servetiyle cehennemi satın alır.
8. Allah’a verilen sözden dönmenin fıkhî sonucu nedir?
İslam fıkhında “Allah bana şunu verirse ben de şu ibadeti yapacağım” demek adaktır (nezir) ve yerine getirilmesi farzdır. Mazeretsiz olarak bunu yerine getirmemek haramdır, büyük günahtır ve kişinin güvenilirliğine ağır bir darbedir.
9. Cimrilik ile nifak arasında nasıl bir ilişki vardır?
Peygamber Efendimiz (s.a.v) cimriliğin ve kötü ahlakın bir müminde toplanmayacağını belirtmiştir. Cimrilik, rızkın Allah’tan geldiğine inanmamak demektir. Bu inançsızlık, zamanla kalbi tamamen karartır ve kişiyi dışarıdan Müslüman görünüp içeriden dünyaya tapan bir münafığa dönüştürür.
10. Bir Müslüman zenginleşince bu duruma düşmemek için ne yapmalıdır?
Malın gerçek sahibinin Allah olduğunu asla unutmamalı; zekâtını eksiksiz ve anında vermeli; fakirlerle ve salih insanlarla bağını (cemaati) koparmamalı ve mal sevgisinin kalbine girmesine izin vermeden sürekli sadaka (infak) ile nefsini terbiye etmelidir.
11. Zekatı vergi veya haraç olarak görmenin itikadi boyutu nedir?
Zekât, İslam’ın beş temel şartından biridir ve farziyeti Kur’an ile sabittir. Onu sıradan bir devlet vergisi veya haraç olarak görüp küçümsemek, Allah’ın kesin hükmünü reddetmek olduğu için kişiyi dinden çıkaran (küfre düşüren) bir durumdur.
12. Bu ayet günümüz dünyasına nasıl bir mesaj vermektedir?
Zor günlerinde Allah’a sığınıp büyük adaklar adayan, makam ve para sahibi olunca dindarlığı ve yoksulları unutup lüks bir hayatın içinde kibirlenen günümüz insanına; servetin bir lütuf değil, iflasa sürükleyebilecek çok ağır bir imtihan olduğu mesajını verir.