Hz Adem-i SafiyullahKutlu Yolcular

Haset Ateşi: Kardeş Kardeşi Neden Kıskanır? – (22. Bölüm)

Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim

1.) Ayetin Arapça Metni

لَئِن بَسَطتَ إِلَيَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَنِي مَا أَنَاْ بِبَاسِطٍ يَدِيَ إِلَيْكَ لَأَقْتُلَكَ ۖ إِنِّي أَخَافُ اللّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ

(Maide Suresi, 28. Ayet)

2.) Ayetin Türkçe Meali

Andolsun ki sen, öldürmek için bana elini uzatsan (bile) ben seni öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Şüphesiz ben, âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.

3.) Ayetin Detaylı Tefsiri ve Sohbeti

Kabil, haset ateşinin etkisiyle gözü dönmüş bir halde, öz kardeşinin yüzüne bakarak “Seni öldüreceğim!” diye haykırdı. Bu, sadece bir tehdit değil, insanlık tarihinin ilk “şiddet” girişimiydi.

Karşısındaki Habil ise güçlü, kuvvetli bir gençti; istese o da kılıcını (veya o günkü aletini) çekip kendini savunabilir, “Asıl ben seni öldürürüm” diyebilirdi. Ancak Habil, tarihe altın harflerle yazılan o muazzam cevabı verdi: “Sen beni öldürmeye gelsen de, ben sana el kaldırmam.”

Habil Korkak mıydı? Habil’in bu tavrı, asla korkaklık veya pasiflik değildir. Bu, “İlahi Sınır” hassasiyetidir. Habil biliyordu ki; bir mümini haksız yere öldürmek, ebedi cehennem sebebidir. O, katil olup Allah’ın gazabına uğramaktansa, mazlum olup ölmeyi tercih etti. Bu, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) şu hadisinin canlı örneğidir: “İki müslüman kılıçlarıyla karşı karşıya gelirse, öldüren de ölen de ateştedir… (Fitne zamanında) Adem’in hayırlı dn (Habil) gibi ol.” (Ebu Davud, Tirmizi).

“İnnî Ehâfullâh” (Ben Allah’tan Korkarım) Habil’i elini kaldırmaktan alıkoyan şey, abisinin gücü değil, Allah korkusuydu. O anki öfkesine yenilip karşılık verseydi, belki canını kurtaracaktı ama imanını ve ahiretini tehlikeye atacaktı. Takva sahibi insan; “Yapabilirim ama Rabbim yasakladığı için yapmıyorum” diyebilen insandır. Güçlü olduğu halde affetmek, peygamber ahlakıdır.

Haset Ateşi Nedir? Kabil’in kalbini yakan Haset; “Onda olmasın, sadece bende olsun” arzusudur. Şeytan, Hz. Adem’e secde etmediğinde “Haset” etmişti; şimdi de öğrencisi Kabil, kardeşi Habil’e haset ediyordu. Haset, ateşin odunu yediği gibi, insanın iyi amellerini yer bitirir. Kabil, kurbanının kabul edilmemesinin suçunu kendi niyetinde aramak yerine, kardeşinin “seçilmişliğine” öfkelendi. Kıskançlık, insanı kör eder; Kabil de kör olmuştu, kardeşinin masumiyetini göremiyordu.

Habil’in Feraseti Habil bir sonraki ayette (Maide 29) şöyle diyecekti: “Ben isterim ki sen, benim günahımı da kendi günahını da yüklenip cehennemliklerden olasın.” Bu beddua değil, bir durum tespitidir. “Eğer beni öldürürsen, benim kul haklarımı da sen ödersin, kendi günahınla birlikte iki kat yükün altına girersin” diyerek abisini son kez uyardı.

Özet:

Bu ayet, Habil’in kendisine saldıran kardeşi Kabil’e karşı gösterdiği “erdemli duruşu” anlatır. Habil, nefsini savunmak adına katil olmayı reddetmiş, Allah korkusundan dolayı elini kana bulamayacağını beyan etmiştir. Bu kıssa, hasedin ne kadar yıkıcı, takvanın ise ne kadar koruyucu (ahiret adına) bir kalkan olduğunu öğretir. Kabile karşı maraza tedbir niyeti ile korkusuz duruşu Kabili durduruyor Lakin Şeytan Av bildiği Kabilden çok Habile Düşmanlığını Av Bildiği Kabil ile Adeta Saldırıyordu Ferasetinde Allaha teslimiyet ışığında onun yolunda ilerleyen bir Hz Habil Kürşad olan Kürşatlığın Hakkını vermeye hazır Lakin Teslimiyette müsade verilmeyen bir an

İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı:

Maide Suresi, Medine döneminde inmiştir. Yahudilerin (Beni Nadir ve Beni Kaynuka kabileleri), Müslümanlara karşı giriştikleri suikast planları ve hasetleri üzerine; onlara “Siz Kabil’in yolundan gidiyorsunuz, sonunuz hüsran olur” uyarısı yapılmıştır.


Yazarın Notu:

Tüm uyarılara, tüm yumuşak sözlere rağmen Kabil’in içindeki o karanlık ses susmadı. Şeytan sürekli fısıldıyordu: “Onu öldürürsen rahatlayacaksın, babanın sevgisi sana kalacak.” Ve nihayet o meşum an geldi. Yeryüzü ilk kez insan kanıyla tanışacaktı. Dağlar titreyecek, gökler kararacaktı. Bir sonraki yazımızda, o trajik cinayeti ve sonrasında gelen pişmanlığı konuşacağız.

ALPER

"İslam Bilimleri ve Tefsir araştırmacısı olan Alper, Kur'anî kavramlar ve Hadis ilmi üzerine derinlemesine çalışmalar yürütmektedir. Akademik perspektifi manevi derinlikle harmanlayarak okuyucularına rehberlik etmeyi amaçlar."

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu