Kur'an-ı KerimMâide Suresi Ayetleri

Birbirlerini Kötülükten Alıkoymadıkları İçin Lanetlendiler

Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim

Kur’an-ı Kerim, Mâide Suresi, 79. Ayet-i Kerimede Anlatılmak İstenenler

 

Bir önceki ayette, İsrailoğulları’ndan inkâra sapanların “isyan etmeleri ve haddi aşmaları” sebebiyle lanetlendiği belirtildikten sonra, bu ayet o genel ifadelerin ne anlama geldiğini somut, sarsıcı ve net bir örnekle açıklar. Ayet, onların lanete uğramalarının altında yatan en büyük toplumsal suçun ve ahlaki çöküşün ne olduğunu teşhis eder: “Onlar, işledikleri herhangi bir kötülükten (münker) birbirlerini sakındırmazlardı.” Yani onların felaketi, sadece bireylerin günah işlemesi değil, bütün bir toplumun bu günahlara karşı duyarsızlaşması, sessiz kalması ve kötülüğün yayılmasına göz yummasıydı. “İyiliği emredip kötülükten sakındırma” (emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker) ilkesini terk etmişlerdi. Ayet, bu toplumsal vurdumduymazlık ve ahlaki erozyon halini, “Yapmakta oldukları şey ne kadar da kötüydü!” diyerek en şiddetli şekilde kınar ve bunun ne kadar fena bir alışkanlık olduğunu tesciller. Bu ayet, bir toplumun hayatiyetinin ve Allah’ın rahmetine layık olup olmamasının en temel ölçütünün, kötülük karşısındaki kolektif tavrı olduğunu ilan eder.

 

Ayet-i Kerime

 

Arapça Okunuşu: كَانُوا لَا يَتَنَاهَوْنَ عَنْ مُنْكَرٍ فَعَلُوهُؕ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ

Elmalılı Hamdi Yazır Meali: Birbirlerini yaptıkları fenalıktan nehyetmezlerdi (sakındırmazlardı), hakikat ne fena bir âdet ittihaz etmişlerdi.

Türkçe Okunuşu: Kânû lâ yetenâhevne an munkerin fealûh(fealûhu), le bi’se mâ kânû yef’alûn(yef’alûne).

 

Dua

 

Ayetin ruhu, toplumsal sorumluluk bilinci kuşanmayı, kötülük karşısında dilsiz şeytan olmaktan Allah’a sığınmayı ve içinde yaşadığımız toplumu ıslah etme görevini yerine getirebilme gücü istemeyi içerir.

  • Toplumsal Sorumluluk Duası: “Allah’ım! Bizi, çevremizde işlenen kötülükler ve günahlar karşısında duyarsızlaşan, sessiz kalan ve böylece azabının gelmesine sebep olan toplulukların durumuna düşürmekten muhafaza eyle. Bize, hikmetle ve güzel öğütle iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma görevini yerine getirme cesareti ve basireti ver.”
  • Islah Edici Olma Duası: “Ya Rabbi! Bizi sadece salih (iyi) olmakla yetinenlerden değil, aynı zamanda muslih (ıslah edici) olanlardan eyle. Kötülüğe engel olmadığımızda, o ateşin sadece zalimleri değil, hepimizi yakacağı bilincini kalbimize yerleştir. Toplumumuzu, kötülüğe karşı ortak bir tavır sergileyen, Senin rahmetine layık bir toplum eyle.”

 

Hadisler ve Sahabe Uygulamaları

 

Peygamber Efendimiz (s.a.v), bu ayetin tefsiri niteliğinde olan ve bir toplumun neden helak olduğunu açıklayan çok önemli hadisler buyurmuştur.

  • Toplumsal Çöküşün Aşamaları: Peygamberimiz (s.a.v) şöyle anlatmıştır: “İsrailoğulları’na giren ilk bozulma şöyle oldu: Bir adam bir başkasıyla karşılaşır ve ona ‘Ey falan! Allah’tan kork ve yapmakta olduğun şeyi terk et, zira bu sana helal değildir’ derdi. Ertesi gün tekrar o adamla karşılaştığında, bu hali onunla yiyip içmesine ve oturup kalkmasına engel olmazdı. Onlar böyle yapınca, Allah da kalplerini birbirine benzetti (duyarsızlaştırdı).” Peygamberimiz sonra Mâide 78-80. ayetleri okudu ve şöyle buyurdu: “Allah’a yemin ederim ki, ya iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarsınız… ya da Allah kalplerinizi birbirine benzetir, sonra onlara lanet ettiği gibi size de lanet eder.” (Ebû Dâvûd, Melâhim, 17; Tirmizî, Tefsîr, 6).
  • Gemi Metaforu: Peygamberimiz (s.a.v) şöyle bir misal vermiştir: “Allah’ın sınırlarını koruyanlarla o sınırları çiğneyenler, bir gemiye binmek için kura çeken bir topluluk gibidir. Bazıları geminin üst katına, bazıları da alt katına yerleşir. Alt kattakiler suya ihtiyaç duyduklarında üst kattakilerin yanından geçmek zorunda kalırlar. (Bir süre sonra) ‘Biz kendi payımıza düşen alt katta bir delik açsak da üstümüzdekileri rahatsız etmesek’ derler. Eğer üst kattakiler, bu isteklerini yapmak üzere onları serbest bırakırlarsa, hepsi birlikte batar helak olurlar. Eğer onların ellerinden tutarak buna engel olurlarsa, hem kendileri kurtulur hem de onları kurtarmış olurlar.” (Buhârî, Şirket, 6).

 

İcma

 

İslam alimleri, “iyiliği emredip kötülükten sakındırma” (emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker) görevinin, gücü yeten her Müslüman üzerine, en azından toplumsal olarak (farz-ı kifâye), bir yükümlülük olduğu konusunda icma etmişlerdir. Bir toplumda bu görevin tamamen terk edilmesi, o toplumun helakini gerektirecek büyük bir günah ve ilahi azabı davet eden bir durum olarak kabul edilir.

 

Sünnet-i Seniyye

 

Peygamberimiz (s.a.v), kötülükle mücadelenin nasıl olması gerektiğini hem öğretmiş hem de bizzat uygulamıştır.

  • Müdahale Yöntemleri: O, meşhur hadisinde kötülükle mücadelenin derecelerini şöyle belirlemiştir: “Sizden kim bir kötülük (münker) görürse, onu eliyle değiştirsin. Eğer buna gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Buna da gücü yetmezse, kalbiyle buğzetsin ki bu, imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, Îmân, 78).
  • Toplumsal Kontrol: Medine’de kurduğu toplum, ahlaki olarak birbirini denetleyen bir yapıya sahipti. Kötülükler ve günahlar aleni olarak işlenemez, işlendiğinde ise hem devlet otoritesi hem de toplum tarafından tepkiyle karşılanırdı.

 

Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler

 

  • Toplumun Bağışıklık Sistemi: “İyiliği emredip kötülükten sakındırma” ilkesi, bir toplumun manevi bağışıklık sistemidir. Bu sistem çöktüğünde, en küçük günahlar bile salgın bir hastalık gibi bütün toplumu sarar ve helake sürükler.
  • Sessizliğin Suçu: Kötülük karşısında sessiz kalmak, o kötülüğe dolaylı olarak ortak olmak demektir. Ayet, lanetin sebebinin sadece günahı işlemek değil, ona engel olmamak olduğunu gösterir.
  • “Bana Dokunmayan Yılan Bin Yaşasın” Anlayışının Reddi: İslam, bireyin sadece kendi kurtuluşundan değil, toplumun genel ahlaki gidişatından da sorumlu olduğunu öğretir. Gemi metaforu, bu sorumluluğun ne kadar hayati olduğunu gösterir.
  • Lanetin Sosyal Boyutu: İlahi lanet ve azap, sadece bireysel günahlar için değil, aynı zamanda toplumsal görevlerin terk edilmesi sebebiyle de gelebilir.
  • Alışkanlığın Tehlikesi: “Yapıyorlardı” (kânû yef'alûn) ifadesi, bu duyarsızlığın bir kerelik bir olay değil, kökleşmiş bir alışkanlık ve toplumsal bir karaktere dönüştüğünü gösterir. En tehlikeli olan da budur.

 

Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı

 

  • Önceki Ayet (Mâide 78): 78. ayet, “isyan ve haddi aşma” sebebiyle gelen bir lanetten bahsederek hükmü bildirmişti. Bu 79. ayet ise, o isyan ve haddi aşmanın ne olduğunu (kötülüğe engel olmamak) açıklayarak hükmün delilini ve gerekçesini sunar.
  • Sonraki Ayet (Mâide 80): 79. ayet, kötülüğe karşı pasif kalma ve duyarsızlaşma halini anlattı. 80. ayet ise bu ahlaki çöküşün bir sonraki ve daha vahim aşamasını gösterir: Pasif kalmakla yetinmeyip, aktif olarak kâfirlerle ve zalimlerle dostluk kurma ve iş birliği yapma. “Onlardan birçoğunun, inkâr edenlerle dostluk kurduklarını görürsün.” Bu, ahlaki duyarsızlığın, en sonunda kimlik kaybına ve düşmanla iş birliğine nasıl dönüştüğünü gösteren bir ilerlemedir.

 

Özet

 

Mâide Suresi’nin 79. ayeti, bir önceki ayette bahsedilen ilahi lanetin somut ve temel sebebini açıklar: İsrailoğulları, aralarında işlenen kötülüklere ve günahlara karşı duyarsızlaşmış, birbirlerini bu fenalıklardan sakındırma görevini tamamen terk etmişlerdi. Ayet, bir toplumun kötülüğe karşı kolektif olarak sessiz kalmasının ve bu duyarsızlığı bir alışkanlık haline getirmesinin, Allah katında ne kadar kötü ve helake sürükleyici bir eylem olduğunu en güçlü ifadelerle kınar.

 

Sıkça Sorulan Sorular

 

  1. Münker (kötülük) nedir? Münker, İslam dininin ve aklıselimin çirkin gördüğü, haram kıldığı her türlü inanç, söz ve davranıştır.
  2. Kötülüğe engel olmamak, kötülüğü yapmak kadar büyük bir suç mudur? Bu ayet ve ilgili hadisler, evet, hatta daha büyük bir toplumsal suç olduğunu gösterir. Çünkü bireysel günah sahibini bağlarken, kötülüğe sessiz kalmak bütün toplumu zehirler ve kolektif bir azabı davet eder.
  3. “İyiliği emretme ve kötülükten sakındırma” görevi kimindir? Bu görev, gücü ve bilgisi oranında her Müslümanın sorumluluğudur. Devletin kurumları, alimler, aile reisleri ve her birey kendi etki alanında bu görevi yapmakla yükümlüdür.
  4. Bu görevi yaparken nelere dikkat edilmelidir? Bu görev, “hikmetle ve güzel öğütle” yapılmalıdır. Kaba, kırıcı, fitneye sebep olacak veya daha büyük bir kötülüğe yol açacak yöntemlerden kaçınılmalıdır. Amaç, üzüm yemektir, bağcıyı dövmek değil.
  5. Gücüm yetmiyorsa ne yapmalıyım? Peygamberimizin hadisinde belirttiği gibi, gücü yetmeyen diliyle uyarır. Buna da gücü yetmeyen, en azından kalbiyle o kötülüğe buğzeder, onu asla normal ve meşru görmez. Kalben buğzetmek, o kötülüğün yayılmasına rıza göstermemektir.
  6. Bu ayet, insanların özel hayatına karışmayı mı emrediyor? Hayır. İslam, insanların gizli hallerini ve özel hayatlarını araştırmayı (tecessüs) yasaklar. Ayetin hedefi, toplum içinde aleni olarak işlenen ve başkalarını da etkileyen kötülüklerdir.
  7. Bir toplumun bu ayetteki duruma geldiğini nasıl anlarız? Yolsuzluk, haksızlık, ahlaksızlık gibi günahlar toplumda yadırganmaz hale geldiğinde, “herkes yapıyor”, “bana ne” gibi sözler normalleştiğinde ve bu tür eylemleri yapanlar kınanmak yerine itibar görmeye başladığında, o toplum bu tehlikeli duruma gelmiş demektir.
  8. “Ne fena bir âdet ittihaz etmişlerdi” ifadesi neyi vurgular? Bu, onların kötülüğe sessiz kalmasının anlık bir gaflet değil, bilinçli bir tercih, bir yaşam biçimi ve yerleşmiş bir “âdet” haline geldiğini vurgular. En tehlikeli olan da budur.
  9. Bu ayetten sonra neden kâfirlerle dostluk kurmaktan bahsediliyor? Çünkü kendi içindeki günahkâra “dur” demeyen bir toplum, ahlaki ve manevi sınırlarını kaybeder. Sınırları kaybolan bir toplumun, bir sonraki adımda kendi inancının düşmanlarıyla bile dostluk ve ittifak kurması kaçınılmaz hale gelir.
  10. Bu ayetteki uyarı, sadece büyük günahlar için mi geçerlidir? Hayır, münker ifadesi geneldir. Küçük görülen günahların yayılmasına sessiz kalmak, zamanla büyük günahların da normalleşmesine yol açar.
  11. Gemi metaforunun günümüzdeki karşılığı nedir? Dünya veya içinde yaşadığımız toplum bir gemidir. Çevre kirliliği, ekonomik krizler, ahlaki yozlaşma gibi sorunlar, geminin altını delenlerin eylemleridir. “Bana ne” diyenler, gemi battığında onlarla birlikte boğulmaya mahkûmdur.
  12. Bu görevi yapmaktan korkuyorsam ne olur? Zarar görme korkusunun meşru olduğu durumlarda, kişi en azından diliyle uyarma veya kalbiyle buğzetme görevini yerine getirmelidir. Ancak bu korku, bir toplumda genel bir hal alırsa, o toplumun helakı yakın demektir.
  13. Bu ayetin modern toplumlar için en acil mesajı nedir? Sosyal medyadaki ahlaksızlıklara, toplumdaki yolsuzluklara ve haksızlıklara karşı gösterilen “trol” tepkileri yerine, ahlaki ve ilkeli bir duruş sergileme sorumluluğudur. Duyarsızlık, modern toplumların en büyük manevi hastalığıdır ve bu ayet tam olarak bu hastalığı tedavi etmeyi hedefler.

ALPER

"İslam Bilimleri ve Tefsir araştırmacısı olan Alper, Kur'anî kavramlar ve Hadis ilmi üzerine derinlemesine çalışmalar yürütmektedir. Akademik perspektifi manevi derinlikle harmanlayarak okuyucularına rehberlik etmeyi amaçlar."

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu