Âyete’l-Kürsî: Allah’ın Azameti, Hayy ve Kayyûm Olması
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
Arapça Okunuşu:
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ ۚ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ ۚ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۗ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِندَهُ إِلَّا بِإِذْنِهِ ۚ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ ۖ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلَّا بِمَا شَاءَ ۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ ۖ وَلَا يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا ۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ
Kur’an-ı Kerim Bakara Suresi 255. Ayeti (Ayet-el Kürsi)
Türkçe Okunuşu: Allâhu lâ ilâhe illâ huve-lḥayyu-lqayyûm(u), lâ te’ḫużuhu sinetun ve lâ nevm(un), lehu mâ fi-ssemâvâti ve mâ fi-l-arḍ(i), men żelleżî yeşfe‘u ‘indehu illâ bi-iżnih(î), ya‘lemu mâ beyne eydîhim ve mâ ḫalfehum, ve lâ yuḥîṭûne bişey’in min ‘ilmihî illâ bimâ şâ’(e), vesi‘a kursiyyuhu-ssemâvâti ve-l-arḍ(a), ve lâ yeûduhu ḥıfẓuhumâ, ve huve-l‘aliyyu-l‘aẓîm(u).
Elmalılı Hamdi Yazır Meali: Allah, O’ndan başka tanrı yoktur. O, diridir (hayy), kayyumdur (her şeyi ayakta tutandır). O’nu ne bir uyuklama tutar, ne de bir uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. İzni olmadan O’nun katında kim şefaat edebilir? O, (kullarının) önlerindekini ve arkalarındakini bilir. Onlar O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarı dışında hiçbir şeyi kavrayamazlar. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Onları koruyup gözetmek O’na ağır gelmez. O, çok yücedir, çok büyüktür.
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Bakara Suresi’nin 255. Ayeti Işığında Duası: Ayet-el Kürsi, Kur’an-ı Kerim’in en azametli ayetlerinden biri olup, Allah Teâlâ’nın birliğini, yüceliğini ve eşsiz sıfatlarını en beliğ şekilde ifade eder. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu ayetin faziletlerini sıkça vurgulamış ve okunmasını tavsiye etmiştir. Ayet-el Kürsi’nin kendisi bir dua ve sığınma metni olarak da kabul edilir. Bu ayetin içerdiği derin manalar ışığında Peygamberimiz’in (s.a.v) yaptığı veya yapılmasını tavsiye ettiği dualar şunlardır:
Allah’a Sığınma ve Korunma Duası Olarak Ayet-el Kürsi: Peygamber Efendimiz (s.a.v), Ayet-el Kürsi’nin şeytanın şerrinden ve her türlü kötülükten korunmak için okunmasını tavsiye etmiştir. Yatmadan önce okunduğunda Allah tarafından bir koruyucunun görevlendirileceği ve sabaha kadar şeytanın yaklaşamayacağı müjdelenmiştir. Bu nedenle, Ayet-el Kürsi’yi okumak, bizatihi Peygamberimiz’in (s.a.v) öğrettiği bir sığınma duasıdır. “Yatağına girdiğin zaman Ayet-el Kürsi’yi oku. Muhakkak ki Allah tarafından senin için (o gece) bir koruyucu (melek) görevlendirilir ve sabaha kadar şeytan sana yaklaşamaz.” (Buhârî, Vekâlet 10, Fedâilü’l-Kur’ân 10)
Allah’ın Eşsiz Sıfatlarıyla Tevessül Ederek Dua Etmek: Ayet-el Kürsi, Allah Teâlâ’nın el-Hayy (diri, ebedi hayat sahibi), el-Kayyûm (her şeyi ayakta tutan, gözeten), el-Aliyy (çok yüce), el-Azîm (çok büyük) gibi pek çok ism-i şerifini ve yüce sıfatını zikreder. Peygamber Efendimiz (s.a.v) dualarında Allah’ın isim ve sıfatlarıyla O’na niyazda bulunurdu. Bu ayetteki isim ve sıfatlarla şöyle dua edilebilir: “Ya Hayyu Ya Kayyûm! Ey diri olan, her şeyi ayakta tutan Rabbim! Rahmetinle Senden yardım diliyorum. Bütün işlerimi ıslah eyle ve beni göz açıp kapayıncaya kadar bile nefsime bırakma.” (Tirmizî, De’avât, 92; Hâkim, el-Müstedrek, I, 545. Bu dua, hadislerde geçen bir duadır ve Ayet-el Kürsi’deki Hayy ve Kayyûm isimleriyle tevessül içerir.) “Ya Aliyyu Ya Azîm! Ey her şeyden Yüce ve en Büyük olan Allah’ım! Azametine sığınır, yüceliğinden yardım dileriz. Bizleri dünya ve ahiret sıkıntılarından koru. Bilgimiz Senin dilediğin kadardır, ilminden bize faydalı olanı öğret ve bizi rızana ulaştır.” (Bu, ayetteki Aliyy ve Azîm isimlerinden ilhamla yapılabilecek bir duadır.)
Her Namazdan Sonra Okunması Tavsiye Edilen Bir Zikir ve Dua: Peygamber Efendimiz (s.a.v), farz namazların ardından Ayet-el Kürsi’yi okumanın cennete girmeye vesile olacağını bildirmiştir: “Her kim farz namazın arkasından Ayet-el Kürsi’yi okursa, onunla cennet arasında sadece ölüm vardır.” (Nesâî, Amelü’l-Yevm ve’l-Leyle, 100; Taberânî, el-Kebîr, VIII, 114. Heysemî, Mecma’u’z-Zevâid, X, 102’de senedinin hasen olduğunu söyler.) Bu uygulama, her namazdan sonra Allah’ın azametini tefekkür etme, O’na sığınma ve O’ndan cenneti isteme anlamında bir duadır.
Bakara Suresi’nin 255. Ayeti Işığında Hadisler: Ayet-el Kürsi’nin fazilet ve ehemmiyetine dair pek çok Hadis-i Şerif varid olmuştur:
Kur’an’ın En Faziletli Ayeti Olması: Übeyy b. Ka’b (r.a.) anlatıyor: Resûlullah (s.a.v) bana: “Ey Ebû Münzir! Allah’ın Kitabı’ndan ezberinde bulunan hangi ayet en büyüktür (azametlidir)?” diye sordu. Ben: “Allah ve Resûlü daha iyi bilir” dedim. Tekrar sordu: “Ey Ebû Münzir! Allah’ın Kitabı’ndan ezberinde bulunan hangi ayet en büyüktür?” Ben: “Allâhu lâ ilâhe illâ hüve’l-Hayyu’l-Kayyûm…” (Ayet-el Kürsi) dedim. Bunun üzerine (memnuniyetle) göğsüme vurdu ve: “İlim sana mübarek olsun ey Ebû Münzir!” buyurdu. (Müslim, Müsâfirîn 258; Ebû Dâvûd, Salât 353, Vitr 17) Bu hadis, Ayet-el Kürsi’nin Kur’an-ı Kerim içindeki özel yerini ve azametini açıkça ortaya koymaktadır.
Şeytana Karşı Koruyucu Olması: Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayet edilen meşhur bir hadisede, zekât hurmalarını beklerken bir hırsız (şeytan) yakalar. Şeytan ona Ayet-el Kürsi’yi okuduğu takdirde Allah’ın onu koruyacağını ve sabaha kadar kendisine yaklaşamayacağını öğretir. Durumu Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) anlattığında, Efendimiz (s.a.v): “O çok yalancı olduğu halde bu sefer sana doğruyu söylemiş.” buyurmuştur. (Buhârî, Vekâlet 10, Fedâilü’l-Kur’ân 10, Bed’ü’l-Halk 11) Bu hadis, Ayet-el Kürsi’nin şeytanın hilelerine ve vesveselerine karşı güçlü bir kalkan olduğunu gösterir.
İsm-i A’zam’ı İçerdiğine Dair Rivayetler: Bazı âlimler, Allah’ın İsm-i A’zam’ının (en büyük isminin) Ayet-el Kürsi içinde yer aldığını belirtmişlerdir. İsm-i A’zam ile yapılan duaların kabul edileceği müjdelenmiştir. Esmâ binti Yezîd (r.anha)’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın İsm-i A’zam’ı şu iki ayettedir: ‘Ve ilâhukum ilâhun vāhid, lâ ilâhe illâ huve’r-rahmânu’r-rahîm.’ (Bakara, 2/163) ve Âl-i İmrân Suresi’nin başı: ‘Elif Lâm Mîm. Allâhu lâ ilâhe illâ huve’l-hayyu’l-kayyûm.’ (Âl-i İmrân, 3/1-2).” (Ebû Dâvûd, Vitr, 23; Tirmizî, De’avât, 64, 65; İbn Mâce, Duâ, 9) Ayet-el Kürsi’deki “el-Hayyu’l-Kayyûm” isimlerinin İsm-i A’zam olduğu yönünde güçlü işaretler vardır.
Bakara Suresi’nin 255. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye: Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) hayatı ve uygulamaları, Ayet-el Kürsi’de beyan edilen yüce hakikatlerin bir yansımasıdır:
Tevhid İnancının Hayatın Merkezi Olması: Ayet-el Kürsi’nin temel mesajı olan “Allâhu lâ ilâhe illâ hu” (Allah’tan başka ilah yoktur) prensibi, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) tüm hayatının ve tebliğinin özüdür. O, insanları sadece Allah’a kulluk etmeye, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamaya davet etmiştir. Sünneti, tevhid inancının nasıl yaşanacağını, kalpte nasıl kökleşeceğini ve amellere nasıl yansıyacağını gösteren bir rehberdir.
Allah’ın Sıfatlarına Tam Bir İman ve Teslimiyet: Ayet-el Kürsi’de zikredilen el-Hayy, el-Kayyûm, el-Aliyy, el-Azîm gibi isimler ve Allah’ın uyuklama ve uykudan münezzeh olması, göklerin ve yerin sahibi olması, her şeyi bilmesi, izni olmadan kimsenin şefaat edememesi, ilminin ve kudretinin sınırsızlığı gibi sıfatlar, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Allah’a olan imanının ve teslimiyetinin temelini oluşturmuştur. O, her işinde Allah’a dayanmış, O’nun kudretine sığınmış ve O’nun ilmine teslim olmuştur.
Sürekli Zikir ve Allah’ı Anma: Peygamber Efendimiz (s.a.v), Ayet-el Kürsi’yi belirli vakitlerde (namazlardan sonra, yatmadan önce) okuyarak ve okunmasını tavsiye ederek, Allah’ı O’nun yüce sıfatlarıyla anmanın ve bu yolla manevi bir bilinç ve korunma elde etmenin önemini göstermiştir. Sünneti, hayatın her anında Allah’ı zikretmeyi, O’nunla bağını güçlü tutmayı teşvik eder.
Kulluk Bilinci ve Allah’ın Azameti Karşısında Hiçlik: Ayet-el Kürsi, Allah’ın sonsuz ilmi, kudreti ve azameti karşısında insanın ne kadar aciz ve sınırlı olduğunu hatırlatır (“Onlar O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarı dışında hiçbir şeyi kavrayamazlar”). Peygamber Efendimiz (s.a.v), en üstün insan olmasına rağmen, daima Allah’a karşı derin bir kulluk bilinci içinde olmuş, O’nun azameti karşısında tevazu göstermiştir. Bu, müminler için en güzel örnektir.
Özet: Ayet-el Kürsi olarak bilinen bu ayet, Allah Teâlâ’nın varlığını, birliğini ve kendisinden başka hiçbir ilah olmadığını kesin bir dille ifade eder. O’nun Hayy (diri) ve Kayyûm (her şeyi ayakta tutan ve yöneten) olduğunu, uyuklama ve uyku gibi noksanlıklardan münezzeh bulunduğunu, göklerde ve yerde olan her şeyin mutlak sahibi olduğunu belirtir. Allah’ın izni olmadan hiç kimsenin O’nun katında şefaat edemeyeceğini, O’nun, kullarının geçmişini, geleceğini ve her şeyini bildiğini, kulların ise O’nun dilediği dışında ilminden hiçbir şeyi kavrayamayacağını vurgular. Allah’ın Kürsî’sinin (hükümranlığının/ilminin/kudretinin) gökleri ve yeri kapladığını, onları koruyup gözetmenin O’na asla ağır gelmediğini ve O’nun en Yüce (el-Aliyy), en Büyük (el-Azîm) olduğunu beyan eder.
İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı: Bakara Suresi’nin bir parçası olan Ayet-el Kürsi, Medine döneminde nazil olmuştur. Bir önceki ayette (Bakara 254) müminlere Allah yolunda infak etmeleri emredilmişti. Bu büyük mali fedakârlık emrinin hemen ardından, Allah Teâlâ’nın kim olduğunu, O’nun ne kadar yüce ve kudretli olduğunu anlatan Ayet-el Kürsi’nin gelmesi son derece manidardır. Bu, müminlere, kimin rızası için harcama yaptıklarını ve kime hesap vereceklerini hatırlatır. Ayrıca, Medine’de Ehl-i Kitap ve müşriklerle artan etkileşimler neticesinde, İslam’ın temel tevhid akidesini en net ve kapsamlı şekilde ortaya koyma ihtiyacına bir cevap niteliği de taşır. Allah’ın birliği, benzersizliği ve mutlak egemenliği konusundaki her türlü yanlış anlayışı ortadan kaldırır.
Ayetin Detaylı Tefsiri: Bu ayet-i kerime, İslam akidesinin temelini oluşturan Allah Teâlâ’nın zatını ve sıfatlarını eşsiz bir üslupla anlatır:
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ(Allâhu lâ ilâhe illâ hu): “Allah, O’ndan başka hiçbir ilah yoktur.”اللَّهُ(Allâhu): Âlemlerin Rabbi olan, ibadete layık yegâne varlığın özel ismidir.لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ(lâ ilâhe illâ hu): Kelime-i Tevhid’in özüdür. “İlah yoktur, ancak O vardır.” İbadete layık hiçbir varlığın olmadığını (nefy), ibadetin sadece Allah’a mahsus olduğunu (ispat) ifade eder.هُوَ(huve) zamiri Allah’a racidir.
الْحَيُّ الْقَيُّومُ(el-ḥayyu-lqayyûm): “O, Hayy’dır (ezeli ve ebedi hayatla diridir), Kayyûm’dur (her şeyi ayakta tutan, varlığı kendinden olup hiçbir şeye muhtaç olmayandır).”الْحَيُّ(el-Ḥayy): Allah’ın kemâl sıfatlarından olup, ölümsüz, ezelî ve ebedî bir hayata sahip olan demektir. Tüm hayatın kaynağıdır.الْقَيُّومُ(el-Qayyûm): Kendi kendine kaim olan, varlığı için başkasına muhtaç olmayan ve bütün varlıkları ayakta tutan, yöneten, gözeten demektir.
لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ(lâ te’ḫużuhu sinetun ve lâ nevm): “O’nu ne bir uyuklama ne de bir uyku tutar.”سِنَةٌ(sinetun): Hafif uyku, uyuklama, gaflet.نَوْمٌ(nevm): Derin uyku. Allah Teâlâ, yaratılmışlara ait olan bu tür acziyet ve noksanlıklardan tamamen münezzehtir. O, daima kâinatı yönetir ve gözetir.
لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ(lehu mâ fi-ssemâvâti ve mâ fi-l-arḍ): “Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur.”- Bu ifade, mülkün tamamının Allah’a ait olduğunu, O’nun mutlak sahip ve egemen olduğunu belirtir.
مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِندَهُ إِلَّا بِإِذْنِهِ(men żelleżî yeşfe‘u ‘indehu illâ bi-iżnih): “İzni olmadan O’nun katında kim şefaat edebilir?”مَن ذَا الَّذِي(men żelleżî): “Kimdir o ki?” anlamında bir istifham-ı inkârîdir (red ve iptal amaçlı soru). Yani, hiç kimse O’nun izni olmadan şefaat edemez.يَشْفَعُ(yeşfe‘u): “Şefaat eder, aracılık eder.”إِلَّا بِإِذْنِهِ(illâ bi-iżnihî): “Ancak O’nun izniyle.” Şefaat haktır, ancak Allah’ın izin verdiği kişiler, izin verdiği kimseler için ve izin verdiği ölçüde şefaat edebilirler.
يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ(ya‘lemu mâ beyne eydîhim ve mâ ḫalfehum): “O, (kullarının) önlerindekini (açıkta yaptıklarını, geleceklerini) ve arkalarındakini (gizlediklerini, geçmişlerini) bilir.”- Allah’ın ilminin her şeyi kuşattığını, geçmişi, şimdiyi ve geleceği, gizliyi ve açığı bildiğini ifade eder.
وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلَّا بِمَا شَاءَ(ve lâ yuḥîṭûne bişey’in min ‘ilmihî illâ bimâ şâ’): “Onlar (kullar), O’nun ilminden, O’nun dilediği kadarı dışında hiçbir şeyi kavrayamazlar (ihata edemezler).”يُحِيطُونَ(yuḥîṭûne): “Kuşatırlar, kavrarlar, tam olarak bilirler.” İnsanların ve diğer yaratılmışların ilminin sınırlı olduğunu, Allah’ın bildirdiklerinin dışında bir şeyi bilemeyeceklerini belirtir.
وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ(vesi‘a kursiyyuhu-ssemâvâti ve-l-arḍ): “O’nun Kürsî’si gökleri ve yeri kaplamıştır (içine almıştır).”كُرْسِيُّهُ(Kursiyyuhu): “O’nun Kürsî’si.” Kürsî kelimesi hakkında farklı tefsirler yapılmıştır: Allah’ın arşının altında bulunan ve ayakların konulduğu yer (İbn Abbas), Allah’ın ilmi (Hasan Basrî), Allah’ın kudreti ve mülkü (bazı müfessirler). En yaygın anlayış, Allah’ın azametini ve hükümranlığının genişliğini ifade eden bir kavram olduğudur.وَسِعَ(vesi‘a): “Genişledi, kapladı, içine aldı.”
وَلَا يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا(ve lâ yeûduhu ḥıfẓuhumâ): “Onları (gökleri ve yeri) koruyup gözetmek O’na ağır gelmez, O’nu yormaz.”يَئُودُهُ(yeûduhu):آدَ(âde) fiilinden, “ona ağır geldi, onu yordu, meşakkat verdi” demektir. Allah Teâlâ’nın sonsuz kudret sahibi olduğunu, kâinatı korumanın O’na hiçbir zorluk vermediğini ifade eder.حِفْظُهُمَا(ḥıfẓuhumâ): “İkisini (gökleri ve yeri) korumak.”
وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ(ve huve-l‘aliyyu-l‘aẓîm): “Ve O, Aliyy’dir (pek yücedir), Azîm’dir (pek büyüktür).”الْعَلِيُّ(el-‘Aliyy): Her şeyden üstün, şanı yüce, zatında ve sıfatlarında en yüksek olan.الْعَظِيمُ(el-‘Aẓîm): Zatının ve sıfatlarının mahiyeti kavranamayacak kadar büyük, azamet sahibi.
Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler: Ayet-el Kürsi, İslam inancının temelini oluşturan tevhid akidesini en kapsamlı ve etkileyici şekilde ortaya koyar ve müminlere şu dersleri verir:
- Allah’ın Mutlak Birliği (Tevhid): İbadete layık tek varlık Allah’tır. O’nun eşi, benzeri ve ortağı yoktur.
- Allah’ın Yetkin Sıfatları: Allah, Hayy (diri), Kayyûm (her şeyi ayakta tutan), ilim, kudret, irade, mülk, yücelik ve azamet gibi en mükemmel sıfatlara sahiptir. O, her türlü noksanlıktan münezzehtir.
- Allah’ın Kâinat Üzerindeki Mutlak Hakimiyeti: Göklerde ve yerde olan her şey O’nundur, O’nun kontrolündedir ve O’nun izni olmadan hiçbir şey gerçekleşmez.
- İlahi İlim ve İnsan Bilgisinin Sınırları: Allah her şeyi bilir, ancak insanlar O’nun dilediği dışında ilminden bir şey kavrayamazlar. Bu, insana aczini ve Allah’a olan ihtiyacını hatırlatır.
- Şefaatin Hakikati: Şefaat ancak Allah’ın izniyle mümkündür. Bu, Allah’tan başkasına sığınma ve onlardan medet umma anlayışını reddeder.
- Allah’a Tevekkül ve Teslimiyet: Allah’ın bu kadar kudretli ve her şeyi bilen olması, müminlere O’na tam bir güven (tevekkül) ve teslimiyet duygusu verir.
- Manevi Korunma ve Huzur Kaynağı: Ayet-el Kürsi’yi okumak ve anlamını tefekkür etmek, mümini şeytanın ve her türlü kötülüğün şerrinden korur, kalbine huzur ve sekinet verir.
- İmanın Temel Taşı: Bu ayetteki hakikatlere iman etmek, İslam inancının temelini oluşturur ve diğer tüm İslami öğretilerin üzerine bina edildiği sağlam bir zemin sunar.
Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı: Önceki Ayet (Bakara 254): “Ey iman edenler! Kendisinde artık alışverişin, dostluğun ve şefaatin bulunmadığı gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcayın. Kâfirler, zalimlerin ta kendileridir.” Bu ayette müminlere infak emri verilmiş ve ahiret gününün ciddiyeti hatırlatılmıştı. Ayet-el Kürsi (255), hemen ardından gelerek, infakın yapılacağı ve hesabın verileceği Yüce Allah’ın kim olduğunu, O’nun eşsiz sıfatlarını ve mutlak hakimiyetini beyan eder. Bu, infak emrinin ne kadar önemli ve kimin rızası için yapılması gerektiğini daha da pekiştirir. Sonraki Ayet (Bakara 256): “Dinde zorlama yoktur. Artık doğruluk (rüşd) ile eğrilik (gayy) birbirinden iyice ayrılmıştır. O halde kim tâğûtu reddedip Allah’a inanırsa, kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa yapışmıştır. Allah, işitendir, bilendir.” Ayet-el Kürsi’de Allah’ın birliği, yüceliği ve hakikati bu kadar net bir şekilde ortaya konduktan sonra, “Dinde zorlama yoktur” ayetinin gelmesi, imanın ancak gönülden bir kabul ve tasdik ile olacağını, bu kadar açık olan bir hakikate inanmak için zorlamaya gerek olmadığını vurgular. Tevhidin ışığı (Ayet-el Kürsi ile) parladıktan sonra, doğruluk ile eğrilik tamamen belirginleşmiştir.
Sonuç: Ayet-el Kürsi, Kur’an-ı Kerim’in kalbi mesabesinde olan, Allah Teâlâ’nın zatını, sıfatlarını, birliğini, kudretini ve kâinat üzerindeki mutlak egemenliğini en özlü ve en kapsamlı şekilde anlatan eşsiz bir ayettir. Müslümanlar için sadece bir okuma metni değil, aynı zamanda bir iman manifestosu, bir sığınma ve korunma vesilesi, bir tefekkür ve zikir kaynağıdır. Anlamı üzerinde derinlemesine düşünüldüğünde, imanı kuvvetlendiren, kalbe huzur veren ve kişiyi Rabbine yaklaştıran sonsuz hikmetlerle doludur.