Alimler ve Din Adamları, Toplumdaki Günahları Neden Engellemiyor?
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
Mâide Suresi 63. Ayet-i Kerime’nin Detaylı Analizi
Giriş Paragrafı
Mâide Suresi’nin 63. ayeti, toplumsal bozulma ve ahlaki çöküşün sorumluluk zincirine çok önemli bir halka ekler: aydınlar ve din bilginleri. Bir önceki ayet, halktan birçoğunun günah, düşmanlık ve haram yeme konusunda nasıl yarıştığını tasvir etmişti. Bu ayet ise, bu korkunç manzarayı görüp de sessiz kalan, engelleme görevini yerine getirmeyen din adamlarını (Rabbaniler) ve bilginleri (Ahbâr) şiddetle kınar. Ayet, “Onları günah söz söylemekten ve haram yemekten men etmeleri gerekmez miydi?” şeklindeki kınayıcı bir soruyla, onların bu pasifliğini ve sessizliğini de en az o günahları işlemek kadar kötü bir fiil olarak nitelendirir. Bu, İslam’ın alimlere ve liderlere yüklediği “iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma” görevinin ne kadar hayati olduğunu ve bu görevi ihmal etmenin ne büyük bir vebal olduğunu ortaya koyan sarsıcı bir uyarıdır.
Ayet-i Kerime
- Arapça Okunuşu: لَوْلَا يَنْهٰيهُمُ الرَّبَّانِيُّونَ وَالْاَحْبَارُ عَنْ قَوْلِهِمُ الْاِثْمَ وَاَكْلِهِمُ السُّحْتَؕ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَصْنَعُونَ
- Elmalılı Hamdi Yazır Meali: Bunları, kendilerine «rab cuları» denilen din âlimleri ile bilginleri, günah söylemekten ve haram yemekten nehyetselerdi ya! Her halde ne fena yapıyorlar!
- Türkçe Okunuşu: Levlâ yenhâhumu-rrabbâniyyûne vel-ahbâru ‘an kavlihimu-l-iśme veeklihimu-ssuht(e)(c) lebi/se mâ kânû yasna’ûn(e).
Dua
- Allah’ım! Bizleri, gördüğü kötülüğe gücü ve hikmeti oranında müdahale eden, “iyiliği emredip kötülükten sakındıran” sorumlu müminlerden eyle. Bizi, zalimlere ve günahkârlara sessiz kalarak ortak olanlardan eyleme.
- Ya Rabbi! Bu ümmetin alimlerine ve liderlerine, hakkı söyleme ve harama karşı durma cesareti ve basireti ver. Onları, görevlerini ihmal etme vebalinden muhafaza eyle.
- Rabbimiz! Amellerimizi ve sanatımızı (yaptığımız işleri) güzelleştir. Senin “Ne fena iş yapıyorlar!” diye kınadığın bir duruma düşmekten Sana sığınırız.
Hadisler ve Sahabe Uygulamaları
Bu ayet, İslam’ın en temel prensiplerinden olan “Emr-i bi’l-ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker” (İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak) görevinin terk edilmesinin ne kadar tehlikeli olduğunu gösterir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu görevin önemini şu meşhur hadisiyle vurgulamıştır: “Sizden kim bir kötülük görürse, onu eliyle düzeltsin. Eğer buna gücü yetmezse, diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmezse, kalbiyle buğz etsin ki bu, imanın en zayıf derecesidir.” Ayet, özellikle bu görevin ilim sahibi olanlar için daha da bağlayıcı olduğunu ortaya koyar. Hz. Ali’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, İsrailoğulları’nın helak olmasının temel sebebi, alimlerinin, günah işleyen halkı gördükleri halde onları men etmemeleri, hatta onlarla birlikte yiyip içerek bu duruma ortak olmalarıdır. Bu ayet indiğinde, sahabeler kendi sorumluluklarının ne kadar ağır olduğunu bir kez daha anlamış ve toplumsal bozulmaya karşı asla kayıtsız kalmamışlardır.
İcma
İslam alimleri, ilim sahibi bir kimsenin, toplumda işlenen günahlar ve haramlar karşısında gücü yettiği halde susmasının büyük bir günah olduğu konusunda icma etmişlerdir. Bu ayet, bu icmanın en güçlü Kur’anî delillerinden biridir. Alimler, din adamlarının ve bilginlerin sessizliğinin, halk tarafından o günahın zımnen (örtülü olarak) onaylandığı şeklinde anlaşılabileceğini, bu durumun da bozulmayı daha da hızlandıracağını belirtmişlerdir. Ayetin sonunda kullanılan “yasna’ûn” (yapıyorlar/üretiyorlar/sanat icra ediyorlar) fiili, bir önceki ayette halk için kullanılan “ya’melûn” (işliyorlar) fiilinden daha güçlüdür. Bu, alimlerin sessizliğinin, basit bir ihmal değil, adeta kötülüğü “üreten”, ona zemin hazırlayan bilinçli ve sanatkârane bir cürüm olduğuna işaret eder.
Sünnet-i Seniyye
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) hayatı, sorumluluk sahibi bir liderin ve alimin nasıl olması gerektiğinin en mükemmel örneğidir. O, toplumda gördüğü en ufak bir yanlışı bile hikmetle düzeltmekten asla geri durmamıştır. Faizden rüşvete, yalandan gıybete, ölçüde hileden kadın haklarının ihlaline kadar her türlü yanlışa karşı en net tavrı koymuştur. O, sadece doğruları anlatmakla kalmamış, aynı zamanda yanlışları da ortadan kaldırmak için bizzat mücadele etmiştir. O’nun Sünneti, bir alimin sadece kendi köşesinde ibadet eden bir zahid olamayacağını, aynı zamanda toplumun doktoru gibi olup, hastalıkları teşhis edip tedavi etmek için çabalaması gerektiğini öğretir. O’nun bu aktif ve müdahaleci tavrı, ayette kınanan pasif ve sessiz alim tipinin tam zıddıdır.
Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler
- Alimlerin Sorumluluğu: Bilgi, sorumluluğu artırır. Alimler ve aydınlar, toplumun manevi ve ahlaki sağlığından birinci derecede sorumludur.
- Sessizlik de Bir Suçtur: Kötülük karşısında susmak, o kötülüğe ortak olmaktır. Özellikle ilim sahiplerinin sessizliği, affedilmez bir cürümdür.
- Bozulma Yukarıdan Başlar: Bir toplumda alimler ve liderler görevini yapmazsa, halkın bozulması kaçınılmaz hale gelir.
- “Bana Dokunmayan Yılan Bin Yaşasın” Dememek: İslam, bireysel bir din değildir. Her Müslüman, özellikle de alimler, toplumun gidişatından kendini sorumlu hissetmelidir.
- Kötülüğün İki Aktörü: Bir kötülüğün yayılmasında iki temel aktör vardır: Onu cüretkâr bir şekilde işleyenler ve onu engelleme gücü varken sessiz kalanlar.
- Sorumluluktan Kaçmamak: Ayet, en tehlikeli günahlardan birinin de, kişinin kendi sorumluluğunu yerine getirmeyerek kötülüğün yayılmasına zemin hazırlaması olduğunu gösterir.
Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı
Önceki ayet (62), halktan birçoğunun günahta, düşmanlıkta ve haram yemekte nasıl yarıştığını anlatmıştı. 63. ayet, bu tabloyu tamamlayarak, bu suçu işleyenler kadar, onları görüp de engellemeyen din bilginlerinin de sorumlu ve günahkâr olduğunu ilan eder. Bu, toplumsal bir suçun farklı faillerini ortaya koyan bir bütünlük arz eder. Bir sonraki ayet olan 64. ayet ise bu bozulmuşluğun temelindeki inanç problemlerine geri döner ve Yahudilerin, “Allah’ın eli sıkıdır (cimridir)” şeklindeki küstahça sözlerini ve bu yüzden nasıl lanetlendiklerini anlatır. Bu, 63. ayette kınanan “günah söz”ün en bariz örneklerinden birini sunarak, inanç bozukluğunun (64. ayet), günahkâr söze (63. ayet) ve o sözün de günahkâr eyleme (62. ayet) nasıl yol açtığını gösteren bir silsile oluşturur.
Özet
Bu ayet-i kerime, toplumlarındaki yaygın günahkâr sözleri ve haram yemeyi görüp de buna engel olmayan din bilginlerini ve alimleri şiddetle kınar ve onların bu ihmalkârlık ve pasifliklerinin, Allah katında ne kadar kötü bir iş olduğunu bildirir.
Sıkça Sorulan Sorular
- “Rabbaniler” ve “Ahbâr” kimlerdir? Aralarında ne fark vardır? “Rabbaniler”, genellikle halkı terbiye eden, yönetici konumundaki, ilmiyle amil olan büyük din alimlerini ifade eder. “Ahbâr” ise daha çok yazılı kaynaklara (kitaplara) dayalı bilgi sahibi olan bilginleri, fıkıhçıları ve tarihçileri kapsar. Kısacası, toplumun tüm ilim sahibi kesimi kastedilmektedir.
- Bu ayet sadece Yahudi ve Hristiyan din adamları için mi geçerlidir? Hitap doğrudan onlara olsa da, ayetin içerdiği ilke ve uyarı evrenseldir ve Müslüman alimler de dahil olmak üzere, toplumda kötülüğü görüp de susan tüm ilim sahipleri ve liderler için geçerlidir.
- Bir kötülüğü engelleme gücüm yoksa yine de sorumlu olur muyum? Hadis-i şerife göre sorumluluk güç nispetindedir. Elinizle düzeltemiyorsanız dilinizle, dilinizle de düzeltemiyorsanız kalbinizle buğz ederek (nefret ederek) o kötülüğe karşı tavrınızı belli etmekle sorumlusunuz. Alimlerin diliyle düzeltme gücü olduğu için sorumlulukları daha fazladır.
- Fitne çıkmasından korkarak susmak caiz midir? Eğer konuşmanın daha büyük bir fitneye ve zarara yol açacağı kesin ise, hikmet gereği susulabilir. Ancak bu, bir bahane olarak kullanılmamalıdır. Genellikle alimlerin görevi, fitneden korkmak değil, hikmetle fitneyi önleyecek şekilde hakkı söylemektir.
- Ayette neden özellikle “günah söz” ve “haram yemek” zikrediliyor? Çünkü “günah söz” (yalan, iftira, Allah hakkında yanlış konuşma) toplumun manevi ve inanç yapısını; “haram yemek” (rüşvet, faiz) ise toplumun adalet ve ekonomi yapısını bozan iki temel virüstür.
- “Yasna’ûn” fiili neden alimlerin eylemi için kullanılmıştır? Çünkü onların sessizliği, basit bir eylemsizlik değildir. Bu, adeta kötülüğün yayılmasına izin veren bir yapı “inşa etmek”, bilinçli bir şekilde bozuk bir toplum “imal etmek” gibidir. Bu yüzden daha sanatsal bir fiil kullanılmıştır.
- Bu ayet, alimlere yönelik bir tehdit midir? Evet, bu ayet Allah’ın dinini ve toplumun ahlakını koruma görevini ihmal eden alimlere yönelik çok ciddi bir ilahi tehdittir.
- İyiliği emretmek her Müslümanın görevi değil midir? Neden alimler vurgulanıyor? Evet, her Müslümanın görevidir. Ancak alimler, neyin iyi neyin kötü olduğunu daha iyi bildikleri ve halk üzerinde daha fazla etkileri olduğu için onların sorumluluğu kat kat fazladır.
- Bir toplumda alimlerin sustuğu nasıl anlaşılır? Haramlar ve günahlar açıkça işlenir hale geldiğinde, yolsuzluk ve adaletsizlik yaygınlaştığında ve bunlara karşı etkili bir itiraz sesi yükselmediğinde, alimlerin sustuğu veya susturulduğu anlaşılır.
- Bu ayetin bize yüklediği kişisel sorumluluk nedir? Öncelikle kendi etki alanımızdaki (ailemiz, arkadaşlarımız vb.) yanlışlara karşı duyarlı olmak ve hikmetle uyarı görevimizi yapmaktır. İkinci olarak, hakkı söyleyen alimlere destek olmaktır.
- Bir alimin sessiz kalmasının sebepleri ne olabilir? Korku, makam ve menfaat beklentisi, toplumdan dışlanma endişesi veya meselenin önemini kavrayamama gibi zafiyetler olabilir. Ancak ayet, bu bahanelerin hiçbirinin geçerli olmadığını ima eder.
- Bu ayet, ifade özgürlüğünün sınırlarını mı çizer? Hayır, bu ayet konuşma sorumluluğunu belirler. İfade özgürlüğü, “günah sözü” ve iftirayı kapsamaz. Alimlerin görevi ise bu “günah söz” karşısında “hak sözü” ifade etmektir.
- Bir toplumun kurtuluşu neye bağlıdır? Bu ayete göre, bir toplumun kurtuluşu, sadece günahkârların günahı terk etmesine değil, aynı zamanda o toplumun alimlerinin ve aydınlarının da sorumluluklarını yerine getirip kötülüğe “dur” demesine bağlıdır.