Bakara Suresi AyetleriKur'an-ı Kerim

Taassuptan ve Bölünmekten Korunmak | İlahi Hükme Teslimiyet

Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim

Kur’an-ı Kerim, Bakara Suresi, 113. Ayet-i Kerimede Anlatılmak İstenenler

 

Bu ayet, bir önceki ayetlerde kurtuluşu ve Cennet’i kendi tekellerine aldıklarını iddia eden Yahudi ve Hristiyanların, bu iddialarının ne kadar boş olduğunu, bizzat kendi içlerindeki derin bölünmüşlüğü ve birbirlerini tekfir etmelerini (inkârcılıkla suçlamalarını) delil göstererek ispatlar. Ayet, onların bu tutarsız ve çelişkili durumunu şöyle deşifre eder:

1) Karşılıklı Tekfir: Yahudiler, “Hristiyanlar hiçbir (doğru) temel üzerinde değildir” diyerek onları reddederler. Aynı şekilde Hristiyanlar da, “Yahudiler hiçbir (doğru) temel üzerinde değildir” diyerek onları reddederler. Bu, “kurtuluş bizim tekelimizde” diyen iki grubun, aslında birbirlerinin kurtuluşunu bile kabul etmediklerini, birbirlerini temelden yok saydıklarını gösterir.

2) Bilgiye Rağmen İnkâr: Onların bu karşılıklı inkârı, bir cehaletten kaynaklanmaz. Ayet, “Hâlbuki hepsi de Kitab’ı okuyorlar” diyerek, onların bu tavrının, kendi kutsal kitaplarındaki (Tevrat ve İncil’deki) temel hakikatlere ve peygamberlerin birbirini tasdik ettiğine dair bilgilere rağmen, kasıtlı bir taassup ve düşmanlık olduğunu vurgular.

3) Tarihsel Tekerrür: Ayet, onların bu tutumunun yeni bir şey olmadığını, cehalet ve taassubun evrensel bir sonucu olduğunu belirtir: “(Hiçbir şey) bilmeyenler (yani Mekkeli putperest müşrikler) de aynen onlarınki gibi sözler söylediler.” Bu, Kitap ehli olmalarıyla övünen Yahudi ve Hristiyanların, hakikati reddetme ve başkalarını dışlama konusunda, hiçbir ilahi kitaba sahip olmayan cahil putperestlerle aynı seviyeye düştüklerini gösteren son derece aşağılayıcı bir benzetmedir.

4) Nihai Hüküm: Ayet, bu dünyada çözülemeyen bu tür dini ihtilaflar ve iddialar hakkındaki nihai hükmün kime ait olduğunu ilan ederek sona erer: “Allah, anlaşmazlığa düştükleri bu konuda, Kıyamet Günü’nde aralarında hükmünü verecektir.” Bu, nihai hakemin Allah olduğunu ve o gün kimin haklı kimin haksız olduğunun apaçık ortaya çıkacağını bildiren kesin bir ilahi vaattir.


 

Ayet-i Kerime

 

Arapça Okunuşu: وَقَالَتِ الْيَهُودُ لَيْسَتِ النَّصَارٰى عَلٰى شَيْءٍ وَقَالَتِ النَّصَارٰى لَيْسَتِ الْيَهُودُ عَلٰى شَيْءٍ وَهُمْ يَتْلُونَ الْكِتَابَؕ كَذٰلِكَ قَالَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ مِثْلَ قَوْلِهِمْۚ فَاللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ

Elmalılı Hamdi Yazır Meali: Yahudiler: «Hıristiyanlar bir temel üzerinde değil.» dediler. Hıristiyanlar da: «Yahudiler bir temel üzerinde değil.» dediler. Oysa hepsi de Kitab´ı okuyorlar. Bilgiden nasibi olmayanlar da tıpkı onların dedikleri gibi dediler. Allah, kıyamet gününde, o anlaşmazlığa düştükleri konuda aralarında hükmünü verecektir.

Türkçe Okunuşu: Ve kâletil yahûdu leysetin nasârâ alâ şey’in ve kâletin nasârâ leysetil yahûdu alâ şey’in ve hum yetlûnel kitâb(kitâbe), kezâlike kalellezîne lâ ya’lemûne misle kavlihim, fallâhu yahkumu beynehum yevmel kıyâmeti fî mâ kânû fîhi yahtelifûn(yahtelifûne).


 

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Bakara Suresi’nin 113. Ayeti Işığında Duası

 

Bu ayet, mü’mini, dini taassuptan, diğer inanç gruplarını toptan ve bilgisizce reddetmekten ve kurtuluşu kendi tekelinde görme kibrinden sakındırır. Anlaşmazlıkların çözümünün, karşılıklı hakaretle değil, ilahi mahkemeye olan bir imanla ve teslimiyetle mümkün olacağını öğretir. Mü’minin duası, bu taassuptan arınmak ve nihai hükmü Allah’a bırakma edebine sahip olmaktır.

Taassuptan ve Bölünmekten Sığınma Duası: “Ya Rabbi! Bizi, birbirlerini ‘hiçbir temel üzerinde olmamakla’ suçlayan, Kitab’ı okudukları halde taassupları yüzünden körleşenlerin durumuna düşürme. Bize, diğer mü’min kardeşlerimizi veya grupları, delilsiz bir şekilde tekfir etme (inkârcılıkla suçlama) fitnesinden korunmayı nasip et. Ümmetin arasındaki ihtilaflarda bize basiret ve edep ver.”

İlahi Hükme Teslimiyet Duası: “Allah’ım! Biliyoruz ki, insanların bu dünyada anlaşmazlığa düştüğü her konuda, nihai ve en adil hükmü Kıyamet Günü’nde Sen vereceksin. Bizi, bu dünyada kendi görüşünü mutlak doğru sanıp, başkalarını yok sayanların kibrinden koru. Bize, bilmediğimiz ve ihtilaf ettiğimiz konuların hükmünü Sana tevekkül etme teslimiyetini lütfet.”


 

Bakara Suresi’nin 113. Ayeti Işığında Hadisler ve Sahabe Uygulamaları

 

Ayette bahsedilen, Ehl-i Kitap’ın birbirini tekfir etmesi, onların tarihindeki ve Peygamberimiz zamanındaki bilinen bir gerçekti.

Geçmiş Ümmetlerin Yolu: Peygamber Efendimiz (s.a.v), kendi ümmetinin de, önceki ümmetler gibi fırkalara ayrılacağı konusunda uyarıda bulunmuştur. Bu, ayette bahsedilen bölünme ve birbirini reddetme hastalığının, ne kadar tehlikeli ve kaçınılması gereken bir yol olduğunu gösterir. O, kurtuluşun, bu fırkalardan herhangi birine taassupla bağlanmakta değil, kendisinin ve ashabının yolu olan “ana caddeye” (cemaate) uymakta olduğunu belirtmiştir.


 

Bakara Suresi’nin 113. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye

 

Peygamber Efendimiz (s.a.v), bu ayetin ruhuna uygun olarak, farklı gruplar arasındaki ihtilaflarda her zaman adil bir hakem olmuş ve taassubu reddetmiştir.

Adil Hakem: Peygamberimiz, Yahudiler ile Hristiyanlar veya kendi ashabı arasında bir anlaşmazlık çıktığında, her iki tarafı da dinler, delillerini değerlendirir ve vahyin ışığında en adil hükmü verirdi. O, bir grubu, sırf kendi dininden veya kabilesinden diye kayırmazdı.

Bilgisizlikle Benzeşmekten Sakındırma: Peygamberimiz, ümmetini, cahil putperestlerin ahlakına benzemekten şiddetle sakındırmıştır. Bu ayetin, Kitap ehli oldukları halde bilgisiz müşriklerle aynı sözü söyleyen Yahudi ve Hristiyanları kınaması, onun bu eğitim metodunu destekler.

Nihai Hükmü Allah’a Bırakma: Sünnet, hakkında kesin bir nas (ayet veya hadis) olmayan ihtilaflı konularda, insanların birbirini tekfir etmek yerine, hükmü Allah’a tevekkül etmesi gerektiğini öğretir. Peygamberimiz, “helal de bellidir, haram da bellidir, aralarında şüpheliler vardır” diyerek, bu gri alanlarda ihtiyatlı olmayı emretmiştir.


 

Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler

 

Bu ayet, dini taassubun ve bölünmüşlüğün psikolojisini ve sonuçlarını ortaya koyar:

  1. Dini Tekelciliğin Çelişkisi: Ayet, “kurtuluş bizim tekelimizde” diyen her grubun, aslında ne kadar büyük bir çelişki içinde olduğunu gösterir. Eğer kurtuluş Yahudilere aitse, Hristiyanlara yer yoktur. Eğer Hristiyanlara aitse, Yahudilere yer yoktur. Bu, onların “birlik” ve “hakikat tekeli” iddialarının ne kadar sahte ve kendi içinde tutarsız olduğunu ispatlar.
  2. Bilginin Kibre Dönüşmesi: “Hâlbuki hepsi de Kitab’ı okuyorlar” ifadesi, bilginin, tevazuya değil de kibre ve taassuba yol açtığında, nasıl bir felakete dönüştüğünü gösterir. Onlar, Kitap’ı, hakikati bulmak için değil, kendi gruplarını haklı çıkarmak ve diğerlerini dışlamak için bir araç olarak kullanmaktadırlar.
  3. Cehaletle Eşitlenme: Ayetin en çarpıcı tespiti, Kitap ehli olan bu bilgili (!) insanların, dini konulardaki dışlayıcı ve taassup dolu tavırlarıyla, hiçbir ilahi bilgisi olmayan cahil putperestlerle (“bilmeyenler”) aynı seviyeye düşmeleridir. Bu, taassubun, en bilgili insanı bile en cahil insan gibi konuşturabileceğinin bir delilidir.
  4. Ahiretin Hakemliği: Ayetin son cümlesi, bu dünyadaki çözümsüz gibi görünen dini ve mezhepsel kavgaların nihai çözüm yerinin ahiret olduğunu belirtir. Bu, hem bir uyarıdır (“O gün yalanlarınız ortaya çıkacak!”) hem de bir tesellidir (“Bu dünyada haklılığınızı ispat edemeseniz de üzülmeyin, Allah nihai hükmü verecektir”).

 

Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı

 

  • Önceki Ayetler (Bakara Suresi 111-112. Ayetler): 111. ayet, onların “Cennet sadece bizimdir” iddiasını, 112. ayet ise bu iddianın yanlış olduğunu ve kurtuluşun evrensel ilkelerle olduğunu anlatmıştı. Bu 113. ayet, onların bu iddialarındaki samimiyetsizliği, kendi içlerindeki bölünmüşlüğü delil göstererek bir kez daha ispatlar. Yani, “Siz daha kendi aranızda kimin kurtulacağı konusunda anlaşamamışken, nasıl olur da kurtuluşu bütün insanlığa karşı kendi tekelinize alırsınız?” der.
  • Sonraki Ayet (Bakara Suresi 114. Ayet): Bu 113. ayet, onların birbirlerine karşı olan sözlü saldırılarını ve birbirlerinin ibadetlerini temelsiz görmeklerini anlattı. Bir sonraki 114. ayet ise, bu sözlü saldırganlığın bir adım ötesine geçen ve fiili saldırganlığa dönüşen en büyük zulmü anlatır: “Allah’ın mescitlerinde O’nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim olabilir?” Bu, dini taassubun, en sonunda ibadethanelere saldırmaya kadar varan bir zulme nasıl dönüştüğünü gösterir.

 

Özet:

 

Bakara Suresi’nin 113. ayetinde, Ehl-i Kitap’ın (Yahudiler ve Hristiyanlar) kendi içlerindeki derin bölünmüşlük ve çelişki ortaya konur. Yahudiler, Hristiyanların; Hristiyanlar da Yahudilerin, hiçbir doğru temel üzerinde olmadıklarını iddia ederler. Ayet, onların bu iddialarının, ellerindeki Kutsal Kitapları okuyup durdukları, yani aslında birbirlerinin peygamberlerinin hakkaniyetini bilmeleri gerektiği halde, sırf taassuptan kaynaklandığını vurgular. Onların bu dışlayıcı tavrının, hiçbir ilahi bilgisi olmayan cahil putperestlerin tavrıyla aynı olduğu belirtilerek, ne kadar alçaldıkları ifade edilir. Ayet, bu tür dini anlaşmazlıklar hakkındaki nihai ve en adil hükmün, Kıyamet Günü’nde bizzat Allah tarafından verileceği gerçeğiyle sona erer.


Sure ve İlgili Konular Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

  1. Yahudiler ve Hristiyanlar neden birbirlerini inkâr ediyorlardı?
    • Yahudiler, Hz. İsa’nın peygamberliğini ve İncil’i reddediyorlardı. Hristiyanlar ise, Tevrat’ın hükümlerinin kaldırıldığına inanıyor ve Yahudileri, Hz. İsa’ya ihanet etmeleri sebebiyle lanetli görüyorlardı. Bu tarihi ve teolojik ayrılık, ayette bahsedilen karşılıklı reddedişin temelini oluşturur.
  2. “Bilgisizler” (ellezîne lâ ya’lemûn) kimlerdir?
    • Tefsir alimlerinin çoğunluğuna göre, bunlar, o dönemdeki Mekkeli putperest müşriklerdir. Onlar da, kendilerinden olmayan herkesin yanlış yolda olduğunu iddia ediyorlardı.
  3. Bu ayet, günümüzdeki mezhep ve cemaat taassupları için bir uyarı mıdır?
    • Evet, kesinlikle. Bu ayet, kendi mezhebini veya cemaatini tek kurtuluş yolu olarak görüp, diğer bütün Müslümanları temelsiz, sapkın veya hatta kâfir olarak gören her türlü taassup ehli için çok ciddi bir uyarıdır.
  4. “Kitab’ı okuyorlar” ifadesi neden önemlidir?
    • Bu ifade, onların bu inkârlarının bir cehaletten değil, bilerek ve isteyerek, taassupları ve kibirleri yüzünden kaynaklandığını gösterir. Bilenin suçu, bilmeyenin suçundan daha büyüktür.
  5. Kıyamet Günü’nde Allah’ın hükmetmesi, bu dünyada hakikati aramayalım anlamına mı gelir?
    • Hayır. Bu dünyada delillere dayanarak hakikati aramak ve ona uymakla emrolunduk. Ayetin mesajı, hakkında kesin bir delil olmayan veya insanların inatla tartıştığı ihtilaflı konularda, nihai ve en doğru hükmü Allah’ın vereceğini bilerek, bu dünyada birbirini tekfir etmekten ve fitne çıkarmaktan kaçınmaktır.
  6. Bu ayetin ana mesajı nedir?
    • Dini taassup ve grup bencilliği, insanı, elindeki kitabi bilgiye rağmen, cahiller gibi konuşacak kadar körleştirir. Kurtuluşu kendi tekeline alanlar, aslında kendi içlerinde en bölünmüş olanlardır. Bu tür ihtilafların nihai çözümü, ahiretteki ilahi mahkemedir.
  7. Bu ayet, bir önceki ayetler dizisini nasıl bir sonuca bağlıyor?
    • Bu ayet, Ehl-i Kitap’ın “biz seçilmişiz ve kurtuluş bizim tekelimizde” (ayet 111) iddiasının ne kadar boş olduğunu, onların kendi içlerindeki bu derin bölünmüşlüğü göstererek, en güçlü şekilde ispatlar ve bu bölümü sonuca bağlar.
  8. “Hiçbir şey (temel) üzerinde değil” (alâ şey’) ifadesi ne anlama gelir?
    • Bu, “onların dinlerinin hiçbir geçerli ve sağlam temeli yoktur, tamamen boştur” anlamına gelen, en kapsamlı ve en aşağılayıcı reddediş ifadelerinden biridir.
  9. Bu ayet, bir sonraki “mescitlere saldırma” ayetine nasıl bir zemin hazırlar?
    • Bu ayet, taassubun “sözlü” aşamasını, yani birbirini fikren yok saymayı anlatır. Bir sonraki ayet (114), bu sözlü nefretin, nasıl “fiili” bir aşamaya, yani birbirinin ibadethanelerini engellemeye ve yıkmaya çalıştığı bir zulme dönüştüğünü göstererek, taassubun tehlikeli seyrini anlatır.
  10. Ayetin üslubu nasıldır?
    • Ayet, son derece objektif, tarihi bir gerçeği tespit eden ve tarafların iddialarını aktardıktan sonra, nihai hükmü Allah’a tevekkül ederek, son derece bilgece ve adil bir hakem üslubuna sahiptir.

ALPER

"İslam Bilimleri ve Tefsir araştırmacısı olan Alper, Kur'anî kavramlar ve Hadis ilmi üzerine derinlemesine çalışmalar yürütmektedir. Akademik perspektifi manevi derinlikle harmanlayarak okuyucularına rehberlik etmeyi amaçlar."

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu