Allah Azabı Kaldırınca Firavun ve Halkı Neden Sözünden Döndü?
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
Kur’an-ı Kerim A’râf Suresi 135. Ayeti
Arapça Okunuşu: فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ الرِّجْزَ اِلٰٓى اَجَلٍ هُمْ بَالِغُوهُ اِذَا هُمْ يَنْكُثُونَ
Türkçe Okunuşu: Fe lemmâ keşefnâ anhumur ricze ilâ ecelin hum bâligûhu izâ hum yenkusûn.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali: “Fakat biz onlardan azabı, erişecekleri bir süreye kadar kaldırınca hemen sözlerini bozuverdiler!”
Ayetin Detaylı Tefsiri
Bu ayet-i kerime, insan psikolojisinin en karanlık dehlizlerinden birini, yani “nankörlük” ve “sözünden dönme” (nakz-ı ahid) trajedisini gözler önüne serer. Bir önceki ayette (134) gördüğümüz üzere; Firavun ve kavmi, üzerlerine çöken o dehşetli beş bela (tufan, çekirge, bit, kurbağa, kan) altında nefes alamaz hale gelince Hz. Musa’ya (a.s) adeta yalvarmışlardı. “Eğer bu azabı kaldırırsan kesinlikle inanacağız ve İsrailoğullarını serbest bırakacağız” diye en ağır yeminleri etmişlerdi. 135. ayet, bu pazarlığın ilahi boyuttaki karşılığını ve sonrasında yaşanan büyük hıyaneti anlatır.
“Keşefnâ” (Azabın Kaldırılması) ve İlahi Rahmet: Allah Teâlâ, onların samimiyetsizliğini bildiği halde, Hz. Musa’nın duası ve kendi “El-Halîm” (cezalandırmada acele etmeyen) sıfatının bir tecellisi olarak azabı kaldırmıştır. Buradaki “keşefnâ” ifadesi, bir örtünün kaldırılması gibi, o kâbusun Mısır’ın üzerinden çekilmesini ifade eder. Ancak ayette çok önemli bir kayıt vardır: “İlâ ecelin hum bâligûhu” (Erişecekleri bir süreye kadar). Bu, onlara tanınan son şanstır. Allah onlara mühlet vermiştir; ancak bu mühlet sonsuz değildir, hepsinin nihai bir “eceli” (boğulma anı) vardır ve o noktaya doğru hızla ilerlemektedirler. Bu süre zarfında yaptıkları her nankörlük, o ecelin şiddetini artırmaktadır.
“İzâ hum yenkusûn” (Hemen Sözlerini Bozuverdiler): Ayetteki “izâ” edatı, bir “ansızınlık” ve “beklenmedik bir sürat” ifade eder. Sular durulur durulmaz, Nil eski haline döner dönmez, çekirgeler çekilip ambarlar yeniden emniyete girer girmez; sanki o korkunç günleri hiç yaşamamışlar gibi bir tavır içine girmişlerdir. “Yenkusûn” kelimesi, örülmüş bir ipin lif lif sökülmesi gibi, verdikleri o ağır yeminleri tek tek çözüp attıklarını anlatır. İnsan, acı çekerken dindardır; ancak rahata erince, o acıyı dindiren kudreti unutup, ferahlığı kendi başarısı veya bir “rastlantı” sanmaya başlar. Firavun kavmi, “Musa büyü yaptı da bitti” veya “Doğa olaylarıydı, geçti gitti” diyerek kalplerindeki iman tohumunu elleriyle söküp atmışlardır.
Psikolojik Körlük ve Güç Zehirlenmesi: Bu sahnede Firavun’un mela takımı (danışmanları), “Bakın tehlike geçti, İsrailoğullarını gönderirsek iş gücümüz biter, düzenimiz bozulur” diyerek Firavun’u yeniden kışkırtmışlardır. Onlar için verilen sözün, edilen yeminin hiçbir kutsallığı kalmamıştır. Bu durum, bir toplumun helake ne kadar yaklaştığının en büyük göstergesidir. Sözün namus olmaktan çıktığı, menfaatin ilahlaştığı yerde artık mucizeler bile kar etmez. Onlar, azabın kalkmasını bir “kurtuluş” sanmışlardır; oysa bu, fırtınadan önceki o meşhur sessizlikten başka bir şey değildi.
A’râf Suresi’nin 135. Ayeti Işığında Duası
Allah’ım! Sen sözünde duranların yegane yardımcısı, ahdine sadık kalanları aziz kılan ve nankörlerin kalbindeki karanlığı bilen El-Vefî olan Rabbimizsin. Bizleri, darlık anında sana yönelip ferahlık anında seni unutan bedbahtlardan eyleme. Rabbimiz! Üzerimizdeki sıkıntıları kaldırdığında, kalbimize şükür ve sadakat ihsan eyle. Verdiğimiz sözleri unutmaktan, senin nimetlerini nefsimize mal etmekten ve rahata erince istikametten sapmaktan sana sığınırız. Allah’ım! Bize verdiğin mühleti (eceli) senin rızan yolunda kullanmayı nasip et. Bizleri, Firavun ve kavmi gibi ‘keşfedilen azap’tan sonra nankörleşenlerden değil, her nefeste ‘Elhamdülillah’ diyerek sana bağlananlardan eyle. Kalbimizi ahdimiz üzere sabit kıl ve bizi senin yolundan bir an bile ayırma. Ey alemlerin Rabbi! Bizim sonumuzu nankörlerin değil, sadıkların safında eyle. Amin.
A’râf Suresi’nin 135. Ayeti Işığında Hadisler
“Dört özellik vardır ki, kimde bulunursa o halis münafıktır: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde cayar, ahitleştiğinde hıyanet eder, husumet ettiğinde haddi aşar.” (Buhari) — Firavun kavminin azap kalkınca sözünü bozması, bu hadisteki münafıklık alametinin tarihsel zirvesidir.
“Kim bir Müslüman kardeşiyle bir sözleşme yapar da sonra ona hıyanet ederse, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun!” (Müslim)
“İman, sözünde durmaktır; sözünde durmayanın dini de (kamil manada) yoktur.”
“Allah Teâlâ şöyle buyurur: Üç sınıf insan vardır ki, kıyamet günü onların hasmıyım (karşılarındayım). Bunlardan biri de, benim adıma yemin edip söz verdiği halde sözünde durmayan kimsedir.” (Buhari)
A’râf Suresi’nin 135. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye
Peygamber Efendimiz (s.a.v), “Söz namustur” ilkesini hayatının her anına nakşetmiştir. O’nun en büyük sünnetlerinden biri, düşmanı dahi olsa verdiği sözden asla dönmemesidir. Hudeybiye Antlaşması’nda Müslümanların aleyhine görünen maddelere rağmen, Ebû Cendel (r.a) zincirlerini sürüyerek gelip yardım istediğinde, Efendimiz (s.a.v) gözyaşları içinde “Biz bir söz verdik, sözümüzden dönemeyiz” diyerek onu geri göndermiş ve ahde vefanın imandaki yerini dünyaya göstermiştir. Firavun kavminin “hemen sözlerini bozuvermesi”ne karşılık, Sünnet-i Seniyye; şartlar ne kadar ağır olursa olsun, ferahlığa erildiğinde bile verilen sözü can pahasına korumaktır. O (s.a.v), meşhur “El-Emin” sıfatını, hayatı boyunca bir kez bile “yenkusûn” (söz bozma) fiiline düşmediği için almıştır.
Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler
Nankörlük Hastalığı: İnsan, sıkıntıdayken ettiği duaları ve verdiği sözleri, rahata erince unutmaya meyillidir. Bu, nefsin en tehlikeli tuzaklarından biridir.
İlahi Mühlet (İstidrac): Azabın kalkması her zaman bir ödül değildir; bazen kişinin suçunu artırması ve daha büyük bir helake sürüklenmesi için tanınan bir mühlettir.
Sözün Kutsallığı: Allah’a veya insanlara verilen sözü bozmak, toplumun manevi bağlarını koparan ve ilahi gazabı celbeden bir eylemdir.
Geçici Ferahlık: Dünyadaki her ferahlık “ilâ ecelin” (bir süreye kadar)dir. Asıl mesele, o süre bittiğinde Allah’ın huzuruna hangi yüzle çıkacağımızdır.
Münafıkça Tavır: Menfaat bittiğinde sözünden dönmek, sadece Firavun’un değil, tarihteki tüm münafık ruhlu insanların ortak özelliğidir.
Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı: 134. ayette azap altındaki Firavun kavminin Hz. Musa’ya verdikleri iman sözü anlatılmıştı. 135. ayette bu azabın bir süre için kaldırıldığı ancak onların hemen sözlerinden döndükleri ifade edildi. 136. ayette ise bu nankörlüğün nihai sonucu olan “denizde boğulma” ve kesin helak sahnesi gelecektir.
Sonuç: A’râf 135, “Fırtına dindiğinde kaptanlığını unutan, denizin sahibini de unutur; oysa her liman bir sonraki fırtınanın başlangıcıdır” diyen sarsıcı bir sadakat ikazıdır.
Sıkça Sorulan Sorular (11 Soru)
“Ecelin hum bâligûhu” ne demektir? Onların mutlaka ulaşacakları, kaçışın imkansız olduğu o son vakit (boğulma anı) anlamına gelir.
Allah neden samimiyetsiz olduklarını bildiği halde azabı kaldırdı? Adaleti gereği onlara son bir mühlet vermek ve hiç kimsenin “Bize şans verilmedi” diyemeyeceği bir hüccet oluşturmak için.
“Yenkusûn” kelimesinin kökeni nedir? İp veya örgü liflerini tek tek çözmek, sağlam bir bağı gevşetip koparmak manasındadır.
Sözlerini bozduktan sonra ne kadar süre yaşadılar? Tefsirlerde bu sürenin çok uzun olmadığı, kısa bir süre sonra Kızıldeniz’e doğru o son yolculuğun başladığı belirtilir.
İsrailoğullarını gerçekten göndermediler mi? Hayır; azap kalkınca Firavun kibrine döndü ve İsrailoğullarını köle olarak tutmaya devam etti; bu da sonlarını hazırladı.
Bu ayet müminler için neden bir uyarıdır? Çünkü mümin de bir sıkıntıdan (hastalık, fakirlik) kurtulunca aynı gevşekliğe düşme riski taşır.
Peygamberimiz bu ayeti okuyunca ne düşünürdü? Özellikle münafıkların dönek tavırlarına karşı ashabını uyarmak için bu tarihsel örneği hatırlatırdı.
Neden “İzâ” edatı kullanılmıştır? Söz bozmanın hiç bekletilmeden, adeta fırsat kollar gibi “hemen” yapıldığını vurgulamak için.
Söz bozmanın toplumsal cezası nedir? Toplumda güvenin bitmesi, adaletin çökmesi ve sonuçta toplu bir huzursuzluk ve helaktir.
Bu ayet modern dünya insanına ne söyler? Teknoloji ve refahla gelen “her şeyi ben hallettim” kibrinin, aslında ilahi bir mühlet olduğunu unutmamayı.
Mümin bu ayeti okuyunca neye niyet etmelidir? “Ya Rabbi, beni verdiğin nimetlerle şımaranlardan değil, o nimetlerin hakkını sözünde durarak verenlerden eyle” diye niyet etmelidir.