Ayetlerimizi Yalanlayıp Kibirlenenler: İşte Onlar Cehennemliktir
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
Kur’an-ı Kerim A’râf Suresi 36. Ayeti
Arapça Okunuşu: وَالَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَآ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ
Türkçe Okunuşu: Vellezîne kezzebû bi âyâtinâ vestekberû anhâ ulâike ashâbun nâr, hum fîhâ hâlidûn.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali: Âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklük taslayanlar var ya, işte onlar ateş ehlidirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
Ayetin Detaylı Tefsiri
Alper, bir önceki ayette (A’râf 35) ilahi uyarılara kulak verip kendini düzeltenlerin o muhteşem kurtuluş müjdesini okumuştuk. Bu ayet-i kerime ise, o ilahi şefkat elini kibre kapılarak itenlerin, hakikate gözlerini kapatanların trajik ve geri dönüşü olmayan akıbetini ilan ediyor. Allah, hakikatin reddedilişinin altındaki o karanlık psikolojiyi iki kelimeyle deşifre eder: Yalanlamak ve Kibirlenmek.
Yalanlamak ve İnkar (Kezzebû bi âyâtinâ): “Tekzib” (yalanlamak), bir şeyin yalan olduğunu ispat etmek değil, doğru olduğunu bile bile, işine gelmediği için onu reddetmektir. İnsanlar genellikle delil yetersizliğinden değil, hakikatin onların menfaatlerine, alışkanlıklarına veya kurdukları konfor alanlarına ters düşmesinden dolayı ayetleri yalanlarlar. Allah’ın ayetleri sadece Kur’an sayfalarındaki harfler değildir; kainattaki kusursuz düzen, insanın fıtratı ve gönderilen peygamberlerin hayatları da birer ayettir. Bunları yalanlamak, aslında insanın kendi varoluş gerçeğine savaş açmasıdır.
Kibrin Körlüğü (Vestekberû anhâ): Ayetin asıl can alıcı noktası “istikbar” yani büyüklük taslamaktır. Alper, dikkat edersen bu, Şeytan’ın Hz. Adem’e secde etmesini engelleyen o meşhur hastalığın ta kendisidir (A’râf 13: “Orada büyüklük taslamak sana düşmez”). Hakikati reddedenlerin en büyük engeli akılları değil, egolarıdır. “Ben bu sıradan insana mı uyacağım?”, “Benim bu kadar malım, makamım varken bu kurallara mı boyun eğeceğim?” diyerek ilahi mesaja tepeden bakarlar. Kibir, kalbin üzerine çekilen öyle kalın bir perdedir ki, o perdenin arkasından ne bir nur sızabilir ne de bir şefkat sesi duyulabilir.
Ateşin Sahipleri ve Ebediyet (Ashâbun nâr, hum fîhâ hâlidûn): Allah, bu kimseler için “ateşe girecekler” demez, “ateş ehlidirler” (ashâbun nâr) der. Yani ateş onların ayrılmaz bir parçası, daimi bir dostu, ebedi bir yurdu olmuştur. Kibirleriyle dünyada kendilerini ulaşılamaz bir zirvede görenler, ahirette ateşin en derin çukurlarına yoldaş olurlar. “Orada ebedi kalacaklardır” hükmü, kibrin ve ilahi ayetleri bilinçli reddetmenin Allah katında ne kadar büyük ve affedilmez bir suç olduğunu gösterir.
A’râf Suresi’nin 36. Ayeti Işığında Duası
Allah’ım! Bizleri ayetlerini yalanlama bedbahtlığından ve senin hakikatine karşı kibirlenme körlüğünden muhafaza eyle. Rabbim! Şeytan’ın ayağını kaydıran o ‘büyüklük taslama’ zehrinin kalbimize sızmasına izin verme. Senin ayetlerin okunduğunda boynu bükülen, kalbi titreyen ve acziyetini bilerek teslim olan mütevazı kullarından eyle bizi. Bize verdiğin makam, mal veya ilimle gururlanıp hakikate sağır olmaktan sana sığınıyoruz. Bizleri o dehşetli ateşin ehli olanlardan, cehennemde ebedi hüsrana uğrayanlardan eyleme. Dünyada senin azametinin karşısında küçülmeyi, ahirette ise senin rahmetinle yücelmeyi bizlere nasip et. Nefsimizin firavunlaşmasına müsaade etme; bizi daima secdenin ve tevazunun serinliğinde yaşat.
A’râf Suresi’nin 36. Ayeti Işığında Hadisler
“Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan kimse cennete giremez.” (Bunun üzerine bir adam: ‘İnsan elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasını sever’ dedi. Efendimiz şöyle buyurdu:) “Şüphesiz Allah güzeldir, güzelliği sever. Kibir ise, hakkı inkar etmek (kabul etmemek) ve insanları küçük görmektir.” (Müslim)
“Cehennemlikleri size haber vereyim mi? Onlar; katı yürekli, malını kıskançlıkla saklayan ve kibirlenerek yürüyen (büyüklük taslayan) kimselerdir.” (Buhari)
“Kıyamet gününde mütekebbirler (kibirlenenler), insan suretinde küçük karıncalar gibi haşrolunacaklardır. Her taraftan onları zillet kaplayacaktır.” (Tirmizi)
A’râf Suresi’nin 36. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye
Efendimiz’in (s.a.v.) hayatı, bu ayette eleştirilen o hastalıklı “kibir” tavrının tam zıddı olan muazzam bir tevazu (alçakgönüllülük) anıtıdır. O (s.a.v), Allah’ın en sevgili kulu ve devletin başkanı olmasına rağmen, asla büyüklük taslamamıştır. Bir meclise girdiğinde baş köşeye geçmez, boş bulduğu yere otururdu. Kendisini görünce heyecandan titreyen bir adama, “Korkma, sakin ol! Ben kral değilim, Kureyş’ten kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum” diyerek kibrin her türlüsünü elinin tersiyle itmiştir. Sünnet-i Seniyye; hakikati kim söylerse söylesin (isterse köle veya fakir biri olsun) onu kabul etmek, ilahi emirler karşısında asla “ama” demeden boyun eğmektir. Efendimiz, ashabını sürekli uyarmış, hakkı yalanlamanın ve kibrin insanı o ebedi ateşe sürükleyen en tehlikeli iki hastalık olduğunu bizzat kendi yaşantısındaki o tarifsiz tevazuyla göstermiştir.
Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler
İnkarın Sebebi: İnsanlar çoğu zaman ayetleri anlamadıkları için değil, o ayetler egolarına ve menfaatlerine ters düştüğü için yalanlarlar.
Kibrin Sonu: Kibir, Şeytan’ı cennetten çıkardığı gibi, insanı da ebedi cehenneme sürükleyen en büyük manevi hastalıktır.
Hakikate Teslimiyet: Allah’ın kelamı karşısında insanın alması gereken tek pozisyon, itirazsız ve şartsız bir teslimiyettir.
Ebedi Adalet: Dünyada ilahi adaleti ve ayetleri küçümseyenler, ahirette o büyük azabın kalıcı (hâlidûn) sahipleri olurlar.
Özet
Allah’ın ayetlerini bile bile yalanlayan ve kibre kapılarak o ayetlere boyun eğmeyenlerin yeri ateştir ve onlar o ateşte sonsuza dek kalacaklardır.
İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı
Mekke’de, Peygamberimizin getirdiği mesajı kendi kabilevi üstünlüklerine ve servetlerine bir tehdit olarak görüp, “Bu Kur’an iki şehrin (Mekke ve Taif) büyüklerinden birine inmeli değil miydi?” diyerek kibre kapılan Ebu Cehil, Velid bin Muğire gibi müşrik elebaşlarının o küstah tavırlarını deşifre etmek için inmiştir.
Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı
ayette peygamberlere uyup kendini düzelten (mütevazı) müminlerin korkusuz ve hüzünsüz akıbeti anlatılmıştı. 36. ayet, bunun tam zıddı olan kibirli inkarcıların ebedi cehennemini gösterdi. 37. ayette ise, bu kibirli yalanlayıcıların Allah adına yalan uydurmalarının cezası ve ölüm anında meleklerle yaşayacakları o dehşetli diyalog sahnelenecektir.
Sonuç
A’râf 36, “Aklını değil, kibrini putlaştıranın sonu ebedi ateştir” hakikatini zihinlere kazıyan sarsıcı bir uyarıdır.
Sıkça Sorulan Sorular (12 Soru)
“Tekzib” (yalanlamak) ile “şüphe etmek” aynı şey midir? Hayır, şüphe edenin kalbinde bir arayış olabilir; tekzib ise gerçeği bildiği halde bilinçli, inatçı ve kasti bir reddediştir.
Kibirlenmek (istikbar) neden bu kadar büyük bir günahtır? Çünkü büyüklük (Kibriya) sadece Allah’a aittir. İnsanın kibirlenmesi, Allah’ın bu mutlak sıfatına ortak olmaya çalışmak gibi bir hadsizliktir.
İnsan Allah’ın ayetlerine karşı nasıl büyüklük taslar? “Bu çağda bu kurallar geçerli mi?”, “Benim aklım bana yeter, Kur’an’a ihtiyacım yok” diyerek ilahi emri küçümsediğinde.
“Ashâbun nâr” (ateş ehli) ne anlama gelir? Ateşin geçici misafirleri değil; oraya ait olan, ondan hiç ayrılmayacak ebedi sakinleri demektir.
Ahirette ebedi cehennemlik olanlar sadece kibirlenenler midir? Şirk koşanlar ve ayetleri bilinçli olarak reddedip bu hal üzere (tövbesiz) ölenler ebedi cehennemliktir; kibir de şirkin en büyük besleyicisidir.
Bu ayet sıradan günahkarları da kapsar mı? Hayır; ayet günah işleyip pişman olanları değil, ayetleri kökten yalanlayan ve kibre kapılıp dini reddeden “kafirleri” anlatmaktadır.
Bir mümin bu ayetten nasıl bir korku duymalıdır? “Acaba ibadetlerimde veya insanlara karşı tavrımda içimde gizli bir kibir taşıyor muyum?” diye nefsini hesaba çekmelidir.
Peygamber dönemindeki müşriklerin asıl kibri kimeydi? Hem Allah’ın hükümlerine, hem de o hükümleri getiren Peygamberin (s.a.v) maddi olarak onlardan zengin veya statülü olmamasına.
Neden “onlar orada ebedi kalacaklardır” diye özellikle vurgulanıyor? Çünkü dünyada sahip oldukları gücün ahirette onları kurtarabileceği veya cehennemden çıkabilecekleri yönündeki boş umutlarını yıkmak için.
Modern bilim ve akıl adına ayetleri reddetmek de kibre girer mi? Eğer kişi aklını mutlak otorite sayıp ilahi vahyi “akıl dışı” diyerek aşağılıyorsa, bu da modern kibrin ta kendisidir.
Tevazu sahibi olmak, hakkı aramayı kolaylaştırır mı? Kesinlikle. Suyu yokuş yukarı akıtamazsınız; ilim ve hidayet de ancak mütevazı (alçakgönüllü) kalplere akar.
Allah bu uyarıyı neden “Ey Ademoğulları” çağrısından (35. ayet) hemen sonra yapıyor? Babaları Adem’in tevazu ile (tövbe ederek) kurtulduğunu, İblis’in ise kibirle lanetlendiğini hatırlatarak taraf seçmelerini istemek için.