Karanlıklarda Kalan Sağır ve Dilsizler: Hidayet ve Dalalet
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
Kur’an-ı Kerim En’am Suresi 39. Ayeti
Arapça Okunuşu:
وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا صُمٌّ وَبُكْمٌ فِي الظُّلُمَاتِ ۗ مَن يَشَإِ اللَّهُ يُضْلِلْهُ وَمَن يَشَأْ يَجْعَلْهُ عَلَىٰ صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Türkçe Okunuşu:
Vellezine kezzebu bi ayatina summun ve bukmun fiz zulumat, men yeşaillahu yudlilhu ve men yeşe’ yec’alhu ala sıratin mustekim.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
Âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah kimi dilerse onu şaşırtır, dilediği kimseyi de doğru yol üzerine koyar.
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) En’am Suresi’nin 39. Ayeti Işığında Duası
Bu ayet, manevi duyuların kapanmasından ve sapkınlığa düşmekten bahseder. Efendimiz (s.a.v), hidayet üzere kalmak ve karanlıklardan korunmak için şöyle dua etmiştir:
“Allah’ım! Kalbimde nur, gözümde nur, kulağımda nur, sağımda nur, solumda nur, üstümde nur, altımda nur, önümde nur, arkamda nur kıl. Ve benim nurumu artır (beni nura gark eyle).” (Buhârî, Deavât, 9)
Ayrıca hidayetin Allah’ın elinde olduğunu bilerek şu niyazda bulunurdu: “Allah’ım! Senin hidayet verdiğini kimse saptıramaz, Senin saptırdığını da kimse hidayete erdiremez.” (Vitir namazı kunut duaları ve çeşitli hadisler)
En’am Suresi’nin 39. Ayeti Işığında Hadisler
Manevi körlük ve sağırlığın nasıl oluştuğu ve Allah’ın kimi saptırdığı konusu üzerine Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Kul bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta oluşur. Eğer tövbe ederse cilalanır. Ama günaha devam ederse o siyahlık artar ve bütün kalbi kaplar. İşte Kur’an’daki ‘Râne’ (kalbin paslanması/karanlıkta kalması) budur.” (Tirmizî, Tefsir, 83)
Doğru yolun (Sırat-ı Müstakim) ne olduğu hakkında: “Allah (sırat-ı müstakimi anlatmak için) bir yol örneği verdi. Yolun iki tarafında açılmış kapılar ve kapıların üzerinde perdeler var… Yolun başında bir davetçi: ‘Ey insanlar! Hepiniz bu yola girin, dağılmayın’ diye çağırır… Bu yol İslam’dır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned)
En’am Suresi’nin 39. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye
Bu ayet bağlamında Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) sünneti, “Nur” kaynağı olmaktır. Karşısındaki insanlar “karanlıklar içinde sağır ve dilsiz” olsa bile, O (s.a.v) bir kandil (Sirâcen Munîr) gibi yanmaya devam etmiştir.
Sünnet-i Seniyye’de bu ayetin pratik karşılığı; hidayetin Allah’ın elinde olduğunu bilip (teslimiyet), ama insanlara o hidayet yolunu göstermek için bıkmadan usanmadan “işaret fişeği” olmaktır. Efendimiz, karanlıkta kalanlara kızmak yerine, onlara ışık tutmuştur. Bugün bize düşen sünnet; “anlamıyorlar” diye küsmek değil, karanlıkta yolunu kaybedenlere, onları ürkütmeden fener tutmaya (tebliğe) devam etmektir.
Ayetin Detaylı Tefsiri
Bir önceki ayette (38. ayet) hayvanların bile bir düzen içinde, fıtratlarına uygun olarak Allah’ı tesbih eden “ümmetler” olduğu anlatılmıştı. Şimdi 39. ayette, bu muazzam kainat düzenini ve ayetleri inkar eden “insanların” düşkünlüğü resmediliyor. Hayvanlar yollarını bulurken, en akıllı varlık olan insan inkarı yüzünden yolunu nasıl kaybeder?
Allah Teâlâ onları üç sıfatla tanımlıyor:
Summun (Sağırdırlar): Hakkı duymazlar. Fiziksel kulakları en ufak fısıltıyı duysa da, vicdanları ilahi çağrıya kapalıdır.
Bukmun (Dilsizdirler): Hakkı söyleyemezler. İtiraz etmek için bülbül gibi konuşurlar ama “Allah birdir” veya “Hatamı kabul ediyorum” demek için dilleri dönmez. Hakkı ikrar etme konusunda lal kesilirler.
Fi’z-zulumât (Karanlıklar içindedirler): Tek bir karanlık değil, “zulumât” (karanlıklar) çoğul kipi kullanılmıştır. Şirkin karanlığı, cehaletin karanlığı, kinin karanlığı, nefsin karanlığı… Kat kat karanlıklar içinde önlerini göremez, nereye bastıklarını bilemez haldedirler.
Bu tablodaki insan, “iletişimi kopmuş” insandır. Dışarıdan veri alamıyor (sağır), dışarıya doğru veri veremiyor (dilsiz) ve bulunduğu ortamı göremiyor (karanlık). Böyle bir insan nasıl yolunu bulabilir?
İşte ayetin devamı bu kanunu koyar: “Allah kimi dilerse onu şaşırtır (yudlilhu), dilediği kimseyi de doğru yol üzerine koyar.” Bu ifade bazen yanlış anlaşılır (“Allah durup dururken mi saptırıyor?” diye). Hayır. Allah’ın saptırması (idlâl), bir cezadır. Kişi kendi iradesiyle kulaklarını tıkar, gözlerini kapatır ve karanlığı tercih ederse; Allah da onun bu tercihini onaylar ve onu saptırır (karanlıkta bırakır). Ama kim de “Bana bir ışık lazım” diye samimiyetle ararsa, Allah onu “Sırat-ı Müstakim” (Dosdoğru Yol) üzerine koyar. Yani başlangıç kulun talebi, sonuç Allah’ın yaratmasıdır.
İcma
Ehl-i Sünnet alimleri, “Allah’ın dilediğini saptırması” konusunu şöyle açıklamada icma etmişlerdir: Hidayet ve dalalet (sapıklık) Allah’ın yaratmasıyla olur. Ancak Allah, kulun kesb’ine (kendi iradesiyle yönelmesine) göre yaratır. Cebriye mezhebinin dediği gibi kul “rüzgar önündeki yaprak” değildir; Mutezile’nin dediği gibi “hidayeti kendi yaratan” da değildir. Kul ister (dua ve gayretle), Allah yaratır.
Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler
Manevi Duyu Kaybı: İnsan günahlar ve inkar yüzünden manevi duyularını kaybedebilir. Gören ama görmeyen, duyan ama anlamayan bir duruma düşmekten Allah’a sığınmak gerekir.
Karanlıkların Çokluğu: Batıl yollar çoktur ve iç içe geçmiş karanlıklar gibidir. Hak yol (Sırat-ı Müstakim) ise tektir ve aydınlıktır.
İrade ve Hidayet: Allah’ın dilemesi her şeyin üstündedir. Ancak Allah, hikmeti gereği, hidayeti “hak edene” ve “isteyene” verir.
Nimetin Farkı: Hayvanlar içgüdüleriyle yollarını bulurken, insanın yolunu bulması için “Vahiy ışığına” ihtiyacı vardır. Vahiyden kopan, karanlıkta kalır.
Özet:
En’am 39, Allah’ın ayetlerini yalanlayanların manevi işitme ve konuşma yetilerini kaybederek çok katmanlı karanlıklar (cehalet ve inkar) içinde bocaladıklarını; hidayet ve sapkınlığın Allah’ın iradesine bağlı olduğunu, Allah’ın da bu iradesini kulların niyet ve yönelişlerine göre tecelli ettirdiğini anlatan bir ayettir.
İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı:
Mekke döneminde, müşriklerin inatçı tutumlarına ve Peygamber’in davetine karşı duyarsızlıklarına binaen inmiştir. Onların bu halinin bir “iletişim kopukluğu” ve “manevi karanlık” olduğunu tasvir eder.
Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı:
ayette hayvanların ilahi bir düzen (ümmet) içinde oldukları anlatılmıştı. 39. ayet, insanların inkarla bu düzenin dışına çıkıp karanlıkta kaldıklarını vurgular. 40. ayette ise, bu karanlıkta kalanlara “Başınıza büyük bir felaket gelse, Allah’tan başkasını mı çağırırsınız?” diye sorularak, fıtratlarındaki o sönmeyen “Allah inancı” ortaya çıkarılacaktır.
Sonuç:
Karanlıklardan kurtulmanın yolu, “Nur” sahibi olan Allah’a yönelmek ve O’nun ayetlerine “can kulağıyla” (semi’nâ ve ata’nâ) icabet etmektir.
En’am Suresi 39. Ayeti Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Allah neden insanları saptırır (yudlilhu)? Saptırmak, “yoldan çıkarmak” değil, “yoldan çıkıp gidene yardımını kesmek ve onu kendi haliyle baş başa bırakmak” demektir. Kişi ısrarla karanlığa yürürse, Allah da onu o yolda serbest bırakır (hızlan-ı ilahi).
“Sağır ve dilsiz” ifadesi fiziksel engelliler için mi? Asla. Kur’an’da bu ifadeler %99 oranında “kalp sağırlığı” ve “vicdan dilsizliği” için kullanılır (Bkz: Bakara 18). Fiziksel engelli olup kalbi pırıl pırıl olan nice müminler, Allah katında en iyi işitenlerdir.
“Karanlıklar” (Zulumât) neden çoğul, “Nur” neden tekildir? Kur’an’da Nur hep tekil, Zulmet hep çoğul gelir. Çünkü Hak (İslam/Tevhid) tektir, değişmez. Batıl ise binbir çeşittir (Ateizm, Deizm, Putperestlik, Nihilizm vs.). Doğru yol birdir, yanlış yollar sayısızdır.
Hidayet Allah’ın elindeyse bizim suçumuz ne? Suçumuz, hidayet sebeplerine (Kur’an’a, akla, vicdana) sarılmamaktır. Allah kimseyi zorla cehenneme atmaz. Biz ateşe elimizi uzatırız, Allah da yakar. Yakma fiili Allah’ındır ama uzatma fiili bizimdir.
Sırat-ı Müstakim tam olarak nedir? Kelime anlamı “Dosdoğru Yol”dur. Terim olarak; ifrat (aşırılık) ve tefrit (ihmal) uçlarından uzak, dengeli, Kur’an ve Sünnet merkezli İslam yoludur. Fatiha suresinde her gün istediğimiz yoldur.
Bu ayetten eğitimci/davetçi ne ders çıkarmalı? Muhatabın anlamaması bazen zeka sorunu değil, “frekans” (karanlık/sağırlık) sorunudur. O kişinin önce karanlıktan çıkmaya niyet etmesi gerekir. Biz sadece kapıyı çalarız, içeriden açacak olan onlardır (Allah’ın izniyle).
Kalp nasıl sağırlaşır? Haram lokma, isyan, kibir ve günahlarda ısrar etmek kalbin üzerini pas (Râne) gibi kaplar. Bir süre sonra o kalp hakkı duyamaz hale gelir. İlacı tövbedir.