Hikmet: Allah’ın Büyük Hayır ve Lütfu
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
يُؤْتِي الْحِكْمَةَ مَن يَشَاءُ ۚ وَمَن يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِيَ خَيْرًا كَثِيرًا ۗ وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّا أُولُو الْأَلْبَابِ
Kur’an-ı Kerim Bakara Suresi 269. Ayeti
Türkçe Okunuşu: Yu’ti-lḥikmete men yeşâ’(u). Ve men yu’te-lḥikmete feqad ûtiye ḫayran keśîrâ(en). Ve mâ yeżżekkeru illâ ulu-l-elbâb(i).
Elmalılı Hamdi Yazır Meali: O (Allah), hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, ona gerçekten çok büyük bir hayır verilmiştir. Bunu ancak derin akıl sahipleri düşünüp anlar.
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Bakara Suresi’nin 269. Ayeti Işığında Duası: Bu ayet-i kerime, Allah Teâlâ’nın hikmeti dilediği kuluna verdiğini, hikmet verilen kimseye ise pek çok hayır lütfedilmiş olduğunu ve bunu ancak derin akıl sahiplerinin (ûlu’l-elbâb) idrak edip öğüt alabileceğini beyan eder. Hikmet, doğru anlayış, isabetli karar verme, ilimle amel etme ve her şeyi yerli yerine koyma kabiliyetidir. Bu ayetin ruhuyla Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) dualarında ve öğretilerinde şu temalar öne çıkar:
Allah’tan Hikmet ve Faydalı İlim İsteme Duası: Hikmet Allah vergisidir ve O’ndan istenmelidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) dualarında sıkça faydalı ilim ve hikmet talep etmiştir. “Allah’ım! Bana öğrettiklerinle beni faydalandır, bana fayda verecek şeyleri öğret ve ilmimi artır.” (Tirmizî, De’avât, 128; İbn Mâce, Mukaddime, 23) Bu dua, ayette övülen hikmete ulaşma arzusunu içerir. Hikmet, kuru bir bilgi değil, kişiyi hayra ve doğru amele sevk eden bir anlayıştır. Ayrıca, “Allah’ım! Senden doğruyu ilham etmeni ve nefsimin şerrinden beni korumanı dilerim.” (Tirmizî, De’avât, 70) duası da hikmetli kararlar alabilmek için ilahi rehberlik talebini ifade eder.
Akıl ve Anlayış Sahibi Olma (Ûlu’l-Elbâb’dan Olma) Duası: Ayet, hikmetin ve Allah’ın ayetlerinin değerini ancak “ûlu’l-elbâb” yani derin akıl ve basiret sahiplerinin anlayabileceğini belirtir. Bu zümreden olmak için dua edilebilir: “Allah’ım! Bizi, Seni anlayan, ayetlerin üzerinde tefekkür eden ve onlardan öğüt alan derin akıl sahiplerinden (ûlu’l-elbâb) eyle. Bize hakkı hak olarak görüp ona tabi olmayı, batılı da batıl olarak görüp ondan sakınmayı nasip et.” (Bu, ayetin ruhuna uygun genel bir duadır.)
Verilen Hayrı (Hikmeti) Şükürle Karşılama Duası: Kime hikmet verilmişse ona çok hayır verilmiştir. Bu büyük nimete karşı şükretmek gerekir. “Allah’ım! Bana verdiğin her türlü nimet için Sana hamdederim. Özellikle iman, ilim ve hikmet nimetleri için Sana sonsuz şükürler olsun. Bu nimetleri Senin rızan doğrultusunda kullanmayı bana nasip eyle.” (Genel bir şükür ve talep duasıdır.)
Bakara Suresi’nin 269. Ayeti Işığında Hadisler: Bu ayet-i kerime, hikmetin Allah tarafından verildiğini, onun büyük bir hayır olduğunu ve bunu ancak akıl sahiplerinin idrak edebileceğini vurgular. Bu konularla ilgili bazı Hadis-i Şerifler şöyledir:
Hikmetin Tanımı ve Önemi: Hikmet, Kur’an ve Sünnet’i doğru anlamak, ilimle amel etmek, söz ve davranışta isabetli olmak gibi pek çok manayı içerir. Abdullah İbni Mes’ûd (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Ancak iki kişiye gıpta edilir (imrenilir): Biri, Allah’ın kendisine mal verdiği ve onu hak yolunda harcamasına imkân tanıdığı kimsedir. Diğeri de, Allah’ın kendisine hikmet verdiği, onunla hükmeden ve onu (başkalarına) öğreten kimsedir.” (Buhârî, İlim 15, Zekât 5, Ahkâm 3, İ’tisâm 13, Tevhîd 45; Müslim, Müsâfirîn 268) Bu hadis, hikmetin mal ile birlikte anılacak kadar değerli ve gıpta edilecek bir nimet olduğunu gösterir.
Hikmetin Başı Allah Korkusudur: Bazı rivayetlerde hikmetin başının Allah korkusu olduğu ifade edilmiştir. “Hikmetin başı Allah korkusudur (Mehâfetullah).” (Beyhakî, Şuabü’l-Îmân; Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs. Bu manada çeşitli rivayetler vardır ve bazıları zayıf kabul edilse de anlamı sahihtir.) Allah korkusu, kişiyi günahlardan alıkoyar ve doğru kararlar almaya sevk eder ki bu da hikmetin bir gereğidir.
Ûlu’l-Elbâb (Akıl Sahipleri) ve Tefekkür: Ayet, öğüt alanların ancak akıl sahipleri olduğunu belirtir. Kur’an, müminleri sıkça tefekküre ve akıllarını kullanmaya davet eder. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in, Âl-i İmrân Suresi’nin son ayetlerini (190-200) okuyup ağladığı ve “Bunları okuyup da üzerinde tefekkür etmeyen kimseye yazıklar olsun!” dediği rivayet edilir. Bu ayetler de “Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, akıl sahipleri (ûlu’l-elbâb) için nice deliller vardır.” (Âl-i İmrân, 3/190) diye başlar. (İbn Hibbân, Sahîh; Taberî Tefsiri)
Bakara Suresi’nin 269. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye: Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) hayatı ve uygulamaları, Bakara Suresi 269. ayette övülen hikmetin ve tefekkürün en güzel örneklerini sunar:
Hikmetle Davet ve Öğretim: Peygamber Efendimiz (s.a.v) insanları İslam’a davet ederken ve onlara dini öğretirken daima hikmetli bir üslup kullanmıştır. O, “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır” (Nahl, 16/125) emrinin en kâmil uygulayıcısıdır. Sözleri özlü, kararları isabetli, davranışları ölçülüydü.
İlim ve Amel Bütünlüğü: Hikmet, sadece bilmek değil, bildiğiyle amel etmektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) ilmiyle amel eden, öğrendiklerini hayatına yansıtan en mükemmel örnektir. O’nun sünneti, Kur’an’ın pratik hayata nasıl aktarılacağının hikmet dolu bir tefsiridir.
Akıl ve Tefekküre Verdiği Değer: Efendimiz (s.a.v), ashabını Allah’ın yarattıkları üzerinde düşünmeye, Kur’an ayetlerinin manalarını tefekkür etmeye ve akıllarını kullanarak doğruyu yanlıştan ayırmaya teşvik etmiştir. O, ezbercilikten ziyade anlamayı ve idrak etmeyi ön planda tutmuştur. Bu, ayetteki “ûlu’l-elbâb”ın vasfıdır.
İşlerde İstişare ve İsabetli Karar Verme: Hikmetin bir gereği de doğru kararlar verebilmektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) önemli işlerde ashabıyla istişare eder, onların görüşlerini alır, ancak son kararı verirken ilahi rehberlik ve kendi hikmetiyle hareket ederdi. Bu, isabetli kararlar almanın ve “çok hayır”a ulaşmanın bir yoludur.
Özet: Bu ayet-i kerime, Allah Teâlâ’nın hikmeti (doğru anlayış, derin kavrayış, ilimle amel etme, her şeyi yerli yerine koyma yeteneği) dilediği kuluna verdiğini belirtir. Kime hikmet verilmişse, ona şüphesiz pek çok ve büyük bir hayır (iyilik, lütuf) verilmiş olduğunu vurgular. Ancak bu hakikati ve Allah’ın ayetlerinden alınacak dersleri, sadece derin akıl ve basiret sahiplerinin (ûlu’l-elbâb) düşünüp anlayabileceğini ve onlardan öğüt alabileceğini ifade eder.
İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı: Bakara Suresi’nin bir parçası olan bu ayet, Medine döneminde nazil olmuştur. Bir önceki ayette (Bakara 268) Şeytan’ın insanları fakirlikle korkutup cimriliğe ve kötülüğe teşvik etmesi, Allah’ın ise mağfiret ve lütuf vaat etmesi karşılaştırılmıştı. Bu 269. ayet ise, bu iki zıt çağrı arasında doğru tercihi yapabilmenin, Allah’ın vaadine güvenip şeytanın vesvesesine aldanmamanın ancak “hikmet” sahibi olmakla mümkün olacağını belirtir. Hikmet verilen kimse, gerçek hayrın nerede olduğunu anlar ve ona göre hareket eder. Medine’de İslam toplumu şekillenirken, müminlerin sadece maddi infakta bulunmaları değil, aynı zamanda bu infakı ve diğer amelleri doğru bir anlayış, basiret ve hikmetle yapmaları teşvik edilmiştir. Bu ayet, ilmin, anlayışın ve akl-ı selimin dindeki ve hayattaki önemini vurgulayarak, müminleri tefekküre ve derin düşünmeye sevk eder.
Ayetin Detaylı Tefsiri: Bu ayet-i kerime, hikmetin kaynağını, değerini ve onu idrak edebilecek kimseleri açıklamaktadır:
يُؤْتِي الْحِكْمَةَ مَن يَشَاءُ(Yu’ti-lḥikmete men yeşâ’): “O (Allah), hikmeti dilediğine verir.”يُؤْتِي(Yu’tî):آتَى(âtâ – verdi, lütfetti) fiilinin muzari (geniş zaman) kipidir. Faili Allah Teâlâ’dır.الْحِكْمَةَ(el-Ḥikmete): Hikmet. Kelime anlamı olarak “sağlamlık, muhkemlik, bir şeyi yerli yerine koymak, uygunluk” demektir. Istılahî olarak ise pek çok manaya gelir:- Kur’an ve Sünnet’i doğru anlamak ve onlarla amel etmek.
- İlim ve bu ilme uygun davranış.
- Sözde ve fiilde isabet, doğruluk.
- Eşyanın hakikatini ve işlerin sonucunu bilmek.
- Peygamberlik (bazı tefsirlerde).
- Faydalı ilim.
- Allah korkusu. Kısacası, doğru bilgiye dayanan, kişiyi doğru düşünmeye, doğru konuşmaya ve doğru davranmaya sevk eden derin anlayış ve kavrayış yeteneğidir.
مَن يَشَاءُ(men yeşâ’): “Dilediği kimseye.” Hikmet, Allah’ın bir lütfudur ve O, hikmeti kimin hak ettiğini ve kimin için hayırlı olacağını en iyi bilendir.
وَمَن يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِيَ خَيْرًا كَثِيرًا(ve men yu’te-lḥikmete feqad ûtiye ḫayran keśîrâ): “Ve her kime hikmet verilirse, muhakkak ki ona pek çok (ve büyük) bir hayır verilmiş olur.”وَمَن يُؤْتَ الْحِكْمَةَ(ve men yu’te-lḥikmete): “Ve her kim hikmet verilirse.”يُؤْتَ(yu’te),آتَى(âtâ) fiilinin meçhul (edilgen) muzari meczum halidir.فَقَدْ أُوتِيَ(feqad ûtiye): “Muhakkak ki ona verilmiştir.”قَدْ(qad) tahkik (kesinlik) ifade eder.أُوتِيَ(ûtiye) meçhul mazi kipidir.خَيْرًا كَثِيرًا(ḫayran keśîrâ): “Çok hayır, pek çok iyilik, büyük bir lütuf.” Hikmetin ne kadar değerli ve kapsamlı bir nimet olduğunu ifade eder. Dünya ve ahiret saadetine vesile olacak her türlü iyiliği içerir.
وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّا أُولُو الْأَلْبَابِ(ve mâ yeżżekkeru illâ ulu-l-elbâb): “Ve (bunu veya Allah’ın ayetlerini) ancak ûlu’l-elbâb (halis akıl sahipleri, derin idrak sahipleri) düşünüp anlar (öğüt alır).”وَمَا يَذَّكَّرُ(ve mâ yeżżekkeru):تَذَكَّرَ(teżekkere – hatırladı, düşündü, öğüt aldı) fiilinin muzari menfi (olumsuz) halidir. “Hatırlamaz, düşünmez, öğüt almaz.”إِلَّا(illâ): “Ancak, müstesna.” Hasr (sınırlama) ifade eder.أُولُو الْأَلْبَابِ(ulu-l-elbâb): “Akıl sahipleri.”أُولُو(ûlû), “sahipleri” demektir.الْأَلْبَاب(el-elbâb),لُبّ(lubb) kelimesinin çoğuludur.Lubb, bir şeyin özü, çekirdeği, saf aklı, derin kavrayışı ifade eder. Yani, sadece yüzeysel bakanlar değil, işin özünü kavrayan, derinlemesine düşünen, basiretli kimseler Allah’ın ayetlerinden ve hikmetin değerinden öğüt alır.
Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler: Bu ayet-i kerime, hikmetin değeri ve onu elde etmenin yolu hakkında önemli dersler sunar:
- Hikmet İlahi Bir Lütfudur: Hikmet çalışmakla elde edilebilecek bir bilgi birikiminin ötesinde, Allah’ın dilediği kullarına bahşettiği özel bir anlayış ve kavrayış yeteneğidir.
- Hikmet En Büyük Hayırdır: Bir insana verilebilecek en değerli nimetlerden biri hikmettir. Çünkü hikmet, kişiyi dünya ve ahirette mutluluğa ulaştıracak doğru kararlar almaya ve doğru davranışlarda bulunmaya sevk eder.
- Akıl ve Tefekkürün Önemi: Allah’ın ayetlerini, hikmetin değerini ve dinin inceliklerini ancak aklını kullanan, derinlemesine düşünen (tefekkür eden) kimseler idrak edebilir. Kur’an, aklı kullanmayı ve tefekkürü teşvik eder.
- Hikmetin Göstergeleri: Hikmet sahibi kişi, doğruyu yanlıştan ayırt edebilir, olayların iç yüzünü görebilir, sabırlı ve basiretli davranır, ilmiyle amel eder ve her işi yerli yerince yapar.
- Öğüt Alabilme Kabiliyeti: Herkes Allah’ın ayetlerini işitir veya okur, ancak onlardan gerçek manada öğüt alıp hayatını değiştirenler, ancak derin akıl sahipleridir.
- Hikmetin Pratik Faydaları: Bir önceki ayette bahsedilen şeytanın fakirlik korkutması ve Allah’ın lütuf vaadi arasında doğru tercihi yapabilmek, hikmetin pratik bir sonucudur. Hikmetli kişi, geçici dünya menfaatlerine aldanmaz, ebedi olanı tercih eder.
Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı: Önceki Ayet (Bakara 268): “Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği/kötülüğü emreder. Allah ise size kendi katından bir bağışlama ve lütuf (bolluk) vaat eder…” Bu ayet, şeytanın aldatıcı vaatleri ile Allah’ın hak vaatlerini karşılaştırmıştı. 269. ayet ise, bu iki vaat arasında doğru olanı seçebilme, şeytanın vesvesesine kanmayıp Allah’ın vaadine güvenebilme yeteneğinin “hikmet” ile mümkün olduğunu belirtir. Yani, hikmet sahibi kimse, Allah’ın vaadinin “çok hayır” olduğunu anlar ve ona göre hareket eder. Sonraki Ayet (Bakara 270): “Ne türden olursa olsun yaptığınız her harcamayı veya adadığınız her adağı Allah muhakkak bilir. Zalimlerin ise hiçbir yardımcıları yoktur.” Hikmet sahibi kimsenin, Allah’ın her şeyi bildiği (Alîm olduğu bir önceki ayette geçmişti) ve her harcamayı da bildiği şuuruyla hareket edeceği vurgulanır. Hikmet, kişiyi Allah’ın her şeyi bildiği bilinciyle sorumlu davranmaya sevk eder. Zalimlerin yardımcısız kalması ise, hikmetten mahrum kalıp yanlış tercihler yapanların akıbetine bir işarettir.
Sonuç: Bakara Suresi 269. ayeti, hikmetin Allah Teâlâ tarafından verilen çok büyük bir lütuf ve hayır olduğunu, ancak bu nimetin kadrini ve Allah’ın ayetlerinden alınacak dersleri yalnızca derin akıl ve basiret sahibi kimselerin anlayıp idrak edebileceğini vurgular. Bu ayet, müminleri hikmet talep etmeye, akıllarını kullanmaya, tefekkür etmeye ve böylece Allah’ın kendilerine bahşettiği “çok hayır”a nail olmaya teşvik eder.