Hakikate Sağır Olanlar: Anlamsız Sesler
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
Arapça Okunuşu:
وَمَثَلُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا كَمَثَلِ الَّذ۪ي يَنْعِقُ بِمَا لَا يَسْمَعُ اِلَّا دُعَٓاءً وَنِدَٓاءًۜ صُمٌّ بُكْمٌ
عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
Kur’an-ı Kerim Bakara Suresi 171. Ayeti
Türkçe Okunuşu:
“Ve meśelu-lleżîne keferû kemeśeli-lleżî yen’iku bimâ lâ yesme’u illâ du’âen ve nidââ(en), ṣummun bukmun ‘umyun fehum lâ ya’kılûn(e).”
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
“O kâfirlerin hali, sadece bir çağırma veya bağırmadan başkasını işitmeyerek haykıranın haline benzer. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, akıl da etmezler.”
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Bakara Suresi’nin 171. Ayeti Işığında Duası:
Bu ayet-i kerime, imana çağrıldıkları halde hakikati anlamayan ve ona kulak vermeyen kâfirlerin durumunu, çobanın ne dediğini anlamadan sadece onun sesini duyan hayvan sürüsünün haline benzetir. Onların manevi olarak sağır, dilsiz ve kör oldukları, bu yüzden de akledemeyecekleri belirtilir. Bu, son derece çarpıcı bir tasvirdir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) de dualarında Allah’tan hidayet, anlayış, kalp gözünün açılmasını dilemiş ve bu tür bir manevi körlükten, sağırlıktan ve dilsizlikten Allah’a sığınmıştır.
Hidayet, Basiret ve Anlayış İçin Dua: Peygamber Efendimiz (s.a.v), kalplerin hakikate açılması ve insanların doğru yolu anlaması için dua ederdi. Bir duasında şöyle buyurmuştur: “Allah’ım! Bana hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et. Batılı da batıl olarak göster ve ondan sakınmayı nasip et. Ve onu bize karıştırma ki sapıtmayalım.” (Farklı lafızlarla rivayet edilmiştir). Bu dua, ayette bahsedilen “sağır, dilsiz, kör” olma durumunun zıddı olan basiret ve hakikati anlama talebini içerir. Yine, “Allah’ım! Senden faydalı ilim, kabul edilmiş amel ve helal rızık isterim.” (İbn Mâce, İkāme, 32). Faydalı ilim, kişinin hakikati anlamasına ve akletmesine yardımcı olur.
Manevi Körlük, Sağırlık ve Dilsizlikten Allah’a Sığınma: Peygamberimiz (s.a.v) duyu organlarının şerrinden Allah’a sığınırken, bu sığınma aynı zamanda onların manevi işlevlerini yitirmesinden de korunmayı kapsar: “Allah’ım! Kulağımın şerrinden, gözümün şerrinden, dilimin şerrinden, kalbimin şerrinden ve menimin şerrinden sana sığınırım.” (Ebû Dâvûd, Vitr, 32; Tirmizî, De’avât, 74). Kalbin ve diğer duyu organlarının hakikate karşı kapanması, en büyük şerlerden biridir.
Bakara Suresi’nin 171. Ayeti Işığında Hadisler:
İnkârcıların Hakikate Karşı Durumu: Peygamber Efendimiz (s.a.v), bazı insanların hakikat karşısında ne kadar inatçı ve anlayışsız olabileceğini bizzat tecrübe etmiştir. Mekke müşrikleri, O’nun davetine karşı kulaklarını tıkamış, gözlerini kapamış ve kalplerinin mühürlü olduğunu iddia etmişlerdir. Bu ayet, onların bu durumunu genel bir prensiple ifade eder. Bir hadis-i şerifte, münafıkların durumuyla ilgili olarak şöyle bir benzetme yapılır: “Münafığın misali, iki sürü arasında gidip gelen şaşkın koyun gibidir; bir o sürüye gider, bir bu sürüye gider, hangisine uyacağını bilemez.” (Müslim, Sıfâtü’l-Münâfıkîn, 17). Bu da bir tür anlayışsızlık ve kararsızlık halidir.
Aklını Kullanmamanın Sonucu: Ayetteki “Onlar akıl da etmezler” (fehum lâ ya’kılûn) ifadesi, onların en temel insani yeteneklerinden biri olan aklı, hakikati bulma yolunda kullanmadıklarını gösterir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) de aklın önemine ve onu doğru kullanmanın gerekliliğine işaret etmiştir. Akıl, vahyin ışığında kullanıldığında hidayete vesile olur.
Kur’an’ın Misalleri: Kur’an-ı Kerim, hakikatleri daha iyi anlatmak için birçok misal (darb-ı mesel) kullanır. Bu ayetteki benzetme de bunlardan biridir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) de sohbetlerinde ve öğretilerinde sık sık misaller vererek konuların daha iyi anlaşılmasını sağlardı.
Bakara Suresi’nin 171. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye:
- Tebliğde Sabır ve Üslup: Peygamber Efendimiz (s.a.v), kendisini dinlemeyen, anlamayan veya alay eden kimselere karşı bile tebliğ görevini sabırla ve en güzel üslupla yerine getirmeye çalışmıştır. O, insanların hidayeti için çırpınmış, ancak kimseyi zorlamamıştır. Bu ayet, O’nun karşılaştığı bazı muhatapların durumunu tasvir eder.
- Manevi Duyuların Açılması İçin Çaba: Sünnet, müminleri kalplerini, kulaklarını ve gözlerini hakikate açmaya teşvik eder. Bu, Kur’an okumak, zikir yapmak, tefekkür etmek ve salih ameller işlemekle mümkün olur. Ayette bahsedilen manevi körlük, sağırlık ve dilsizlikten kurtulmanın yolu budur.
- Cehaletle Mücadele: Peygamberimiz (s.a.v) cehaletle mücadele etmiş, ilmi yaymış ve insanları bilmedikleri konularda aydınlatmaya çalışmıştır. “Akletmeyenler” ifadesi, cehaletin ve düşüncesizliğin bir eleştirisidir.
Özet:
Bu ayet, Allah’ın indirdiği hakikate çağrıldıklarında onu anlamayan veya anlamak istemeyen kâfirlerin durumunu çarpıcı bir misalle anlatır. Onların hali, çobanın ne dediğini anlamadan sadece onun sesini ve bağırışını duyan hayvan sürüsünün haline benzetilir. Çünkü onlar, manevi olarak gerçeğe karşı sağır, onu ifade etmekten yana dilsiz ve onu görmekten yana kördürler; bu yüzden de akıllarını kullanarak doğruyu kavrayamazlar.
İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı:
Medine döneminde nazil olan bu ayet, bir önceki ayette (Bakara 2:170) Allah’ın indirdiğine uymayıp atalarını körü körüne taklit edenlerin eleştirilmesinin ardından gelir. Bu ayet, o tür bir taklidin ve vahye karşı direnişin altında yatan manevi körlüğü, sağırlığı ve anlayışsızlığı daha da somut bir benzetmeyle ortaya koyar. Bu, hem Mekke’den kalma müşrik zihniyetine hem de Medine’deki bazı Ehl-i Kitap mensuplarının veya münafıkların hakka karşı olan duyarsızlıklarına bir işaret olabilir.
Ayetin Detaylı Tefsiri:
“Ve meśelu-lleżîne keferû” (O kâfirlerin (imana çağrıldıklarındaki) durumu/misali): Allah Teâlâ, inkâr edenlerin, kendilerine yapılan hak davet karşısındaki hallerini bir benzetmeyle anlatır.
“Kemeśeli-lleżî yen’iku bimâ lâ yesme’u illâ du’âen ve nidââ(en)” (Sadece bir çağırma veya bağırmadan (anlamsız seslerden) başkasını işitmeyerek (anlamayarak) haykıran (çobanın) hayvanlara haykırması gibidir): Bu benzetmenin yorumu hakkında tefsirlerde iki ana yaklaşım vardır:
- Kâfirlerin Durumu Hayvanlara Benzetilir: En yaygın yoruma göre, burada “yen’iku” (haykıran) kişi Peygamber Efendimiz (s.a.v) veya genel olarak hakka davet eden kimsedir. “Bimâ lâ yesme’u illâ du’âen ve nidââ” (sadece bir ses ve nida işiten) ise, davet edilen kâfirlerdir. Yani, Peygamber (s.a.v) onları imana çağırdığında, onlar bu çağrının anlamını ve hikmetini kavramazlar; tıpkı çobanın güttüğü hayvanların, çobanın sesini duymalarına rağmen ne dediğini anlamamaları, sadece bir gürültü veya çağrı sesi işitmeleri gibi. Onlar da Kur’an’ı ve Peygamber’in (s.a.v) sözlerini duyarlar ama manasını idrak etmezler.
- Kâfirlerin Putlara Yalvarması Çobanın Hayvanlara Seslenmesine Benzetilir: Bazı müfessirler ise, “yen’iku” fiilini kâfirlere, “bimâ lâ yesme’u…” ifadesini de onların taptıkları putlara hamletmişlerdir. Yani, kâfirlerin kendilerine hiçbir cevap veremeyen, hiçbir şeyi anlamayan putlara dua etmeleri ve onlardan yardım dilemeleri, çobanın ne dediğini anlamayan hayvanlara seslenmesi gibidir. Ancak birinci yorum, ayetin siyak ve sibakına (öncesi ve sonrasıyla olan bağına) ve özellikle sonundaki “sağır, dilsiz, kördürler, akletmezler” ifadesine daha uygun görünmektedir.
“Ṣummun bukmun ‘umyun” (Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler): Bu ifade, onların manevi duyu organlarının işlevsiz hale geldiğini belirtir:
- “Ṣummun”: (Hakka karşı) sağırdırlar; gerçeği işitmezler, vahye kulak vermezler.
- “Bukmun”: (Hakkı konuşmaktan yana) dilsizdirler; gerçeği ikrar etmezler, imanlarını dile getirmezler, faydalı sorular sormazlar.
- “‘Umyun”: (Hakikatin delillerine karşı) kördürler; Allah’ın kâinattaki ve Kur’an’daki ayetlerini görmezler, onlardan ibret almazlar. Bu, onların fiziksel olarak sağır, dilsiz veya kör oldukları anlamına gelmez; aksine, hakikati algılama ve kabul etme yeteneklerini kaybettikleri manevi bir durumu ifade eder.
“Fehum lâ ya’kılûn(e)” (Bu yüzden onlar akletmezler/akıllarını kullanıp anlamazlar): Manevi duyu organları bu şekilde körelmiş olduğu için, akıllarını da doğru bir şekilde kullanamazlar. Hak ile batılı, doğru ile yanlışı ayırt edemez, ilahi mesajın derinliğini ve hikmetini kavrayamazlar. Akıl nimeti onlara verilmiş olsa da, onu hidayet yolunda kullanmazlar.
Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler:
- Hakikate Karşı Kalp Gözünün Açık Olması: İnsanın, Allah’ın ayetlerini ve peygamberlerin davetini anlaması için sadece fiziksel duyu organlarının yeterli olmadığı, aynı zamanda kalp gözünün ve manevi basiretinin de açık olması gerektiği vurgulanır.
- İnat ve Kibrin Anlayışa Engel Olması: İnatçılık, kibir ve ön yargılar, insanın aklını doğru kullanmasına ve hakikati görmesine engel olur. Bu durum, kişiyi ayette tasvir edilen manevi körlük, sağırlık ve dilsizliğe sürükleyebilir.
- Kur’an’ın Misal Verme Üslubu: Kur’an, soyut hakikatleri somut misallerle anlatarak insanların daha iyi anlamasını hedefler. Bu ayetteki çoban ve sürü misali de bu üslubun bir örneğidir.
- Aklın Kullanılmasının Önemi: İslam dini akla büyük önem verir ve insanları düşünmeye, tefekkür etmeye ve akıllarını kullanarak doğru yolu bulmaya teşvik eder. Akletmeyenler, hakikatten mahrum kalırlar.
- Davetçiler İçin Bir Uyarı ve Teselli: Bu ayet, hakka davet eden kimselere, bazı insanların davetlerine karşı neden bu kadar duyarsız ve anlayışsız kalabildiklerini açıklar. Bu, davetçinin kendi tebliğinde bir kusur olduğu anlamına gelmeyebilir; sorun muhatabın kalbindeki manevi hastalıklarda olabilir. Bu durum, davetçiyi ümitsizliğe düşürmemeli, sabırla görevine devam etmesini sağlamalıdır.
Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı:
Bu 171. ayet, bir önceki ayet olan Bakara 2:170’de Allah’ın indirdiğine uymayıp atalarını körü körüne taklit edenlerin ve “Ya ataları hiçbir şey anlamayan ve doğru yolu bulamayan kimseler idiyseler de mi?” diyerek onların bu mantıksız tutumlarının eleştirilmesinin ardından gelir. Bu ayet, işte bu “akletmeyen ve hidayetten uzak ataları” taklit edenlerin, kendilerinin de neden hakikati akledemediğini bir misalle açıklar: Çünkü onlar manen sağır, dilsiz ve kördürler. Bu ayetten sonra gelen Bakara 2:172’de ise, hitap müminlere yönelerek, onların kâfirlerin bu durumunun aksine, Allah’ın verdiği temiz rızıklardan yemeleri ve eğer sadece O’na kulluk ediyorlarsa O’na şükretmeleri emredilecektir. Bu, iman edenlerle etmeyenler arasındaki farkı ortaya koyar.
Sonuç:
Bakara Suresi 171. ayeti, imana çağrıldıklarında hakikati anlamayan ve ona kulak vermeyen kâfirlerin durumunu, çobanın ne dediğini anlamadan sadece onun sesini duyan hayvan sürüsünün haline benzeten çarpıcı bir misalle anlatır. Onların bu anlayışsızlıklarının temelinde, hakikate karşı manevi olarak sağır, dilsiz ve kör olmaları yatar; bu yüzden de akıllarını kullanarak doğruyu kavrayamazlar. Bu ayet, müminlere, hidayet nimetinin kıymetini bilmeleri, akıllarını ve kalplerini hakikate açık tutmaları ve Allah’ın ayetleri üzerinde tefekkür etmeleri gerektiği konusunda önemli bir ders verir.