Bakara Suresi AyetleriKur'an-ı Kerim

Körü Körüne Taklit: “Biz Atalarımızın Yoluna Uyarız”

Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim

Arapça Okunuşu:

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَٓا اَلْفَيْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ اَوَلَوْ كَانَ

اٰبَاؤُ۬هُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْـًٔا وَلَا يَهْتَدُونَ

Kur’an-ı Kerim Bakara Suresi 170. Ayeti

Türkçe Okunuşu:

“Ve iżâ kîle lehumu-ttebi’û mâ enzela-llâhu kâlû bel nettebi’u mâ elfeynâ ‘aleyhi âbâenâ, evelev kâne âbâuhum lâ ya’kılûne şey-en ve lâ yehtedûn(e).”

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

“Onlara: “Allah’ın indirdiğine uyun.” dendiği zaman, “Hayır, biz atalarımızı neyin üzerinde bulduksa ona uyarız.” derler. Ya ataları bir şeye akıl erdiremez ve doğruyu seçemez idiyseler de mi?”

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Bakara Suresi’nin 170. Ayeti Işığında Duası:

Bu ayet-i kerime, kendilerine “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiğinde, “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız” diyerek ilahi vahyi reddeden ve körü körüne atalarını taklit eden kimselerin durumunu eleştirir. Onların bu tutumlarının, ataları hiçbir şey anlamayan ve doğru yolda olmayan kimseler olsa bile devam edeceğini sorgulayarak, akıllarını kullanmaya ve hakka tabi olmaya davet eder. Peygamber Efendimiz (s.a.v) de dualarında Allah’tan daima doğru yolu göstermesini, cehaletten ve körü körüne taklitten korumasını dilemiştir.

  • Hidayet, Basiret ve Doğru Anlayış İçin Dua: Peygamber Efendimiz (s.a.v), Allah’tan kendisi ve ümmeti için basiret, yani olayların ve hakikatlerin iç yüzünü anlama yeteneği istemiştir. Ataların yolunu körü körüne taklit etmek, basiretsizliğin bir sonucudur. Bir duasında şöyle buyurmuştur: “Allah’ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et. Bize batılı da batıl olarak göster ve ondan sakınmayı nasip et. Ve onu bize karıştırma ki sapıtmayalım. Ve bizi müttakilere imam (önder) kıl.” (Bu dua farklı kaynaklarda çeşitli lafızlarla yer alır ve hak ile batılı ayırt etme ve hakka tabi olma arzusunu içerir).

  • Cehaletten ve Taklitten Allah’a Sığınma: Ayetteki “Ya ataları bir şeye akıl erdiremez ve doğruyu seçemez idiyseler de mi?” ifadesi, cehalet üzere olan ataları taklit etmenin yanlışlığını vurgular. Peygamberimiz (s.a.v) de faydasız ilimden ve cehaletten Allah’a sığınmıştır. “Allah’ım! Fayda vermeyen ilimden, huşû duymayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım.” (Müslim, Zikir, 73). Körü körüne taklit, fayda vermeyen bir cehalet türüdür.

Bakara Suresi’nin 170. Ayeti Işığında Hadisler:

  • Körü Körüne Taklidin Kınanması: Peygamber Efendimiz (s.a.v), İslam öncesi cahiliye adetlerini ve ataların yanlış yollarını körü körüne taklit etmeyi reddetmiş, insanları vahye ve akla dayalı bir dine davet etmiştir. Mekke müşrikleri, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) davetine karşı en sık kullandıkları argümanlardan biri, “Biz atalarımızı bu yol üzere bulduk ve onların izinden gideriz” (Bakara 2/170; Mâide 5/104; Lokmân 31/21; Zuhruf 43/22-23) sözüydü. Kur’an, bu ayette ve benzeri birçok ayette bu anlayışı şiddetle eleştirir. Peygamberimiz (s.a.v) bir hadisinde şöyle buyurur: “Sizden biri, ‘Ben insanlarlayım; eğer insanlar iyilik yaparsa ben de iyilik yaparım, eğer onlar kötülük yaparsa ben de kötülük yaparım’ diyen zayıf karakterli (imma’a) kimse olmasın. Aksine, nefsinizi öyle bir duruma getirin ki, insanlar iyilik yaptığı zaman siz de iyilik yapın, eğer onlar kötülük yaparlarsa siz zulmetmeyin (kötülüğe kötülükle karşılık vermeyin veya onların kötülüğüne uymayın).” (Tirmizî, Birr, 63). Bu, körü körüne çoğunluğa veya geleneklere uymak yerine, hakka ve doğruya tabi olmayı öğretir.

  • Aklın Kullanılmasına Teşvik: Ayetteki “Ya ataları bir şeye akıl erdiremez… idiyseler de mi?” sorusu, aklı kullanmanın ve sorgulamanın önemini vurgular. Peygamber Efendimiz (s.a.v) de insanları düşünmeye, tefekkür etmeye ve akıllarını kullanarak hakikati bulmaya teşvik etmiştir. İslam, körü körüne bir iman değil, bilinçli bir teslimiyet ister.

Bakara Suresi’nin 170. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye:

  • Cahiliye Adetlerinin Reddi: Peygamber Efendimiz (s.a.v), İslam’la birlikte cahiliye dönemine ait birçok batıl inanışı, haksız uygulamayı ve körü körüne taklide dayanan adetleri ortadan kaldırmıştır. O, her şeyi vahyin ve aklın süzgecinden geçirmiştir.
  • Vahye Tabi Olmanın Esas Alınması: Sünnet, her türlü gelenek, örf veya beşeri görüşten önce Allah’ın kitabına ve Resûlü’nün sünnetine tabi olmayı esas alır. Eğer bir gelenek veya ata yolu vahye aykırı ise, o terk edilir.
  • İlim ve Basirete Davet: Peygamberimiz (s.a.v), ümmetini ilim öğrenmeye, basiretli olmaya ve dinlerini delilleriyle anlamaya teşvik etmiştir. Bu, ayette kınanan “akıl erdiremeyen ve doğru yolu bulamayan ataları” taklit etme durumuna düşmekten korur.

Özet:

Bu ayet, kendilerine “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiğinde, “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola (geleneklere) uyarız” diyerek ilahi vahyi reddeden ve atalarını körü körüne taklit eden kimselerin tutumunu eleştirir. Ayet, “Ya ataları hiçbir şey anlamayan ve doğru yolda olmayan kimseler idiyseler de mi (onlara uyacaksınız)?” diyerek bu mantıksız ve tehlikeli tavrı sorgular.

İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı:

Medine döneminde nazil olan bu ayet, bir önceki ayette (Bakara 2:169) şeytanın insanlara kötülüğü, hayâsızlığı ve Allah hakkında bilmedikleri şeyleri söylemeyi emrettiği belirtildikten sonra, insanların bu şeytanî telkinlere nasıl kapılabileceklerine bir örnek sunar: Ataların yolunu sorgusuzca din edinmek. Bu, hem Mekke müşriklerinin Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) karşı en sık kullandıkları argümanlardan biriydi hem de Medine’deki Ehl-i Kitap’tan bazılarının kendi tahrif edilmiş geleneklerine körü körüne bağlılıklarını ifade edebilir. Ayet, genel olarak vahye karşı gelenekleri öne süren her türlü zihniyeti kınar.

Ayetin Detaylı Tefsiri:

  • “Ve iżâ kîle lehumu-ttebi’û mâ enzela-llâh(u)” (Onlara: “Allah’ın indirdiğine uyun.” denildiği zaman):

    • “İżâ kîle lehum”: “Onlara denildiği vakit.” Bu “onlar” zamiri, genellikle Allah’ın vahyine karşı direnen, O’nun emirlerini kabul etmek yerine başka yollara sapan kimselere işaret eder. Bu bağlamda hem müşrikleri hem de Ehl-i Kitap’tan olup da hakka tabi olmayanları kapsayabilir.
    • “İttebi’û mâ enzela-llâh”: “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a ve önceki vahiylerin asıllarına) uyun, tabi olun.” Bu, kurtuluşun ve doğru yolun ancak ilahi vahye uymakla mümkün olacağı çağrısıdır.
  • “Kâlû bel nettebi’u mâ elfeynâ ‘aleyhi âbâenâ” (Derler ki: “Hayır, biz (sadece) atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız”): Onların cevabı, ilahi vahyi reddedip, atalarından gördükleri gelenekleri, inançları ve yaşam tarzını takip etme yönündedir.

    • “Bel”: “Hayır, aksine, tam tersine.” Allah’ın indirdiğine uymayı reddederler.
    • “Nettebi’u mâ elfeynâ ‘aleyhi âbâenâ”: “Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız.” “Elfeynâ” (أَلْفَيْنَا), “bulduk, rastladık” anlamına gelir. Bu, sorgusuz, delilsiz, sadece gelenek olduğu için bir şeyi takip etme anlayışıdır (körü körüne taklit).
  • “Evelev kâne âbâuhum lâ ya’kılûne şey-en ve lâ yehtedûn(e)” (Ya ataları hiçbir şeye akıl erdiremez ve doğru yolu bulamamış idiyseler de mi (yine onlara uyacaklar)?): Bu, onların bu körü körüne taklitlerini çürüten, akla ve mantığa hitap eden güçlü bir sorudur:

    • “Evelev kâne”: “Peki ya… olsa bile mi?” Şaşkınlık ve kınama ifade eder.
    • “Âbâuhum lâ ya’kılûne şey-en”: “Ataları hiçbir şeyi akledemiyorlardı/anlamıyorlardı.” Yani, ataları dini konularda, tevhidde, ahlakta veya doğru yaşam biçiminde hiçbir sağlam bilgiye ve anlayışa sahip değillerdi.
    • “Ve lâ yehtedûn”: “Ve hidayet üzere de değillerdi/doğru yolu da bulamamışlardı.” Ataları hem bilgisiz hem de yanlış yolda iseler, onlara uymak nasıl bir mantıkla açıklanabilir? Bu soru, taklidin değil, hakikatin ve delilin esas alınması gerektiğini vurgular. Eğer ataların yolu Allah’ın indirdiği hakikate uygunsa ona uyulur; ama eğer aykırıysa, o zaman Allah’ın indirdiği vahiy esas alınmalıdır.

Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler:

  1. Körü Körüne Taklidin Reddi: İslam, ataların yolunu veya gelenekleri körü körüne, sorgusuzca taklit etmeyi reddeder. Asıl olan, hakikate ve delile tabi olmaktır.
  2. Aklın ve Tefekkürün Önemi: Din anlayışında aklın ve tefekkürün önemli bir yeri vardır. Bir inancın veya uygulamanın doğruluğu, sadece eski olmasıyla veya atalardan gelmesiyle değil, vahye ve akla uygunluğuyla ölçülür.
  3. Hidayetin Kaynağı Vahiydir: Gerçek hidayet, Allah’ın indirdiği vahiyledir. Ataların yolu, ancak vahye uygun olduğu ölçüde değerlidir.
  4. Cehalet Üzere Olanları Taklit Etmenin Tehlikesi: Bilgisiz ve yanlış yolda olan ataları taklit etmek, kişiyi aynı yanlışlıklara ve sapkınlıklara sürükler.
  5. Her Neslin Kendi Sorumluluğu: Her nesil, hakikati aramak ve ona tabi olmakla sorumludur. Ataların hataları, sonraki nesiller için bir mazeret teşkil etmez.
  6. İslam’ın Yenilikçi Ruhu (Tecdîd): İslam, her türlü batıl geleneği ve cahiliye adetini ortadan kaldırarak, insanları saf tevhide ve Allah’ın vahyine dayalı bir hayata çağırmıştır.

Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı:

Bu 170. ayet, bir önceki ayet olan Bakara 2:169’da şeytanın insanlara kötülüğü, hayâsızlığı ve Allah hakkında bilmedikleri şeyleri söylemeyi emrettiği belirtildikten sonra gelir. İşte bu “Allah hakkında bilmedikleri şeyleri söyleme”nin bir tezahürü de, vahye dayanmayan ve atalardan miras kalan batıl inanç ve gelenekleri din edinmektir. Şeytan, insanları bu yolla Allah’ın indirdiği hakikatten uzaklaştırır. Bu ayetten sonra gelen Bakara 2:171’de ise, bu tür körü körüne taklit eden ve hakka kulak vermeyen kâfirlerin durumu, çobanın ne dediğini anlamadan sadece bir ses ve bağırış duyan hayvanların durumuna benzetilerek, onların akletme ve anlama yeteneklerini kullanmadıkları vurgulanacaktır.

Sonuç:

Bakara Suresi 170. ayeti, Allah’ın indirdiği vahye uymaya çağrıldıklarında, “Hayır, biz atalarımızın yoluna uyarız” diyerek körü körüne bir taklide sapanların mantıksızlığını ve tehlikeli durumunu gözler önüne serer. Ayet, ataları hiçbir şey anlamayan ve doğru yolda olmayan kimseler olsa bile onlara uymanın akıl kârı olmadığını vurgulayarak, insanları akıllarını kullanmaya, delile tabi olmaya ve asıl hidayet kaynağı olan ilahi vahye yönelmeye davet eder. Bu, İslam’ın akla ve hakikate verdiği önemi gösteren temel ayetlerden biridir.

ALPER

"İslam Bilimleri ve Tefsir araştırmacısı olan Alper, Kur'anî kavramlar ve Hadis ilmi üzerine derinlemesine çalışmalar yürütmektedir. Akademik perspektifi manevi derinlikle harmanlayarak okuyucularına rehberlik etmeyi amaçlar."

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu