Bakara Suresi AyetleriKur'an-ı Kerim

Safa ve Merve: Allah’ın Sembolleri ve Hac İbadetinin Meşruiyeti

Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim

Arapça Okunuşu:

اِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَٓائِرِ اللّٰهِۚ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ اَوِ اعْتَمَرَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِ اَنْ

يَطَّوَّفَ بِهِمَاۜ وَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًاۙ فَاِنَّ اللّٰهَ شَاكِرٌ عَل۪يمٌ

Kur’an-ı Kerim Bakara Suresi 158. Ayeti

Türkçe Okunuşu:

“İnne-ṣṣafâ ve-lmervete min şe’âiri-llâh(i), femen ḥacce-lbeyte evi-‘temera felâ cünâḥa ‘aleyhi en yeṭṭavvefe bihimâ, ve men teṭavve’a ḫayran fe-inna-llâhe şâkirun ‘alîm(un).”

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

“Muhakkak Safa ile Merve Allah’ın alâmetlerindendir. Onun için her kim hac veya umre niyetiyle Kâbe’yi ziyaret ederse, bunları tavaf etmesinde ona bir günah yoktur. Her kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah iyiliğin karşılığını verir ve her şeyi bilir.”

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Bakara Suresi’nin 158. Ayeti Işığında Duası:

Bu ayet-i kerime, Safâ ile Merve tepelerinin Allah’ın şeâirinden (dininin alamet ve nişanelerinden) olduğunu, Hac veya Umre yapanların bu iki tepe arasında sa’y etmelerinde bir günah olmadığını belirtir ve kim gönüllü olarak bir hayır işlerse Allah’ın bunu şükranla karşılayacağını (Şâkir) ve her şeyi bildiğini (Alîm) vurgular. Peygamber Efendimiz (s.a.v) de Safâ ve Merve’de özel dualar yapmış, sa’y ibadetini ümmetine öğretmiş ve her türlü hayra teşvik etmiştir.

  • Safâ ve Merve’de Yapılan Dualar: Peygamber Efendimiz (s.a.v) Hac ve Umre sırasında Safâ tepesine çıktığında Kâbe’ye yönelir, ellerini kaldırır ve Allah’a hamd eder, tekbir getirir ve dua ederdi. Aynı şekilde Merve tepesinde de benzer dualar yapardı. Bu dualar arasında tevhid, tekbir, hamd ve Allah’tan mağfiret ve dünya-ahiret iyiliği dileme gibi unsurlar bulunurdu. Câbir bin Abdullah (r.a.) Resûlullah’ın (s.a.v) haccını anlatırken, Safâ’ya yaklaştığında bu ayeti (“İnne’s-Safâ ve’l-Mervete min şe’âirillâh”) okuduğunu, sonra Safâ’ya çıkıp Kâbe’yi görünce üç defa “Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr” (Allah’tan başka ilah yoktur, O birdir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’nadır ve O her şeye kadirdir) dediğini, ardından dua ettiğini, bunu üç kez tekrarladığını, sonra Merve’ye gidip orada da benzerini yaptığını rivayet eder. (Müslim, Hac, 147). Bu, müminlerin de sa’y sırasında bu mübarek mekanlarda Allah’ı zikretmeleri ve dua etmeleri için bir örnektir.

  • Hayır İşlerinin Kabulü İçin Dua: “Kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah iyiliğin karşılığını verir” ifadesi, her türlü nafile ibadetin ve hayrın Allah katında değerli olduğunu gösterir. Peygamberimiz (s.a.v) de amellerin kabulü için dua eder, ihlasla yapılan az amelin bile değerli olduğunu belirtirdi.

  • Allah’ın Şâkir ve Alîm İsimlerine Sığınma: Allah’ın “Şâkir” (şükrün karşılığını veren, yapılan iyiliği takdir eden) ve “Alîm” (her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilen) olması, müminler için büyük bir güvencedir. Dualarda bu isimlere tevessül ederek, yapılan hayırların Allah tarafından bilinip takdir edileceği ümidiyle O’na yönelinir.

Bakara Suresi’nin 158. Ayeti Işığında Hadisler:

  • Ayetin Nüzul Sebebi (Sa’y Konusundaki Tereddüt): Bu ayetin iniş sebebiyle ilgili en meşhur rivayet Hz. Aişe (r.anha) validemizden gelmektedir. Urve bin Zübeyr (r.a.) teyzesi Hz. Aişe’ye (r.anha) bu ayetteki “O halde Safâ ile Merve arasında sa’y etmesinde kişiye bir günah yoktur” ifadesinin, sa’y etmemenin de caiz olduğu anlamına gelip gelmediğini sormuş. Hz. Aişe (r.anha) şöyle cevap vermiştir: “Hayır, eğer dediğin gibi olsaydı, ‘Sa’y etmemesinde bir günah yoktur’ denilirdi. Bu ayet, Ensar’dan bazı kimseler hakkında nazil oldu. Onlar, Müslüman olmadan önce (putları olan) Menât için ihrama girerler ve Safâ ile Merve arasında sa’y etmekten çekinirlerdi (günah sayarlardı). İslam’a girdikten sonra Resûlullah’a (s.a.v) bu durumu sordular ve Allah Teâlâ bu ayeti indirdi.” (Buhârî, Hac, 79; Tefsîru Sûre (2), 21; Müslim, Hac, 260-262). Bir başka rivayette ise, cahiliye döneminde Safâ tepesinde İsâf, Merve tepesinde de Nâile adlı putlar bulunduğu, insanlar bu putlar için sa’y ettikleri için, Müslümanlar İslam geldikten sonra bu iki tepe arasında sa’y etmekten çekinmişler, bunun üzerine bu ayet nazil olmuştur. Yani ayet, bu tereddüdü gidermek ve sa’yin Allah’ın şeâirinden olduğunu belirtmek için “sa’y etmesinde bir günah yoktur” ifadesini kullanmıştır. Bu, sa’yin isteğe bağlı olduğu anlamına gelmez; bilakis, o cahiliye âdeti sebebiyle oluşan günahkârlık endişesini ortadan kaldırır.

  • Sa’yin Hükmü: Peygamber Efendimiz (s.a.v) bizzat sa’y yapmış ve şöyle buyurmuştur: “Sa’y ediniz, çünkü Allah sa’yi size yazmıştır (farz veya vacip kılmıştır).” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 421; İbn Mâce, Menâsik, 43). Bu ve benzeri hadisler, sa’yin Hac ve Umre’nin rükünlerinden veya vaciplerinden olduğunu gösterir.

Bakara Suresi’nin 158. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye:

  • Sa’y İbadetinin Uygulanışı: Peygamber Efendimiz (s.a.v) Hac ve Umre ibadetlerinde Safâ ile Merve arasında yedi defa sa’y etmiştir. Safâ’dan başlayıp Merve’de bitirmiş, Merve’den Safâ’ya dönüş bir şavt (tur) sayılmıştır. Sa’y sırasında belirli yerlerde (iki yeşil direk arası) daha hızlı yürümüş (hervele yapmış) ve her iki tepede de Kâbe’ye dönerek dua etmiştir. Bu, sa’y ibadetinin sünnetteki uygulama şeklidir.
  • Hz. Hacer’in Hatırasını Yaşatmak: Sa’y ibadeti, Hz. Hacer validemizin, oğlu Hz. İsmail (A.S.) için su ararken Safâ ile Merve tepeleri arasında çaresizce koşuşturmasının bir hatırasıdır. Müslümanlar, bu ibadeti yaparak hem Allah’ın emrini yerine getirirler hem de Hz. Hacer’in teslimiyetini, sabrını ve Allah’ın rahmetine olan ümidini anarlar.
  • Gönüllü Hayırlar (Tetavvu’): Ayetteki “Kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse…” ifadesi, farzların dışında yapılan nafile ibadetlerin ve her türlü hayırlı amelin önemini vurgular. Peygamber Efendimiz (s.a.v) de nafile ibadetlere çok önem verir, sadaka vermeyi, oruç tutmayı ve diğer hayırları yapmayı teşvik ederdi.

Özet:

Bu ayet, Safâ ile Merve tepelerinin Allah’ın dininin önemli nişanelerinden (şeâir) olduğunu bildirir. Bu sebeple, Hac veya Umre yapan bir kimsenin bu iki tepe arasında sa’y etmesinde (gidip gelmesinde) bir günah (veya sakınca) olmadığını belirtir. (Bu ifade, cahiliye dönemindeki bazı yanlış uygulamalar sebebiyle Müslümanların zihninde oluşan tereddütleri gidermek içindir). Ayet, kim gönüllü olarak fazladan bir hayır işlerse, Allah’ın bunu şükranla karşılayacağını (Şâkir) ve her şeyi bildiğini (Alîm) vurgulayarak sona erer.

İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı:

Medine döneminde, Hac ve Umre ibadetlerinin Müslümanlar tarafından uygulanmaya başlandığı veya bu ibadetlerle ilgili hükümlerin vahyedildiği bir zamanda nazil olmuştur. Ayetin iniş sebebi olarak, cahiliye döneminde Safâ ve Merve tepelerinde putların bulunması ve bu yüzden bazı Müslümanların İslam geldikten sonra bu iki tepe arasında sa’y etmekten çekinmeleri veya bunu günah saymaları gösterilir. Bu ayet, bu tereddüdü ortadan kaldırmış ve sa’yin Allah’ın şeâirinden olduğunu teyit etmiştir.

Ayetin Detaylı Tefsiri:

  • “İnne-ṣṣafâ ve-lmervete min şe’âiri-llâh(i)” (Muhakkak Safa ile Merve Allah’ın alâmetlerindendir/nişanelerindendir):

    • “Eṣ-Ṣafâ ve-lMerveh”: Mekke’de Mescid-i Haram’ın yakınında bulunan iki küçük tepenin adıdır.
    • “Min şe’âiri-llâh”: “Allah’ın şeâirinden.” “Şeâir” (شَعَائِر), “şaîre” (شَعِيرَة) kelimesinin çoğuludur ve alamet, nişane, ibadet için belirlenmiş özel yerler veya uygulamalar anlamına gelir. Bunlar, Allah’a ibadeti ve O’nun dinini hatırlatan sembollerdir. Safâ ve Merve’nin Allah’ın şeâirinden olması, bu iki mekânın ve aralarında yapılan sa’y ibadetinin dini bir öneme sahip olduğunu gösterir.
  • “Femen ḥacce-lbeyte evi-‘temera felâ cünâḥa ‘aleyhi en yeṭṭavvefe bihimâ” (Onun için her kim hac veya umre niyetiyle Kâbe’yi ziyaret ederse, bunları (Safâ ve Merve’yi) tavaf etmesinde (sa’y etmesinde) ona bir günah yoktur):

    • “Femen ḥacce-lbeyte evi-‘temera”: “Kim Beyt’i (Kâbe’yi) hacceder veya umre yaparsa…”
    • “Felâ cünâḥa ‘aleyh”: “Ona bir günah/sakınca/vebal yoktur.” Bu ifade, görünüşte bir serbestlik veya isteğe bağlılık anlamı taşısa da, ayetin nüzul sebebi dikkate alındığında, cahiliye dönemindeki putperest uygulamalar sebebiyle sa’y etmekten çekinen Müslümanların bu endişelerini gidermek amacını taşır. Yani, “Eskiden orada putlar vardı diye şimdi sa’y etmekten çekinmeyin, bunda bir günah yoktur, aksine bu Allah’ın bir emridir” anlamına gelir. Bu, sa’yin Hac ve Umre’nin bir parçası olduğunu reddetmez.
    • “En yeṭṭavvefe bihimâ”: “O ikisi arasında gidip gelmesi/sa’y etmesi.” “Yettavvefe” kelimesi burada “tavaf” kelimesiyle aynı kökten gelse de, özellikle Safâ ve Merve arasında yapılan gidip gelme (sa’y) ibadetini ifade eder.
  • “Ve men teṭavve’a ḫayran” (Kim de gönlünden koparak (fazladan) bir hayır işlerse): Bu ifade, farz veya vacip olanların dışında, kişinin kendi isteğiyle, gönüllü olarak yaptığı her türlü hayrı ve nafile ibadeti kapsar. Bu, daha fazla sa’y yapmak (nafile umrelerde olduğu gibi) veya genel olarak her türlü iyilik ve nafile ibadet olabilir.

  • “Fe-inna-llâhe şâkirun ‘alîm(un)” (Şüphesiz Allah şükrün karşılığını verendir (Şâkir), her şeyi bilendir (‘Alîm)): Allah Teâlâ, gönüllü olarak yapılan bu hayırları karşılıksız bırakmaz:

    • “Şâkir”: Allah’ın güzel isimlerindendir. Kullarının yaptığı az iyiliğe bile çok büyük mükafatlar veren, şükürlerini kabul eden, onların amellerini takdir eden anlamına gelir.
    • “‘Alîm”: Her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilen. O, yapılan hayrın miktarını, niyetini, samimiyetini ve her yönünü bilir ve ona göre karşılığını verir. Bu iki isim, müminleri gönüllü hayırlar yapmaya teşvik eder ve amellerinin zayi olmayacağı konusunda onlara güvence verir.

Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler:

  1. İslam’ın Tarihi Köklere Verdiği Değer: Sa’y ibadeti, Hz. Hacer’in ve Hz. İsmail’in hatırasını taşır. İslam, bu tür tarihi ve manevi değeri olan uygulamaları ihya etmiş ve tevhid potasında yeniden şekillendirmiştir.
  2. Şüphelerin Giderilmesi ve Dini Uygulamaların Meşruiyeti: Kur’an, Müslümanların zihinlerinde oluşabilecek şüpheleri ve tereddütleri gidererek, dini uygulamaların meşruiyetini ve Allah katındaki yerini açıklar.
  3. Amellerde Niyetin Önemi: Cahiliye döneminde putlar için yapılan bir eylem, Allah rızası için ve O’nun emriyle yapıldığında ibadete dönüşür. Önemli olan niyettir.
  4. Nafile İbadetlerin ve Gönüllü Hayırların Fazileti: Farzların yanı sıra nafile ibadetler ve gönüllü olarak yapılan her türlü hayır, Allah katında çok değerlidir ve O, bunları şükranla karşılar.
  5. Allah’ın Şâkir ve Alîm Sıfatlarının Tecellisi: Allah, kullarının en küçük bir iyiliğini bile zayi etmez, onu bilir ve kat kat fazlasıyla mükafatlandırır. Bu, O’nun sonsuz lütfunun ve adaletinin bir göstergesidir.

Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı:

Bu 158. ayet, bir önceki ayetlerde (Bakara 2:153-157) sabır, musibetler, şehitlik ve sabredenlere verilen mükafatlar gibi konular işlendikten sonra, Hac ve Umre ibadetlerinin önemli bir parçası olan sa’y konusuna geçer. Hac ve Umre de bir nevi sabır ve fedakârlık gerektiren ibadetlerdir. Ayet, bu ibadetin meşruiyetini ve Allah’ın şeâirinden olduğunu vurgular. Bu ayetten sonra gelen Bakara 2:159’da ise, Allah’ın indirdiği apaçık delilleri ve hidayeti gizleyenlerin lanetleneceği belirtilerek, dini hakikatleri tahrif etmenin veya gizlemenin ne kadar büyük bir cürüm olduğu ifade edilecektir. Bu da, Safâ ve Merve gibi Allah’ın şeâirini doğru anlamanın ve onlara saygı göstermenin önemini pekiştirir.

Sonuç:

Bakara Suresi 158. ayeti, Safâ ile Merve tepelerinin Allah’ın dininin önemli nişanelerinden olduğunu, Hac veya Umre yapanların bu iki tepe arasında sa’y etmelerinde bir sakınca bulunmadığını (cahiliye dönemi endişelerini gidererek) ve kim gönüllü olarak bir hayır işlerse Allah’ın bunu şükranla karşılayıp her şeyi bildiğini vurgular. Bu ayet, hem önemli bir ibadetin (sa’y) meşruiyetini teyit eder hem de müminleri her türlü nafile hayra teşvik ederken, Allah’ın bu amelleri asla karşılıksız bırakmayacağı müjdesini verir.

ALPER

"İslam Bilimleri ve Tefsir araştırmacısı olan Alper, Kur'anî kavramlar ve Hadis ilmi üzerine derinlemesine çalışmalar yürütmektedir. Akademik perspektifi manevi derinlikle harmanlayarak okuyucularına rehberlik etmeyi amaçlar."

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu