Kur'an-ı KerimMâide Suresi Ayetleri

Tevrat’ın Hükmüyle Hükmetmeyenler Neden Kâfir Olarak Anılır?

Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim

Kur’an-ı Kerim Mâide Suresi, 44. Ayet-i Kerimede Anlatılmak İstenenler

 

Bu ayet, bir önceki ayette (Mâide 43) bahsedilen Yahudilerin, Tevrat’taki hükmü uygulamaktan kaçınmaları ve kendi heva ve heveslerine uygun bir hüküm aramaları üzerine, ilahi bir kaideyi ortaya koyar. Tevrat’ın, Allah tarafından insanlığa bir hidayet ve nur olarak indirildiği belirtilir ve peygamberlerin, din bilginlerinin ve alimlerin bu kitapla hükmetmekle görevlendirildiği vurgulanır. Ayet, en temel ilke olarak, Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenlerin “kâfirler” olduğunu açıklar. Bu, ilahi yasanın bağlayıcılığını ve onu kasıtlı olarak terk etmenin, imanı zedeleyen en büyük günahlardan biri olduğunu gösterir.

 

Ayet-i Kerime

 

Arapça Okunuşu: إِنَّا أَنزَلْنَا التَّوْرَاةَ فِيهَا هُدًى وَنُورٌ ۚ يَحْكُمُ بِهَا النَّبِيُّونَ الَّذِينَ أَسْلَمُوا لِلَّذِينَ هَادُوا وَالرَّبَّانِيُّونَ وَالْأَحْبَارُ بِمَا اسْتُحْفِظُوا مِن كِتَابِ اللَّهِ وَكَانُوا عَلَيْهِ شُهَدَاءَ ۚ فَلَا تَخْشَوُا النَّاسَ وَاخْشَوْنِ وَلَا تَشْتَرُوا بِآيَاتِي ثَمَنًا قَلِيلًا ۚ وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُولَـٰئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ

Elmalılı Hamdi Yazır Meali: İçinde hidayet ve nûr bulunan Tevrat´ı, elbette biz indirdik. Müslüman olan peygamberler, yahudiler hakkında hükmederler, kendilerini Tanrıya adamış zâhitler, âlimler de, Allah´ın kitabını korumakla görevlendirildiklerinden (onunla hüküm verirler) ve onun Allah´ın kitabı olduğuna şahitlik ederlerdi. İnsanlardan korkmayın, benden korkun, âyetlerimi az bir paraya satmayın. Kim Allah´ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.

Türkçe Okunuşu: İnnâ enzelnet tevrâte fîhâ huden ve nûr(nûrun), yahkumu bihen nebiyyûnellezîne eslemû lillezîne hâdû ver rabbâniyyûne vel ahbâru bimestuhfizû min kitâbillâhi ve kânû aleyhi şuhedâe, fe lâ tahşevûn nâse vahşevni ve lâ teşterû bi âyâtî semenen kalîlâ(kalîlen) ve men lem yahkum bimâ enzelallâhu fe ulâike humul kâfirûn(kâfirûne).

 

Mâide Suresi’nin 44. Ayeti Işığında Dualar

 

Bu ayet, ilahi hükümlere bağlı kalmak ve dünyevi menfaatler uğruna hakikatten sapmamak için bir dua vesilesidir. Bu doğrultuda şu dualar edilebilir:

  • “Ya Rabbi! Bizi, Senin indirdiğin hükümlerle hükmetmekten alıkoyacak dünyevi korkulardan ve menfaatlerden koru. İnsanlardan değil, sadece Senden korkanlardan olmamızı nasip et. Senin ayetlerini az bir fiyata satanlardan bizi uzak tut.”
  • “Allah’ım! Bize, Tevrat’ın ve Kur’an’ın taşıdığı hidayet ve nuru anlama, onu hayatımızın her alanında uygulama gücü ver. Bizi, Senin hükmünle hükmetmeyen kâfirlerden değil, adaletinle hükmeden salih kullarından eyle.”

 

Hadisler ve Sahabe Uygulamaları Bölümü

 

Peygamberimiz (s.a.v) ve sahabeler, bu ayette bahsedilen Yahudilerin durumunu, ilahi hükümleri gizleme ve kendi heva ve heveslerine göre değiştirme çabalarıyla ilişkilendirmişlerdir. Bu ayetin nüzul sebebi olan zina olayında, Yahudiler Tevrat’taki recm cezasını uygulamaktan kaçınmışlardır. Peygamberimiz, bu durumu ortaya çıkararak, ilahi hükümlere olan mutlak bağlılığı ve adaleti herkese göstermiştir. Bu, sahabeler için, adaletin uygulanmasında hiçbir şahsın, makamın veya menfaatin göz önünde bulundurulmaması gerektiği yönünde büyük bir ders olmuştur.

 

İcma Bölümü

 

İslam alimleri, bu ayette geçen “Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir” hükmünü, farklı şekillerde yorumlamıştır. Alimlerin icma ettiği temel görüş şudur: Bu ayet, Allah’ın hükmünü bilerek ve isteyerek reddeden, onu yok sayan ve kendi hevasını veya başka bir hükmü ilahi hükmün üstünde tutan kişiler için geçerlidir. Bir kişi, ilahi hükmün doğruluğunu kabul ettiği halde, bir zafiyet, cehalet veya nefsani arzu sebebiyle hükmü uygulayamazsa, bu durum onu dinden çıkarmaz. Bu kişi, imanının zayıflığı sebebiyle fasık veya zalim olarak nitelendirilir, ancak kâfir olarak kabul edilmez.

 

Sünnet-i Seniyye Bölümü

 

Sünnet, Mâide 44’teki Allah’ın hükümleriyle hükmetme emrinin, sadece soyut bir kavram olmadığını, bilakis hayatın her alanında uygulanması gereken somut bir emir olduğunu göstermiştir. Peygamberimiz, hırsızlık, zina ve diğer suçlarda hiçbir ayrım gözetmeksizin ilahi hükümleri uygulamıştır. Bu, adalet ve hakkaniyetin, her türlü dünyevi kaygının üzerinde tutulması gerektiğini gösteren temel bir ilkedir.

 

Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler

 

  1. İlahi Hükümlere Teslimiyet: Allah’ın indirdiği hükümler, müminler için tek ve yegane adalet kaynağıdır. Bu hükümler, kişisel çıkar ve heveslere göre değiştirilemez veya gizlenemez.
  2. Dünya Malı İçin Dinden Taviz: Ayet, Allah’ın ayetlerini “az bir paraya satmak”tan sakındırarak, dünyevi menfaatlerin, ahiretin ebedi azabını hak edecek kadar değersiz olduğunu vurgular.
  3. Hüküm Vermenin Sorumluluğu: Dini liderler ve yöneticiler, Allah’ın indirdiğiyle hükmetmekle görevlidirler ve bu konuda insanlardan korkmamaları, aksine Allah’tan korkmaları emredilir.
  4. İmanın Temeli: Gerçek iman, Allah’ın gönderdiği tüm kitapları ve hükümleri tasdik etmeyi ve onlara tam bir teslimiyetle uymayı gerektirir.

 

Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı Bölümü

 

Bu ayet, Mâide 43’teki Yahudilerin ikiyüzlü tutumunu (kendi kitaplarında hüküm olmasına rağmen başka bir hüküm aramaları) kesin bir hükümle cevaplar. Tevrat’ın bir “nur” ve “hidayet” kaynağı olduğunu hatırlattıktan sonra, bu hükümlerden yüz çevirenleri kâfir olarak niteler. Bu ayet, Ehl-i Kitab’ın kendi dini öğretilerinden nasıl saptıklarını ve bunun sonuçlarını açıklar. Ardından gelen Mâide 45. ayet, Tevrat’taki “kısas” (cana can, göze göz) hükmünden bahsederek, bu hükümle hükmetmeyenlerin “zalimler” olduğunu ilan eder. Böylece, ilahi hükümlerle hükmetmemenin farklı derecelerdeki sonuçları (küfür, zulüm, fısk) gösterilir.

 

Mâide Suresi ve İlgili Konular Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

 

  1. Ayette geçen “hidayet” ve “nûr” ne demektir? “Hidayet”, doğru yolu gösteren rehberlik; “nûr” ise kalpleri ve akılları aydınlatan ilahi bir ışıktır. Ayette Tevrat için kullanılması, Kur’an gibi, ilahi kaynaklı kitapların bu fonksiyonu olduğunu vurgular.
  2. Peygamberler, zahitler ve alimler neden Tevrat’la hükmederlerdi? Bu kişiler, Allah’ın emirlerine teslim olan ve ilahi kitapları korumakla görevli oldukları için, Tevrat’ın hükümlerini insanlara uygulamakla yükümlüydüler.
  3. “Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir” sözü ne anlama gelir? Bu ifade, Allah’ın hükümlerini bilerek, kasıtlı olarak ve inkar ederek uygulamayanlar için kullanılmıştır. Bu, hükmü tümden reddetme durumunu ifade eder.
  4. Bu ayet, bir kişinin şahsi hayatında günah işlemesiyle aynı anlama mı gelir? Hayır. Şahsi günahlar, tevbe edilebilir ve affa vesile olabilir. Ancak bu ayet, ilahi hükmü reddeden ve onu kendi hevasıyla değiştiren bir toplumsal veya siyasi tavrı ele almaktadır.
  5. Ayette “İnsanlardan korkmayın, benden korkun” emri neden verilmiştir? Bu emir, dini liderlerin ve hüküm verenlerin, ilahi hükümleri uygularken halkın tepkisinden, menfaat kaybından veya baskıdan çekinmemeleri gerektiğini, sadece Allah’ın azabından korkmaları gerektiğini vurgular.
  6. “Ayetlerimi az bir paraya satmayın” ne demektir? Bu ifade, ilahi hükümleri, makam, şöhret, para veya dünyevi herhangi bir menfaat uğruna terk etmenin veya çarpıtmanın yanlışlığını ifade eder.
  7. Bu ayet, Tevrat’ın tahrif edilmesinin nasıl bir sonucu olduğunu gösterir? Ayette, Yahudilerin ilahi hükümlerden yüz çevirmesi ve onları kendi çıkarları için gizlemesi veya değiştirmesi, onların aslında imandan uzaklaştıklarını gösteren bir eylem olarak ele alınır.
  8. Hüküm verme makamında bulunanlar için bu ayetin mesajı nedir? Bu ayet, hüküm verme makamında olanların, sadece adaletle değil, aynı zamanda Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeleri gerektiğini ve bu konuda hiçbir şekilde taviz vermemeleri gerektiğini öğretir.
  9. Bu ayet, adalet ile hükmetmeyenlerin farklı derecelerdeki cezalarını nasıl açıklar? Bu ayet, ilahi hükümlerle hükmetmeyenlerin “kâfirler” olduğunu belirtirken, bir sonraki ayetler bu durumun başka sonuçlarını “zalim” ve “fasık” olarak tanımlayarak farklı derecelerdeki cezaları gösterir.
  10. Ayetin sonundaki “Allah daima üstündür, hikmet sahibidir” ifadesinin önemi nedir? Bu ifade, bu ağır hükmün ardındaki ilahi hikmeti ve adaleti vurgular. İnsanlar bu hükmün tam anlamını kavrayamasalar bile, Allah’ın her şeyi en iyi şekilde takdir ettiğine inanmaları gerektiğini belirtir.
  11. “Müslüman olan peygamberler” ifadesiyle ne kastediliyor? “Müslüman”, Allah’a teslim olan anlamına gelir. Ayetteki ifade, Hz. Musa gibi İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerin de, ilahi hükümlere tam teslimiyet gösterdiğini ve Tevrat’la hükmettiklerini belirtir.
  12. “Az bir para” ifadesi sadece maddi kazancı mı ifade eder? Hayır, bu ifade mecazi bir anlam taşır ve makam, şöhret, statü veya dünyevi herhangi bir geçici menfaati kapsar.
  13. Bu ayet, Tevrat’ın aslında doğru bir kitap olduğunu mu kanıtlar? Evet, ayet Tevrat’ın Allah tarafından indirildiğini, içinde “hidayet ve nûr” bulunduğunu açıkça ifade ederek, onun orijinal halinin ilahi bir kaynak olduğunu doğrular.

ALPER

"İslam Bilimleri ve Tefsir araştırmacısı olan Alper, Kur'anî kavramlar ve Hadis ilmi üzerine derinlemesine çalışmalar yürütmektedir. Akademik perspektifi manevi derinlikle harmanlayarak okuyucularına rehberlik etmeyi amaçlar."

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu