Borç Yükünden Kurtulmak Borcunu Ödemek İsteyenlere Manevi Reçeteler
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
Borç Yükünden Kurtulmanın Manevi Reçetesi: Ayetler, Hadisler ve Dualarla Kapsamlı Bir Rehber
İslam, hayatın her alanını kuşatan ve insana hem dünya hem de ahiret saadetini temin edecek prensipler sunan bir dindir. Bu prensipler arasında, bireyin ve toplumun ekonomik huzurunu doğrudan etkileyen mali sorumluluklar ve özellikle de borç meselesi önemli bir yer tutar. Borç, modern yaşamın getirdiği karmaşık ekonomik ilişkiler ağı içinde pek çok kişinin karşılaştığı bir imtihan vesilesidir. Kimi zaman bir zaruretten, kimi zaman ise bir ihtiyacın giderilmesi amacıyla başvurulan borçlanma, İslami öğretilerde hafife alınmamış, aksine belirli kurallar, ahlaki sorumluluklar ve manevi çözüm yolları ile çerçevelenmiştir.
Bu kapsamlı yazıda, borç yükü altında olan müminler için bir nebze olsun ferahlık sağlamak, onlara manevi bir yol haritası sunmak ve Yüce Allah’ın (c.c.) rahmetine sığınarak bu sıkıntıdan kurtulma yollarını göstermek amacıyla Kur’an-ı Kerim’den ilgili ayetleri, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hadis-i şeriflerini ve bu konuda tavsiye ettiği duaları derinlemesine ele alacağız. Borç meselesine sadece hukuki bir çerçeveden değil, aynı zamanda ahlaki, içtimai ve manevi boyutlarıyla da yaklaşarak okuyucuya bütüncül bir bakış açısı sunmayı hedeflemektedir.
1. Bölüm: Kur’an-ı Kerim’in Işığında Borç Ahlakı ve Hukuku
Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim, borçlanma ilişkilerini adalet, şeffaflık ve merhamet temelinde düzenleyen son derece önemli ayetler içermektedir. Bu ayetler, hem borç alanın hem de alacaklının hak ve sorumluluklarını belirleyerek toplumsal barışın ve ekonomik istikrarın temelini atar.
Borçların Kayıt Altına Alınmasının Önemi: “Müdayene” Ayeti
Kur’an-ı Kerim’in en uzun ayeti olan Bakara Suresi’nin 282. ayeti, borç ilişkilerinin nasıl tesis edilmesi gerektiğine dair detaylı bir rehber sunar. Bu ayet, “Müdayene” (borçlanma) ayeti olarak bilinir ve modern hukukun dahi temelini oluşturan prensipleri asırlar öncesinden vaz’etmiştir.
“Ey iman edenler! Belirlenmiş bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman onu yazın. Aranızdan bir kâtip bunu adaletle yazsın. Kâtip, Allah’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah’tan sakınsın, ondan hiçbir şeyi eksiltmesin. Eğer borçlu, aklı ermeyen veya zayıf bir kimse ise yahut kendisi yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden iki de şahit tutun. Eğer iki erkek yoksa, rıza göstereceğiniz şahitlerden bir erkek ve -biri yanılırsa diğerinin ona hatırlatması için- iki kadın (şahit olsun). Şahitler çağırıldıklarında (gelmekten) çekinmesinler. Az olsun, çok olsun, borcu vadesine kadar yazmaktan üşenmeyin. Bu, Allah katında daha adaletli, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha uygundur. Ancak aranızda hemen alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızda size bir günah yoktur. (Fakat yine de) alışveriş yaptığınız zaman şahit tutun. Kâtibe de, şahide de zarar verilmesin. Eğer bunu yaparsanız, şüphesiz bu, sizin için bir fısktır (yoldan çıkmadır). Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah size öğretiyor. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” (Bakara, 2/282)
Bu mübarek ayet, borç ilişkilerinde şu temel prensipleri ortaya koymaktadır:
- Yazma Emri: Borcun miktarını, vadesini ve taraflarını belirten bir sözleşmenin yazılması emredilmektedir. Bu, unutma, inkâr ve anlaşmazlıkların önüne geçmek için en sağlam yoldur.
- Adaletle Yazma: Yazma işlemini yapacak olan kâtibin tarafsız ve adil olması şart koşulmuştur. Kâtip, Allah’ın kendisine verdiği yazma yeteneğini bir emanet olarak görmeli ve bu emanete hıyanet etmemelidir.
- Borçlunun Sorumluluğu: Borcu ikrar eden ve yazdıran kişinin borçlu olması, onun sorumluluğunu pekiştirir. Borçlu, Allah’tan korkarak borcunu eksiksiz bir şekilde yazdırmalıdır.
- Şahitlik: Borçlanma işlemine şahit tutulması, anlaşmanın hukuki gücünü artıran bir diğer önemli unsurdur. Şahitlerin adil ve güvenilir kimseler olması gerektiği vurgulanmıştır.
- Şüpheyi Ortadan Kaldırma: Tüm bu tedbirlerin hikmeti, taraflar arasında oluşabilecek şüpheleri, güvensizlikleri ve anlaşmazlıkları en baştan engellemektir. Bu da toplumsal huzurun korunması için elzemdir.
Bu ayet, İslam’ın insan ilişkilerinde ne denli hassas ve koruyucu bir yaklaşım benimsediğinin en güzel örneklerinden biridir. Borç gibi hassas bir konuda dahi, tüm tarafların haklarını güvence altına alan bu ilahi talimatlar, bizlere mali disiplin ve dürüstlüğün önemini hatırlatmaktadır.
Zorluktaki Borçluya Mühlet ve Kolaylık Göstermek
İslam, sadece borcun kayıt altına alınmasını emretmekle kalmaz, aynı zamanda alacaklıya da büyük bir ahlaki sorumluluk yükler. Özellikle borcunu ödemekte zorlanan kişiye karşı takınılması gereken tavır, merhamet ve anlayış üzerine kuruludur.
“Eğer (borçlu) darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin. Eğer bilirseniz, (borcu) sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara, 2/280)
Bu ayet-i kerime, alacaklıya üç aşamalı bir tavır önermektedir:
- Mühlet Vermek (Ertelemek): Borcunu zamanında ödeyemeyen ve gerçekten maddi sıkıntı içinde olan bir borçluya, durumu düzelinceye kadar ek süre tanımak farzdır. Onu daha da zor duruma sokacak baskılardan kaçınmak, İslami kardeşliğin bir gereğidir.
- Sadaka Olarak Bağışlamak: Ayetin devamında ise daha yüksek bir erdemden bahsedilir: borcu tamamen veya kısmen bağışlamak. Bu davranış, Allah katında büyük bir sadaka olarak kabul edilir ve mükafatı da o denli büyük olur.
- Hayırlı Olanı Bilmek: Ayetin sonunda yer alan “Eğer bilirseniz… sizin için daha hayırlıdır” ifadesi, bu davranışın sadece ahirette değil, dünyada da kişiye bereket, huzur ve Allah’ın yardımını getireceğine işaret eder.
Bu ilahi öğreti, kapitalist sistemin acımasız ve sadece kar odaklı anlayışının tam zıddı bir ahlakı temsil eder. İslam, ekonomik ilişkilerin merkezine insanı ve onun onurunu koyar.
Allah’a Güzel Bir Borç Vermek: “Karz-ı Hasen”
Kur’an-ı Kerim, Allah yolunda yapılan harcamaları ve özellikle ihtiyaç sahiplerine faizsiz olarak verilen borçları, “Allah’a verilmiş güzel bir borç” (Karz-ı Hasen) olarak nitelendirir. Bu, İslam’ın sosyal yardımlaşma ve dayanışmaya verdiği önemin en veciz ifadelerinden biridir.
“Kimdir o, Allah’a güzel bir borç verecek olan ki, Allah da onun verdiğini kat kat artırsın? Hem onun için çok değerli bir mükâfat da vardır.” (Hadîd, 57/11)
“Eğer Allah’a güzel bir borç verirseniz, O, bunu sizin için kat kat artırır ve sizi bağışlar. Allah, Şekûr’dur (şükrün karşılığını verendir), Halîm’dir (cezalandırmada acele etmeyendir).” (Tegâbün, 64/17)
Bu ayetler, ihtiyaç sahibi birine faizsiz borç vermenin aslında dolaylı olarak Allah’a borç vermek gibi olduğunu ve karşılığının kat kat fazlasıyla hem bu dünyada hem de ahirette alınacağını müjdeler. Bu teşvik, toplumda zenginlerin mallarında fakirlerin de bir hakkı olduğu bilincini yerleştirir ve paranın atıl kalmasını engelleyerek ekonomiye canlılık kazandırır.
Tevbe Suresi ve Borçluların Zekât Fonundan Desteklenmesi
İslam, borçluları sadece alacaklıların insafına terk etmez. Toplumsal bir çözüm olarak, devletin temel gelir kaynaklarından biri olan zekâtın dağıtılacağı sınıflar arasında borçluları da zikreder.
“Sadakalar (zekâtlar), Allah’tan bir farz olarak, ancak fakirler, miskinler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslam’a ısındırılacak olanlar, köleler, borçlular, Allah yolunda olanlar ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe, 9/60)
Bu ayet, borcunu ödemekten aciz duruma düşmüş ve temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak hale gelmiş kişilerin, toplumun ortak bir sorumluluğu olduğunu ve beytülmâl (devlet hazinesi) tarafından desteklenmesi gerektiğini açıkça ortaya koyar. Bu, İslam’ın sosyal adalet anlayışının ne kadar ileri bir seviyede olduğunun bir başka kanıtıdır.
2. Bölüm: Hadis-i Şeriflerin Rehberliğinde Borç Meselesi
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), hayatı boyunca borç konusunda son derece hassas davranmış, ümmetini bu hususta hem uyarmış hem de onlara en güzel örnek olmuştur. Hadis-i şerifler, borcun ciddiyetini, ödeme ahlakını ve bu imtihandan kurtulmak için manevi sığınakları detaylı bir şekilde bizlere öğretir.
Borcun Tehlikesi ve Ahiretteki Sorumluluğu
Resûlullah (s.a.v.), borcun, müminin ayağına vurulmuş bir pranga olduğunu ve ahiretteki sorumluluğunun çok ağır olduğunu sık sık dile getirmiştir.
- Şehidin Bile Borcu Affedilmez: Abdullah bin Amr bin Âs’dan (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Şehidin, borç dışındaki bütün günahları affedilir.” (Müslim, İmâre, 119) Bu hadis, borcun ne denli büyük bir kul hakkı olduğunu ve şehitlik gibi yüce bir mertebenin dahi bu hakkı düşürmediğini göstermesi açısından son derece sarsıcıdır. Borç, mutlaka sahibiyle helalleşilmesi gereken bir sorumluluktur.
- Borçlu Olarak Ölenin Durumu: Semüre bin Cündeb (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) bir gün sabah namazını kıldırdıktan sonra bize dönüp, ‘Sizden falan kimse burada mı?’ diye sordu. Cemaat, ‘Hayır’ deyince, tekrar sordu. Yine ‘Hayır’ cevabını alınca, ‘Arkadaşınız, borcu sebebiyle cennetin kapısında bekletilmektedir. Dilerseniz (borcunu ödeyerek) onu kurtarın, dilerseniz Allah’ın azabına terk edin’ buyurdu.” (Ebû Dâvûd, Büyû’, 9) Bu hadis, borçlu olarak ölen bir kimsenin, borcu ödenmedikçe manevi olarak sıkıntı içinde olacağını ve cennete girmesinin gecikeceğini bildirmektedir. Bu durum, geride kalan mirasçıların, ölenin borcunu ödeme konusunda ne kadar acele etmeleri gerektiğini de gösterir.
- Peygamber Efendimiz’in Borçluya Namaz Kıldırmaması: Resûlullah (s.a.v.), borçlu olarak ölen ve geride borcunu karşılayacak mal bırakmayan kimselerin cenaze namazını kıldırmazdı. Bu, borcun ehemmiyetini ve ödenmesi gerektiği mesajını topluma en etkili şekilde vermek için başvurduğu bir yöntemdi. Ancak daha sonra Allah (c.c.) fetihler nasip edip devletin imkanları genişleyince, “Ben müminlere kendi canlarından daha yakınım. Kim ölürken geriye bir borç bırakırsa, onu ödemek bana aittir. Kim de mal bırakırsa, o mal varislerinindir” (Buhârî, Ferâiz, 15) buyurarak, devletin bu konudaki sorumluluğunu üstlenmiştir.
Borçlanma Ahlakı ve Niyetin Önemi
İslam, borçlanmayı keyfi ve lüks harcamalar için teşvik etmez. Ancak bir zaruret halinde borçlanan kişinin niyetinin, o borcu ödemek olması gerektiğini vurgular.
- Niyetin Bereketi: Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayetle Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim, ödemek niyetiyle insanların malını (borç olarak) alırsa, Allah ona (borcunu ödemesi için) yardım eder. Kim de telef etmek (ödememek) niyetiyle alırsa, Allah da onu telef eder.” (Buhârî, İstikrâz, 2) Bu hadis, niyeti salih olan ve borcunu ödeme gayreti içinde olan kişiye Allah’ın yardım edeceğini müjdelerken, kötü niyetli olanların ise hem dünyada hem de ahirette hüsrana uğrayacağını bildirmektedir. Samimi bir niyet ve gayret, rızık kapılarının açılması için bir anahtardır.
- Gereksiz Borçlanmaktan Sakınmak: Peygamber Efendimiz (s.a.v.), sık sık duâlarında borç yükünden Allah’a sığınmıştır. Bu, ümmetine bir derstir. Borç, insanın geceleyin kederlenmesine, gündüzün ise insanlar karşısında mahcup olmasına sebep olabilen bir yüktür. Ukbe bin Âmir (r.a.) anlatıyor: Resûlullah’ın (s.a.v.) şöyle dediğini işittim: “Kardeşlerinize korku salmayın!” Sahâbîler, “Yâ Resûlallah, biz kardeşlerimize nasıl korku salarız?” diye sorunca, “Borçlanarak” buyurdular. (Ahmed bin Hanbel, Müsned)
Borcu Ödeme Adabı ve Alacaklıya Kolaylık Göstermenin Fazileti
Hadis-i şerifler, borcun ödenmesi ve alacaklıyla olan ilişkiler konusunda da müminlere en güzel ahlakı öğretir.
- En Hayırlı İnsan, Borcunu En Güzel Şekilde Ödeyendir: Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor: “Bir adam, Resûlullah’tan (s.a.v.) alacağı olan bir deveyi istemeye geldi ve biraz kaba konuştu. Sahâbîler adama haddini bildirmek istediler. Fakat Resûlullah (s.a.v.), ‘Onu bırakın. Çünkü alacaklının söz söyleme hakkı vardır’ buyurdu. Sonra da, ‘Ona, devesinin yaşında bir deve verin’ dedi. Sahâbîler, ‘Yâ Resûlallah, ancak onun devesinden daha iyi, daha yaşlısını bulabiliyoruz’ dediler. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), ‘O halde onu verin. Şüphesiz sizin en hayırlınız, borcunu en güzel şekilde ödeyendir’ buyurdu.” (Buhârî, Vekâlet, 6; Müslim, Müsâkât, 122) Bu olay, borcu vaktinde ödemenin yanı sıra, imkân varsa borcu bir güzellikle, bir teşekkürle, hatta alınan borçtan daha iyisiyle ödemenin ne büyük bir erdem olduğunu göstermektedir. Bu davranış, alacaklının gönlünü hoşnut eder ve aradaki muhabbeti artırır.
- Zenginin Borcunu Geciktirmesi Zulümdür: Ödeme gücü olduğu halde borcunu ertelemek, İslam ahlakıyla bağdaşmayan büyük bir günahtır. “Zenginin (ödeme gücü olanın) borcunu geciktirmesi zulümdür.” (Buhârî, Havâlât, 1; Müslim, Müsâkât, 33) Bu hadis, alacaklının hakkını geciktirmenin bir haksızlık ve zulüm olduğunu net bir şekilde ifade eder. Mümin, eline imkân geçtiği an ilk iş olarak borçlarını kapatma gayretinde olmalıdır.
- Borçluya Kolaylık Gösterenin Mükâfatı: Kur’an-ı Kerim’in bu konudaki emirlerini teyit eden pek çok hadis-i şerif mevcuttur. Ebû Katâde’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kıyamet gününün sıkıntılarından Allah’ın kendisini kurtarmasından hoşlanan kimse, borcunu ödeyemeyene mühlet tanısın veya ondan bir bölümünü (ya da tamamını) indirsin.” (Müslim, Müsâkât, 32)
Huzeyfe (r.a.) anlatıyor: Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sizden önceki ümmetlerden bir adamın ruhu melekler tarafından karşılandı. Melekler ona, ‘Hiçbir hayır işledin mi?’ diye sordular. Adam, ‘Hayır, bilmiyorum’ dedi. Melekler, ‘Bir düşün’ dediler. Adam, ‘Sadece dünyada insanlarla alışveriş yapar, zengine ödemesi için mühlet tanır, fakirin borcundan da indirirdim’ dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ, ‘Kulumdan siz daha mı cömert olacaksınız? Kulumu affedin’ buyurdu ve o kişiyi cennetine koydu.” (Buhârî, Büyû’, 17; Müslim, Müsâkât, 30-31) Bu hadisler, zor durumdaki bir borçluya gösterilen merhamet ve kolaylığın, Allah’ın merhametini ve affını celbedecek ne kadar kıymetli bir amel olduğunu gözler önüne sermektedir.
3. Bölüm: Borçtan Kurtulmak İçin Peygamber Efendimiz’in Dilinden Dualar
İslam, müminin maddi sebeplerin yanı sıra manevi sebeplere de sarılmasını, her türlü sıkıntısında olduğu gibi borç meselesinde de Rabbine yönelerek O’ndan yardım istemesini öğretir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), borç yükü altında ezilen sahâbîlerine ve dolayısıyla tüm ümmetine, bu sıkıntıdan kurtulmak için okuyabilecekleri tesirli dualar talim etmiştir.
Bu dualar, sadece birer talep cümlesi değil, aynı zamanda birer tevhid, tevekkül ve teslimiyet ifadesidir. Kulun acziyetini itiraf edip, her türlü güç ve kudretin sahibi olan Allah’a sığınmasıdır.
Hz. Ali’ye (r.a.) Öğretilen Dua
Hz. Ali (r.a.), yanına gelen ve borcunu ödeyemediğini söyleyen bir köleye, “Resûlullah’ın (s.a.v.) bana öğrettiği bir duayı sana öğreteyim mi? Onu okursan, üzerinde Sebir dağı kadar borç olsa bile Allah Teâlâ onu ödemene yardım eder” diyerek şu duayı öğretmiştir:
Arapçası:
اللَّهُمَّ اكْفِنِي بِحَلَالِكَ عَنْ حَرَامِكَ، وَأَغْنِنِي بِفَضْلِكَ عَمَّنْ سِوَاكَ
Okunuşu:
Allahumme’kfinî bi-helâlike an harâmik, ve ağninî bi-fazlike ammen sivâk.
Anlamı:
“Allah’ım! Helal rızıklarınla beni haramlardan koru (veya helal olanla yetinmemi sağla). Lütfunla beni Senden başkasına muhtaç etme.” (Tirmizî, Deavât, 110)
Bu dua, oldukça kısa ve ezberlenmesi kolay olmasına rağmen çok derin manalar içermektedir. Kul, bu duayla sadece borcunun ödenmesini değil, aynı zamanda rızkının helal yollardan gelmesini, harama bulaşmamayı ve en önemlisi de Allah’tan başkasına el açma zilletinden kurtulmayı talep etmektedir. Bu, tam bir izzet ve tevekkül duasıdır.
Ebû Ümâme’nin (r.a.) Borç Sıkıntısı İçin Öğrendiği Dua
Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.) anlatıyor: Bir gün Resûlullah (s.a.v.) mescide girdi. Orada Ensâr’dan Ebû Ümâme adında bir zâtı kederli bir halde otururken gördü. Ona, “Ey Ebû Ümâme, namaz vakti olmadığı halde seni neden mescidde oturur görüyorum?” diye sordu. Ebû Ümâme, “Yâ Resûlallah, üzerimdeki borçlar ve sıkıntılar sebebiyle buradayım” dedi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sana, okuduğun zaman Allah’ın, sıkıntını gidereceği ve borcunu ödemene yardım edeceği bazı kelimeler öğreteyim mi?” Ebû Ümâme, “Evet, öğret yâ Resûlallah!” dedi. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sabah ve akşam şu duayı oku:”
Arapçası:
اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْهَمِّ وَالْحَزَنِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنَ الْعَجْزِ وَالْكَسَلِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنَ الْجُبْنِ وَالْبُخْلِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ غَلَبَةِ الدَّيْنِ وَقَهْرِ الرِّجَالِ
Okunuşu:
Allahumme innî e’ûzü bike mine’l-hemmi ve’l-hazen, ve e’ûzü bike mine’l-‘aczi ve’l-kesel, ve e’ûzü bike mine’l-cübni ve’l-buhl, ve e’ûzü bike min ğalebeti’d-deyni ve kahri’r-ricâl.
Anlamı:
“Allah’ım! Kederden ve üzüntüden Sana sığınırım. Acizlikten ve tembellikten Sana sığınırım. Korkaklıktan ve cimrilikten Sana sığınırım. Borcun beni alt etmesinden ve insanların zulmünden (baskısından) Sana sığınırım.” (Ebû Dâvûd, Salât, 367)
Ebû Ümâme (r.a.) der ki: “Ben bu duayı okumaya devam ettim. Allah Teâlâ sıkıntımı giderdi ve borcumu ödememi nasip etti.”
Bu dua, borç sıkıntısının temelinde yatabilecek psikolojik ve ahlaki zaaflara da işaret etmektedir.
- Keder ve üzüntü: İnsanın çalışma ve çözüm üretme enerjisini tüketen duygulardır.
- Acizlik ve tembellik: Rızık arama yolundaki en büyük engellerdir.
- Korkaklık ve cimrilik: Risk almayı ve cömert davranarak Allah’ın bereketini celbetmeyi engeller.
- Borcun galebe çalması ve insanların baskısı: Borcun insan onuru üzerindeki yıkıcı etkisidir.
Bu duayla mümin, sadece borcunun ödenmesini değil, aynı zamanda bu olumsuz hasletlerden de Allah’a sığınarak daha güçlü, daha üretken ve daha onurlu bir birey olmayı talep eder.
Mülkün Sahibine Yakarış: Âl-i İmrân Suresi’nden Bir Dua
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) borçtan kurtulmak için tavsiye ettiği bir başka dua da, Âl-i İmrân Suresi’nin 26. ayetini de içeren şu yakarıştır:
Arapçası:
اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَاءُ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَاءُ بِيَدِكَ الْخَيْرُ إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ. رَحْمَانَ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَرَحِيمَهُمَا، تُعْطِيهُمَا مَنْ تَشَاءُ وَتَمْنَعُ مِنْهُمَا مَنْ تَشَاءُ، ارْحَمْنِي رَحْمَةً تُغْنِينِي بِهَا عَنْ رَحْمَةِ مَنْ سِوَاكَ
Okunuşu:
Allahumme Mâlike’l-mülki tü’ti’l-mülke men teşâü ve tenzi’u’l-mülke mimmen teşâü, ve tu’izzü men teşâü ve tüzillü men teşâü, bi-yedike’l-hayr, inneke alâ külli şey’in kadîr. Rahmâne’d-dünyâ ve’l-âhirati ve rahîmehumâ, tu’tîhumâ men teşâü ve temne’u minhumâ men teşâü, irhamnî rahmeten tuğnînî bihâ an rahmeti men sivâk.
Anlamı:
“Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verir, dilediğinden de çeker alırsın. Dilediğini aziz kılar, dilediğini de zelil edersin. Hayır, Senin elindedir. Şüphesiz Sen, her şeye kâdirsin. Ey dünya ve ahiretin Rahmân’ı ve Rahîm’i! Onları dilediğine verir, dilediğine vermezsin. Bana, Senden başkasının merhametine muhtaç etmeyecek bir rahmetle merhamet eyle.” (Heysemî, Mecma’u’z-Zevâid, X, 186)
Bu dua, Allah’ın mutlak egemenliğinin ve her şeye gücü yettiğinin bir ikrarıdır. Borç sebebiyle kendini zelil hisseden bir kulun, izzetin ve zenginliğin yegâne kaynağının Allah olduğunu idrak ederek O’nun sonsuz rahmetine sığınmasıdır.
4. Bölüm: Borçtan Kurtulmak İçin Pratik ve Manevi Adımlar
Kur’an ve Sünnet’in rehberliğinde, borç yükünden kurtulmak isteyen bir müminin atması gereken adımları şu şekilde özetleyebiliriz:
- Samimi Tevbe ve Niyet: Her şeyden önce, israf, lüks tüketim veya haram yollara bulaşma gibi sebeplerle borçlanılmışsa, samimi bir şekilde tevbe etmek gerekir. Niyeti, borcu en kısa zamanda ödemek üzere halis kılmak, Allah’ın yardımının ilk şartıdır.
- Dua ve Tevekkül: Yukarıda zikredilen ve Peygamber Efendimiz’den (s.a.v.) nakledilen dualara, özellikle seher vakitlerinde ve namazlardan sonra devam etmek. Dua, kulun Allah ile bağını güçlendirir ve O’na olan tevekkülünü artırır. Unutulmamalıdır ki, rızkın kapılarını açacak olan ancak Allah’tır.
- Fiili Çaba ve Planlama: Tevekkül, tembellik demek değildir. Borçtan kurtulmak için fiili olarak da gayret göstermek gerekir. Bu bağlamda:
- Gelir-Gider Dengesi Kurmak: Bir bütçe planlaması yaparak gereksiz harcamaları kısmak ve tasarrufa yönelmek.
- Helal Kazanç Yolları Aramak: Mevcut işine ek olarak veya daha iyi imkanlar sunan yeni helal kazanç kapıları aramak.
- Borçları Yapılandırmak: Alacaklılarla konuşarak, ödeme planında kolaylık talep etmek. Dürüst ve samimi bir yaklaşım, genellikle olumlu karşılık bulur.
- Sadaka Vermek: “Sadaka belayı defeder ve ömrü uzatır” hadis-i şerifi gereğince, az da olsa düzenli olarak sadaka vermek, rızkın bereketlenmesine ve sıkıntıların kalkmasına vesile olur. Borçlu birinin verdiği sadaka, Allah katında daha da kıymetli olabilir.
- Vakıa Suresi’ni Okumak: Bazı rivayetlerde, “Her kim her gece Vâkıa sûresini okursa, ona ebediyen fakirlik isabet etmez” (Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân) buyrulmuştur. Bu sureyi düzenli okumak, rızık ve bereket için bir manevi vesile olarak görülebilir.
- Sabır ve Şükür: İmtihan sürecinde sabırlı olmak, isyan ve şikayetten kaçınmak önemlidir. Mevcut nimetlere şükretmek, nimetin artmasına vesile olur. “Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artırırım.” (İbrâhîm, 14/7)
Sonuç
Borç, mümin için bir imtihan vesilesidir. Bu imtihan, kişiyi bir yandan mali disipline, planlı yaşamaya ve helal kazancın peşinde koşmaya sevk ederken, diğer yandan da acziyetini idrak edip Rabbine daha fazla yönelmeye, O’na sığınmaya ve dua etmeye teşvik eder. İslam’ın borç meselesine yaklaşımı, hukuki düzenlemeler, ahlaki prensipler ve manevi sığınaklardan oluşan bütüncül bir yapı arz eder.
Borçlu olan kimse, borcunu ödeme niyetini ve gayretini asla yitirmemeli, Allah’ın rahmetinden ümidini kesmemelidir. Alacaklı olan kimse ise, zor durumdaki kardeşine mühlet vererek veya borcunu bağışlayarak Allah katında büyük ecirlere nail olabileceğini unutmamalıdır.
Bu uzun okuma metninde ele alınan ayetler, hadisler ve dualar, borç sıkıntısıyla mücadele eden her mümin için birer ışık kaynağı, birer manevi reçetedir. Bu reçeteyi samimiyetle ve ihlasla uygulayan, yani fiili gayretlerini samimi dualarla birleştiren bir kulun, Allah’ın izniyle bu sıkıntıdan kurtulması ve feraha ermesi umulur. Unutmayalım ki, darlığı veren de genişliği verecek olan da, her şeye gücü yeten Yüce Allah’tır. O, kendisine el açan kullarını asla boş çevirmez.