Allah İşitme ve Görme Yetisini Alırsa Kim Geri Verebilir?
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
Kur’an-ı Kerim En’am Suresi 46. Ayeti
Arapça Okunuşu:
قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَخَذَ اللَّهُ سَمْعَكُمْ وَأَبْصَارَكُمْ وَخَتَمَ عَلَىٰ قُلُوبِكُم مَّنْ إِلَٰهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُم بِهِ ۗ انظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الْآيَاتِ ثُمَّ هُمْ يَصْدِفُونَ
Türkçe Okunuşu:
Kul ereeytum in ehazallahu sem’akum ve ebsarakum ve hateme ala kulubikum men ilahun gayrullahi ye’tikum bih. Unzur keyfe nusarriful ayati summe hum yasdifun.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
De ki: “Söyleyin bana! Eğer Allah kulaklarınızı ve gözlerinizi alır, kalplerinizi de mühürlerse; Allah’tan başka onları size getirecek ilâh kimdir?” Bak, biz âyetleri nasıl türlü türlü açıklıyoruz da, sonra onlar yine yüz çeviriyorlar!
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) En’am Suresi’nin 46. Ayeti Işığında Duası
Bu ayet, sahip olduğumuz duyuların (göz, kulak, kalp) her an elimizden alınabileceğini hatırlatır. Efendimiz (s.a.v), bu nimetlerin korunması ve son nefese kadar sıhhatli kalması için sabah-akşam şöyle dua ederdi:
“Allah’ım! Bedenime afiyet ver. Allah’ım! Kulağıma afiyet ver. Allah’ım! Gözüme afiyet ver. Senden başka ilah yoktur.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 101)
Ayrıca bu duyuların, ömrün sonuna kadar kendisine hizmet etmesi için şu niyazda bulunurdu: “Allah’ım! Kulaklarımızdan, gözlerimizden ve kuvvetimizden, bizi yaşattığın sürece faydalandır ve onları bize vâris kıl (biz ölene kadar onlar sağlam kalsın).” (Tirmizî, Deavât, 74)
En’am Suresi’nin 46. Ayeti Işığında Hadisler
Göz ve kulak nimetinin değeri ve Allah’ın bu nimetleri alması durumunda sabretmenin mükafatı üzerine Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur (Kudsi Hadis):
“Allah Teâlâ buyurur ki: ‘Kulumu iki sevgilisiyle (iki gözünü kör ederek) imtihan ettiğimde, o buna sabrederse, o iki göze bedel olarak ona cenneti veririm.'” (Buhârî, Merdâ, 7)
Kıyamet günü bu nimetlerin hesabının sorulacağı hakkında: “Kıyamet günü kulun ayakları, şu dört şeyden sorulmadıkça yerinden kımıldamaz: …Vücudunu (ve duyularını) nerede yıprattığından…” (Tirmizî, Kıyamet, 1)
En’am Suresi’nin 46. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye
Bu ayet bağlamında Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) sünneti, **”Duyuları Emanet Bilmek”**tir. O, gözünü harama bakmaktan, kulağını yalan ve gıybet dinlemekten, kalbini ise kötü düşüncelerden (suizan) titizlikle korumuştur.
Sünnet-i Seniyye’de bu ayetin pratik karşılığı; her sabah uyandığında gözlerinin gördüğüne, kulaklarının duyduğuna şükretmek ve “Rabbim bunları bana vermeseydi, hangi teknoloji, hangi doktor veya hangi para bana bu görüşü verebilirdi?” diye tefekkür etmektir. Gözü, kulağı ve kalbi; Allah’ın rızasına uygun (Kur’an okumak, ilim dinlemek, tefekkür etmek gibi) işlerde kullanmak, bu ayete uygun en büyük fiili şükür sünnetidir.
Ayetin Detaylı Tefsiri
Allah Teâlâ, müşrikleri ve gafilleri sarsmak için onlara en hayati noktalarından yaklaşıyor: Duyular ve Algı.
Peygamberimize “Kul” (De ki) buyurarak şu senaryoyu kurduruyor: “Söyleyin bana (bir düşünün)! Eğer Allah kulaklarınızı (işitmenizi) ve gözlerinizi (görmenizi) alırsa…” Yani bir sabah uyandınız ve zifiri karanlık… Ses yok, görüntü yok. Dünya ile bağınız tamamen koptu. “…Ve kalplerinizi de mühürlerse…” Sadece kör ve sağır olmakla kalmadınız; anlama, düşünme ve idrak etme yeteneğinizi de kaybettiniz. (Çünkü Kur’an’a göre kalp, akletme merkezidir). Bitkisel hayata girmiş bir et yığınına döndünüz.
Soru çok net: “Allah’tan başka onları size (geri) getirecek ilâh kimdir?” Taptığınız Lat mı? Uzza mı? Güvendiğiniz servetiniz mi? Dünyanın en ünlü profesörleri mi? Kim o görme sinirini sıfırdan yaratıp beyne görüntü aktarabilir? Kim o mühürlenmiş şuuru tekrar açabilir? Cevap bellidir: Hiç kimse.
Bu ayet, insanın acziyetinin belgesidir. “Benim bedenim, benim hayatım” diyen insana, aslında o bedenin “kiracısı” olduğunu hatırlatır. Ev sahibi (Allah), elektriği ve suyu (görmeyi ve işitmeyi) kestiği an, kiracı (insan) karanlıkta kalır. Müşrikler putlardan yardım umuyorlardı ama Allah onlara “Sizin en temel donanımınız bile Benim elimde, putlar size nasıl yardım etsin?” diyerek tevhidin mantıksal ispatını yapar.
Ayetin sonu ise bir hayret ve kınama ifadesidir: “Bak, biz ayetleri nasıl türlü türlü açıklıyoruz (Nusarrifu) da, sonra onlar yine yüz çeviriyorlar (Yasdifûn)!” “Tasrif”, suyu bir yerden bir yere çevirmek, rüzgarı yönlendirmek demektir. Allah, hakikati bazen çiçekle, bazen musibetle, bazen bu ayetteki gibi “gözünüzü alırım” tehdidiyle, bazen de “cenneti veririm” vaadiyle; yani her türlü metotla anlatıyor. Ama sonuç? “Yasdifûn”: Basit bir yüz çevirme değil; tiksinerek, nefret ederek, şiddetle dönüp gitmek. Bu, onların nankörlüğünün ve nasipsizliğinin zirvesidir.
İcma
Alimler, bu ayetteki “Sem” (İşitme), “Basar” (Görme) ve “Kalp” (Akıl/İdrak) üçlüsünün, insanın bilgi edinme ve hidayeti bulma araçları (vasıtaları) olduğu konusunda icma etmişlerdir. İnsan gerçeği ya duyarak öğrenir, ya görerek idrak eder ya da aklederek bulur. Allah bu üç kanalı kapatırsa, hidayet imkansızlaşır.
Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler
Nimetin Sahibi: Gözümüz de kulağımız da bizim malımız değil, Allah’ın emanetidir. Dilediği an geri alabilir.
Şükür Borcu: Görebilmek ve duyabilmek, dünyadaki tüm hazinelerden daha değerlidir. Bunun şükrü, onları haramdan sakınmaktır.
Sahte İlahların Çaresizliği: Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, “yoktan bir görme duyusu” yaratamaz. Şifa Allah’tandır.
Metot Çeşitliliği: Allah, kulları anlasın diye hakikati farklı örneklerle (tasrif) anlatır. Biz de tebliğ yaparken tekdüze değil, çeşitli yollar denemeliyiz.
Yüz Çevirmenin Çirkinliği: Bunca açık delile rağmen Allah’tan yüz çevirmek, aklın ve vicdanın kabul edemeyeceği bir nankörlüktür.
Özet:
En’am 46, Allah’ın insana bahşettiği görme, işitme ve akletme (kalp) yetilerinin her an geri alınabilecek emanetler olduğunu; şayet Allah bunları alsa O’ndan başka hiç kimsenin (putların veya teknolojinin) bunları geri getiremeyeceğini vurgulayarak, insanın acziyetini ve Allah’ın eşsiz kudretini ortaya koyan sarsıcı bir meydan okumadır.
İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı:
Mekke döneminde inmiştir. Müşriklerin “Bizim ilahlarımız bize yeter” şeklindeki kibirli tavırlarına karşı; “Sizin can damarınız (duyularınız) benim elimde, neyine güveniyorsunuz?” mesajını vermek için nazil olmuştur.
Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı:
ayette zalimlerin kökünün kazındığı anlatılmıştı. 46. ayet, o helak gelmeden önce ellerindeki nimetlerin kıymetini bilmeleri için bir uyarıdır. 47. ayette ise, “Allah’ın azabı ansızın gelse, zalimlerden başkası mı helak olur?” diye sorularak tehdidin dozu artırılacaktır.
Sonuç:
Gözlerimiz görüyor, kulaklarımız duyuyorken Rabbimize dönelim. Karanlık çökmeden, ışığın (hidayetin) kıymetini bilelim.
En’am Suresi 46. Ayeti Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Neden sadece göz, kulak ve kalp sayılmış? Çünkü bunlar ilmin kapılarıdır. İnsan dış dünyayı göz ve kulakla tanır, verileri kalpte (beyin/akıl merkezinde) işler. Bu üçü olmazsa insan sorumlu (mükellef) olamaz ve hakikati bulamaz.
“Kalplerin mühürlenmesi” ne demektir? Kalbin algıya kapanmasıdır. Kişi gerçeği görse bile “anlamaz”, duygu hissetmez, vicdanı sızlamaz. Bu, küfürde inat etmenin bir sonucudur.
Ayet fiziksel körlüğü mü, manevi körlüğü mü kastediyor? Ayetin lafzı fiziksel körlüğü/sağırlığı (nimetin alınmasını) kasteder ki bu en büyük tehdittir. Ancak işari manada, hidayet nurunun alınmasını da kapsar.
“Nusarrifu” (Çeviriyoruz/Çeşitlendiriyoruz) ne anlama gelir? Kur’an’ın üslubudur. Allah bazen kıssayla, bazen cennetle, bazen cehennemle, bazen mantıksal delillerle hakikati evirip çevirerek anlatır ki, biri tutmazsa diğeri tutsun ve insan hidayete ersin.
“Yasdifûn” kelimesinin “Yuridûn” (Yüz çeviriyorlar) kelimesinden farkı nedir? İ’raz (Yuridun): İlgilenmemek, sırt dönmek. Sadf (Yasdifun): Engel olmak, tiksinerek dönmek, başkalarını da döndürmeye çalışmak. Daha şiddetli bir tepkidir.
Bu ayet organ nakline engel midir? Hayır. Organ nakli “var olanı taşımaktır”, “yoktan yaratmak” değildir. Ayet, “hiç olmayan bir duyuyu kim yaratabilir?” diye sorar. Organ nakli de Allah’ın yarattığı dokunun transferidir, yine Allah’ın izniyle şifa olur.
Günlük hayatta bu ayeti nasıl hatırlamalıyız? Gözlük takarken, kulaklık takarken veya güzel bir manzara izlerken; “Ya Rabbi, bu görüntüyü bana bağışladığın için şükürler olsun, bunu alma” diye dua ederek hatırlamalıyız.