Genel Konular

Haddini Bilmeyen Misafire Nebevi Uyarılar

Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim

Davetsiz Gelen ve Ne Konuşacağını Bilmeyen Misafire Nebevi Öğütler

 

İslam dini, toplumsal ilişkileri en ince ayrıntısına kadar ele alan ve Müslümanlara adab-ı muaşeretin en güzel örneklerini sunan bir dindir. Bu bağlamda misafirlik adabı da Kur’an-ı Kerim ayetleri ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v) hadis-i şerifleri ile net bir şekilde belirlenmiştir. Özellikle müsade almadan, davetsiz bir şekilde gelen ve bulunduğu ortamda ne konuşması gerektiğini bilmeyerek ev sahibini zor durumda bırakan kişilere karşı İslam’ın tavrı ve öğütleri yol göstericidir.

Kapıdan Önce Kalplerden İzin Almak: İslam’da Ziyaret Adabı

İslam, bir başkasının mahremiyetine saygıyı en temel ilke olarak kabul eder. Bir eve girmeden önce izin istemek, bu saygının en somut göstergesidir. Kur’an-ı Kerim, bu konuda Müslümanlara açık ve net bir uyarıda bulunur:
Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, geldiğinizi hissettirip (izin alıp) ev sahiplerine selâm vermeden girmeyin. Bu davranış sizin için daha hayırlıdır. Düşünüp anlayasınız diye size böyle öğüt veriliyor.” (Nur Suresi, 27)

Bu ayet-i kerime, bir eve çat kapı girmenin, İslam ahlakı ile bağdaşmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Ziyaretin, ev sahibinin müsait olduğu bir zamanda, onun rızası ve daveti üzerine gerçekleşmesi esastır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) de bu konuda ashabını eğitmiş ve bir kapının en fazla üç defa çalınmasını, cevap verilmezse geri dönülmesini tavsiye etmiştir. Bu, hem ev sahibinin mahremiyetini korumak hem de ziyaretçinin onurunu zedelememek adına konulmuş nebevi bir ölçüdür.

Eğer bir eve izin alınmadan girilirse veya “Geri dönün!” denilmesine rağmen ısrar edilirse, bu durum ev sahibine eziyet vermek anlamına gelir ki, İslam’da bir Müslümana eziyet etmek kesinlikle haramdır.

Misafirlikte Sükûtun Altın Değerinde Olduğu Anlar

Misafirlikte en az ziyaret zamanlaması kadar önemli olan bir diğer husus ise konuşma adabıdır. Nerede ne konuşulacağını bilmek, hikmet sahibi bir müminin vasıflarındandır. Bazen lüzumsuz ve boş konuşmalar, ev sahibini ve diğer misafirleri rahatsız edebilir, kalpleri kırabilir ve hatta fitneye sebep olabilir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu konuda müminlere şu evrensel ölçüyü vermiştir:
“Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa, ya hayır söylesin ya da sussun.” (Buhârî, Edeb, 31, 85; Müslim, Îmân, 74)
Bu hadis-i şerif, misafirlikteki konuşma adabının temelini oluşturur. Eğer söylenecek söz, hayırlı, yapıcı, gönül alıcı, ilim ve hikmet içeren bir söz değilse, sükût etmek çok daha faziletlidir. Davetsiz gelen ve üstüne bir de nerede ne konuşacağını bilmeyen bir misafir, bu hadisin ışığında kendini muhasebeye çekmelidir. Zira söylediği sözler, ev sahibini utandırabilir, mahcup edebilir veya hoş olmayan bir duruma sokabilir.

Özellikle ev sahibinin özel hayatı, maddi durumu, ailevi meseleleri gibi konuları merak etmek ve bu yönde sorular sormak, İslam’ın asla onaylamadığı bir davranıştır. Misafir, kendi sınırlarını bilmeli ve ev sahibinin mahremiyetine saygı göstermelidir.

Yemeği Yiyince Dağılın: Misafirliğin de Bir Süresi Vardır

Misafirlik, ev sahibine bir külfet ve meşakkat vesilesi olmamalıdır. İslam, misafir ağırlamayı teşvik ederken, misafirin de ev sahibini zora sokmamasını emreder. Ahzab Suresi’nde, doğrudan Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) hanesine yönelik gibi görünse de tüm Müslümanlar için geçerli olan önemli bir adab kuralı öğretilir:
“Ey iman edenler! Peygamber’in evlerine, yemeğe çağrılmaksızın, vaktini gözetmeksizin girmeyin. Ancak davet edildiğiniz vakit girin. Yemeği yediğinizde de hemen dağılın, sohbete dalmayın. Çünkü bu hareketiniz Peygamber’i üzmekte, fakat o (size bunu söylemekten) utanmaktadır. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez.” (Ahzab Suresi, 53)
Bu ayet, davetsiz misafirliğin ve özellikle yemek vaktini kollayarak yapılan ziyaretlerin uygun olmadığını belirtirken, misafirliğin süresine de dikkat çeker. Yemeği yedikten sonra uzun uzadıya oturup ev sahibini meşgul etmek, onun dinlenmesine veya diğer işlerini yapmasına engel olmak, bir müminin kaçınması gereken bir davranıştır. Misafir, ziyaretini makul bir sürede tamamlayıp ev sahibine teşekkür ederek ve dua ederek ayrılmalıdır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir başka hadisinde şöyle buyurur:
“Misafirlik (hakkı) üç gündür. Bundan sonrası ise sadakadır. Misafirin, ev sahibini günaha sokacak kadar onun yanında kalması helal olmaz.” Sahabe sordu: “Ya Resulallah, ev sahibini nasıl günaha sokar?” Buyurdu ki: “Ev sahibinin kendisini ağırlayacak bir şeyi kalmayıncaya kadar yanında oturup kalmakla.” (Müslim, Lukata, 15, 16)
Sonuç olarak;

Müsade almadan, ansızın bir başkasının kapısını çalmak ve ziyaretinde ne konuşacağını bilmeyerek pot kırmak, İslam’ın edep anlayışıyla bağdaşmayan, hem ziyaretçiyi hem de ev sahibini zor durumda bırakan davranışlardır. Bir Müslüman, ziyaretinin bir rahmet ve bereket vesilesi olmasını arzu etmeli, bir eziyet ve sıkıntı kaynağı olmasından şiddetle kaçınmalıdır.

Bu nedenle, bir yere gitmeden önce haber vermek, ev sahibinin rızasını almak, ziyaret esnasında hayırlı ve güzel sözler konuşmak, lüzumsuz ve mahrem konulardan uzak durmak ve misafirliği makul bir sürede tamamlamak, Hz. Muhammed’in (s.a.v) bizlere öğrettiği ve Kur’an’ın ışığında şekillenen en temel ahlaki ilkelerdendir. Bu ilkelere riayet etmek, müminler arasındaki sevgi, saygı ve kardeşlik bağlarını güçlendirecektir.

“Ben yere göğe sığmadım, ancak mü’min kulumun kalbine sığdım.”

“Şüphesiz peygamberler korunanlardandır”

 

ALPER

"İslam Bilimleri ve Tefsir araştırmacısı olan Alper, Kur'anî kavramlar ve Hadis ilmi üzerine derinlemesine çalışmalar yürütmektedir. Akademik perspektifi manevi derinlikle harmanlayarak okuyucularına rehberlik etmeyi amaçlar."

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu