Genel Konular

Allah’ın Zulmü Kendisine Haram Kılması

Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim

Allah Zulmü Kendisine ve Kullarına Haram Kılmıştır: Kur’an, Sünnet, Dua ve Alimlerin Işığında

İslam inancının en temel ve sarsılmaz direklerinden biri, Allah Teâlâl’nın mutlak adaleti ve O’nun her türlü zulümden münezzeh olduğudur. Allah Azze ve Celle, Zât-ı Akdes’ine zulmü haram kıldığı gibi, kulları arasında da zulmü yasaklamıştır. Bu ilke, kâinatın nizamından insanın bireysel ve toplumsal hayatına kadar her alanda O’nun rahmetinin, hikmetinin ve adaletinin tecellilerini görmemizi sağlar. Allah’ın zulmü kendisine haram kılması, O’nun mükemmelliğinin, hiçbir şeye muhtaç olmayışının (Ğanî oluşunun) ve sonsuz merhametinin doğal bir sonucudur. Bu inanç, müminin kalbine sükûnet ve güven verir, onu her durumda Allah’ın adaletine sığınmaya, kendi hayatında da zulümden kaçınarak adil olmaya teşvik eder. Bu sunumda, bu yüce hakikati çeşitli kaynaklarımız ışığında ele alacağız.

1. Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın Zulmü Kendine Haram Kılması ve Adaleti

Kur’an-ı Kerim, Allah Teâlâ’nın asla zulmetmeyeceğini ve adaletinin kusursuz olduğunu birçok ayetinde vurgular:

  • Nisâ Suresi, 40. Ayet: Arapça Okunuşu: اِنَّ اللّٰهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍۚ وَاِنْ تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا وَيُؤْتِ مِنْ لَدُنْهُ اَجْرًا عَظ۪يمًا Türkçe Okunuşu: “İnna-llâhe lâ yaẓlimu miśkâle żerrah(tin), ve in teku ḥaseneten yuḍâ’ifhâ ve yu’ti min ledunhu ecran ‘aẓîmâ.” Elmalılı Hamdi Yazır Meali: “Şüphe yok ki Allah zerre kadar zulmetmez. Eğer bir iyilik olursa onu kat kat artırır. Ve kendi tarafından pek büyük bir ecir verir.” Kısa Bir Açıklama: Bu ayet, Allah’ın adaletinin ne kadar hassas olduğunu, zerre miktarı bir haksızlığın bile O’nun katında söz konusu olmadığını belirtir. Aksine, yapılan iyiliklerin katlanarak mükafatlandırılacağı müjdelenir. Bu, O’nun adaletinin rahmet ve lütuf ile birleştiğinin bir göstergesidir.

  • Yûnus Suresi, 44. Ayet: Arapça Okunuşu: اِنَّ اللّٰهَ لَا يَظْلِمُ النَّاسَ شَيْـًٔا وَلٰكِنَّ النَّاسَ اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ Türkçe Okunuşu: “İnna-llâhe lâ yaẓlimu-nnâse şey-en ve lâkinne-nnâse enfusehum yaẓlimûn(e).” Elmalılı Hamdi Yazır Meali: “Muhakkak ki Allah insanlara zerre kadar zulmetmez. Lâkin insanlar kendi kendilerine zulmediyorlar.” Kısa Bir Açıklama: Bu ayet, ilahi adaletin bir başka yönünü vurgular: Allah insanlara asla zulmetmez; ancak insanlar, Allah’ın emirlerine aykırı davranarak, günah işleyerek veya birbirlerine haksızlık yaparak kendi kendilerine zulmederler. Başlarına gelen musibetlerin veya ahiretteki cezaların temelinde genellikle kendi elleriyle yaptıkları bu zulümler vardır.

  • Fussilet Suresi, 46. Ayet: Arapça Okunuşu: مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِه۪ وَمَنْ اَسَٓاءَ فَعَلَيْهَاۜ وَمَا رَبُّكَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِ Türkçe Okunuşu: “Men ‘amile ṣâliḥan felinefsihî ve men esâe fe’aleyhâ, ve mâ rabbuke biẓallâmin lil’abîd(i).” Elmalılı Hamdi Yazır Meali: “Kim iyi bir iş yaparsa, kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa, kendi aleyhinedir. Rabbin kullara zulmedici değildir.” Kısa Bir Açıklama: Bu ayet, bireysel sorumluluk ilkesini ve Allah’ın mutlak adaletini bir kez daha teyit eder. Yapılan her iyilik kişinin kendi faydasına, her kötülük de kendi zararınadır. “Rabbin kullara zulmedici değildir” (بِظَلَّامٍ – çokça zulmeden) ifadesi, Allah’ın zulmün hiçbir çeşidinden ve hiçbir miktarından razı olmadığını ve Zâtının bundan münezzeh olduğunu gösterir.

2. Hadis-i Şeriflerde Bu İlkenin Vurgulanışı

Peygamber Efendimiz (s.a.v) de birçok hadisinde Allah’ın adaletini ve zulmü haram kıldığını vurgulamıştır. Bunların en önemlilerinden biri kutsi bir hadistir:

  • Hadis-i Kudsî: Allah Zulmü Kendine Haram Kılmıştır: Ebû Zer el-Gıfârî (r.a.)’den rivayet edildiğine göre, Peygamber Efendimiz (s.a.v) Rabbi Tebâreke ve Teâlâ’dan naklen şöyle buyurmuştur: “Ey kullarım! Ben zulmü kendime haram kıldım, onu sizin aranızda da haram kıldım; öyleyse birbirinize zulmetmeyiniz. Ey kullarım! Benim hidayet verdiklerim dışında hepiniz dalalettesiniz (sapıtmışsınız); o halde benden hidayet isteyin ki size hidayet vereyim. Ey kullarım! Benim doyurduklarım dışında hepiniz açsınız; o halde benden yiyecek isteyin ki sizi doyurayım. Ey kullarım! Benim giydirdiklerim dışında hepiniz çıplaksınız; o halde benden giyecek isteyin ki sizi giydireyim. Ey kullarım! Siz gece gündüz hata işlersiniz, Ben ise bütün günahları bağışlarım; o halde benden bağışlanma dileyin ki sizi bağışlayayım. Ey kullarım! Siz Bana zarar vermeye asla güç yetiremezsiniz ki Bana zarar veresiniz; Bana fayda vermeye de asla güç yetiremezsiniz ki Bana fayda veresiniz. Ey kullarım! Eğer sizin öncekileriniz ve sonrakileriniz, insanlarınız ve cinleriniz, içinizden en takva sahibi bir adamın kalbi üzere olsalardı, bu Benim mülkümde hiçbir şeyi artırmazdı. Ey kullarım! Eğer sizin öncekileriniz ve sonrakileriniz, insanlarınız ve cinleriniz, içinizden en günahkâr bir adamın kalbi üzere olsalardı, bu Benim mülkümde hiçbir şeyi eksiltmezdi. Ey kullarım! Eğer sizin öncekileriniz ve sonrakileriniz, insanlarınız ve cinleriniz, bir düzlükte toplanıp benden isteselerdi ve Ben de her birine istediğini verseydim, bu Benim yanımdaki (hazinelerimden), iğne denize batırılıp çıkarıldığında (denizden) ne kadar eksiltirse ancak o kadar eksiltirdi. Ey kullarım! Bunlar ancak sizin amellerinizdir ki, onları sizin için sayıyorum, sonra da size karşılığını tam olarak veriyorum. Kim bir hayır bulursa Allah’a hamdetsin. Kim de bundan başkasını bulursa, kendisinden başkasını kınamasın.” (Müslim, Birr, 55; Tirmizî, Kıyâme, 49; İbn Mâce, Zühd, 30). Kısa Bir Açıklama: Bu muhteşem kutsi hadis, Allah’ın zulmü kendisine ve kullarına haram kıldığını, O’nun mutlak adaletini, rahmetini, cömertliğini ve hiçbir şeye muhtaç olmadığını çok etkileyici bir dille ifade eder. Herkesin kendi amellerinin karşılığını göreceği vurgulanır.

  • Zalimin Cezasının Ertelenmesi Allah’ın Zulmettiği Anlamına Gelmez: Ebû Musa el-Eş’arî (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Allah zalime mühlet verir. Fakat onu bir yakalayınca da asla bırakmaz (ona kurtuluş imkânı vermez).” Sonra Peygamberimiz (s.a.v) şu ayeti okudu: “Rabbin, zulmeden memleketleri (veya zalim nesilleri) yakaladığı zaman O’nun yakalayışı işte böyledir. Şüphesiz O’nun yakalaması pek elem vericidir, pek çetindir.” (Hûd, 11/102). (Buhârî, Tefsîru Sûre (11), 5; Müslim, Birr, 61, 62). Kısa Bir Açıklama: Bu hadis, Allah’ın zalimlere hemen ceza vermemesinin, onlara zulmettiği veya adaletsiz davrandığı anlamına gelmediğini, aksine bu durumun bir mühlet verme olduğunu ve nihai cezanın kaçınılmaz olduğunu belirtir.

  • Her Hak Sahibine Hakkının Verileceği Gün: Daha önce de zikrettiğimiz, “Kıyamet gününde haklar mutlaka sahiplerine verilecektir. Hatta boynuzsuz koyun için boynuzlu koyundan kısas alınacaktır” hadisi (Müslim, Birr, 60), Allah’ın kusursuz adaletinin ahiretteki en ince tecellisini gösterir.

3. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Sünnetinde Zulümden Kaçınma ve Adalet

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) tüm hayatı, Allah’ın zulmü haram kılması ilkesinin bir yansımasıdır. O, adaletin en güzel örneğini sergilemiş ve zulmün her türlüsüne karşı mücadele etmiştir.

  • Adil Yönetimi ve Hükümleri: Hz. Peygamber (s.a.v), Medine’de kurduğu devletin temelini adalete dayandırmıştır. Hükümlerinde zengin-fakir, güçlü-zayıf, Müslüman-gayrimüslim ayrımı yapmadan herkese eşit ve adil davranmıştır. Meşhur bir olayda, soylu bir kadının hırsızlık yapması üzerine affedilmesi için aracılık yapılmak istendiğinde, “Vallahi, Muhammed’in kızı Fâtıma bile hırsızlık yapsaydı, onun da elini keserdim!” (Buhârî, Hudûd, 11, 12; Enbiyâ, 54; Müslim, Hudûd, 8, 9) buyurarak, adaletin tavizsiz uygulanacağını göstermiştir.
  • Zayıfların ve Mazlumların Hakkını Koruması: O, özellikle zayıfların, yetimlerin, dulların, kölelerin ve toplumda ezilenlerin haklarını korumuş, onların zulme uğramasına asla izin vermemiştir. Veda Hutbesi’nde kadın hakları, can ve mal güvenliği gibi temel insan haklarını bir kez daha vurgulamıştır.
  • Zulümden Şiddetle Sakındırması: Ashabını ve tüm ümmetini zulüm yapmaktan şiddetle sakındırmış, zulmün dünyada ve ahiretteki kötü sonuçlarını haber vermiştir. “Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalime) teslim etmez…” (Buhârî, Mezâlim, 3; İkrâh, 7; Müslim, Birr, 58) buyurarak, Müslümanlar arasındaki kardeşlik hukukunun zulmü reddettiğini belirtmiştir.

4. Dualarda Zulümden Allah’a Sığınma ve Adalet Talebi

Mümin, Allah’ın adaletine güvenir ve O’ndan başka sığınak olmadığını bilir. Dualarında hem kendisinin zulmetmekten hem de başkalarının zulmüne uğramaktan Allah’a sığınır.

  • “Allah’ım! Zulmetmekten ve zulme uğramaktan sana sığınırım.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 100-101; Tirmizî, De’avât, 70). Kısa Bir Açıklama: Bu dua, zulmün her iki yönünden de (fail veya mağdur olmak) Allah’ın korumasına sığınmayı ifade eder ve O’nun adaletine olan teslimiyeti gösterir.

  • Hz. Yunus’un (A.S.) balığın karnında yaptığı dua da, bir nevi kendi nefsine yaptığı zulmü itiraf ve Allah’ın rahmetine sığınmadır: “Lâ ilâhe illâ ente subḥâneke innî kuntu mine-ẓẓâlimîn” (Senden başka ilah yoktur. Sen her türlü noksanlıktan münezzehsin. Şüphesiz ben zalimlerden oldum). (Enbiyâ, 21/87). Peygamberimiz (s.a.v) bu dua ile yapılan niyazların kabul edileceğini müjdelemiştir. Kısa Bir Açıklama: Bu dua, insanın kendi kusurlarını ve zulmünü itiraf ederek Allah’ın affına ve adaletine sığınmasının bir örneğidir.

  • “Rabbimiz! Bize zulmetme. Eğer Sen bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsan, şüphesiz hüsrana uğrayanlardan oluruz.” (Bu, Hz. Âdem (A.S.) ve eşinin duasına benzer bir ifadedir; A’râf 7/23). Kısa Bir Açıklama: Bu dua, Allah’ın adaletinden kaçış olmadığını, ancak O’nun rahmeti ve mağfiretiyle kurtuluşa erilebileceğini ifade eder. Allah zulmetmez, ancak kullar kendi kendilerine zulmedebilir ve bunun sonucunda O’nun affına muhtaç olurlar.

5. Alimlerin Açıklamaları ve “Sohbet”lerde Bu Konunun Ele Alınışı

Alimlerin Aktardıkları: İslam alimleri, Allah Teâlâ’nın zulümden münezzeh olduğu konusunda ittifak etmişlerdir. Allah’ın kendisine zulmü haram kılması, O’nun Zâtının bir gereğidir; çünkü zulüm, bir eksiklik, bir ihtiyaç veya bir acziyetin sonucudur. Allah ise Samed’dir (hiçbir şeye muhtaç değildir), Ganî’dir (sonsuz zengindir), Kadîr’dir (her şeye gücü yetendir) ve Kâmil’dir (her türlü eksiklikten uzaktır). Dolayısıyla O’nun zulmetmesi düşünülemez. Alimler, Allah’ın adaletini iki kısımda ele alırlar:

  1. Adl-i Tekvînî (Yaratılıştaki Adalet): Kâinattaki her şeyin bir ölçü, denge ve hikmetle yaratılması.
  2. Adl-i Teşrîî (Hukuktaki Adalet): Allah’ın gönderdiği dinin ve şeriatın adil olması, emir ve yasaklarının hikmete dayanması, mükafat ve cezanın hakkaniyetle verilmesi. Kader konusunda da alimler, Allah’ın takdirinin zulüm olmadığını, her şeyin bir hikmetle ve O’nun ilmiyle gerçekleştiğini, kulun iradesinin ve sorumluluğunun da bu çerçevede olduğunu açıklamışlardır.

“Sohbet”lerdeki Yansımaları: Dini sohbetlerde ve vaazlarda, Allah’ın adaletine olan güven sıkça vurgulanır. Bu inanç, müminlere şu konularda şifa ve teselli verir:

  • Başa Gelen Musibetler Karşısında Sabır: Eğer bir musibet gelmişse, bunun Allah’ın bir imtihanı, günahlara kefaret veya dereceleri yükseltme vesilesi olabileceği, asla O’nun bir zulmü olmadığı hatırlatılır.
  • Haksızlığa Uğrandığında Teselli: Dünyada haksızlığa uğrayan müminler, ahirette Allah’ın mutlak adaletinin tecelli edeceğini ve haklarını eksiksiz alacaklarını bilerek teselli bulurlar.
  • Zulümden Kaçınma Bilinci: Allah zulmü sevmediği ve haram kıldığı için, müminler de hayatlarının her alanında zulüm yapmaktan şiddetle kaçınmaya teşvik edilirler.
  • Allah’a Karşı Hüsn-ü Zan: Her durumda Allah hakkında iyi zan beslemek, O’nun her yaptığında bir hayır ve adalet olduğuna inanmak, bu sohbetlerin önemli bir mesajıdır.

Sonuç

Allah Teâlâ’nın zulmü kendisine ve kullarına haram kılması, İslam inancının temel taşlarından biridir ve O’nun mutlak adaleti, rahmeti ve mükemmelliğinin bir yansımasıdır. Bu ilke, Kur’an ayetleri, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) hadisleri, sünneti ve duaları ile teyit edilmiş ve İslam alimleri tarafından detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Müminler için bu inanç, hem dünyada adil ve erdemli bir hayat sürmenin hem de ahirette Allah’ın rahmetine ve adaletine güvenerek huzur bulmanın en önemli dayanağıdır. Allah’ın kusursuz adaletine iman, kalplere şifa veren, ümitleri yeşerten ve insanı gerçek kulluğa yönelten bir nurdur.

 

1. Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın Zulmü Kendisine Haram Kılması

Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın adaletine ve zulümden münezzeh olduğuna dair birçok ayet bulunmaktadır. Bu ayetler, O’nun kullarına karşı merhametini ve şefkatini vurgular.

  • En’am Suresi, 147. Ayet (Meali): “Rabbiniz, rahmeti kendi üzerine yazmıştır (farz kılmıştır).” Bu ayet, Allah’ın rahmetinin gazabını geçtiğini ve kullarına karşı merhametle muamele etmeyi kendisine ilke edindiğini gösterir. Zulüm ise rahmetin zıddıdır.
  • Nisa Suresi, 40. Ayet (Meali): “Şüphesiz Allah, zerre kadar zulmetmez. Eğer bir iyilik olursa onu kat kat artırır ve kendi katından büyük bir mükâfat verir.” Bu ayet, Allah’ın en küçük bir haksızlık dahi yapmayacağını, aksine iyilikleri katlayarak ödüllendireceğini açıkça ifade eder.
  • Yunus Suresi, 44. Ayet (Meali): “Şüphesiz Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler.” Bu ayet, zulmün kaynağının insanlar olduğunu, Allah’ın ise bundan münezzeh olduğunu belirtir.

2. Hadis-i Şeriflerde Allah’ın Zulmü Kendisine Haram Kılması

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Allah Teâlâ’nın zulmü kendisine haram kıldığını ve kulları arasında da yasakladığını birçok hadis-i şerifinde vurgulamıştır. Bu hadisler arasında en meşhurlarından biri “Hadis-i Kutsi” olarak bilinen rivayettir:

  • Kutsi Hadis: Ebu Zer radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Rabbinden naklen şöyle buyurdu: “Ey kullarım! Ben zulmü kendime haram kıldım, onu sizin aranızda da haram kıldım. Öyleyse birbirinize zulmetmeyin.” (Müslim, Birr, 55; Tirmizî, Kıyâme, 49)

    Bu kutsi hadis, konunun en net ve güçlü delillerinden biridir. Allah Teâlâ, bizzat kendi zatı için zulmü yasakladığını ve kullarının da birbirlerine zulmetmemelerini emrettiğini beyan etmektedir.

Diğer bazı hadis-i şerifler:

  • “Zulümden sakınınız. Çünkü zulüm, kıyamet gününde karanlıklar olacaktır.” (Buhârî, Mezâlim, 8; Müslim, Birr, 56)
  • “Mazlumun bedduasından sakınınız. Çünkü onunla Allah arasında perde yoktur.” (Buhârî, Mezâlim, 9; Müslim, Îmân, 30)

Bu hadisler, zulmün hem dünyada hem de ahirette vahim sonuçları olacağını ve Allah katında kabul görmeyeceğini gösterir.

3. Dualarda ve Sünnette Zulümden Allah’a Sığınma

Müslümanlar, dualarında ve günlük yaşantılarında zulümden Allah’a sığınmayı bir prensip edinmişlerdir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de birçok duasında zulümden ve zalimlerin şerrinden Allah’a sığınmıştır.

  • Peygamberimizin Dualarından Örnekler:
    • “Allah’ım! Zulmetmekten ve zulme uğramaktan sana sığınırım.” (Ebu Davud, Edeb, 109)
    • “Allah’ım! Günahlarımı, bilgisizliğimi, işimde aşırı gitmemi ve benden daha iyi bildiğin bütün kusurlarımı bağışla. Allah’ım! Ciddi ve şaka yollu yaptıklarımı, yanlışlıkla ve bilerek işlediğim günahlarımı affet! Bütün bunlar bende mevcuttur. Allah’ım! Şimdiye kadar yaptığım, bundan sonra yapacağım, gizlediğim ve açığa vurduğum ve benim bilmediğim, fakat Senin bildiğin günahlarımı affet. Öne alan da Sensin, geriye bırakan da Sensin. Senin her şeye gücün yeter.” (Buhârî, Deavât, 60; Müslim, Zikr, 70). Bu genel istiğfar duaları içerisinde zulümden kaynaklanan günahlar da yer alır.

Sünnette zulümden kaçınmak ve adil olmak esastır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hayatı boyunca adaletten ayrılmamış, en yakınlarına dahi haksızlık yapılmasına müsaade etmemiştir. Onun bu örnek yaşantısı, Müslümanlar için en güzel rehberdir.

4. Alimlerin Aktardıkları

İslam alimleri, asırlar boyunca Allah’ın zulmü kendisine haram kılması konusunu tefsirlerinde, şerhlerinde ve eserlerinde detaylı bir şekilde işlemişlerdir.

  • İmam Gazâlî: Zulmü, bir şeyi ait olduğu yerin dışına koymak olarak tanımlar ve Allah’ın bundan münezzeh olduğunu vurgular. O’na göre Allah’ın her fiili hikmetlidir ve adalete dayanır.
  • İmam Rabbânî: Mektubat’ında Allah’ın mutlak adalet sahibi olduğunu, O’nun fiillerinde herhangi bir zulüm veya haksızlık düşünülemeyeceğini ifade eder.
  • Bediüzzaman Said Nursî: Risale-i Nur Külliyatı’nda kainattaki kusursuz nizamın ve dengenin Allah’ın adaletinin ve hikmetinin bir tecellisi olduğunu belirtir. Zulmün bu nizamla bağdaşmayacağını vurgular.

Günümüz alimleri de sohbetlerinde ve eserlerinde bu konuya sıkça değinirler. Zulmün bireysel ve toplumsal hayattaki yıkıcı etkilerini anlatarak, Allah’ın adaletine sığınmanın ve adil bir yaşam sürmenin önemini vurgularlar. Bu sohbetlerde, Allah’ın zulmü kendisine haram kılmasının, O’nun sonsuz rahmetinin ve merhametinin bir göstergesi olduğu, kullarına da adil ve merhametli olmayı emrettiği anlatılır.

Alimlerin Vurguladığı Temel Noktalar:

  • Allah’ın Adaleti Mutlaktır: O’nun fiillerinde hiçbir eksiklik, yanlışlık veya haksızlık bulunmaz.
  • Kullara Bir Uyarı ve Güvencedir: Allah’ın zulmü kendisine haram kılması, kullarına zulmetmeyeceğinin bir güvencesi olduğu gibi, kulların da birbirlerine zulmetmemeleri gerektiğinin bir uyarısıdır.
  • İmtihan Dünyası ve Adalet: Dünyada yaşanan bazı olumsuzluklar ve sıkıntılar, ilahi adaletin tecellisinin bir parçası olan imtihan sırrıyla açıklanır. Nihai adalet ahirette tam olarak tecelli edecektir.
  • Tövbe Kapısının Açıklığı: Zulmeden bir kul, samimiyetle tövbe edip hak sahipleriyle helalleşirse Allah’ın rahmetinden ümit kesmemelidir.

Allah Teâlâ’nın zulmü kendisine haram kılması, İslam inancının temel esaslarından biridir. Bu hakikat, Kur’an-ı Kerim ayetleri, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hadis-i şerifleri ve İslam alimlerinin açıklamalarıyla sabittir. Bu ilke, Allah’ın sonsuz rahmetini, merhametini ve mutlak adaletini gözler önüne serer. Müslümanlar olarak bizlere düşen görev, hem Allah’ın bu sıfatını tefekkür etmek hem de kendi hayatlarımızda ve ilişkilerimizde zulümden titizlikle kaçınarak adaleti tesis etmektir. Unutulmamalıdır ki, adalet hem bireysel huzurun hem de toplumsal barışın temelidir. Mazlumun ahının Allah katında karşılıksız kalmayacağı bilinciyle hareket etmek, her Müslümanın sorumluluğudur.

Yüce Allah’tan bizleri zulmetmekten ve zulme uğramaktan muhafaza eylemesini, adalet ve hakkaniyet üzere bir yaşam sürmeyi nasip etmesini niyaz ederiz.

ALPER

"İslam Bilimleri ve Tefsir araştırmacısı olan Alper, Kur'anî kavramlar ve Hadis ilmi üzerine derinlemesine çalışmalar yürütmektedir. Akademik perspektifi manevi derinlikle harmanlayarak okuyucularına rehberlik etmeyi amaçlar."

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu