Bakara Suresi AyetleriKur'an-ı Kerim

Peygamberlerin Fazilet Farkı: Kimileri Üstün Kılındı

Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim

Arapça Okunuşu:

تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ ۘ مِّنْهُم مَّن كَلَّمَ اللَّهُ ۖ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَاتٍ ۚ وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ ۗ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ مَا اقْتَتَلَ الَّذِينَ مِن بَعْدِهِم مِّن بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَلَٰكِنِ اخْتَلَفُوا فَمِنْهُم مَّنْ آمَنَ وَمِنْهُم مَّن كَفَرَ ۚ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ مَا اقْتَتَلُوا وَلَٰكِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ

Kur’an-ı Kerim Bakara Suresi 253. Ayeti

Türkçe Okunuşu: Tilke-rrusulu faḍḍalnâ ba‘ḍahum ‘alâ ba‘ḍ(in), minhum men kellema-llâhu ve rafe‘a ba‘ḍahum deracât(in), ve âteynâ ‘Îsâ-bne Meryeme-lbeyyinâti ve eyyednâhu birûḥil-qudus(i). Velev şâa-llâhu me-qtetele-lleżîne min ba‘dihim min ba‘di mâ câethumu-lbeyyinâtu ve lâkini-ḫtelefû feminhum men âmene ve minhum men kefer(e). Velev şâa-llâhu me-qtetelû ve lâkinna-llâhe yef‘alu mâ yurîd(u).

Elmalılı Hamdi Yazır Meali: O peygamberlerin bir kısmını bir kısmından üstün kıldık. Allah onlardan bir kısmıyla konuşmuş, bir kısmını da derecelerle yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya da açık mucizeler verdik ve onu Rûhu’lKudüs (Cebrail) ile güçlendirdik. Eğer Allah dileseydi, o peygamberlerden sonra gelen milletler, kendilerine bu kadar açık deliller geldikten sonra birbirleriyle savaşmazlardı. Fakat onlar ihtilafa düştüler de içlerinden kimi iman etti, kimi de inkâr etti. Eğer Allah dileseydi savaşmazlardı. Lâkin Allah dilediğini yapar.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Bakara Suresi’nin 253. Ayeti Işığında Duası: Bu ayet-i kerime, peygamberler arasındaki Allah katındaki bazı farklılıklara, Hz. İsa’ya verilen özel mucizelere ve insanların hidayet rehberleri geldikten sonra bile ihtilafa düşüp çatışabildiklerine, ancak her şeyin Allah’ın dilemesiyle olduğuna işaret eder. Bu derin manalar ışığında Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) şu tür duaları ve niyazları hatırlanabilir:

  1. Allah’ın Hikmetine Teslimiyet ve Peygamberlere Saygı Duası: Ayet, Allah’ın bazı peygamberleri diğerlerinden üstün kıldığını belirtir. Bu, ilahi hikmetin bir tecellisidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v), tüm peygamberlere iman etmenin önemini vurgulamış ve aralarında ayrım yapmamayı (temel iman noktasında) öğretmiştir. Ancak Allah’ın bildirdiği fazilet farklarını da kabul etmiştir. Bu bağlamda, Allah’ın takdirine razı olma ve tüm elçilere saygı duyma bilinciyle şöyle dua edilebilir: “Allah’ım! Peygamberlerine ve kitaplarına iman ettim. Onların aralarında (iman ve tebliğ ettikleri temel esaslar bakımından) bir ayrım yapmam. Hepsi Sen’den gelen hakkı tebliğ etmişlerdir. Bizleri onların yolundan ayırma ve şefaatlerine nail eyle.” (Bu genel bir yakarıştır, Efendimiz’in (s.a.v) tüm peygamberlere iman ve saygı konusundaki öğretilerinden ilhamla oluşturulmuştur.)

  2. İhtilaftan Korunma ve Birlik Duası: Ayet, “Fakat onlar ihtilafa düştüler de içlerinden kimi iman etti, kimi de inkâr etti” buyurarak ihtilafın tehlikesine dikkat çeker. Peygamber Efendimiz (s.a.v) ümmetinin ihtilafa düşmesinden endişe duymuş ve birlik beraberlik için dua etmiştir. “Allah’ım! Kalplerimizi birleştir, aramızı düzelt, bize selamet yollarını göster, bizi karanlıklardan aydınlığa çıkar, bizi açık ve gizli her türlü kötülükten, zinadan uzaklaştır. Kulaklarımızı, gözlerimizi, kalplerimizi, eşlerimizi ve nesillerimizi bizim için mübarek kıl. Tövbelerimizi kabul et, şüphesiz Sen tövbeleri çok kabul eden ve çok merhamet edensin. Bizi nimetlerine şükreden, onlarla Seni öven, onları kabul edenlerden eyle ve nimetlerini üzerimize tamamla.” (Ebû Dâvûd, Salât, 180-181; Hâkim, el-Müstedrek, I, 265) Bu dua, ayetteki ihtilafın acı sonucuna karşı bir sığınma ve ilahi lütfa bir yakarıştır.

  3. Allah’ın İradesine Teslimiyet Duası: Ayetin sonu, “Lâkin Allah dilediğini yapar” diyerek Allah’ın mutlak iradesini vurgular. Peygamber Efendimiz (s.a.v) her durumda Allah’ın iradesine tam bir teslimiyet göstermiştir. “Allah’ım! Senin rahmetini umuyorum, beni göz açıp kapayıncaya kadar bile nefsime bırakma. Bütün işlerimi düzelt. Senden başka ilâh yoktur.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 110) Bu dua, her işin Allah’ın dilemesiyle olduğunu bilerek O’na sığınmayı ve O’nun yardımını talep etmeyi içerir.

Bakara Suresi’nin 253. Ayeti Işığında Hadisler: Bu ayet-i kerime, peygamberlerin faziletleri, ihtilaf ve Allah’ın iradesi gibi önemli konulara değinir. Bu temalarla ilgili bazı Hadis-i Şerifler şunlardır:

  1. Peygamberler Arasında Fazilet Farkı ve Üstünlük Taslamama Edebi: Ayet, “O peygamberlerin bir kısmını bir kısmından üstün kıldık” buyurmaktadır. Bu Allah’ın takdiridir. Ancak Peygamber Efendimiz (s.a.v) ümmetine, peygamberler arasında övünme veya birini diğerine karşı küçük düşürecek şekilde üstünlük iddiasında bulunmama edebini öğretmiştir. Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Hiçbir kulun, ‘Ben Yunus İbni Mettâ’dan daha hayırlıyım’ demesi uygun olmaz.” (Buhârî, Enbiyâ 35, Tefsîru Sûre (6) 4, (21) 3, (37) 1; Müslim, Fedâil 166, 167) Bir başka hadiste ise: “Peygamberler arasında beni üstün tutmayın (birbirleriyle yarıştırır gibi).” (Buhârî, Husûmât 1, Enbiyâ 35; Müslim, Fedâil 160) Bu hadisler, Allah’ın bazı peygamberlere özel lütuflar verdiğini ve derecelerini yükselttiğini (ayette belirtildiği gibi) kabul etmekle birlikte, kulların peygamberler arasında böbürlenme veya birini diğerinden aşağılama anlamına gelecek karşılaştırmalar yapmaması gerektiğini öğretir. Allah’ın bildirdiği faziletleri kabul etmek ayrı, insanlar arasında fitneye sebep olacak tartışmalara girmek ayrıdır.

  2. Hz. Musa (a.s) ile Allah’ın Konuşması ve Diğer Peygamberlerin Hususiyetleri: Ayet, “Allah onlardan bir kısmıyla konuşmuş” buyurarak Hz. Musa’ya (a.s) işaret eder. Ebû Saîd el-Hudrî (r.a) anlatıyor: Bir Yahudi, yüzüne bir tokat vurulmuş olarak Peygamber (s.a.v)’e geldi ve: “Ey Muhammed! Ashabından biri yüzüme vurdu” dedi. Peygamber (s.a.v): “Kim vurdu?” diye sordu. Adam: “Ensar’dan bir adam” dedi. Peygamber (s.a.v): “Onu çağırın” buyurdu. Onu çağırdılar. Peygamber (s.a.v): “Buna niçin vurdun?” diye sordu. O zat: “Ya Resûlallah! Ben bunun ‘Musa’yı bütün beşere üstün kılan Allah’a yemin ederim ki!’ dediğini işittim. Ben de: ‘Muhammed’e de mi (üstün)?’ dedim ve kızdım, ona bir tokat vurdum” dedi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Peygamberler arasında beni üstün tutmayın! Çünkü insanlar Sûr’a üflenince bayılacaklar. Ayılanların ilki ben olacağım. Bir de bakacağım ki Musa Arş’ın bir kenarına tutunmuş duruyor. Bilemiyorum, benden evvel mi ayıldı, yoksa Tûr’da bayılmasına karşılık mı tutuldu (o baygınlıktan muaf mı edildi)?” (Buhârî, Enbiyâ 34, Rikâk 43; Müslim, Fedâil 159) Bu hadis, Hz. Musa’nın Allah ile konuşma (kelâm) sıfatına ve özel bir makama sahip olduğunu, aynı zamanda Peygamberimizin tevazusunu ve diğer peygamberlere olan saygısını gösterir.

  3. İhtilafın Sonuçları ve Allah’ın İradesi: Ayet, “Fakat onlar ihtilafa düştüler de içlerinden kimi iman etti, kimi de inkâr etti” diyerek ihtilafın iman ve küfür ayrışmasına yol açtığını belirtir. Abdullah İbni Amr İbnil-Âs (r.a) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v) bir gün yanımıza geldiğinde biz bir kader meselesi üzerinde tartışıyorduk. Sanki yüzünde nar tanesi sıkılmış gibi kızardı ve şöyle buyurdu: “Siz bununla mı emrolundunuz, yoksa ben size bununla mı gönderildim? Şüphesiz sizden öncekiler bu konuda tartıştıkları zaman helâk oldular. Bu konuda tartışmamanızı şiddetle emrediyorum.” (Tirmizî, Kader 1) Bu hadis, özellikle dinin temel esaslarında ve kader gibi hassas konularda yıkıcı tartışmalara girmenin tehlikesine işaret eder, ki bu tür ihtilaflar ayette belirtilen ayrılıklara ve çatışmalara zemin hazırlayabilir. Her şeyin Allah’ın iradesiyle olduğu bilinci, bu tür tartışmalarda aşırıya gitmeyi engeller.

Bakara Suresi’nin 253. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye: Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) hayatı ve uygulamaları, Bakara Suresi 253. ayette belirtilen prensiplerin anlaşılması ve yaşanması için bizlere ışık tutar:

  1. Tevazu ve Diğer Peygamberlere Saygı: Allah Teâlâ, Peygamber Efendimiz’i (s.a.v) “derecelerle yükseltmiş” olmasına ve O’na Habibim demiş olmasına rağmen, Efendimiz (s.a.v) daima büyük bir tevazu içinde olmuş ve kendisinden önceki peygamberlere derin bir saygı göstermiştir. Miraç hadisesinde diğer peygamberlerle görüşmesi, onlara imam olup namaz kıldırması, onların tebliğlerini tasdik etmesi bu saygının göstergeleridir. O, ümmetine de diğer peygamberlerin getirdiği temel mesajlara inanmayı ve onlara hürmet etmeyi öğretmiştir.

  2. İlahi Takdir ve Faziletlerin Kabulü: Allah’ın bazı peygamberleri diğerlerinden farklı lütuflarla donatması (örneğin Hz. Musa ile konuşması, Hz. İsa’ya açık mucizeler ve Ruhu’l-Kudüs ile destek vermesi, Hz. Muhammed’i (s.a.v) âlemlere rahmet olarak göndermesi ve derecelerle yükseltmesi) ilahi bir takdirdir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu takdiri kabul etmiş ve Allah’ın kendisine verdiği nimetlere şükretmiştir. Sünnet, Allah’ın takdirine rıza göstermeyi ve her peygamberin kendi misyonu çerçevesindeki değerini bilmeyi öğretir.

  3. İhtilaftan Kaçınma ve Birliğin Önemi: Ayetin ikinci kısmında belirtilen, peygamberlerden sonra gelen ümmetlerin ihtilafa düşüp savaşmaları, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) üzerinde hassasiyetle durduğu bir konudur. O, ümmetinin birliği için dua etmiş, fitne ve tefrikadan sakındırmıştır. Ashabını kardeş ilan etmesi, farklı kabileleri İslam potasında birleştirmesi, Medine Sözleşmesi gibi uygulamalar, ihtilafı önlemeye ve toplumsal barışı sağlamaya yönelik adımlardır. Sünnet, temel inanç esaslarında birliği, teferruattaki farklılıkları ise rahmet olarak görmeyi telkin eder.

  4. Allah’ın İradesine Tam Teslimiyet: Ayetin “Lâkin Allah dilediğini yapar” ifadesi, kâinattaki her olayın Allah’ın iradesi ve dilemesiyle gerçekleştiği hakikatini vurgular. Peygamber Efendimiz (s.a.v) hayatının her anında bu teslimiyeti yaşamıştır. Uhud’da yaşanan sıkıntılar, Taif’teki zulüm, evlatlarının vefatı gibi en zorlu imtihanlarda bile sabretmiş, Allah’ın kaderine rıza göstermiş ve O’na sığınmıştır. Sünnet, sebeplere sarılmakla birlikte, sonucun Allah’tan olduğunu bilerek O’nun iradesine boyun eğmeyi öğretir.

Özet: Bu ayet, Allah Teâlâ’nın peygamberler arasında fazilet ve derece farkları gözettiğini; kimileriyle konuştuğunu (Hz. Musa gibi), kimilerini derecelerle yükselttiğini (Hz. Muhammed s.a.v. gibi), Hz. İsa’ya apaçık mucizeler verip Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile desteklediğini belirtir. Ayrıca, peygamberlerden sonra gelen toplumların, kendilerine açık deliller ulaşmasına rağmen ihtilafa düşerek kiminin iman edip kiminin inkâr ettiğini ve bu yüzden savaştıklarını, eğer Allah dileseydi bunların olmayacağını, ancak Allah’ın her zaman dilediğini yaptığını ifade eder.

İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı: Bakara Suresi’nin bir parçası olan bu ayet, Medine döneminde nazil olmuştur. Bir önceki ayette (Bakara 252) Hz. Muhammed’in (s.a.v) peygamberliğinin hak olduğu teyit edildikten sonra, bu ayet genel olarak peygamberlik müessesesi ve peygamberler arasındaki bazı farklılıklara dikkat çeker. Medine’de Ehl-i Kitap ile olan ilişkiler bağlamında, peygamberlerin konumu ve misyonları hakkındaki tartışmalara bir cevap ve açıklama niteliği taşıyabilir. Ayetin ikinci yarısındaki, ümmetlerin ihtilafa düşüp savaşmalarıyla ilgili kısım ise, hem geçmiş ümmetlerin tecrübelerinden ders çıkarmak hem de Müslüman toplumunu tefrika ve çatışmalardan sakındırmak amacını güder. Allah’ın mutlak iradesine yapılan vurgu ise, tevhid inancının temel bir prensibini pekiştirir.

Ayetin Detaylı Tefsiri: Bu ayet-i kerime, peygamberler arasındaki mertebe farklarını, bazılarına verilen özel lütufları ve insanlık tarihindeki ihtilaf ve çatışmaların Allah’ın iradesi çerçevesindeki yerini açıklamaktadır:

  • تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ (Tilke-r-rusulu faḍḍalnâ ba‘ḍahum ‘alâ ba‘ḍ): “İşte o peygamberler; onların bir kısmını bir kısmından üstün kıldık.”

    • تِلْكَ الرُّسُلُ (Tilke-r-rusul): تِلْكَ (Tilke) uzak için işaret zamiri olup, burada zihinlerde bilinen veya bir önceki ayette (252) genel olarak değinilen peygamberler topluluğuna işaret eder. الرُّسُلُ (er-rusul), “elçiler, peygamberler” demektir.
    • فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ (faḍḍalnâ ba‘ḍahum ‘alâ ba‘ḍ): فَضَّلَ (faḍḍale) fiili “üstün kıldı, faziletli yaptı” anlamına gelir. نَا (nâ) fail zamiri Allah’a racidir (azamet). Allah Teâlâ, peygamberlerden bazısını diğerlerine farklı özellikler, görevler veya dereceler vererek üstün kılmıştır. Bu üstünlük, temel peygamberlik görevinde bir eksiklik anlamına gelmez, ilahi hikmete binaen verilen farklılıklardır.
  • مِّنْهُم مَّن كَلَّمَ اللَّهُ (minhum men kellema-llâh): “Onlardan (öyleleri var ki) Allah on(un)la konuştu.”

    • مِّنْهُم (minhum): “Onlardan.” Peygamberler topluluğundan bir kısmını ifade eder.
    • مَّن (men): İsm-i mevsul olup “ki o kimse” anlamına gelir.
    • كَلَّمَ اللَّهُ (kellema-llâh): “Allah konuştu.” كَلَّمَ (kelleme) fiili, arada bir vasıta (melek) olmaksızın Allah’ın doğrudan konuşmasını ifade eder. Bu özellik özellikle Hz. Musa (a.s) için meşhurdur (bkz. A’raf 7/143-144; Nisa 4/164).
  • وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَاتٍ (ve rafe‘a ba‘ḍahum deracât): “Ve (onlardan) bazısını da derecelerle yükseltti.”

    • رَفَعَ (rafe‘a): “Yükseltti.” Faili Allah’tır (gizli zamir).
    • بَعْضَهُمْ (ba‘ḍahum): “Onların bazısını.”
    • دَرَجَاتٍ (deracât): “Derecelerle.” Bu, makam, mertebe, şeref ve fazilet bakımından bir yükseklik ifade eder. Başta Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) olmak üzere (örneğin O’nun risaletinin evrenselliği, Hatemü’n-Nebiyyîn oluşu, Makam-ı Mahmud gibi), Hz. İbrahim (a.s), Hz. Nuh (a.s) gibi “Ulü’l-azm” peygamberler bu kapsama girer.
  • وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ (ve âteynâ ‘Îsâ-bne Meryeme-l-beyyinât): “Ve Meryem oğlu İsa’ya apaçık deliller (mucizeler) verdik.”

    • آتَيْنَا (âteynâ): “Biz verdik.” (Allah).
    • عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ (‘Îsâ-bne Meryem): “Meryem oğlu İsa.” Annesine nispet edilmesi, babasız dünyaya gelişine işarettir.
    • الْبَيِّنَاتِ (el-beyyinât): “Apaçık deliller, mucizeler.” Ölüleri diriltmesi, körü ve alacalıyı iyileştirmesi gibi (bkz. Âl-i İmrân 3/49).
  • وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ (ve eyyednâhu birûḥil-qudus): “Ve onu Rûhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik/güçlendirdik.”

    • أَيَّدْنَاهُ (eyyednâ-hu): أَيَّدَ (eyyede) fiilinden “Biz onu teyit ettik, destekledik, güçlendirdik.”
    • بِرُوحِ الْقُدُسِ (birûḥil-qudus): “Rûhu’l-Kudüs ile.” Genellikle Cebrail (a.s) olarak tefsir edilir. (bkz. Bakara 2/87).
  • وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ مَا اقْتَتَلَ الَّذِينَ مِن بَعْدِهِم مِّن بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ (velev şâa-llâhu me-qtetele-lleżîne min ba‘dihim min ba‘di mâ câethumu-l-beyyinât): “Eğer Allah dileseydi, onların (peygamberlerin) ardından gelen (ümmet)ler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra birbirleriyle savaşmazlardı.”

    • وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ (velev şâa-llâh): “Ve eğer Allah dileseydi.” Bu, Allah’ın iradesinin her şeyin üstünde olduğunu, ancak kullarına irade ve seçme hakkı verdiğini ima eder.
    • مَا اقْتَتَلَ (me-qtetele): “Savaşmazlardı, birbirlerini öldürmezlerdi.” اقْتَتَلَ (iqtetele) karşılıklı savaşı ifade eder.
    • الَّذِينَ مِن بَعْدِهِم (elleżîne min ba‘dihim): “Onlardan (peygamberlerden) sonra gelenler (ümmetler).”
    • مِّن بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ (min ba‘di mâ câethumu-l-beyyinât): “Kendilerine apaçık deliller (peygamberler, kitaplar, mucizeler) geldikten sonra.”
  • وَلَٰكِنِ اخْتَلَفُوا (ve lâkini-ḫtelefû): “Fakat onlar ihtilafa (ayrılığa) düştüler.”

    • وَلَٰكِنِ (ve lâkin): “Fakat, ama.”
    • اخْتَلَفُوا (iḫtelefû): “İhtilafa düştüler, anlaşmazlığa kapıldılar, ayrıldılar.” Bu ihtilaf, imana ve inkâra kadar varmıştır.
  • فَمِنْهُم مَّنْ آمَنَ وَمِنْهُم مَّن كَفَرَ (feminhum men âmene ve minhum men kefer): “Böylece onlardan kimi iman etti, kimi de inkâr etti.”

    • Bu, ihtilafın sonucunu gösterir: Bir grup imanı seçerken, diğer bir grup inkârı seçmiştir.
  • وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ مَا اقْتَتَلُوا (velev şâa-llâhu me-qtetelû): “Ve eğer Allah dileseydi, (onlar) savaşmazlardı.”

    • Bu ifade, ihtilafın savaşa dönüşmesinin de Allah’ın (zorlayıcı) dilemesiyle engellenebileceğini, ancak imtihan gereği buna müdahale etmediğini belirtmek için tekrar edilir.
  • وَلَٰكِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ (ve lâkinna-llâhe yef‘alu mâ yurîd): “Fakat Allah, dilediğini yapar.”

    • Bu, Allah’ın mutlak iradesini ve hükümranlığını teyit eden bir sonuç cümlesidir. O’nun fiillerinde hikmetler vardır ve kimse O’nu sorgulayamaz. O, kullarına seçme özgürlüğü vermiş, ancak sonuçta her şey O’nun külli iradesi ve bilgisi dahilindedir.

Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler: Bu ayet-i kerime, birçok önemli ders ve hikmeti bünyesinde barındırmaktadır:

  1. Peygamberler Arasındaki Fazilet Farklılıkları İlahi Hikmettir: Allah Teâlâ, peygamberlerine farklı görevler, özellikler ve dereceler vermiştir. Bu, O’nun mutlak hikmetinin bir gereğidir ve hiçbir peygamberin değerini azaltmaz. Hepsi Allah’ın seçkin kullarıdır.
  2. Bütün Peygamberlere İman Esastır: Peygamberler arasında fazilet farkı olsa da, bir Müslüman için hepsine iman etmek ve aralarında (temel iman esasları açısından) ayrım yapmamak imanın bir şartıdır.
  3. İlahi Mesajın Açıklığına Rağmen İhtilafın Varlığı: İnsanlara apaçık deliller ve hidayet rehberleri gönderilmesine rağmen, insanların ihtilafa düşmesi, iman veya inkârı seçmesi beşeri bir vakıadır. Bu, insanın irade ve imtihan sahibi bir varlık olmasının sonucudur.
  4. İhtilafın Çatışmaya Dönüşme Riski: Dini veya dünyevi konulardaki derin ihtilaflar, maalesef toplumlar arasında çatışmalara ve savaşlara yol açabilmektedir. Ayet, bu acı gerçeğe işaret eder.
  5. Allah’ın Mutlak İrade ve Kudreti: Ayette iki kez tekrarlanan “Eğer Allah dileseydi…” ifadesi ve son cümle olan “Fakat Allah dilediğini yapar,” her şeyin Allah’ın külli iradesi ve kontrolü altında olduğunu vurgular. O, dileseydi insanları ihtilaf ve savaştan men edebilirdi, ancak imtihan dünyasının gereği olarak onlara seçme hakkı tanımıştır.
  6. Mucizeler ve İlahi Destek: Hz. İsa’ya verilen “beyyinât” (apaçık mucizeler) ve “Rûhu’l-Kudüs” ile desteklenmesi, Allah’ın peygamberlerini görevlerini ifa edebilmeleri için özel lütuflarla donattığını gösterir.
  7. Tarihten İbret Almak: Geçmiş ümmetlerin ihtilafları ve bunun neticesinde yaşadıkları çatışmalar, sonraki nesiller için birer ibret vesikası olmalıdır.

Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı: Önceki Ayet (Bakara 252): “İşte bunlar, Allah’ın âyetleridir. Biz onları sana hak olarak okuyoruz. Şüphesiz ki sen gönderilmiş peygamberlerdensin.” Bu ayet, Hz. Muhammed’in (s.a.v) peygamberliğini ve Kur’an’ın hakikatini teyit etmişti. Bakara 253. ayet ise bu genel teyidin ardından, peygamberlik müessesesinin kendi içindeki bazı farklılıklara ve ümmetlerin bu mesajlara verdiği farklı tepkilere değinerek konuyu genişletir. Sonraki Ayet (Bakara 254): “Ey iman edenler! İçinde ne bir alışverişin, ne bir dostluğun, ne de bir şefaatin bulunmadığı gün (kıyamet) gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcayın (infak edin). Kâfirler, zalimlerin ta kendileridir.” Peygamberler ve ümmetlerin ihtilafları gibi tarihi ve ilkesel konular işlendikten sonra, bu ayet doğrudan müminlere hitap ederek, ahiret için hazırlık yapmaya ve özellikle infakta bulunmaya çağırır. Geçmişteki ihtilafların ve inkârların acı sonuçlarına bir atıf yaparak, iman edenleri salih amellere teşvik eder.

Sonuç: Bakara Suresi 253. ayeti, Allah Teâlâ’nın peygamberler arasından bazılarını diğerlerine üstün kıldığını, onlara özel lütuflar bahşettiğini belirtirken; aynı zamanda insanlık tarihinin bir gerçeği olan ihtilaf, ayrılık ve çatışmaların, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra dahi yaşanabildiğine dikkat çeker. Bütün bunların Allah’ın mutlak iradesi ve bilgisi dahilinde olduğu, O’nun dilediğini yaptığı vurgusuyla sona erer. Bu ayet, müminlere hem Allah’ın hikmetine teslimiyeti hem de ihtilaflardan kaçınarak birlik ve beraberlik içinde olmayı telkin ederken, tarihten ibret almanın önemini hatırlatır.

ALPER

"İslam Bilimleri ve Tefsir araştırmacısı olan Alper, Kur'anî kavramlar ve Hadis ilmi üzerine derinlemesine çalışmalar yürütmektedir. Akademik perspektifi manevi derinlikle harmanlayarak okuyucularına rehberlik etmeyi amaçlar."

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu