Kur'an-ı KerimNisa Suresi Ayetleri

Eşinizden Ayrılırken Verdiğiniz Mehiri Geri Alabilir misiniz?

Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim

Kur’an-ı Kerim, Nisa Suresi, 20. Ayet-i Kerime

 

Arapça Okunuşu: وَاِنْ اَرَدْتُمُ اسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَكَانَ زَوْجٍ وَاٰتَيْتُمْ اِحْدٰيهُنَّ قِنْطَارًا فَلَا تَأْخُذُوا مِنْهُ شَيْـًٔاؕ اَتَأْخُذُونَهُ بُهْتَانًا وَاِثْمًا مُب۪ينًا

Türkçe Okunuşu: Ve-in eradtumu-stibdâle zevcin mekâne zevcin veâteytum iḥdâhunne kınṭâran felâ te/ḣużû minhu şey-â(en)(c) ete/ḣużûnehu buhtânen ve-iśmen mubînâ(n)

Elmalılı Hamdi Yazır Meali: “Eğer bir eşin yerine başka bir eş almak isterseniz, onlardan birine (öncekine) yüklerle mehir vermiş olsanız bile, ondan hiçbir şeyi geri almayın. Siz onu, bir iftira ve apaçık bir günah olarak mı geri alacaksınız?”


 

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Nisa Suresi’nin 20. Ayeti Işığında Duası

 

Bu ayet, bir önceki ayetin hükmünü daha da güçlendirerek, bir erkeğin, boşanıp yeni bir evlilik yapmak istediği zaman, önceki eşine verdiği mehirden hiçbir şeyi geri alamayacağını en kesin dille ifade eder. Ayet, “yüklerle altın” gibi bir abartı ifadesi kullanarak, verilen mehir ne kadar çok olursa olsun, bu kuralın değişmeyeceğini vurgular. Bu eylemi, “iftira” ve “apaçık bir günah” olarak isimlendirerek, onun ne kadar çirkin olduğunu ortaya koyar. Mü’minin duası, bu apaçık günahtan ve iftira töhmetinden korunmaktır.

Adalet ve Emanete Riayet Duası: “Ya Rabbi! Bizleri, boşanma gibi zor bir durumda bile adaletten ayrılmayan, emanete hıyanet etmeyen kullarından eyle. Bize verdiğin mehir hakkını, eşimize bir lütuf değil, onun doğal hakkı olarak görmeyi ve o haktan zerre kadarını bile geri almaya tenezzül etmekten bizleri muhafaza eyle.”

İftiradan ve Günahtan Sığınma Duası: “Allah’ım! Bizi, bir haksızlığı meşrulaştırmak için iftiraya başvuranların durumuna düşürme. Dilimizi ve kalbimizi, başkalarının onuruna ve malına yönelik ‘iftira’ ve ‘apaçık bir günah’ olan her türlü eylemden koru. Ayrılık anında bile, öfkeye veya açgözlülüğe kapılarak Senin bu kesin yasağını çiğnemekten sana sığınırız.”


 

Nisa Suresi’nin 20. Ayeti Işığında Hadisler

 

Ayette geçen “kıntâr” (yüklerle mal) ifadesi, mehir miktarının üst sınırı olmadığını gösterir ve bu konu, Hz. Ömer’in (r.a.) bir uygulamasıyla daha da netleşmiştir.

Mehir Miktarını Sınırlama Girişimi ve İlahi Uyarı: Hz. Ömer (r.a.), halifeliği sırasında, evliliği kolaylaştırmak amacıyla mehir miktarına bir üst sınır getirmek istemiş ve minberden halka bu yönde bir konuşma yapmıştır. Cemaatin arasından bir kadın ayağa kalkarak, “Ey mü’minlerin emiri! Allah’ın kitabında verdiği bir hakkı sen nasıl kısıtlarsın? Allah Teâlâ, ‘Onlardan birine yüklerle mehir vermiş olsanız bile, ondan hiçbir şeyi geri almayın’ buyurmuyor mu?” diyerek bu ayeti okumuştur. Bu itiraz üzerine Hz. Ömer, şu meşhur sözünü söylemiştir: “Ömer hata etti, kadın doğru söyledi.” (Bu rivayet çeşitli tefsir ve fıkıh kitaplarında zikredilir). Bu olay, ayetin, mehrin miktarının çok olabileceğini kabul ettiğini ve asıl meselenin miktar değil, verilen sözün tutulması ve hakkın teslim edilmesi olduğunu gösteren en güçlü delildir.

İftiranın (Buhtân) Çirkinliği: Ayetin, haksızca mehri geri almayı “buhtân” olarak isimlendirmesi, iftiranın ne kadar büyük bir günah olduğunu gösterir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) iftiranın ne olduğunu şöyle tanımlamıştır: “Kardeşini, onun hoşlanmayacağı bir şeyle anmandır.” Orada bulunanlardan biri, “Peki söylediğim şey kardeşimde varsa?” diye sorunca, Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Eğer söylediğin şey onda varsa, gıybet etmiş olursun. Eğer söylediğin onda yoksa, ona iftira (buhtân) etmiş olursun.” (Müslim, Birr, 70). Mehri geri almak için eşe asılsız bir kusur isnat etmek, bu en çirkin günahlardan birini işlemektir.


 

Nisa Suresi’nin 19. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye

 

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) uygulamaları, boşanma durumunda dahi kadının mali haklarının nasıl titizlikle korunması gerektiğini gösterir.

Verdiğini Geri Almama Ahlakı: Peygamberimiz, hayatı boyunca hediye ettiği veya verdiği bir şeyi geri almaktan şiddetle kaçınırdı. Bu genel ahlakı, özellikle de bir kadına nikâh karşılığı verdiği en meşru hakkı olan mehri geri alma konusunda en hassas seviyedeydi. O, hiçbir eşinden, boşanma veya başka bir sebeple verdiği mehri geri istememiştir. Adil Ayrılık: Peygamberimizin hayatında gerçekleşen ayrılıklar, her zaman adalet, nezaket ve haklara riayet çerçevesinde olmuştur. O, bir ayrılığın, tarafların birbirinin onurunu ve malını lekelemesi için bir fırsat değil, iyilikle ve güzellikle tamamlanması gereken bir süreç olduğunu öğretmiştir. İftira ve Suizanna Karşı Duruşu: Sünnet, insanların onurları hakkında konuşmaya karşı çok sert tedbirler içerir. Peygamberimiz, bir kadına veya erkeğe zina iftirası atıp da bunu ispatlayamayanlara ağır cezalar (kazf haddi) uygulanmasını emretmiştir. Bu, ayetteki “buhtân” yani iftira yoluyla bir hakkı gasp etme kapısını tamamen kapatmaya yönelik nebevi bir uygulamadır.


 

Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler

 

Bu ayet, güçlü bir retorik ve kesin hükümlerle donatılmıştır:

  1. Mehrin Mutlak Mülkiyeti: Ayette “kıntâr” (yüklerle, kantar kantar mal) gibi mübalağalı bir ifadenin kullanılması, verilen mehrin miktarının önemini ortadan kaldırır. Az veya çok, ne verilmiş olursa olsun, o mal artık kadının mutlak mülküdür ve geri alınamaz.
  2. Haksızlığın İki Boyutu: İftira ve Günah: Ayet, bu eylemi “iftira” (buhtân) ve “apaçık günah” (ismen mübînâ) olarak iki ayrı vasıfla tanımlar. Bu çok hikmetlidir. “Günah”, eylemin kendisinin, yani haksız yere mal almanın hükmüdür. “İftira” ise, genellikle bu günahı işlemek için kullanılan yöntemi, yani erkeğin, kadını boşanmaya zorlamak ve mehri geri almak için ona asılsız suçlar isnat etmesini ifade eder. Kur’an, hem eylemin kendisini hem de ona götüren çirkin yolu lanetler.
  3. Kınayıcı Soru Üslubu: “Siz onu, bir iftira ve apaçık bir günah olarak mı geri alacaksınız?” şeklindeki soru, bir cevap bekleyen bir soru değil, fiilin ne kadar mantıksız, ahlaksız ve utanç verici olduğunu muhatabın yüzüne vuran bir kınama ifadesidir. Bu, mü’mini böyle bir eylemi düşünmekten bile utandırmayı hedefler.
  4. Boşanma Ahlakı: Ayet, boşanma sürecinin bir finansal sömürüye dönüşmesini engeller. Ayrılık kararı alan bir erkeğin, bu kararın mali sonuçlarına katlanması gerektiğini ve yeni bir evlilik kurma hevesiyle eski eşini mağdur edemeyeceğini kesin bir dille belirtir.

 

Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı

 

  • Önceki Ayet (Nisa Suresi 19. Ayet): 19. ayet, genel bir ilke olarak, mehri geri almak amacıyla kadına baskı yapmayı (“adl”) yasaklamıştı. Bu 20. ayet ise, o ilkeyi daha spesifik bir duruma (bir eşin yerine başkasını alma) uygulayarak ve “kıntâr” gibi güçlü bir ifade kullanarak pekiştirir. 19. ayet temeli atar, 20. ayet o temel üzerine daha da güçlü bir duvar örer.
  • Sonraki Ayet (Nisa Suresi 21. Ayet): Bu 20. ayet, “bunu nasıl yaparsınız?” diye sorarak eylemin çirkinliğini ortaya koydu. Bir sonraki 21. ayet ise, bu sorunun cevabını, mü’minin vicdanına hitap ederek verir: “Nasıl geri alırsınız ki, siz birbirinizle derinden kaynaştınız (mahremiyet yaşadınız) ve onlar sizden ‘sağlam bir söz’ (mîsâkan galîzâ) aldılar?” 20. ayet hukuki bir yasak koyarken, 21. ayet bu yasağın ardındaki ahlaki, manevi ve duygusal gerekçeleri sunar.

 

Özet:

 

Nisa Suresi’nin 20. ayeti, bir erkeğin, mevcut eşini boşayıp yerine başka bir kadınla evlenmek istemesi durumunda, önceki eşine vermiş olduğu mehirden -bu mehir yüklerle mal dahi olsa- hiçbir şeyi geri almasının helal olmadığını bildirir. Böyle bir eylemin, apaçık bir iftira ve günah olduğunu belirterek, bu fiili şiddetle kınar.

 

İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı:

 

Medine döneminde, kadınların mali haklarını ve evlilik kurumunun onurunu korumaya yönelik ayetler bağlamında nazil olmuştur. Özellikle boşanma sırasında kadının mağdur edilmesini önleyici kesin tedbirler getirmektedir.

 

İcma:

 

Bir erkek, eşiyle nikâh akdinden sonra zifaf gerçekleştikten sonra, onu boşadığında, kadına verdiği mehirden hiçbir şeyi haksız yere geri alamayacağı konusunda İslam alimleri arasında tam bir icma (görüş birliği) vardır.

 

Sonuç:

 

Bu ayet-i kerime, kadının mehir hakkını, erkeğin keyfiyetine veya insafına bırakılmış bir lütuf değil, en zor anlarda bile dokunulamayacak, ilahi bir güvence altına alınmış mutlak bir hak olduğunu ilan eder. Ayet, kullandığı güçlü ifadelerle, sadece bir mali hakkı değil, aynı zamanda bir insanın onurunu ve evlilik kurumunun ciddiyetini korur. O, adaletin, sadece bir arada yaşarken değil, yollar ayrılırken de gözetilmesi gereken sarsılmaz bir İslami ilke olduğunu öğretir.

ALPER

"İslam Bilimleri ve Tefsir araştırmacısı olan Alper, Kur'anî kavramlar ve Hadis ilmi üzerine derinlemesine çalışmalar yürütmektedir. Akademik perspektifi manevi derinlikle harmanlayarak okuyucularına rehberlik etmeyi amaçlar."

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu