Her Şey Allah’a Teslim Olmuşken Neden Başka Din Aranır?
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
Kur’an-ı Kerim Âl-i İmrân Suresi 83. Ayeti
Arapça Okunuşu: اَفَغَيْرَ د۪ينِ اللّٰهِ يَبْغُونَ وَلَهُٓ اَسْلَمَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَاِلَيْهِ يُرْجَعُونَ
Türkçe Okunuşu: Efeġayra dîni(A)llâhi yebġûne ve lehu esleme men fî-ssemâvâti vel-ardi tav’an ve kerhen ve-ileyhi yurce’ûn(e).
Elmalılı Hamdi Yazır Meali: Onlar, Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde ne varsa, hepsi ister istemez O’na teslim olmuştur ve O’na döndürüleceklerdir.
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Âl-i İmrân Suresi’nin 83. Ayeti Işığında Duası
Bu ayet-i kerime, bir önceki ayette peygamberler ahdinden yüz çevirmenin “fısk” (yoldan çıkma) olduğu belirtildikten sonra, bu eylemin ne kadar anlamsız ve evrensel düzene aykırı olduğunu sarsıcı bir retorik soruyla ortaya koyar. Bütün kâinat O’na teslim olmuşken, insanın Allah’ın dininden (teslimiyetten) başka bir yol aramasının akıl dışı olduğunu vurgular. Bu ayetin ışığında mü’minin duası, bu evrensel teslimiyet korosuna gönüllü olarak katılma ve bu ahengi bozmaktan Allah’a sığınma üzerine olur.
Gönülden Teslimiyet (İslâm) Duası: Ayet, kâinattaki her şeyin Allah’a teslim olduğunu belirtir. Mü’min de iradesiyle bu teslimiyete katılmak için dua eder: “Ya Rabbi! Göklerdeki güneşin, aydan, yerdeki dağların, taşların ve bütün mahlukatın Senin kanunlarına boyun eğip teslim olduğu gibi, biz de kalbimizle, aklımızla ve bütün varlığımızla, ‘isteyerek’ (tav’an) Sana teslim olanlardan olmayı diliyoruz. Bizi, bu evrensel teslimiyet orkestrasının dışında kalan uyumsuz bir ses olmaktan muhafaza eyle. Bizi İslâm fıtratı üzere yaşat.”
Hidayetten Başka Yol Aramaktan Sığınma Duası: “Onlar, Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar?” sorusu, mü’minin kalbinde yankılanır ve onu hak yolda sebat etmeye yöneltir. “Rabbimiz! Bizi, Senin dosdoğru teslimiyet dininden başka yollar, başka ideolojiler, başka kurtarıcılar arama şaşkınlığından ve sapkınlığından koru. Bütün yolların kapalı, tek açık yolun Senin yolun olduğuna iman ettik. Ayaklarımızı bu yolda sabit kıl.”
Dönüşün Allah’a Olduğu Bilinciyle Yaşama Duası: Ayetin sonundaki “ve O’na döndürüleceklerdir” ifadesi, bir uyarı ve bir hatırlatmadır. “Ey dönüşün sadece kendisine olduğu Rabbimiz! Bu dünyadaki tercihlerimiz ne olursa olsun, en sonunda Sana döneceğimizin bilinciyle yaşamayı bizlere nasip et. O dönüş gününde, Sana isyan ederek değil, tam bir teslimiyet içinde kavuşmayı bizlere lütfet.”
Bu ayet, mü’mini, kendi varlığını ve inancını bütün bir kâinatın işleyişi içinde görmeye; evrenle uyum içinde, Yaratan’a teslim olarak yaşamanın en akıllıca ve en doğru yol olduğunu idrak etmeye davet eder.
Âl-i İmrân Suresi’nin 83. Ayeti Işığında Hadisler
Ayetteki “evrensel teslimiyet” ve “isteyerek veya istemeyerek boyun eğme” hakikatleri, hadis-i şeriflerde de tefekkür unsuru olarak işlenmiştir.
Fıtrat Hadisi: Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurur: “Her doğan çocuk, fıtrat (İslâm, yani Allah’a teslimiyet yatkınlığı) üzere doğar. Sonra anne-babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar.” (Buhârî, Cenâiz, 79, 80, 93; Kader, 3; Müslim, Kader, 22-25). Bu hadis, ayetteki “Allah’ın dini”nin, insanın asli ve doğal yönelimi olduğunu gösterir. İnkâr, bu fıtrattan sonradan bir sapmadır. Ayet, “Fıtratınıza, evrenin düzenine aykırı olarak başka bir yol mu arıyorsunuz?” diye sorar.
Mahlukatın Tesbihatı: Kur’an’ın birçok ayetinde belirtildiği gibi, Peygamberimiz (s.a.v) de mahlukatın Allah’ı zikrettiğini ve O’na teslim olduğunu belirtmiştir. Elindeki çakıl taşlarının tesbih ettiğinin duyulması gibi mucizeler, ayetteki “göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’na teslim olmuştur” hakikatinin bir ispatıdır. Bu, cansız varlıkların bile “istemeyerek” (kerhen), yani kendi doğalarının gereği olarak Allah’ın kanunlarına boyun eğdiğini gösterir.
İstemeyerek (Kerhen) Teslimiyet: Bu ifadenin bir tefsiri de, inkârcıların bile en zor anlarında fıtratlarına dönerek Allah’a yalvarmalarıdır. Gemi batarken, uçak düşerken veya ölümle yüzleşince, en ateist insanın bile içinden bir sığınma hissi gelir. Bu, “kerhen” (istemeye istemeye, zor durumda kalınca) teslimiyettir. Diğer bir anlamı ise, inkârcının bedeni, hücreleri ve organları, kendisi istemese bile, Allah’ın koyduğu biyolojik kanunlara (hastalanma, yaşlanma, ölme) boyun eğer. Ruhu isyan etse de, bedeni Allah’a teslim olmuştur.
Bu hadisler ve açıklamalar, ayetin, insanı, tüm kâinatın teslim olduğu bir güce karşı isyan etmenin ne kadar anlamsız ve beyhude bir çaba olduğu konusunda düşünmeye sevk ettiğini gösterir.
Âl-i İmrân Suresi’nin 83. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Sünneti, bu ayetteki evrensel teslimiyet ruhunu kuşanarak yaşamaktır.
Kâinat Kitabını Okuma: Peygamberimiz (s.a.v), sadece Kur’an ayetlerini değil, aynı zamanda kâinat ayetlerini de okur ve tefekkür ederdi. O, bir bulutun hareketinde, bir yağmurun yağmasında, bir çocuğun doğumunda hep Allah’ın kudretini ve O’na olan teslimiyeti görürdü. Sünnet, mü’mini, doğaya, Allah’ın sanatını ve her şeyin O’na nasıl boyun eğdiğini gösteren bir “ayetler kitabı” olarak bakmaya teşvik eder.
Gerçek Özgürlüğün Teslimiyette Olduğunu Öğretme: Modern insan, özgürlüğü kuralsızlık ve isyan olarak anlar. Sünnet ise, gerçek özgürlüğün, fani ve aciz varlıklara kulluktan kurtulup, sadece her şeyin sahibi olan Allah’a teslimiyette olduğunu öğretir. Kâinatın geri kalanıyla uyum içinde, Yaratan’a gönüllü olarak boyun eğmek, en büyük şeref ve en kâmil özgürlüktür.
Ahiret Bilincini Canlı Tutma: Ayetin sonundaki “ve O’na döndürüleceklerdir” ifadesi, Sünnet’in de temel direğidir. Peygamberimiz (s.a.v), her eylemini ve sözünü, bir gün her şeyin sahibine döneceği ve hesap vereceği bilinciyle şekillendirmiştir. Bu bilinç, onu dünyadaki en adil, en merhametli ve en sorumlu insan yapmıştır.
Sünnet, bu ayetin, mü’minin dünya görüşünü şekillendirdiğini; onu, kendisini evrenin merkezinde gören kibirli bir varlık olmaktan çıkarıp, bütün kâinatla birlikte aynı Rabbe secde eden uyumlu bir kul haline getirdiğini gösterir.
Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler
Bu retorik soru ayeti, dinin doğası hakkında temel dersler içerir:
- “İslâm”ın Evrensel Anlamı: Ayet, “İslâm” kelimesini kullanmadan onun evrensel tanımını yapar: Allah’a teslimiyet. Göklerdeki meleklerden yerdeki zerrelere kadar her şeyin dini budur. Bu, İslam’ın sadece bir grubun dini değil, tüm varoluşun ortak yasası olduğunu gösterir.
- İnsanlığın Seçimi: Gönüllü ya da Zorunlu Teslimiyet: Ayet, insan dışındaki varlıkların “istemeyerek” (kerhen), yani doğaları gereği Allah’ın fiziksel yasalarına teslim olduğunu belirtir. İnsanlara ise bir seçenek sunulmuştur: Ya bu evrensel teslimiyete akıl ve iradeleriyle “gönüllü” (tav’an) olarak katılıp şeref kazanacaklar, ya da isyan edip, en sonunda ölümle ve ahiretteki hesapla yine “zorunlu” olarak O’nun hükmüne boyun eğeceklerdir.
- İsyanın Anlamsızlığı: Bütün bir evren, mükemmel bir ahenk içinde Yaratan’a teslim olmuşken, bu evrenin içindeki küçücük bir varlık olan insanın, bu ahengi bozmaya çalışması ve farklı bir yol araması, akıl ve mantık açısından bir anormallik ve abes bir durumdur.
- Nihai Dönüş: Hangi din veya yol seçilirse seçilsin, varılacak son durak aynıdır: “O’na döndürüleceklerdir.” Bu, dünyadaki seçimlerin sonuçlarıyla yüzleşmenin kaçınılmaz olduğunu ve nihai hükmün, dinini beğenmedikleri O Allah’a ait olduğunu hatırlatan bir uyarıdır.
Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı:
- Önceki Ayet (Âl-i İmrân 82): Önceki ayet, peygamberlerin ahdinden yüz çevirenlerin “fâsık” (yoldan çıkmış) olduğunu belirtmişti. Bu ayet (83), bu fısk eyleminin ne kadar büyük bir anormallik olduğunu gösterir. Onlar, sadece peygamberlerin yolundan değil, bütün bir kâinatın teslimiyet yolundan çıkmışlardır. Onların yoldan çıkışı, evrensel ahenge karşı bir isyandır.
- Sonraki Ayet (Âl-i İmrân 84): Seksen üçüncü ayet, “Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar?” diye sorduktan ve gerçek dinin “teslimiyet” olduğunu ima ettikten sonra, seksen dördüncü ayet, bu doğru dinin ve teslimiyetin ne olduğunu açıkça tanımlar: “De ki: ‘Biz Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve torunlarına indirilene… iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O’na teslim olanlarız (Müslümanlarız).'” Böylece 83. ayetteki genel ilke, 84. ayette somut bir iman manifestosuyla açıklanmış olur.
Özet: Âl-i İmrân Suresi 83. ayeti, Allah’ın dininden (yani teslimiyetten) başka bir yol arayanları kınayıcı bir soruyla eleştirir. Ayet, göklerde ve yerde bulunan her şeyin, ister gönüllü (mü’minler gibi) isterse zorunlu olarak (tüm mahlukat gibi) Allah’a teslim olduğunu ve en sonunda herkesin O’na döndürüleceğini belirtir.
İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı: Medine’de, Ehl-i Kitap ile yapılan tartışmaların devamı niteliğindedir. Onların, peygamberlerin ahdinden yüz çevirerek, Allah’ın evrensel teslimiyet dininden farklı, kendilerine has, ırkçı ve tahrif edilmiş bir din arayışına girmeleri eleştirilir. Ayet, onlara, aradıkları ve iddia ettikleri dinin, bütün kâinatın işleyişine ve fıtratın sesine aykırı olduğunu hatırlatır.
İcma: Göklerde ve yerde olan her şeyin, Allah’ın koyduğu fiziksel ve fıtrî yasalara boyun eğdiği (teslim olduğu) ve bütün insanların eninde sonunda hesap için Allah’a döneceği hususları, İslam akidesinin üzerinde icma bulunan temel esaslarındandır.
Sonuç: Bu ayet-i kerime, Tevhid inancına ve İslam’a (teslimiyete) kozmik bir perspektif sunar. İnsanın iman veya inkâr tercihini, bütün bir evrenin arka planına yerleştirir. Bütün bir kâinatın “teslimiyet” ile Rabbini zikrettiği bu muazzam koro içinde, insanın tek başına “isyan” şarkısı söylemeye çalışmasının ne kadar anlamsız, uyumsuz ve beyhude bir çaba olduğunu en etkili şekilde ortaya koyar.