Boşanmış Kadının Evlilik Hakkı: Onlara Engel Olmayın
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
Bakara Suresi 233. ayeti
1. Ayetin Arapça Metni
وَٱلْوَٰلِدَٰتُ يُرْضِعْنَ أَوْلَٰدَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ ۖ لِمَنْ أَرَادَ أَن يُتِمَّ ٱلرَّضَاعَةَ ۚ وَعَلَى ٱلْمَوْلُودِ لَهُۥ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ لَا تُكَلَّفُ نَفْسٌ إِلَّا وُسْعَهَا ۚ لَا تُضَآرَّ وَٰلِدَةٌۢ بِوَلَدِهَا وَلَا مَوْلُودٌ لَّهُۥ بِوَلَدِهِۦ ۚ وَعَلَى ٱلْوَارِثِ مِثْلُ ذَٰلِكَ ۗ فَإِنْ أَرَادَا فِصَالًا عَن تَرَاضٍ مِّنْهُمَا وَتَشَاوُرٍ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا ۗ وَإِنْ أَرَدتُّمْ أَن تَسْتَرْضِعُوٓاْ أَوْلَٰدَكُمْ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِذَا سَلَّمْتُم مَّآ ءَاتَيْتُم بِٱلْمَعْرُوفِ ۗ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Türkçe Okunuşu
Velvâlidâtu yurdi’ne evlâdehunne havleyni kâmileyn(i)(s) limen erâde en yutimme-rradâ’a(te)(c) ve’ale-lmevlûdi lehu rizkuhunne vekisvetuhunne bilma’rûf(i)(c) lâ tukellefu nefsun illâ vus’ahâ(c) lâ tudârra vâlidetun biveledihâ velâ mevlûdun lehu biveledih(i)(c) ve’ale-lvâriśi miślu żâlik(e)(k) fe-in erâdâ fisâlen ‘an terâdin minhumâ veteşâvurin felâ cunâha ‘aleyhimâ(k) ve-in eradtum en testerdi’û evlâdekum felâ cunâha ‘aleykum iżâ sellemtum mâ âteytum bilma’rûf(i)(k) vettekû(A)llâhe va’lemû enna(A)llâhe bimâ ta’melûne basîr(un)
2. Ayetin Türkçe Meali (Elmalılı Hamdi Yazır)
“Anneler, çocuklarını -emzirmeyi tamamlamak isteyenler için- tam iki sene emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği, örfe uygun olarak babaya aittir. Hiçbir kimse gücünün yettiğinden fazlası ile mükellef tutulmaz. Ne anne çocuğu yüzünden, ne de baba çocuğu yüzünden zarara sokulmasın. Mirasçıya düşen de yine bunun gibidir. Eğer ana ve baba birbirleriyle istişare ederek ve karşılıklı rıza ile çocuğu (iki seneden önce) memeden kesmek isterlerse, kendilerine bir günah yoktur. Eğer çocuklarınızı (başkasına) emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun bir şekilde ödediğiniz takdirde yine size bir günah yoktur. Allah’tan korkun ve bilin ki Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.”
3. Ayetin Detaylı Tefsiri
Bu mübarek ayet-i kerime, aile yapısının temel direklerinden olan çocukların bakımı ve emzirilmesi konusunu ele alarak, hem annenin hem babanın hem de en önemlisi çocuğun haklarını titizlikle koruma altına alır. İslam’ın aileye ve özellikle en savunmasız bireyi olan çocuğa ne denli önem verdiğinin açık bir göstergesidir. Gelin, bu ayetin bize sunduğu hikmet dolu mesajları adım adım inceleyelim.
Ayetimiz, “Anneler, çocuklarını tam iki sene emzirirler” (وَٱلْوَٰلِدَٰتُ يُرْضِعْنَ أَوْلَٰدَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ) buyruğuyla başlar. Burada “anneler” ifadesi genel olup, evliliği devam eden veya boşanmış olan tüm anneleri kapsar. “İki tam yıl” süresi, emzirmenin ideal ve çocuğun gelişimi için en faydalı olan süresine işaret eder. Nitekim modern tıp da anne sütünün bebek için ilk iki yıl boyunca eşsiz bir besin ve koruma kaynağı olduğunu doğrulamaktadır. Ancak hemen ardından gelen “emzirmeyi tamamlamak isteyenler için” (لِمَنْ أَرَادَ أَن يُتِمَّ ٱلرَّضَاعَةَ) kaydı, bu sürenin mutlak bir zorunluluk olmadığını, ebeveynlerin ve çocuğun durumuna göre esneklik tanındığını gösterir. Bu ifade, aynı zamanda annenin emzirme hakkını ve bu konuda öncelikli söz sahibi olduğunu da ima eder.
Peki, anne bu kutsal görevi yerine getirirken onun ve dolayısıyla çocuğun ihtiyaçları nasıl karşılanacaktır? Ayet, babaya açık bir sorumluluk yükler: “Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği, örfe uygun olarak babaya aittir” (وَعَلَى ٱلْمَوْلُودِ لَهُۥ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ). “El-Mevlûdi lehû” (kendisi için çocuk doğurulan) ifadesiyle kastedilen babadır. Babanın, emziren annenin –ister nikahı altındaki eşi olsun, isterse boşanmış olduğu ve çocuğunu emziren eski eşi olsun– yiyecek, giyecek ve yaşam şartlarına göre barınma gibi temel ihtiyaçlarını “bi’l-ma’rûf” yani örfe, geleneklere, toplumun genel kabul görmüş standartlarına ve en önemlisi kendi mali gücüne uygun bir şekilde karşılaması emredilir. Bu “ma’rûf” (iyilik, örf, uygunluk) prensibi, İslam hukukunun ne kadar adil, uygulanabilir ve toplumsal gerçeklerle barışık olduğunun en güzel örneklerindendir. Zira her toplumun ve her bireyin imkanları farklıdır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) uygulamalarında da bu prensibi açıkça görürüz. Hind binti Utbe, eşi Ebû Süfyân’ın cimri olduğundan ve kendisine ve çocuklarına yeterli nafaka vermediğinden yakındığında, Resûlullah (s.a.v) ona şöyle buyurmuştur: “Sana ve çocuklarına örfe göre (bil-ma’ruf) yetecek kadarını onun malından alabilirsin.” (Buhârî, Büyû’, 95; Müslim, Akdiye, 7). Bu hadis, “ma’ruf” ölçüsünün ne kadar dinamik ve adil bir çözüm sunduğunu gösterir.
Yükümlülükler belirlenirken, kimsenin taşıyamayacağı bir yük altına sokulmaması İslam’ın temel bir ilkesidir: “Hiçbir kimse gücünün yettiğinden fazlası ile mükellef tutulmaz” (لَا تُكَلَّفُ نَفْسٌ إِلَّا وُسْعَهَا). Ne baba imkanlarını aşan bir nafakayla zorlanır, ne de anne sağlığı veya şartları elvermediği halde emzirmeye mecbur edilir. Herkesin gücü oranında sorumluluk alması esastır.
Ayetin devamında, çocuğun ebeveynler arasındaki olası anlaşmazlıklardan korunmasına yönelik çok önemli bir uyarı yer alır: “Ne anne çocuğu yüzünden, ne de baba çocuğu yüzünden zarara sokulmasın” (لَا تُضَآرَّ وَٰلِدَةٌۢ بِوَلَدِهَا وَلَا مَوْلُودٌ لَّهُۥ بِوَلَدِهِۦ). Bu ifade, çocuğun bir koz olarak kullanılmasını, ebeveynlerin birbirlerine zarar vermek için çocuğu bir araç olarak görmesini kesin bir dille yasaklar. Anne, babaya eziyet etmek için çocuğu emzirmekten vazgeçemez veya aşırı taleplerde bulunamaz; baba da anneyi cezalandırmak için çocuğu ondan alıkoyamaz veya nafakasını ihmal edemez. Çocuğun huzuru, sağlığı ve refahı her türlü kişisel çekişmenin üzerindedir. Resûlullah Efendimiz (s.a.v) genel olarak da insanlara, özellikle de aile bireylerine zarar vermeyi yasaklamış, “Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur” (İbn Mâce, Ahkâm, 17; Muvatta’, Akdiye, 31) buyurmuştur. Bu genel prensip, ebeveynlerin çocuğa karşı sorumluluklarında daha da büyük bir hassasiyet gerektirir.
Baba vefat ederse ne olacak? Ayet buna da çözüm getirir: “Mirasçıya düşen de yine bunun gibidir” (وَعَلَى ٱلْوَارِثِ مِثْلُ ذَٰلِكَ). Yani, babanın ölümü durumunda, emziren annenin ve dolayısıyla çocuğun nafaka sorumluluğu, babanın varislerine (örneğin dede veya çocuğun nafakasını üstlenebilecek diğer yakın akrabalar) geçer. Buradaki amaç, çocuğun ve emziren annenin mağdur olmamasını sağlamaktır.
Emzirme süresi konusunda tanınan esneklik daha da açıklanır: “Eğer ana ve baba birbirleriyle istişare ederek ve karşılıklı rıza ile çocuğu (iki seneden önce) memeden kesmek isterlerse, kendilerine bir günah yoktur” (فَإِنْ أَرَادَا فِصَالًا عَن تَرَاضٍ مِّنْهُمَا وَتَشَاوُرٍ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا). Burada “karşılıklı rıza” (تَرَاضٍ) ve “danışma” (تَشَاوُرٍ) anahtar kavramlardır. Ebeveynler, çocuğun sağlığını ve menfaatini ön planda tutarak, ortak bir kararla ve uzmanlara da danışarak çocuğu iki yıldan önce sütten kesebilirler. Bu, aile içi kararlarda ortak aklın ve karşılıklı anlayışın ne kadar önemli olduğunu vurgular.
Bazen anne emziremeyebilir veya farklı sebeplerle bir sütanneye ihtiyaç duyulabilir. Ayet bu duruma da ışık tutar: “Eğer çocuklarınızı (başkasına) emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun bir şekilde ödediğiniz takdirde yine size bir günah yoktur” (وَإِنْ أَرَدتُّمْ أَن تَسْتَرْضِعُوٓاْ أَوْلَٰدَكُمْ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِذَا سَلَّمْتُم مَّآ ءَاتَيْتُم بِٱلْمَعْرُوفِ). Çocuğa bir sütanne tutmak meşrudur; yeter ki sütannenin hakkı olan ücreti “bil-ma’ruf” yani güzellikle, adaletle ve örfe uygun olarak ödensin. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) kendisi de Benî Sa’d yurdundan Halime es-Sa’diyye annemiz tarafından emzirilmiş, ona ve ailesine her zaman büyük bir vefa ve ikramda bulunmuştur. Bu uygulama, toplumda yardımlaşmanın ve çocuğun ihtiyacının her koşulda karşılanmasının bir yoludur.
Tüm bu hukuki ve sosyal düzenlemelerin ardından ayet, her işin temelini oluşturan ve vicdanlara seslenen bir uyarıyla son bulur: “Allah’tan korkun (takva sahibi olun) ve bilin ki Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir” (وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ). Ailevi meselelerde, hak ve sorumlulukların yerine getirilmesinde en büyük denetleyici, Allah korkusu ve O’nun her şeyi gördüğü, bildiği şuurudur. Yasalar ne kadar detaylı olursa olsun, kalplerde takva olmadıkça tam anlamıyla adalet ve huzur sağlanamaz. Bu son cümle, anne-babaya ve tüm ilgililere dürüst, adil, şefkatli ve sorumluluk sahibi olma yolunda güçlü bir çağrıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) de dualarında sıkça Allah’tan takva istemiş, örneğin “Allah’ım! Senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği isterim” (Müslim, Zikir, 72) diye niyazda bulunmuştur. Bu takva bilinci, ayette belirtilen tüm sorumlulukların en güzel şekilde yerine getirilmesinin manevi güvencesidir.
4. İcma
İslam alimleri, Bakara Suresi 233. ayetiyle ilgili olarak şu hususlarda büyük ölçüde görüş birliğine (icma) varmışlardır:
- Çocuğun süt emme hakkının azami süresinin iki kameri yıl olduğu ve bu sürenin tamamlanmasının süt akrabalığı (tahrîm) açısından önemli bir ölçüt olduğu kabul edilir.
- Babanın, emziren eşine veya çocuğunu emziren ve iddet beklemekte olan boşanmış eşine, “bil-ma’ruf” (örfe uygun) bir şekilde yiyecek ve giyecek temin etme (nafaka) sorumluluğu olduğu hususunda icma vardır.
- Anne ve babanın, çocuğun menfaatini gözeterek, karşılıklı rıza ve danışma (istişare) ile çocuğu iki yıldan önce sütten kesmelerinin caiz olduğu konusunda da genel bir ittifak bulunmaktadır.
- Bir sütanneye ihtiyaç duyulduğunda, ücreti örfe uygun olarak ödenmek kaydıyla çocukların başkasına emzirtilmesinin (istirdâ’) caiz olduğu hususunda da icma vardır.
5. Özet
Bakara Suresi’nin 233. ayeti, annelerin çocuklarını ideal olarak iki tam yıl emzirmelerini, bu süreçte babanın anneye örfe uygun nafaka (yiyecek, giyecek) temin etmesini emreder. Ayet, hiç kimseye gücünün üzerinde sorumluluk yüklenmeyeceğini, çocuğun anne veya baba tarafından bir zarar görmemesi gerektiğini ve babanın vefatı halinde bu sorumluluğun varisine geçeceğini belirtir. Ayrıca, ebeveynlerin karşılıklı rıza ve danışmayla çocuğu daha erken sütten kesebileceğini veya ücreti örfe uygun ödenmek kaydıyla sütanne tutabileceğini açıklar ve tüm bu konularda Allah’a karşı takva sahibi olunması gerektiğini, zira Allah’ın tüm yapılanları gördüğünü hatırlatır.
6. İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı
Bakara Suresi, Medine döneminde, hicretten sonraki yıllarda peyderpey nazil olmuştur. Bu 233. ayet de Medine’de, İslam toplumunun yeni kurulduğu ve aile hukuku, toplumsal ilişkiler gibi konularda ilahi rehberliğe ihtiyaç duyulduğu bir dönemde inmiştir. Ayet, özellikle cahiliye döneminde hakları sıklıkla ihmal edilen kadınların ve çocukların haklarını güvence altına alarak, adil ve merhamet temelli bir aile yapısının esaslarını belirlemiştir. Boşanma sonrası çocukların durumu, nafaka, emzirme gibi pratik meselelere çözümler sunarak toplumsal düzenin tesisine katkıda bulunmuştur.