Kısasta Hayat Vardır: Göze Göz, Dişe Diş Ayeti Ne Anlama Geliyor?
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
Kur’an-ı Kerim Mâide Suresi, 45. Ayet-i Kerimede Anlatılmak İstenenler
Bu ayet, bir önceki ayette Tevrat’ın hidayet ve nur kaynağı olduğu belirtildikten sonra, Tevrat’ta yer alan kısas hükmünü açıklar ve bu hükümle amel etmeyenlerin zalim olduğunu ilan eder. Ayet, “cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara karşılıklı kısas” ilkesini belirterek, ilahi adaletin temelini ortaya koyar. Ancak aynı zamanda, kısas hakkının bağışlanmasının, bu bağışı yapan için günahlarına keffâret (örtücü) olacağını müjdeleyerek merhamet ve bağışlama kapısını da açık bırakır. Bu, adaletle merhamet arasındaki ilahi dengeyi gösterir.
Ayet-i Kerime
Arapça Okunuşu: وَكَتَبْنَا عَلَيْهِمْ فِيهَا أَنَّ النَّفْسَ بِالنَّفْسِ وَالْعَيْنَ بِالْعَيْنِ وَالْأَنفَ بِالْأَنفِ وَالْأُذُنَ بِالْأُذُنِ وَالسِّنَّ بِالسِّنِّ وَالْجُرُوحَ قِصَاصٌ ۚ فَمَن تَصَدَّقَ بِهِ فَهُوَ كَفَّارَةٌ لَّهُ ۚ وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُولَـٰئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
Elmalılı Hamdi Yazır Meali: Biz Tevrat´ta onlara, cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara karşılıklı kısas (ödeşme) yazdık. Bununla beraber kim kısas hakkını bağışlarsa, bu kendi günahlarına keffaret olur. Ve kim Allah´ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
Türkçe Okunuşu: Ve ketebnâ aleyhim fîhâ ennen nefse bin nefsi vel ayne bil ayni vel enfe bil enfi vel uzune bil uzuni ves sinne bis sinni vel curûha kısâs(kısâsun) fe men tesaddeka bihî fe huve keffâretun leh(lehu) ve men lem yahkum bimâ enzelallâhu fe ulâike humuz zâlimûn(zâlimûne).
Mâide Suresi’nin 45. Ayeti Işığında Dualar
Bu ayet, adalet duygusunu pekiştirmeyi, haksızlık karşısında sabretmeyi ve affedici olmayı öğretir. Bu doğrultuda şu dualar edilebilir:
- “Ya Rabbî! Bize, Tevrat’ta ve Kur’an’da indirdiğin kısas hükmüyle adaletli olmayı nasip et. Haksızlık karşısında nefsine yenilmeyen ve intikam hissiyle hareket etmeyen kullarından eyle. Bize, affetmenin ve bağışlamanın bereketini hissettir.”
- “Allah’ım! Bizi, Senin hükmünle hükmetmeyerek zalim olanlardan eyleme. Bize, zulme karşı duracak gücü, mağdur olduğumuzda ise affedecek genişliği ver. Bizi, zalimlerin azabından ve o günün kötü akıbetinden koru.”
Hadisler ve Sahabe Uygulamaları Bölümü
Peygamber Efendimiz (s.a.v) döneminde kısas hükümleri titizlikle uygulanmıştır. Haksız yere cinayet veya yaralama suçlarında, kısasın uygulanması veya diyete (kan bedeli) razı olunması müminlere bırakılmıştır. Hadislerde, kan davalarının sona erdirilmesi ve sulhun teşvik edilmesi için affetmenin faziletine dair birçok öğüt bulunmaktadır. Sahabeler, bu ayetten aldıkları dersle, kısas hükmünün caydırıcılığını korurken, affetmenin de kişiyi manen yücelten ve günahlarına keffaret olan bir eylem olduğunu bilmişlerdir.
İcma Bölümü
İslam alimleri, bu ayette geçen “kısas” hükmünün, haksız yere cana kıyan veya yaralayan kimseler için geçerli bir ceza olduğu konusunda icma etmiştir. Ancak bu hükmün uygulanması, mağdurun veya mirasçılarının hakkıdır. Mağdurun veya mirasçılarının kısas yerine diyet (maddi tazminat) talep etmesi veya tamamen affetmesi durumunda kısas cezası düşer. Alimler, “kim kısas hakkını bağışlarsa, bu kendi günahlarına keffaret olur” ifadesini, bağışlayıcılığın ilahi bir lütuf olduğu ve kişinin sevap kazanmasına vesile olacağı şeklinde yorumlamıştır.
Sünnet-i Seniyye Bölümü
Sünnet, kısas hükmünü uygulamakla birlikte, affetmenin ve sulh yolunu seçmenin faziletini öğretmiştir. Peygamberimiz (s.a.v), bir savaşta düşmanlarına karşı bile, affetmenin üstün bir ahlak olduğunu göstermiştir. Bu ayet, Peygamberimizin, zulme uğrayanları affetmeye teşvik etme ahlakıyla da örtüşür. O, bir yandan adaleti tesis ederken, diğer yandan da merhameti ve affediciliği yücelterek, İslam toplumunda kin ve intikam duygularının kök salmasını engellemiştir.
Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler
- Adaletin Önemi: Ayet, bir toplumda adaletin sağlanması için kısas gibi caydırıcı cezalara ihtiyaç duyulabileceğini gösterir. Bu, hukukun sadece bireyi değil, tüm toplumu koruma amacını taşır.
- Merhamet ve Bağışlamanın Değeri: Haksızlığa uğrayan kişinin, intikam almak yerine kısas hakkını bağışlamasının, hem dünyevi hem de uhrevi olarak büyük bir karşılığı olduğunu belirtir. Bu, affediciliğin erdemini vurgular.
- İlahi Hükmü Terk Etmenin Sonucu: “Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir” ifadesi, ilahi adaleti terk etmenin, bireyleri ve toplumları zulme ve haksızlığa sürükleyeceğini gösterir.
- Kul Hakkının Üstünlüğü: Ayetteki kısas hükmü, kul hakkının ne denli önemli olduğunu vurgular. Haksız yere bir cana veya organa zarar veren, bunun karşılığını ya kısasla ya da diyetle ödemek zorundadır.
Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı Bölümü
Bu ayet, bir önceki Mâide 44. ayette “Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir” hükmünün bir devamı niteliğindedir. 45. ayet, bu kez Tevrat’taki kısas hükmü üzerinden, Allah’ın indirdiğiyle hükmetmemenin “zalimlik” olduğunu belirtir. Böylece, ilahi hükümlere karşı gelenlerin durumları farklı isimlerle (kâfir, zalim, fasık) ele alınarak, günahın derecelerine dikkat çekilir. Ardından gelen Mâide 46. ayet ise, Tevrat’tan sonra gelen Hz. İsa’ya İncil’in verildiğini, bu kitabın da Tevrat’ı doğruladığını ve Hristiyanların da bu hükümlerle amel etmesi gerektiğini anlatır.
Mâide Suresi ve İlgili Konular Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
- Ayette geçen “kısas” ne anlama gelir? “Kısas”, bir suçlunun, işlediği suçun aynısıyla cezalandırılmasıdır. Cana can, göze göz gibi ifadelerle, bu ilkenin adaletli ve hakkaniyetli bir şekilde uygulanması gerektiği vurgulanır.
- Haksızlık karşısında kısas yerine af ve bağışlama seçeneği var mıdır? Evet. Ayet, “kim kısas hakkını bağışlarsa, bu kendi günahlarına keffaret olur” diyerek, affetmenin ve bağışlamanın, intikam almaktan daha üstün bir ahlaki davranış olduğunu ve ilahi bir mükafata yol açtığını gösterir.
- Ayetteki “zalimler”den kimler kastediliyor? Bu ayet bağlamında “zalimler”, ilahi kısas hükmünü uygulamayan, bu hükümden yüz çeviren ve kendi heva ve heveslerine göre adalet tesis etmeye çalışan kimselerdir.
- Tevrat’ta kısas hükmünün bulunması, Tevrat’ın aslına dair ne söyler? Bu ayet, Tevrat’ın da ilahi kaynaklı bir kitap olduğunu, içinde adalet gibi temel ve evrensel ilahi hükümlerin yer aldığını doğrular.
- Ayet, bir cana kıymanın cezasının, sadece dünyevi bir ceza ile sınırlı olmadığını nasıl gösterir? Ayet, “Kim de Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir” diyerek, ilahi hükme karşı gelmenin, dünyevi ceza gerektiren bir suç olmasının yanı sıra, ahirette de azaba yol açacak bir zulüm olduğunu belirtir.
- “Keffaret” (günahlara örtücü) ne demektir? Keffaret, işlenen bir günahın bağışlanmasına, silinmesine veya telafi edilmesine vesile olan bir amel veya davranıştır. Bu ayette kısası bağışlamak, bu tür bir keffaret olarak sunulur.
- Bu ayet, İslam toplumunda kan davalarını engellemek için nasıl bir ilke koyar? Ayet, kısas hükmünü uygulamakla birlikte, af ve diyet seçeneklerini de sunarak, intikam döngüsünü kırmayı ve toplumda barış ve sulhu tesis etmeyi amaçlar.
- İslam hukukuna göre kısas cezası nasıl uygulanır? Kısas, mağdurun veya mirasçılarının talebi üzerine, devletin yetkili makamları tarafından ve adil bir yargılama süreci sonucunda uygulanır.
- Ayetteki “yaralara kısas” ifadesinden ne anlamalıyız? Bu ifade, bir kişiye kasten yapılan yaralamanın, aynı şekilde yaranın boyutu ve mahiyetine göre bir ceza ile karşılık bulmasıdır.
- Ayet, bir yöneticinin adaletle hükmetme sorumluluğunu nasıl tanımlar? Ayet, yöneticinin, ilahi hükümlerle hükmetmesi gerektiğini ve bu hükümlerden sapmanın, onu “zalim” statüsüne düşüreceğini açıkça belirtir.
- “Kim de Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse…” ifadesi, sadece yöneticileri mi kapsar? Bu ifade, genel bir hüküm olarak, hüküm verme yetkisine sahip olan herkesi kapsar. Ancak özellikle toplumsal ve siyasal liderler için bir uyarı niteliğindedir.
- Bu ayet, insan hakları konusunda nasıl bir temel oluşturur? Ayet, insan hayatının kutsallığını ve bireysel haklara olan saygıyı evrensel bir ilke olarak ortaya koyarak, bu konuda adaletli bir hukuk sisteminin gerekliliğini vurgular.
- Zulüm ve kâfirlik arasındaki fark nedir? Mâide Suresi’nde bu kavramlar farklı ayetlerde ele alınır. Küfür, Allah’ın ayetlerini topyekun reddetme ve inkar etme iken, zulüm, ilahi hükümleri bilerek uygulamama, haksızlık ve aşırılıkta bulunma eylemidir. Bu ayet, ilahi hükümden yüz çevirmenin, kişiyi zalimlerden biri yapacağını vurgular.