Kur’an-ı Kerim Âl-i Şahit Olduğu Halde Allah’ın Ayetlerini Neden İnkâr Ediyorlar? Suresi 70. Ayeti
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ nebiyyinâ Muhammedini'n-nebiyyi'il-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim
Kur’an-ı Kerim Âl-i İmrân Suresi 70. Ayeti
Arapça Okunuşu: يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَاَنْتُمْ تَشْهَدُونَ
Türkçe Okunuşu: Yâ ehle-lkitâbi lime tekfurûne bi-âyâtillâhi ve entum teşhedûn(e).
Elmalılı Hamdi Yazır Meali: Ey kitap ehli! (Gerçeğe) şahit olduğunuz halde, niçin Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Âl-i İmrân Suresi’nin 70. Ayeti Işığında Duası
Bu ayet-i kerime, bir önceki ayette mü’minleri saptırma niyetleri deşifre edilen Ehl-i Kitap’a yönelik, kınayıcı ve hayret dolu bir soru yöneltir. Onların en büyük çelişkisine işaret eder: Hakikate bizzat “şahit oldukları” halde, Allah’ın ayetlerini inkâr etmeleri. Bu, en tehlikeli inkâr türüdür: Bilerek ve görerek inkâr etmek. Bu ayetin ışığında mü’minin duası, bu duruma düşmekten Allah’a sığınmak ve ilmiyle amel edenlerden olmayı dilemektir.
Bildiği Hakikati İnkâr Etmekten Sığınma Duası: Bir mü’minin en büyük korkusu, hakikati bildikten sonra ondan sapmaktır. Bu ayetteki tehdit, bu korkuyu derinleştirir. “Ya Rabbi! Bizi, hakikate şahit oldukları halde, kibirleri, hasetleri veya dünyevi menfaatleri uğruna onu inkâr edenlerin zümresine dâhil etme. Bize verdiğin ilmi, lehimize bir delil kıl, aleyhimize değil. Kalbimizle bildiğimiz ve tasdik ettiğimiz gerçekleri, dilimizle veya amellerimizle inkâr etme zilletinden bizleri muhafaza eyle.”
İlimle Amel Etme Duası: Ayet, bilginin tek başına kurtuluş için yeterli olmadığını, ona şahitliğin gereğini yapmanın şart olduğunu gösterir. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) şu meşhur duası bu ayetin ruhunu yansıtır: “Allah’ım! Fayda vermeyen ilimden, huşû duymayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul olunmayan duadan Sana sığınırım.” (Müslim, Zikir, 73; Nesâî, İstiâze, 13, 65). Fayda vermeyen ilmin en kötü örneği, kişinin şahit olduğu halde inkâr ettiği ilimdir.
Bu ayet, mü’mini, sahip olduğu her bilginin bir emanet ve bir sorumluluk olduğunu idrak etmeye; bu bilginin şahitliğinin gereğini yerine getirerek Allah’ın rızasını kazanmaya, aksi takdirde ise en büyük nankörlüğü işlemiş olacağı bilinciyle Allah’a sığınmaya davet eder.
Âl-i İmrân Suresi’nin 70. Ayeti Işığında Hadisler
Ayetteki “şahit oldukları halde inkâr etme” durumu, Medine’deki Ehl-i Kitap alimlerinin birçoğunun tavrını anlatan somut hadiselerle tefsir edilmiştir.
Peygamberi Tanıdıkları Halde İnkâr Etmeleri: Kur’an, onların Peygamber Efendimiz’i (s.a.v) kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanıdıklarını belirtir (Bakara, 2/146). Bu “tanıma” ve “şahitlik” halinin en canlı örneği, Peygamberimiz’in (s.a.v) müstakbel zevcesi ve bir Yahudi aliminin kızı olan Hz. Safiyye’nin (r.anha) anlattığı şu olaydır: “Resûlullah (s.a.v) Medine’ye geldiğinde, babam Huyey b. Ahtab ve amcam Ebû Yâsir, O’nu görmeye gittiler. Gün batımına kadar dönmediler. Çok yorgun ve bitkin bir halde geldiklerinde, amcamın babama şöyle dediğini duydum: ‘Bu O mu?’ (Yani kitaplarımızda beklediğimiz peygamber bu mu?). Babam, ‘Evet, vallahi O’dur!’ dedi. Amcam, ‘O’nu gerçekten tanıdın ve emin misin?’ diye sordu. Babam, ‘Evet’ dedi. Amcam, ‘Peki, O’na karşı ne yapmayı düşünüyorsun?’ diye sorunca, babam şu cevabı verdi: ‘Vallahi, yaşadığım müddetçe O’na düşmanlık edeceğim.’” Bu diyalog, ayetteki “şahit olduğunuz halde niçin inkâr ediyorsunuz?” sorusunun tam bir örneği karşılığıdır. Onlar, gerçeğe şahit olmuşlar, ancak kabilecilik gururu, haset ve liderliklerini kaybetme korkusu sebebiyle onu bile bile inkâr etmişlerdir.
İlmi Gizlemenin Vebali: Hakikate şahit olup onu inkâr etmenin bir yolu da, onu gizlemektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) ilmi gizleyenler hakkında şöyle buyurmuştur: “Kime, bildiği bir ilim sorulur da o da onu gizlerse, kıyamet gününde ağzına ateşten bir gem vurulur.” (Ebû Dâvûd, İlim, 9; Tirmizî, İlim, 3). Bu hadis, ayetteki kınamanın sadece kalbi inkârı değil, aynı zamanda bildiği hakikati söylemeyerek onu örtbas edenlerin de bu kapsama girdiğini gösterir.
Bu hadisler, ayetin, o dönemde yaşanan somut bir ahlaki ve manevi krize işaret ettiğini; bilginin, sahibini hidayete götürmesi gerekirken, kalp hastalıkları sebebiyle nasıl bir inkâr ve isyan aracına dönüşebileceğini ortaya koyduğunu gösterir.
Âl-i İmrân Suresi’nin 70. Ayeti Işığında Sünnet-i Seniyye
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Sünneti, bu ayette eleştirilen “bilerek inkâr etme” tavrının tam zıttı olan “bilgiye dayalı teslimiyet” üzerine kuruludur.
Delile Dayalı Davet: Sünnet, insanları körü körüne bir imana değil, delillere dayalı bir imana davet eder. Peygamberimiz (s.a.v), Ehl-i Kitab’a “Niçin inkâr ediyorsunuz?” diye sorarken, aslında onlara “Sizin kendi kitaplarınızdaki deliller, benim peygamberliğime şahitlik ederken, bu delillere rağmen inkârınızın mantığı nedir?” demektedir. Bu, Sünnet’in, muhatabın kendi kaynaklarını ve bilgisini de bir delil olarak kullanan hikmetli bir davet metodu olduğunu gösterir.
Samimiyet ve Tutarlılık: Peygamberimiz’in (s.a.v) hayatında, bildiği ile yaptığı arasında asla bir çelişki olmamıştır. O, şahit olduğu hakikatleri önce kendi hayatında yaşamış, sonra insanlara tebliğ etmiştir. Bu tutarlılık, Sünnet’in en büyük gücüdür ve ayette eleştirilen Ehl-i Kitap alimlerinin “bildiği halde yapmama” şeklindeki tutarsızlıklarının tam zıddıdır.
Hidayete Vesile Olma: Peygamberimiz (s.a.v), Abdullah b. Selâm gibi, kitaplarındaki hakikate “şahitlik edip” Müslüman olan samimi Ehl-i Kitap alimlerine büyük değer vermiştir. Onların şahitliği, diğerlerini de imana teşvik etmiştir. Bu, Sünnet’in, hakikate şahit olanları onurlandırdığını ve onların bu tavrının ne kadar değerli olduğunu gösterir.
Sünnet, bu ayetin, bilginin bir emanet olduğunu ve bu emanete en büyük ihanetin, ona şahitlik ettiği halde gereğini yapmamak ve onu inkâr etmek olduğunu bizlere öğretir.
Ayetten Çıkarılacak Dersler ve Hikmetler
Bu kınayıcı soru ayeti, iman ve bilgi ilişkisi hakkında temel dersler içerir:
- Bilerek İnkârın Sorumluluğu: Ayet, inkârın en ağır türünün, cehaletten kaynaklanan değil, hakikate şahit olduktan sonra gerçekleşen inkâr olduğunu vurgular. Çünkü bu durumda kişinin hiçbir mazereti kalmamıştır. İnkârı, bir bilgi eksikliğinden değil, kibir, haset, inat veya dünyevi bir çıkar gibi ahlaki bir hastalıktan kaynaklanmaktadır.
- Şahitliğin Kapsamı: “Siz şahit olduğunuz halde” ifadesi neleri kapsar? a) Kendi kutsal kitaplarında (Tevrat ve İncil’de) Son Peygamber’in geleceğine dair müjdelere ve sıfatlarına şahit olmaları. b) Bizzat Hz. Muhammed’in (s.a.v) hayatındaki doğruluğuna, güvenilirliğine ve üstün ahlakına şahit olmaları. c) Onun elinde zuhur eden mucizelere şahit olmaları. d) Getirdiği mesajın (Kur’an’ın) tutarlılığına ve yüceliğine şahit olmaları.
- Mantıksal Çelişkinin Ortaya Konması: “Niçin inkâr ediyorsunuz?” sorusu, onların davranışlarındaki mantıksızlığı ve tutarsızlığı yüzlerine vurur. “Mademki gerçeği görüyorsunuz ve biliyorsunuz, bu gerçeği reddetmenizin akli ve mantıki bir açıklaması yoktur” demektir. Bu, onları kendi vicdanlarıyla baş başa bırakan bir sorudur.
- Tüm Zamanlara Yönelik Bir Uyarı: Ayetin mesajı, sadece o dönemdeki Ehl-i Kitap ile sınırlı değildir. Günümüzde de, İslam’ın hak din olduğunu aklıyla ve vicdanıyla gördüğü, bildiği ve buna şahitlik ettiği halde, çeşitli sosyal baskılar, kariyer endişeleri, ailevi bağlar veya alışkanlıklar yüzünden iman etmeyen veya imanını gizleyen herkes için geçerli bir uyarıdır.
Önceki ve Sonraki Ayetlerle Bağlantısı:
- Önceki Ayet (Âl-i İmrân 69): Önceki ayet, Ehl-i Kitap’tan bir grubun, mü’minleri saptırma yönündeki gizli “niyetlerini” ve “arzularını” deşifre etmişti. Bu ayet (70), onların gizli niyetlerinden, açık “eylemlerine” geçer. Onlar sadece başkalarını saptırmak istemekle kalmıyor, bizzat kendileri de bildikleri halde Allah’ın ayetlerini “inkâr ediyorlar.”
- Sonraki Ayet (Âl-i İmrân 71): Yetmişinci ayet, onların “niçin inkâr ettiklerini” sorduktan sonra, yetmiş birinci ayet, bu inkârı nasıl bir metotla yaptıklarını açıklar: “Ey Ehl-i kitap! Neden hak ile batılı karıştırıyor ve bildiğiniz halde hakkı gizliyorsunuz?” Ayet, onların inkârının sadece pasif bir red değil, aynı zamanda aktif bir “tahrifat” (bozma) ve “kitmân” (gizleme) eylemi olduğunu belirtir. Böylece eleştiri, “niçin inkâr ediyorsunuz?” sorusundan, “inkârınızı hangi ahlaksız metotlarla yapıyorsunuz?” sorusuna doğru derinleşir.
Özet: Âl-i İmrân Suresi 70. ayeti, Ehl-i Kitab’a (Yahudiler ve Hristiyanlara) yönelik kınayıcı bir soru yöneltir: “Ey Ehl-i kitap! (Peygamberin ve Kur’an’ın doğruluğuna dair delillere) bizzat şahit olup durduğunuz halde, niçin Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?”
İniş Tarihi ve Nüzul Ortamı: Medine’de, özellikle Medine’deki Yahudi alimlerinin tutumuna karşı nazil olmuştur. Onlar, Tevrat’taki bilgilerden dolayı, Hz. Muhammed’in (s.a.v) peygamberlik alametlerini tanıyor, onun hak olduğunu biliyorlardı. Ancak kabilecilik asabiyeti, haset ve mevcut dini otoritelerini kaybetme korkusu gibi sebeplerle, bu şahitliklerinin gereğini yerine getirmeyip onu inkâr ediyorlardı. Ayet, onların bu çelişkili ve samimiyetsiz tutumunu deşifre etmektedir.
İcma: Hakikati bildikten ve ona şahit olduktan sonra, onu inat, kibir veya dünyevi bir menfaat uğruna inkâr etmenin, cehaletle yapılan inkârdan çok daha büyük bir günah ve vebal olduğu hususu, İslam alimlerinin üzerinde icma ettiği bir ilkedir.
Sonuç: Bu ayet-i kerime, imanın sadece bir bilgi meselesi değil, aynı zamanda bir samimiyet ve dürüstlük meselesi olduğunu vurgulayan ahlaki bir ikazdır. O, en büyük ihanetin, insanın kendi bildiğine, kendi gördüğüne ve kendi vicdanının şahitliğine ihanet etmesi olduğunu ortaya koyar. Ayet, bilgiyi bir hidayet vesilesi değil de bir inkâr bahanesi yapanların, Allah katındaki en anlamsız ve en acı verici çelişkinin içine düştüklerini ilan eder.