Kuran’ı Kerim Okuyun
Hicr Suresi - Sayfa: 5/8
قَالُوا لَا تَوْجَلْ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ عَلِيمٍ﴿٥٣﴾
53. Melekler: «Korkma! Gerçekten biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz» dediler. Okunuşu: Kâlû lâ tevcel innâ nubeşşiruke bi gulâmin alîm(alîmin).
قَالَ أَبَشَّرْتُمُونِي عَلَىٰ أَن مَّسَّنِيَ الْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ﴿٥٤﴾54. İbrahim dedi ki: «Bana ihtiyarlık gelmişken, beni mi müjdeliyorsunuz, neye dayanarak beni müjdeliyorsunuz?» Okunuşu: Kâle e beşşertumûnî alâ en messeniyel kiberu fe bime tubeşşirûn(tubeşşirûne).
قَالُوا بَشَّرْنَاكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ الْقَانِطِينَ﴿٥٥﴾55. Melekler: «Seni gerçekle müjdeliyoruz. Sakın Allah´ın rahmetinden ümidini kesenlerden olma!» dediler. Okunuşu: Kâlû beşşernâke bil hakkı fe lâ tekun minel kânıtîn(kânıtîne).
قَالَ وَمَن يَقْنَطُ مِن رَّحْمَةِ رَبِّهِ إِلَّا الضَّالُّونَ﴿٥٦﴾56. İbrahim dedi ki: «Rabbimin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?» Okunuşu: Kâle ve men yaknetu min rahmeti rabbihî illad dâllûn(dâllûne).
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ﴿٥٧﴾57. «Ey elçiler! Başka ne işiniz var?» dedi. Okunuşu: Kâle fe mâ hatbukum eyyuhel murselûn(murselûne).
قَالُوا إِنَّا أُرْسِلْنَا إِلَىٰ قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ﴿٥٨﴾58. Melekler şöyle dediler: «Biz suçlu bir kavmi cezalandırmak için gönderildik. Okunuşu: Kâlû innâ ursilnâ ilâ kavmin mucrimîn(mucrimîne).
إِلَّا آلَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ أَجْمَعِينَ﴿٥٩﴾59. Ancak Lût ailesi müstesnâdır. Biz, onların hepsini muhakkak kurtaracağız. Okunuşu: İllâ âle lût(lûtın), innâ le muneccûhum ecma’în(ecma’îne).
إِلَّا امْرَأَتَهُ قَدَّرْنَا ۙ إِنَّهَا لَمِنَ الْغَابِرِينَ﴿٦٠﴾60. Yalnız Lût´un karısı müstesnâ, çünkü onun helak edilenlerle birlikte yok edilmesini takdir ettik. Okunuşu: İllemre’etehu kaddernâ innehâ le minel gâbirîn(gâbirîne).
فَلَمَّا جَاءَ آلَ لُوطٍ الْمُرْسَلُونَ﴿٦١﴾61. Melek olan elçiler, Lût kavmine gelince, Okunuşu: Fe lemmâ câe âle lûtınil murselûn(murselûne).
قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ﴿٦٢﴾62. Lût dedi ki: «Doğrusu siz ürkülecek bir kavimsiniz.» Okunuşu: Kâle innekum kavmun munkerûn(munkerûne).
قَالُوا بَلْ جِئْنَاكَ بِمَا كَانُوا فِيهِ يَمْتَرُونَ﴿٦٣﴾63. Elçiler dediler ki: «Bilakis biz sana onların şüphe ettiği azabı getirdik.» Okunuşu: Kâlû bel ci’nâke bi mâ kânû fîhi yemterûn(yemterûne).
وَأَتَيْنَاكَ بِالْحَقِّ وَإِنَّا لَصَادِقُونَ﴿٦٤﴾64. «Sana gerçeği getirdik; biz elbette doğru söylüyoruz.» Okunuşu: Ve eteynâke bil hakkı ve innâ le sâdikûn(sâdikûne).
فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِّنَ اللَّيْلِ وَاتَّبِعْ أَدْبَارَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنكُمْ أَحَدٌ وَامْضُوا حَيْثُ تُؤْمَرُونَ﴿٦٥﴾65. «Gecenin bir bölümünde aileni yola çıkar, sen de arkalarından yürü ve sizden kimse ardına bakmasın; istenen yere gidin.» Okunuşu: Fe esri bi ehlike bi kıt’ın minel leyli vettebı’ edbârehum ve lâ yeltefit minkum ehadun vamdû haysu tu’merûn(tu’merûne).
صَدَقَ اللّهُ العَظِيمُ