Kuran’ı Kerim Okuyun
Kamer Suresi - Sayfa: 4/5
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ﴿٤٠﴾
40. Andolsun biz Kur´ân´ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur? Okunuşu: Ve lekad yessernel kur’âne liz zikri fe hel min muddekir(muddekirin).
وَلَقَدْ جَاءَ آلَ فِرْعَوْنَ النُّذُرُ﴿٤١﴾41. Şüphesiz Firavun ailesine de uyarıcı peygamberler geldi. Okunuşu: Ve lekad câe âle fir’avnen nuzur(nuzuru).
كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذْنَاهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍ مُّقْتَدِرٍ﴿٤٢﴾42. Lakin onlar bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları çok kuvvetli ve kudretli bir yakalayışla yakaladık. Okunuşu: Kezzebû bi âyâtinâ kullihâ fe ehaznâhum ahze azîzin muktedir(muktedirin).
أَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ مِّنْ أُولَـٰئِكُمْ أَمْ لَكُم بَرَاءَةٌ فِي الزُّبُرِ﴿٤٣﴾43. Bu kıssalardan hisseye gelince; Şimdi sizin kâfirleriniz, onlardan hayırlı mı? Yoksa kitaplarda sizin için bir beraet mi var? Okunuşu: E kuffârukum hayrun min ulâikum em lekum berâetun fîz zubur(zuburi).
أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌ مُّنتَصِرٌ﴿٤٤﴾44. Yoksa «Biz birbirimize yardım eden bir topluluğuz.» mu diyorlar? Okunuşu: Em yekûlûne nahnu cemîun muntesir(muntesirun).
سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَ﴿٤٥﴾45. Her halde o topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır. Okunuşu: Se yuhzemul cem’u ve yuvellûned dubur(dubura).
بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ أَدْهَىٰ وَأَمَرُّ﴿٤٦﴾46. Bilakis kıyamet onlara vaad edilen asıl saattir. Saat cidden çok feci ve acıdır. Okunuşu: Belis sâatu mev’ıduhum ves sâ’atu edhâ ve emerr(emerru).
إِنَّ الْمُجْرِمِينَ فِي ضَلَالٍ وَسُعُرٍ﴿٤٧﴾47. Muhakkak ki suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler. Okunuşu: İnnel mucrimîne fî dalâlin ve suur(suurin).
يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِي النَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا مَسَّ سَقَرَ﴿٤٨﴾48. O gün yüzleri üstü ateşte sürüklenecekler, «Cehennemin dokunuşunu tadın!» (denilecek). Okunuşu: Yevme yushabûne fîn nâri alâ vucûhihim, zûkû messe sekar(sekare).
إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ﴿٤٩﴾49. Haberiniz olsun ki, biz her şeyi bir kadere göre yarattık. Okunuşu: İnnâ kulle şey’in halaknâhu bi kader(kaderin).
وَمَا أَمْرُنَا إِلَّا وَاحِدَةٌ كَلَمْحٍ بِالْبَصَرِ﴿٥٠﴾50. Buyruğumuz yalnız bir tekdir, göz açıp yumma gibidir. Okunuşu: Ve mâ emrunâ illâ vâhıdetun ke lemhın bil basar(basari).
وَلَقَدْ أَهْلَكْنَا أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ﴿٥١﴾51. Andolsun biz, sizin benzerlerinizi hep helak ettik. Öğüt alan yok mudur? Okunuşu: Ve lekad ehleknâ eşyâakum fe hel min muddekir(muddekirin).
وَكُلُّ شَيْءٍ فَعَلُوهُ فِي الزُّبُرِ﴿٥٢﴾52. İşledikleri her şey, kitaplarda mevcuttur. Okunuşu: Ve kullu şey’in fe alûhu fîz zubur(zuburi).
صَدَقَ اللّهُ العَظِيمُ