Kuran’ı Kerim Okuyun


Basılı tutun

Al-i İmran Suresi - Sayfa: 4/16

قَالَ رَبِّ أَنَّىٰ يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَقَدْ بَلَغَنِيَ الْكِبَرُ وَامْرَأَتِي عَاقِرٌ ۖ قَالَ كَذَٰلِكَ اللَّهُ يَفْعَلُ مَا يَشَاءُ﴿٤٠﴾
40. Dedi ki: "Rabbim! Bana ihtiyarlık gelip çatmış, karım da kısır iken, benim nasıl bir oğlum olabilir?" Allah, "Öyledir, Allah dilediğini yapar" buyurdu. Okunuşu: Kâle rabbi ennâ yekûnu lî gulâmun ve kad beleganiyel kiberu vemraetî âkir(âkirun), kâle kezâlikellâhu yef’alu mâ yeşâ’(yeşâu).
قَالَ رَبِّ اجْعَل لِّي آيَةً ۖ قَالَ آيَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ إِلَّا رَمْزًا ۗ وَاذْكُر رَّبَّكَ كَثِيرًا وَسَبِّحْ بِالْعَشِيِّ وَالْإِبْكَارِ﴿٤١﴾
41. Dedi ki: "Rabbim! Bana bir alâmet ver." Allah, "Senin alâmetin, insanlarla üç gün işaretten başka türlü konuşmamandır. Rabbini çok an, akşam sabah tesbih et" buyurdu. Okunuşu: Kâle rabbic’al lî âyeh(âyeten), kâle âyetuke ellâ tukellimen nâse selâsete eyyâmin illâ remzâ(remzan), vezkur rabbeke kesîran ve sebbih bil aşiyyi vel ibkâr(ibkâri).
وَإِذْ قَالَتِ الْمَلَائِكَةُ يَا مَرْيَمُ إِنَّ اللَّهَ اصْطَفَاكِ وَطَهَّرَكِ وَاصْطَفَاكِ عَلَىٰ نِسَاءِ الْعَالَمِينَ﴿٤٢﴾
42. Hani melekler, "Ey Meryem! Allah seni seçti, seni tertemiz kıldı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı" demişlerdi. Okunuşu: Ve iz kâletil melâiketu yâ meryemu innallâhastafâki ve tahhareki vestafâki alâ nisâil âlemîn(âlemîne).
يَا مَرْيَمُ اقْنُتِي لِرَبِّكِ وَاسْجُدِي وَارْكَعِي مَعَ الرَّاكِعِينَ﴿٤٣﴾
43. "Ey Meryem! Rabbine divan dur, secde et ve rükû edenlerle birlikte rükû et." Okunuşu: Yâ meryemuknutî li rabbiki vescudî verkai mear râkiîn(râkiîne).
ذَٰلِكَ مِنْ أَنبَاءِ الْغَيْبِ نُوحِيهِ إِلَيْكَ ۚ وَمَا كُنتَ لَدَيْهِمْ إِذْ يُلْقُونَ أَقْلَامَهُمْ أَيُّهُمْ يَكْفُلُ مَرْيَمَ وَمَا كُنتَ لَدَيْهِمْ إِذْ يَخْتَصِمُونَ﴿٤٤﴾
44. Bu, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem'i kimin himayesine alacağını belirlemek için kalemlerini atarlarken sen onların yanında değildin. Onlar (bu konuda) çekişirlerken de yanlarında değildin. Okunuşu: Zâlike min enbâil gaybi nûhîhi ileyk(ileyke), ve mâ kunte ledeyhim iz yulkûne eklâmehum eyyuhum yekfulu meryeme, ve mâ kunte ledeyhim iz yahtesımûn(yahtesımûne).
إِذْ قَالَتِ الْمَلَائِكَةُ يَا مَرْيَمُ إِنَّ اللَّهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةٍ مِّنْهُ اسْمُهُ الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ وَجِيهًا فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ﴿٤٥﴾
45. Hani melekler demişlerdi ki: "Ey Meryem! Allah, seni kendisinden bir kelime ile müjdeliyor. Adı, Meryem oğlu İsa Mesih'tir. Dünyada ve ahirette şanı yücedir ve Allah'a yakın kılınanlardandır." Okunuşu: İz kâletil melâiketu yâ meryemu innallâhe yubeşşiruki bi kelimetin minh(minhu), ismuhul mesîhu îsebnu meryeme vecîhan fîd dunyâ vel âhıreti ve minel mukarrebîn(mukarrebîne).
وَيُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلًا وَمِنَ الصَّالِحِينَ﴿٤٦﴾
46. "O, beşikte de, yetişkinliğinde de insanlarla konuşacak ve salihlerden olacaktır." Okunuşu: Ve yukellimun nâse fîl mehdi ve kehlen ve mines sâlihîn(sâlihîne).
قَالَتْ رَبِّ أَنَّىٰ يَكُونُ لِي وَلَدٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِي بَشَرٌ ۖ قَالَ كَذَٰلِكِ اللَّهُ يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ ۚ إِذَا قَضَىٰ أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُن فَيَكُونُ﴿٤٧﴾
47. Meryem, "Rabbim! Bana bir insan dokunmamışken nasıl çocuğum olabilir?" dedi. Allah, "Öyledir, Allah dilediğini yaratır. Bir işin olmasını dilediği zaman, ona sadece 'Ol!' der, o da oluverir" dedi. Okunuşu: Kâlet rabbi ennâ yekûnu lî veledun ve lem yemsesnî beşer(beşerun), kâle kezâlikillâhu yahluku mâ yeşâ’(yeşâu) izâ kadâ emren fe innemâ yekûlu lehu kun fe yekûn(yekûnu).
وَيُعَلِّمُهُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرَاةَ وَالْإِنجِيلَ﴿٤٨﴾
48. "Ona Kitab'ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek." Okunuşu: Ve yuallimuhul kitâbe vel hikmete vet tevrâte vel incîl(incîle).
وَرَسُولًا إِلَىٰ بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنِّي قَدْ جِئْتُكُم بِآيَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ ۖ أَنِّي أَخْلُقُ لَكُم مِّنَ الطِّينِ كَهَيْئَةِ الطَّيْرِ فَأَنفُخُ فِيهِ فَيَكُونُ طَيْرًا بِإِذْنِ اللَّهِ ۖ وَأُبْرِئُ الْأَكْمَهَ وَالْأَبْرَصَ وَأُحْيِي الْمَوْتَىٰ بِإِذْنِ اللَّهِ ۖ وَأُنَبِّئُكُم بِمَا تَأْكُلُونَ وَمَا تَدَّخِرُونَ فِي بُيُوتِكُمْ ۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً لَّكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ﴿٤٩﴾
49. Ve İsrailoğullarına bir peygamber olarak (diyecek ki): "Şüphesiz ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben size çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, ona üflerim ve Allah'ın izniyle o hemen kuş oluverir. Yine Allah'ın izniyle, anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştirir, ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yediğinizi ve ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer inanan kimselerseniz, bunda sizin için kesin bir ibret vardır." Okunuşu: Ve resûlen ilâ benî isrâîle ennî kad ci’tukum bi âyetin min rabbikum, ennî ehluku lekum minet tîni ke heyetit tayri fe enfuhu fîhi fe yekûnu tayran bi iznillâh(iznillâhi), ve ubriul ekmehe vel ebrasa ve uhyîl mevtâ bi iznillâh(iznillâhi), ve unebbiukum bi mâ te’kulûne ve mâ teddehırûne, fî buyûtikum inne fî zâlike le âyeten lekum in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
وَمُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرَاةِ وَلِأُحِلَّ لَكُم بَعْضَ الَّذِي حُرِّمَ عَلَيْكُمْ ۚ وَجِئْتُكُم بِآيَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ﴿٥٠﴾
50. "Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için geldim. Size Rabbinizden bir mucize getirdim. O halde Allah'tan korkun ve bana itaat edin." Okunuşu: Ve musaddikan limâ beyne yedeyye minet tevrâti ve li uhılle lekum ba’dallezî hurrime aleykum ve ci’tukum bi âyetin min rabbikum fettekûllâhe ve etîûn(etîûni).
إِنَّ اللَّهَ رَبِّي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ ۗ هَـٰذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ﴿٥١﴾
51. "Şüphesiz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na kulluk edin. İşte bu, dosdoğru yoldur." Okunuşu: İnnallâhe rabbî ve rabbikum fa’budûh(fa’budûhu), hâzâ sırâtun mustakîm(mustakîmun).
فَلَمَّا أَحَسَّ عِيسَىٰ مِنْهُمُ الْكُفْرَ قَالَ مَنْ أَنصَارِي إِلَى اللَّهِ ۖ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ أَنصَارُ اللَّهِ آمَنَّا بِاللَّهِ وَاشْهَدْ بِأَنَّا مُسْلِمُونَ﴿٥٢﴾
52. İsa, onlardaki inkârcılığı sezince, "Allah yolunda benim yardımcılarım kimdir?" dedi. Havariler, "Biz Allah'ın yardımcılarıyız. Allah'a inandık. Şahit ol ki, biz müslümanlarız" dediler. Okunuşu: Fe lemmâ ehassa îsâ min humul kufre kâle men ensârî ilâllâh(ilâllâhi), kâlel havâriyyûne nahnu ensârullâh(ensârullâhi), âmennâ billâh(billâhi), veşhed bi ennâ muslimûn(muslimûne).

صَدَقَ اللّهُ العَظِيمُ


Başa dön tuşu